canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Zikrullah - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

ZİKRULLAH

 

Zikrullah hakkında Hadis-i Şerif:

لَاَنْ اَقْعُدَ مَعَ اَقْوَامٍ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ بَعْدَ صَلٰاةِ الْفَجْرِ اِلٰى اَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ اَحَبُّ اِلَىَّ مِنْ اَنْ اَعْتَقَ اَرْبـَعَةً مِنْ بَن۪ۤى اِسْمَاع۪يلَ دِيَةُ كُلِّ رَجُلٍ مِنْهُمْ عَشَرَ اَلْفًا وَلَاَنْ اَقْعُدَ مَعَااَقْوَامٍ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ مِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعَصْرِ اِلٰى اَنْ تَغْرُبَ الشَّمْسُ اَحَبُّ اِلَىَّ مِنْ اَنْ اَعْتَقَ اَرْبَعَةً مِنْ بَن۪ۤى اِسْمَاع۪يلَ دِيَةُ كُلُّ رَجُلٌ مِنْ هُمْ اِثْـنَا عَشْرَ اَلْفًا

Hadis-i Şerifin alındığı kitapların adı, Ramuze’l-Ehadis, İbn Asakir ve Ebu Davud’dan rivayet edilmiştir. Ravileri Enes bin Malik ve Ebu Umame radiyallahu anhuma hazretleridir; tercümesi, buyuruyor ki, “sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar bir cemaatle birlikte zikrullah etmek, İsmail aleyhisselam’ın evla-dından esir olmuş dört kimseyi her birinin diyeti bahasına on bin diyet verip kurtarmaktan sevgilidir. Yine ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar bir cemaatle oturup, zikrullah etmek, İsmail Aleyhisselam evladından dört kimseyi her birinin diyeti on iki bin diyet verip kurtarmaktan daha sevgilidir.”[1] Şu halde bir kavim ile yada bir cemaat ile oturup zikrullah etmek ne kadar sevgili oluyor. Bunu bilenler bilir. Bu zikrin tadını alanlar ve bunun lezzetini alıp, içine dalanlar bilirler.

Ey aziz kardeşim, her itibar kazanmış şeylerin münkiri ve inkarcısı çok olur ve taklitçisi çok olur. Bahusus şeytan, hırsından, hasedinden ölüme varır.

Şimdi kardeşim, buraya kadar ayetlerle hadislerle anlatmaya çalıştığım, ama şimdi muhakkak tarikat ile bir kamil şeyhin elinden almakla ve onun emriyle edebiyle hareket etmekle olur. Bak, Resul-i Ekrem sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz buyu-ruyor ki, Hadis-i Şerif:

تَعَلَّمُوا الْيَق۪ينَ كَمَا تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ حَتّٰى تَعْرُفُوهُ فَاِنّ۪ى اَتَعَلَّمُهُ

Tercümesi: “Yakîn ilmini öğrenmeye çalışınız, Kur’an ilmine çalıştığınız gibi, hatta Kur’an’da olan hikmeti öğ-reniniz, ben de hikmeti öğreniyorum.”[2] Buna dair ayet şu-dur, Kur’an-ı azimüşşanda buyuruluyor ki; (Bakara suresi ayet-269)

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَآءُۚ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْرًا كَث۪يرًاۜ

Allahu Teala dilediği kimseye ilm-i hikmeti verir. Her kime ilm-i hikmeti verirse, ona çok hayır vermiştir. İşte kardeşim, kitap ilmi şeriat-ı Muhammediye’dir. Hikmet ilmi tarikat-ı Muhamme-diye'dir. Kendisi de tarikata süluk ve Allahu Teala’ya yakînini artırmak için çalışmıştır. Ümmetinde birçok kimselere de öğret-miştir. En büyük mürşid-i kamil kendisidir. Kendinin zamanından beri elden ele gelmiş tarikat-ı Muhammediye’dir. Nakşibendi tari-katı, Ebu Bekir radiyallahu anha talimindendir, hafidir. Kadiri tari-katı, İmam-ı Ali radiyallahu anha talimindendir, cehridir. Aşikare zikretmek Kadiri erkanıdır. İmam-ı Ali kerremallahu veche buyu-ruyor ki, Resulullah ile zikrullaha başladık; hepimiz birden ayağa kalktık. Zikrullah öyle kızıştı ki ashab;

اَلْاَصْحَابُ نَم۪يدُو كَمَا نَم۪يدُ الشَّجَرَةُ

Yani, “Ağaçlar şiddetli rüzgar karşısında sağa sola me-yil ettikleri gibi meyil ediyorlardır”[3].

