canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İmanın Koruyucuları - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

İMANIN KORUYUCULARI

 

İman beş kat bir kal’a içindedir:

1-     Yakîn, yani zandan kurtulup, yakîn hasıl olmak ki, her halimde Allah (c.c.) beni görüyor, her ne kadar ben onu görmü-yorsam da, o beni yakînen görüyor inancına sahip olmak.

2-     İhlas, ihlas da odur ki, bütün yapılan ibadet ve amellerde Allah’ın rızası olmaktır. Allah’ın rızasından gayri arzular ve mak-satların hepsi atılıp, yalnız Allah rızası kalmaktır.

3-     Eda-i feraiz, yani farz olan ibadetlerdir.

4-     Sünnetlerdir.

5-     Edeptir.

Bir kimse bunlarla beraber edebi muhafaza ettiği müddetçe, şeytanın o kimseye tamaı olmaz. Ancak edebi, bozar, terk ettiği zamanda şeytanın ona tamaı olur. Evvela onun sünnetini terk ettirmeye, sonra da feraizini terk ettirmeye, sonra da ihlasını terk ettirmeye, sonra da yakînini zayıflaştırmaya tamaı olur.

İşte bu durumlara karşı insanın abdestinde ve namazında vesair ibadetlerinde ve alışverişlerinde ve bunlardan gayrı cemii işi ve umurunda çok dikkat edip, edebi muhafaza eylemesine kemaliyle ihtimam göstermesi lazımdır.

Bu Edeb bir tacı devlet imiş nur-ı Hüda’dan

Giy ol tacı emin ol her türlü beladan.

Şeyh Bayezid-ı Bestami rahmetullahi aleyh der ki, bir gün ashabına dedi ki, bu gece sabah oluncaya kadar cehd eyledim. Bir kere la ilahe illallah deyim diye, çok cehd eyledim, diyemedim. Dediler, niçin diyemedin? Dedi, genç oğlan iken, bir fuhuş bir söz söyledim idi. Onu düşünüp andıkça, utandığımdan, ta sabah olun-caya kadar, çok utandığımdan bir kere la ilahe illallah diyemedim, dedi.

Cemii ömründe bir kere fuhuş söz söylediği için nice kere de tevbe eylemiş iken, yine de fuhuş sözü her düşünüp andıkça mahcup olur, utanırdı.

Ey nefsine esir olan, sen her gün istediğin zamanda fuhşiyat sözlerin söylersin. Hiçte düşünüp, mahcup olup, seni halk eden Allah’tan utanmazsın. Daha bununla da kalmazsın, Allah’ın dostları olan salih sulehayı beğenmez, onları ta’n edersin.

Aziz kardeşim, bu salih sulehanın sohbetleri müessirdir. Sevgi, itikatla sohbetlerinde bulunur isen, çok faydasını bulur, fayda görürsün. Münkir, münafık ve fasıklara yoldaş olan cehenneme ve derekelerine iner ki aşağıdan aşağıdır ve salihlere yoldaş olan cennet derecelerine gider ki a’ladan a’ladır.

İşte kimlere uyup ve kimleri sevmek ve kimlerin izine ve sözüne uymak lazımdır ve kimlerden çok sakınıp, kaçmamız lazım ise, Cenab-ı Hak onları cümlemize bildirsin ve cümlemizi koruyup, muhafaza eylesin.

Hele şu insanoğlunun nefsi dediğimiz, her insanda mevcuttur. Nefsin ismine ruh-ı hayvani denilmiştir ki, hayvan da tepme var, kapma da var. Öyle kendinde çok çirkin ahlaklar var ki ve çok hoşlandığı ve insanı sevk ettiği arzuları vardır ki, bütün arzu ve istekleri Allah’ın rızasına muhaliftir. Fir’avn’ı Allah’lık davasına sevk eden, nefsinin hevesi oldu. Şeytanı o hale getiren nefsinin hevesi, kendini kibre, benliğe, hasetliğe, eminliğe sevk etti. Lanete müstahak oldu. Öyle yularsızlar, hayvan gibileri var ki, kızına saldı-ranlar bu gibi nefsine esir olanlar, masonlar var ki, miden kabul ederse, annen ve bacınla da işini görürsün diyenler zamanımızda varlar idi. Bunlar hakkında:

Furkan suresi 43. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ

Ey Habibim, haber ver şu kendi nefsinin heva ve hevesini mabud eden kimseyi sen görmedin mi, ya Habibim?

Furkan suresi 44. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَب۪يلًا۟

Yani Allah’ı ve Allah’ın emirlerini bırakıp da, kendi nefsinin heva ve hevesini kendilerine ilah edenleri, hayvandan daha kötü olduğunu beyan edip, bu ayetle zem etmiştir.

