canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Miracta Münacat - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

MİRAÇTA MÜNACAT

 

Peygamberimiz sallallahu Teala aleyhi ve selleme Cenab-ı Hak Teala Hazretlerinin miraçta kelamları: Ya Habibim, sana bir gam ve gussa olsa, beni zikir eyle; o zaman Ben sana nefsinden yakınım.

İkinci budur ki, mazlumun duasından hazer eyle, zira ona hicap yoktur; elbette mazlumun duasını kabul ederim.

Üçüncü budur ki, ya Muhammed, cefalara sabır eyle ve tecebbür ve tekebbürden hazer eyle ve dünyaya mağrur olma ve onda eram etme ve onunla iftihar eyleme. Zira dünya hayırsız veleddir, kimseye vefakârlık etmez. Namazı vaktinde eda eyle ve emr-i bil maruf ve nehy-i ani’l münker eyle; din bunun üzerine durur.

 

Hadis-i Şerif:

مَنْ تَرَكَ الصَّلٰاةَ مُتَعَمِّدًا فَقَدْ كَفَرَ

Yani, “Bir kimse bile bile farz-ı ilahi olan namazı inkar ederek kılmaz ise, kafir olur.”[1] Ama inkar etmez de kılamaz da, inşaallah kılarım der, hem de kılarım niyeti olursa, kafir olmaz. Ama emre itaat etmediğinden, günahkar olur.

Hadis-i Şerif:

اَلصَّلٰاتُ عِمَادُ الدّ۪ينْ فَمَنْ اَقَامَهَا فَقَدْ اَقَامَ الدّ۪ينَ وَمَنْ تَرْكَهَا فَقَدْ هَدَمَ الدّ۪ينَ

Yani “Namaz dinin direğidir. Kim ki namazı kılarsa dini muhafaza eder; kim ki namazı kılmayıp, terk ederse, dinini yıkmış olur.”[2]

Ey din kardeşlerim ve din yolunda olan bacılarım, dünyaya bir göz atalım; Allah’ın sevgilisi habibi olan Muhammed Mustafa’ya bakalım; O’ndan örnekler alalım, O’nun sünnetlerine tamamen u-yup, O’na halis ümmet olalım. O bizlere örnek olarak neleri yap-mış, neleri nehyedip, yapmamış ise, onu kendimize bir numune ölçü edelim. Eğer iki dünyada selamette olalım dersek, O’na uyalım. O, ömür boyunca namazı kılmış, terk etmemiş. Beş vakit farz ile de kalmamış nafile namazlara devam etmiştir. Zikrullahın çokluğuna devam etmiştir. Bizlere bu eminliği ve bu serbestliği, bu güvenci kimler veriyor?

İşte bunları bizlere veren nefis ile şeytandır. Bunlar ise, bizlere büyük düşman değil mi? Bu vücuttaki aza ve organları yaradan Allah’ını bırakıp, O’nun dediğine kullanmayıp, nefsin, şeytanın dediği yerlere mi kullanmak istiyorsun? Yolunu düşün; hangisini seçmek reyini senin iradene verilmiştir.

Şimdi iyi düşün, bu vücuttaki mevcut bulunan aza ve organların senin irade-i cüziyyene verilmiştir. Eğer seni halk eden ve O’nun elçisi olan Resulün gösterdikleri yolu seçip, o yolda yürüyüp, Allah’ın vaadettiği nimet ve mükafatlara, sonu bitmeyen devletlere ve Cenab-ı Hakk’ın cennet ve cemaline ve rızasına er-mek istiyor isen, Allah ve Resulünün gösterdiği yola sağlam yapış, kopma, ha! Bu yolu bırakıp da, nefsin, şeytanın gösterdiği yollara sapma, ha kardeşim! Vallahi bu fırsatlar kalmaz. Giden ömür günler bir daha ele gelmez. Çok sevip, meşgul oldukların gelip, mezardaki halini bilmez. Hak’tan gafil cahilin meşgul olup, sev-dikleri hoşlandıkları düşünce ve arzuları neler olabilir ve nelere dayanıcı ve güvenci olur?

Dünya malına, evlât ve ayaline ve halkın içinde nam şöhretine ve halkın hizmet ve hürmetine ve çok yemek, içmeye ve çok şehvet, arzu peşine gitmeye, işte bunların hepsi sonsuzdur. Az zamanda yok olacaktır. Şu vücudu çok süsleyip, çok da gıdalar ile besledin. Ama sonunda mezara dolup, yılan, çıyanlara, böceklere yem olacak. Hangi güvendiğin, seni bunlardan alabilecek, iyi düşün, acaba nereden, ya kimden yardım gelecek. Akıl yok mu idi bu durumları bilecek? Bu çok sevip meşgul oldukların seni maddi varlığın var iken, sıhhatli zamanında severler. Maddi varlıklar bitince, sıhhatten düşüp, çok zayıf olup, her türlü bakımın ellerine kaldığın zamanlarda çok çabuk usanırlar. Ölümünü isteyip everler. Öyle bu mal, mülk, maddiyat, evlat, ayal bunların hepsi gelip geçici bir hayal, sonsuzdur. Bunların varlığına, hürmet hizmetine, taltifine sakın aldanma, ha. Bunların her türlü halleri seni yaradan Allah’ını unutturmasın. Allah’tan uzaklaştırmasın, ha.