وَجَرٰى دُمُوعُهُمْ عَلٰى ثِـيَابِهِمْ

Yani “Gözlerinin yaşları esvaplarının üzerine akıyor idi”[4], buyuruyor.

Şu halde zikrullah ederken ayağa kalkmak, ağlamak, sallan-mak caizdir. Cezbelenmek, coşmak zikrullah halleri ehl-i hal olan-ların halleridir. Fakat bu halleri ehlinden almalı, ehlinden yani mür-şid-i kamil muhakkak lazımdır. Bu mürşid-i kamiller Allahu Tea-la’nın ilm-i hikmet verdiği kimselerdir. Allahu Teala ilm-i hikmeti dilediği kimseye verir. Aslına, köküne, soyuna, ocakzadeliğine bak-maz.

Hucurat suresi 13. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ

Yani, ayet-i kerimenin başı: Ey mü’minler, sizi şubeler ve kabileler üzere ayırdım. Bu, sizin birbirinizi, bu filanın oğlu, bu filanın evladıdır demek, birbirinizi tanımanız içindir. Yoksa benim yanımda hanginizin takvası, Allahu Teala’dan korkusu, itaati ziyade ise o, Allah yanında mükerrem ve makbuldür. Bu mürşidlik köke, soya bakmaz. Allahu Teala kimi dilerse, ona verir. Hususi vergi-sidir, mevhibe-i ilahiyedir. Allahu Teala’ya kim fedakarlık götse-rirse, Allah (c.c.) sever ona verir, yakînden bahs oluyordu.

Hadis-i Şerif:

اِنَّمَا اَتَخَوَّفُ عَلٰى اُمَّت۪ى ضَعْفَ الْـيَق۪ينِ

Yani, “Ümmetimin üzerine korktuğum, yakînlerinin za-afa uğramasından korkarım”[5] buyuruyor. Yakîni zaafa uğra-yanların halleri nasıl olur? Kendilerine bakarsan, çok serbestlik gö-rülür. Hakkı ile edep ile Allah korkusunu az görürsünüz. Sözlerinde şakalaşmalar, yersiz, huzursuz, lüzumsuz söz ve kelamlar görür-sünüz. İlmine, tahsiline, kelam-ı kibar konuşmasına, maddiyatına, bunlara güvenci olduğundan, eminliğe düşer. Korku azalır. Çok gülmek, çok serbestlikler görülür.

İşte böyle haller, Allah’a yakîni zayıf olduklarındandır. Ruhen Allahu Teala’ya yakınları kuvvet bulsa idi, böyle haller olmaz idi. Allah korkusu, edebi, hayası artar idi. Ahlakı da düzelir idi. Kalbe gelen havatırın biri de yakîndir.


[1] Ramuze’l-Ehadis, c. 2, s. 344/13.

[2] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 254/1.

[3] Hafız Ebu Nuaym, Ahmed bin Abdullah İsfehani, İbni Receb el-Hanbeli Camiul ulum Vel hikem. s. 447 (Beyrut).

[4] Hafız Ebu Nuaym, Ahmed bin Abdullah İsfehani, İbni Receb el-Hanbeli Camiul ulum Vel hikem. s. 447 (Beyrut).

[5] ez-Zühdü li İbnil Mübarek, c. 1, s. 196/557, Beyrut; Taberani, Mu’cemul evsad c. 8, s. 3591/8869, Beyrut; Beyhaki Şuabul İman, c. 1, s. 63/30 Beyrut. Deylemi el Firdevsi bi me’suru’l Hitab, c. 4, s. 94/6294 (Beyrut), Camiussağir Muhtasarı, c. 3, s. 258/3358.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>