Davud Aleyhisselam’ın, Süleyman Aleyhisselam'a sorduğu sorulardan birisi de şu idi: Dünyada gayet kem, yani en kötü nesne ki ondan kötü nesne olmaya, bu nedir, sorusuna cevap; Süleyman Aleyhisselam dedi, ey baba, ol dünyada en kötü şey odur ki, ade-moğlunun nefsidir. Cenab-ı Hak subhanehu ve Teala nefsi yarattı, nefse sual etti; ey nefis, bildin mi ben kimim, sen kimsin? Nefis cevap verip, sen sensin, ben benim, dedi. Hak Teala buyurdu, nefsi getirdiler, bir müddet cehennemde yandı. Yine getirdiler, yine Cenab-ı Hak sordu, yine böyle dedi. Yani üç defa cehennemde bir müddet yandı. Sorularda, sen sensin, ben de benim dedi. Benliğini terk etmedi. Sonra Cenab-ı Hak bunun gıdasını kesin buyurdu. Nefsin üç gün gıdasını kestiler. Nefis feryad edip, beni Rabbime götürün, bana Mevla’m gerektir. Hiç gayri nesne gerekmez dedi. Hak Teala buyurdu ki, getirin, vardılar ol nefsi getirdiler. Hak Teala dedi, ya nefis, beni bildin mi? Ben kimim ve sen kimsin? Nefis dedi, bildim:

اَنْتَ الْمَوْ لٰى وَاَنَا عَبْدُكَ الضَّع۪يفَ

Yani, ya Rabbi, sen benim Mevlamsın ve ben senin zayıf bir kulunum dedi.

Bundan bilindi ki, açlık, az yemek nefsi ıslah etmeye sebep imiş ve Allah’ı bilmeye ve kendinin acizliğini bilmeye sebep imiş. Çok yemek kalbi öldürür, zihni körleştirir imiş.

Hadis-i Şerifte:

لاَ يَمُوتُ الْقُلُوبُ اِلَّا بِكَثْرَةِ الطَّمَامِ

“Kalpleri hiçbir şey öldürmez, illa çok yemek kalpleri öldürür.”[1] Az yiyenin zihni pek ve kuvvetli olur. Gönlü yumuşak olur. Az yemekte ibadette lezzet olur ve az yiyen kimse, nefsini kendi dileğine uydurur ve kendi nefsine uymaz olur. Gaflet götü-rülür; kin, buhl, haset, nifak, hıyanet gider. Meskenet ehli olur. Gece ve gündüz Allah’ı zikir eder olur ve az yiyenlerin dilinde daim hayır kelam olur. Gözünde, gönlünde hikmet olur. Az yiyen kişi kendinin acizliğini bilir, ölümünü unutmaz olur. Daima günahlarına pişman olup, tevbeye, istiğfara devam eder. Az yiyerek huzur-ı kalp ile de zikrullaha devam ederse, arifibillah olur, marifet kapıları açılır. Gıda-i nefsaniden kesilir, gıda-i ruhaniyeye yetişir. Gönle Hakk’ın muhabbeti dolar. Akıl nuru kuvvetlenir, nefsin bu beden-den tasarrufu kesilir. Hep tasarruf aklın olur. Ruh gıdalanır, kuvvet bulur. Yani vücuda hüküm, tasarruf nefsin elinde olursa, ruh nefsin esiri olur. Nefsin yardımcısı akl-ı maaş olur. Yalnız dünya işlerini; yeme, içme, dünya ferahlarını öğretir. Eğer vücudun tasarrufu ru-hun olursa, yardımcısı aklı maad olur. Hem dünya, hem ahiret işlerini öğretir ve Allah’ın rızasını bildirir.

Şu hadisi de yazalım, inşaallahu Teala.

جَاهِدُوا اَنْفُسَكُمْ بِالْجُوعِ وَالْعَطْشِ فَاِنَّ الْاَجْرِ ف۪ى ذٰلِكَ كَاَجْرِ الْمُجَاهِدِ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ

Yani, “Gaza edin, nefsinize açlık ile, susuzluk ile cihad edin ki, şu gaziler ecri gibi ecir vardır.”[2]

