canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Allah'ın Varlığına ve Birliğine Delil - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

ALLAH’IN VARLIĞINA VE BİRLİĞİNE DELİL

 

Âli İmran suresi 190. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُولِي الْاَلْبَابِۚ

 

Semavat ve arzın yaratılışında ve gece ile gündüzün arka arkaya gelişinde vahdaniyyet-i ilahiyeye dalalet eder, akıl sahipleri için büyük alametler vardır.

Zira semavatın o kadar büyüklüğü ile beraber direksiz durması ve semanın burçlarının her birinde ayrı ayrı birer hassaları olduğu gibi her burçta yaz, güz, kış ve bahar mevsimlerinin meydana gelmesi ve gecenin uzaması ve gecenin karanlığı ve gündüzün aydınlığı ve ay ile güneşte, otlara, ekinlere ve meyvelere olan tesirler düşünülünce, her birinde Allah’ın birliğine ve kudret-i subhaniyesine dalalet eden binlerce deliller vardır ve bunları akıl sahipleri düşündükçe bulur.

Semavat ve arza bakan kimse hayvanat-ı sairenin bakışı gibi bakmayıp, akıl sahiplerine layık bir bakışla bakarak, her birinden ibret almak lazımdır. Kullar eliyle yapılan fenler ve buluşları da görüyoruz. Yapılan fenler ve buluşlar onların ne kadar akla, ne kadar zekaya sahip olduklarını delil ve ispata kafi değil mi? İşte yerlerde ve göklerdeki hemen gözümüzle görülen varlıkları görüp, ibret alıp, düşünüp, Allah (c.c.)’ın ne kadar kuvvet ve kudret sahibi olduğunu derhal şeksiz, şüphesiz, iman ve ispat etmemiz gerekir.

Ayetin sebeb-i nüzulü: Ehl-i Mekke’nin Cenab-ı Hakk’ın birliğine, vahdaniyetine alamet istemeleridir. Çünkü onlar şirke muasır olup, Resulullah’ın şirkten men’e ve tevhide ikrar etmelerine gayreti üzerine onların, Resulullah’tan Cenab-ı Hakk’ın vahid-i hakiki olduğuna delil istemeleri üzerine, bu ayetin nazil olduğu İbn-i Abbas hazretlerinden mervidir. Buna nazaran ayetin manası şöyle olur: Ey insanlar, Cenab-ı Hakk’ın vücuduna ve vahdaniyetine delil ve alamet istersiniz de, neden semavata ve arza ve gece ile gündüze bakmazsınız. Nazar edin, semavat ve arza ki, maişet ve erzakınıza ne güzel muvafık yazılmıştır. Ve nazar edin, gecenin ve gündüzün intizamına ki, gündüz erzakınızı tahsile ve gece istirahatinizi temine nasıl muvafıktır. Çünkü artık bunları görüp, düşünen akıl sahibi olan başka delile hacet görmez. Zira Allah’ın birliğine, kudret sahibi olduğuna delil ve ispata bunlar kafi gelir, demektir.

Mü’minun Suresi 12. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍۚ

 

Yani, zat-ı uluhiyetime yemin ederim ki, muhakkak Biz, insanı çamurun hulasasından halk ettik. Yani Adem babamızın cennet-i a’lada yaratılışının çamurdan halk olunmasıdır.

Mü’minun Suresi 13. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

  ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍۖ

 

Yani insanın esası çamurdan halk olunduktan sonra, metin ve muhkem bir karargahta biz insanı nutfe kıldık.

Mü’minun Suresi 14. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ

 

Sonra biz o nutfeyi mürur-ı zamanla uyuşmuş kan kıldık. Sonra o uyuşmuş kanı et parçasına tahvil ettik, sonra o et parçasını da kemik kıldık. Badehu o kemiği et ile kisvelendirdik.

 

ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ

 

Sonra kemiği etle örttükten sonra, Biz o insanı terkibi ve mizacı tam suret-i mükemmelede insan ve mahluk-ı aher olarak halk ettik. (Mü’minun Suresi 14. Ayet)

 

فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَۜ

 

Bu kadar acayip ve garayip tavırlarla halk edince, Allahu Teala halıkların ve takdir edicilerin en güzel ahseni ve a’lasıdır. (Mü’minun Suresi 14. Ayet)

 

ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّـتُونَۜ

 

Ey insanlar, şu minval üzere icat olunduktan sonra muhakkak öleceksiniz. (Mü’minun Suresi 15. Ayet)

 

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ

 

Ve öldükten sonra, yevmî-i kıyamette elbette dirilip, kabri-nizden kalkacaksınız. (Mü’minun Suresi 16. Ayet)

Yani insanın yaratılışı… Biz o insanı muhkem bir karargahta karar edici nutfe kıldık ki, pederinin sulbünden, validesinin rahmine inzal ile anda karar ettirdik ve orada bulunduğu müddet, Biz afetten mahfuz kıldık. Validesinin rahminde karar ettikten sonra, o nutfeyi mürur-u zamanla uyuşmuş kana tahvil ettik ve rahimde nutfe bir takım terbiyeden sonra kan halini iktisap eder. Bundan sonra, Biz o kanı et parçası kıldık ki, tedriçle insan olmaya istidat ve aradan çok zaman geçmeksizin bir et parçasını kemik kıldık ve kemiği et ile kisvelendirdik ki, kemikle et yekdiğerine imtizaçla vücutta kıvam peyda ederek, insan halini iktisap eylesin. Yani insanın yaratılışını düşünüp, ibret alıp, Cenab-ı Hakk’ın kudret sahibi olduğunu, halık olup, yarattıklarını acayipleri düşünüp gösterilen, anlatılan bu kadar delilleri görüp, düşünüp iman edilmesine kafi gelir.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>