Sen evvela çok yakın bir kuvvetle Allah’a iman etmeyi, nefsini tanıyıp kontrol altında tutmayı ve kötü huy ve ahlaklarını düzelt ve düzeltmeyi öğren. Nefsine, şeytana iradene direksiyonunu verme. Onlara karşı çıkıp, onlara cihad açıp, cihad mücadelende azimli ol. Yılıp onlara teslim olma. Allah korkusunu içine düşür, bir an çıkmasın. İhlaslı amele devam eyle. Allah’a tam teslim ol. Nefisle şeytan seni yıkmasın.

Zengin olmak ister isen az ye, kanaate teslim ol. Rahat yaşa-mak istiyor isen, içinden hırs tamahını bırakıp, rahat ol. Allah (c.c.) korkusu bir anda olsa içinden çıkmasın. Ölümü, mezarını unutma, dilinle kalbini birleştir. Kendin duyacak kadar, gücün yettiği kadar, la ilahe illallah zikrine devam etmeyi adet eyle. Dilin yorulursa, kalben zikir, fikir eyle. Bu konuları da evlât ve ayaline, dost ve ahbaplarına ve mümkün mertebe din kardeşlerine ve bacılara tavsiye eyle, tavsiyede bulun. Her haline rıza göster, şikayetçi olma. Geçmiş ve gelecek endişe, hayaller ile Allah’ı, ölümünü unutup da hülyaya dalma. Allah’a ve sünnet-i Resulullah’a, Allah ve Resulullah’ı gösterdiği şeriat yollarına sımsıkı sarıl, ayrılma. Daima günahını unutma. Tevbeye, istiğfara devam eyle, umutsuzluğa düşme. Çok sabırlı, sakin ol. Tazarru ile, çok dua eyle. Daima Al-lah’tan af ve mağfiret talep eyle; yardım hidayet iste. O, cidden yalvarıp, dua edeni sever, duasını kabul eder. İsteyenlerin isteklerini verir. Biz isterken hayırlısını, rızalısını istemeliyiz.

Geride beş vakit namaz konusu geçmişti, terk olunmasın, ha. Bir de geride Cenab-ı Hakk’ın hadis-i kudsisi geçmişti ki, kulumun benimle meşgul olması ne zaman galebe olursa, sevgim hak olur. O kuluma sevgimi veririm. Sevgimi zikrimin içine koyarım. O beni çok zikreder, usanmaz, başka şeylerden tat ve lezzet almaz olur. Artık o beni sever, bana aşık olur, ben de onu sever aşık olurum, buyuruyor.

Yine geride yazılmıştı ki, yine hadis-i kudsisindeki farz na-mazlar bellidir ki, borcumuzdur. Kılınmaz ise, azap vardır. Hadis-i kudsisinde, kulum bana nafilelerle yakın olur. Nafilelere devam et-tikçe, o kulum benden ayrı olmaz. Ben de o kulumdan ayrı olmam, buyuruyor.

Bu konular geride genişçe yazılmıştı; maksadımız, niye bu kadar çok zikir, namaz ve nafile namaz üzerinde çok duruluyor denmesin, ha.

Aziz kardeşler, hakiki din yolunda yoldaşlar, bu çok tekrar tekrar üstünde durduğumuz konular, ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflere göredir, inşaallahu Teala delillere dayanılsın. Ayet-i keri-meler geride yazılmıştı. Yine fayda olur, inşaallah.

Cuma Suresi 10. Ayet:

وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Yani, ey Allah’a iman edenler, Allahu Teala’yı çok çok zikir ediniz ki, her korkulardan emin olasınız, buyuruyor. Şu hadisi de ifade edelim:

وَاللّٰهُ لَقَدْ سَبَقَتْ اِلٰى جَنَّاتِ عَدْنٍ اَقْوٰامٌ مَا كَانُوا اَكْثَرَ النَّاسِ صَلاَةٌ وَلَاصِيَامًا وَلاَ اِعْتِمَارًا وَلٰكِنَّـهُمْ عَقَلُوا عَنِ اللّٰهِ مَوَاض۪يعِهُ فَوَجِلَتْ قُلُو بُهُمْ وَاَطْمَائَنَّتْ اِلَيْهِ الـنُّفُوسُ وَخَشَعَتْ مِنْهُمُ الْجَوَارِحُ فَفَاقُوا الْخَل۪يقَةُ بِطِيْبِ الْمَنْزِلَةَ وَبِحُسْنِ الدَّرَجَةِ عِنْدَ النَّاسِ وَعِنْدَ اللّٰهِ فِى الْاٰخِرَةِ