Şeyh Sehl bin Abdullah Tüsteri rahmetullahi aleyhi der ki: Çok yemek ve çok karın tokluğundan cehl ve masiyet biter. Ama az yemekte ve açlıktan, ilim ve hikmet biter. Nefse ruhu-ı hayvani denilmiştir ki, halleri hayvan usulü gibidir. Ama hayvan çok kuvvet-leşen aygır bir hayvan gibi olursa, güç yetmez olur. Üstündeki adamı tanımaz, istediği yere sürükler, gider. Onun için, onun terbi-yesini ve onu ıslah etmek için, ancak gıdasını kifayet miktarı vermişler ve ölümü, mezarı daima göz önünde tutup, unutma-mışlar ve bir an Allah (c.c.) korkusunu kalpten çıkarmayarak, huzur-ı kalp ile la ilahe illallah zikrine devamla kalbi nurlandırıp, selamete çıkarmışlar. Nefsin rejiminden kurtulup, nefsini mutma-inneye ulaştırmışlar ve vücudun zahirini ve batınını Allah’ın rızasına uydurmuşlar. Ölümü, mezarı unutmayarak, ölüme, mezara teda-rikli hazır bulunmuşlar. Yemeği de az yiyerek, yani iyice acıkmayınca yememişler. Yerken de iştahı var iken çekilmişler. Nefsinin terbiyesine hakim olup, kendilerini Allah ve Resulü’nün gösterdiği yola uydurmuşlar.

Hadis-i Şerif, Enes radiyallahu anh’dan rivayet edilmiştir:

اَلاَ اُخْبِرُكُمْ عَنْ اَجْوَدَ الْاَجْوَدِ اللّٰهُ اَجْوَدُ الْاَجْوَدِ وَاَنَا اَجْوَدُ وَ لَدِ ابْنِ آدَمْ وَاَجْوَدُهُمْ مِنْ بَعْد۪ى رَجُلًا عَالِمَ عِلْمًا فَنَشَرَ عِلْمَهُ يَبْعَثُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ اُمَّةً وَاحِدَةً وَرَجُلٌ جَادَ بِنَفْسِهِ اللّٰهَ عَزَّ وَجَلَّ حَتّٰى يُقْـتَلُ

Hazret-i Enes radiyallahu anh, Fahri kainat aleyhi efdalüt tahiyyat Efendimizden rivayet ediyorlar; Yani “ey ümmeti ashabım, ben size güzellerin en güzelini haber vereyim mi? Allahu Vacib ül vücud güzellerin en ziyade güzelidir. Ben de cemii beni Adem evladının güzellerinin en ziyade güzeliyim. Benden sonra, beni Adem’in en ziyade güzeli şu kimsedir ki, ilmi talim edip, bilmiş olduğu ilmi, maksatsız, menfaatsiz, sırf Allah için, Allah’ın kullarını ikaz, irşad için halka neşreden kimsedir. İşte böyle neşr-i ulum eden kimse, yevmî kıyamette ümmet-i vahide olarak ba’s olunacaktır. Dahi insanların güzeli şu kimsedir ki, Allah yolunda şehit olan kimsedir. ”[3]

 İşte bir kimse evvela kendi nefsini ıslah edip, ilm-i nafi’, yani faydalı bir ilme, ihlaslı amele, edeb ve erkana ve güzel ahlaka sahip olarak ve her an Allah korkusunu kalpten çıkarma-yarak, nefsin terbiyesine, kalbin tasfiyesine, kalbe gelen cümle arzu, meram, maksatların cümlesini atarak, kalpte yalnız tek meram, arzu, maksat Allah sevgisi ve Allah rızası olarak böyle bir eğitimli ilme çalışır, kendi böyle ilme çalışır, onu Allah’ın kullarına öğretir, halka neşreder ise, böyle bir kimse insanların en ziyade makbul ve ahirette derece yönünden Peygamberlere en yakın derecesi olan bir alim-i amil olduğuna şüphe yoktur.

İçinde bulunduğumuz ahir zamanda fisku fücurun çokluğu ve bozuk mezheplerin ve cahil içtihatçıların çoğalıp, baş kaldırmaları ve şeyh, tarikat, mürit, isimleri altında görünüp, namazı bırakanlar, şeriat-ı aliyyeyi, tarikat-ı Muhammediye’yi çiğneyenler çoğaldı. Hayatta olanlar, hem şeriat ilmine çalışın, hem de Allah’a yakınlık için tarikat ilmine çalışın. O ilm-i nafidir ki, Tevhid ilmidir, Allah (c.c.) tarafından kalpten doğan ilimdir, en menfaatli ilim budur.

Dünyada yaşayan kardeş, bacılar! İşte Allah için, Resulullah için gayretli, ciddi olalım. Zahir şeriat ilminde, hem de Allah’a yakınlık ve dostluk için tarikat ilmine ve nafile ibadetlere, zikrullaha çalışalım ki, bu Allah’ın kullarını, Resulullah’ın ümmetini koruyalım, muhafazaya çalışalım. Nefse, şeytana, bozuk mezheplere, bid’atçi-lere, münkir ve münafıklara; sünnetleri, şeriatı tamam olmayanlara kaptırmayalım. Kapılanları uyarmaya çalışalım. Mümkün mertebe efrad-ı aile evlatlarımıza bütün Allah’ın kullarına ve ümmet-i Muhammed’e dinimizin temellerini öğretelim. Allah, Resulullah sevgisini aşılamaya çalışıp, gayret gösterelim. Çünkü Peygamber Efendimizin vazifesi ne idi? Alemlere rahmet olarak gönderildi, alemleri ikaz, irşad edip, Allah’a iman etmeyi, Allah’ın ayetleriyle ve kendinin mucizatları ile ve hadis-i şerifleri ile onları Allah’ın bir olduğuna davet etmek idi. Bu daveti kabul etmeyip, karşı çıkıp, inkar edenlere de kılıç ile ya katletmek, ya Müslüman etmek idi. Arkada gelen alim, ulema-i ümmetin vazifeleri Allah’a iman edenleri, küfre, inkarcılığa, haksızlığa, zinaya, içki, kumar, zulüm ve zalimliğe, haksızlığa, fasıklığa göndermeyip, sahip olmaktır. İnancı temel itikadından saptırmamaktır. Allah’ın kullarına, Allah’ın varlığını, bir olduğunu, güç ve kuvvetini Allah’ın ayetleriyle tasdik edip, iman ettirmeyi, Allah’ın ayetleri nedir? Kur’an-ı Kerim ayettir. Yedi kat gökler ayettir. Ay, güneş, yıldızlar, peygamberlerden zuhur eden mucizatlar, evliyalardan zuhur eden kerametler, yer-den çıkan sular, ırmaklar, yerden çıkan çeşitli meyveler ve çeşit renkli çiçekler ve yeryüzünde dört ayaklı çeşitli hayvanlar ve iki ayakla yürüyen insanlar ve gökyüzünde saf saf uçan kuşlar; işte bunların hepsi kendi kendine yapılan bir şey değildir; Allah’ın varlığının alametidir, Allah’ın varlığı iledir ve Allah’ın muradı ve iradesi iledir. Haşa Allah olmasa, bu tertip düzenin hiçbiri olmaz ve olamaz. Cümle eşyadan zuhur eden kemal hep senindir, ey Huday-ı zül celal.

İşte bir fabrikayı kurup, çeşitli üretimler çıkarıp, piyasaya çıkarıyor. Fabrikayı kurup, çalıştıran zanaatkar ustayı görmüyorsan da fabrikanın üretimini, piyasaya çıkardığı malları görüyorsun. Fabrika üretimin, piyasaya sürdüğü mallar da fabrikayı kuran ustanın varlığına ve ne kadar zekaya sahip olduğuna şahit oluyor.

İşte Cenab-ı Hakk’ın var, bir olduğuna şüphesiz imana sahip olunca, Allah’ın emirlerine ve Resulü’nün emirlerine son derece uymakla ve Resulü’nün nehy ettikleri, haram kıldıkları şeylerden Allah’tan çok korkarak sakınmalıdır ve yapılan amelleri huzurlu, ihlaslı yapmaya çalışmaktır ve bunlarla beraber Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretlerine yakın olmak ve O’nun rızasına, muhabbe-tine, dostluğuna ve esrar sırrına kavuşmak için de Allah’a yakîni hasıl olan şeriatı, sünneti tamam olan ve bid’atlardan kurtulmuş olan Resulullah’ın halifelerinden bir kamil mürşide sevgi, itikatla rabıtalı olmak, sevgimizi rabıta ile bağlı olmaktaki maksat, Allah’ın yakîni, sevdiği ve Resulullah’ın halifesi olduğu içindir. Ona teslim olup, verdiği evrad, ezkarları ve nafile ibadetlere devam ile ve mürşidin edebiyle edeplenir ve onun ahlakına ve her halini kendine numune edersin. Tamam teslim olur, edebini de muhafaza edersen, o da manevi doktordur. O senin maneviyatını, ahlak-ı ze-mimeni o da senin maneviyatını tedavi eder. Manevi hastalıklarına, kötü huylarına, ahlak-ı zemime illetlerini tedavi edip, seni manevi hallerden hallere düşürür. Seni aşk ile doğru yollara düşürür. Seni eğitim, staj, ihlas süzgeçlerinden geçirerek, nefs-i emmareden nefs-i levvameye, levvamelikten mülhimeye, mülhimelikten mutmainneye geçirir. Göze görünmeyen aşk şarabından tas tas içirir. Allah sevgisinden gayri arzu, maksatların küllisinden geçirir, inşaallahu Teala.

 


[1] İmam Gazali, İhyau Ulumiddin, Muzzekki’n -Nüfus.

[2] İmam Gazali, İhyau Ulumiddin, cilt. 3, s. 185.

[3] Deylemi el-Firdevsi me’suru’l Hitab, c. 1, s. 130/453 Beyrut.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>