Ravisi Hazret-i Ali radiyallahu anhu. Ramuze’l – Ehadis ter-cümesinden alınmıştır. Buyurdu ki, “vallahi, çok ileri geçtiler, cennet-i naim’e bir kavimler ki, onların bu ilerlemesi nasdan herkesten ziyade namaz ve oruçları ve yaşları çokluğundan değildir, ve lakin onlar, Allahu Teala'yı çok zikir ederek, Allahu Teala’nın azametini kendilerine çok yakın, hatta kendileri yok olunacak, mahvü fena sahrasında Hakk’ı ispat eylemişlerdir. Bundan dolayı kalpleri ürperip, kendilerine celalet, celal, cezbe, aşk gelip ve bundan dolayı kalpleri itminan, yani Hakk’ı tasdik ve tahkik ile anlamışlardır. Bu cihetten de kendi kendilerini, nefislerini tamamen Hakk’a adamışlar ve kendilerine bu hal gelince, bütün azalarına korku, titremek, ızdırap düşüp, benizleri, renkleri değişilip, bütün cevarihlerine bir zelzele düşüp, kendi halkıyetleri bundan dolayı mahvü fenaya varıp, güzel ahlaklar gelmiştir. Bu sayede Hak’tan güzel menziller geçerek çok güzel ve yüksek derecelere ermişlerdir. Allahu Teala indinde ahirette daha büyük dereceler vardır.”[3]  (Ra’d Suresi ayet: 28)

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Bilmiş olunuz ki, Allah zikri kalpleri kemale erdirir.

Al-i İmran suresi 191. Ayet-i Kerime:

اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ

Yani, Allah’ı zikredin kıyamda ve otururken ve yatarken.

A’la suresi 14-15. Ayet-i Kerime:

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ ﴿﴾ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ

Yani, şu kimse ki kurtuldu. İflah oldu, fevzü necat buldu o kimse ki, Rabbisine iman edip ve zikrullah ile meşgul olup, namaza devamla, nefsini terbiye edip, kalbini tasfiye edip, kendini günah-lardan temizledi.

Ahzab suresi 41-42. Ayet-i Kerime:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًاۙ ﴿﴾ وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلًا

Yani ey Allah’a iman eden mü’minler, siz Allah’ı çok zikredin ve sabah, akşamda tesbihle tenzih edin ki, rızay-ı İlahiyeyi tahsil ile ahirette derecelere nail olun.

Ebu’s – Suud Efendi’nin beyanı vechi üzere, Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes Hazretlerin zikir etmek için hiçbir vakt-i muayyen ve bir hudut ve nihaye olmadığına işaret için, Cenab-ı Hak çok zikir olunmasını emretmiştir. Çünkü zikretmek için sair ibadet gibi bir zaman ve mekan yoktur. Şu halde insan her ne zaman zikirle meşgul olabilir. Buna nazaran manay-ı ayet: Ey mü’minler, siz Allah’ı her halinizde ve cemii zamanınızda tazimle çok zikredin ve gece ve gündüzde, akşamda ve sabahta tesbih edin. Sure-i Ahzab.

Cenab-ı Hak, mü’minlere ahirette şefkatini, merhametini beyan etmek üzere buyuruyor.

Ahzab suresi, 44. Ayet-i Kerime:

تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌۚ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَر۪يمًا

Beyzavi’nin beyanı vechile mü’minler Rablerine kavuşma zamanını birkaç yerde beyan etmiştir: Bir, melekülmevt ruhunu kabz etmek için geldiği gün. İki, kabirlerinden kalktıkları kıyamet gününde Cenab-ı Hakk’ın mü’minlere taraf-ı ilahi’den hediyesi selamdır. Zira mü’minler korkuların cümlesinden emin olup, kur-tulduğu için, her şeyden evvel Cenab-ı Hak, selam ile taltif eder. Üç, daha çok taltif olan cennete girip, mekandan münezzeh olarak Rablerinin cemaliyle müşerref oldukları gündür. Cenab-ı Hak selamla taltif edeceğini beyan etmiştir. Çünkü ehl-i imanın selamla taltif, iltifat olunduklarının hikmeti, mü’minler dünyada Cenab-ı Hakk’ı çok zikir etmekle marifet-i ilahiyeyi celb etmişlerdi. İşte bu sevgi, bu marifet devam ederek ahirette Rablerine kavuşunca, nasıl ki iki dost birbirine kavuştuklarında yekdiğerine selamla saygı ve iltifat etmek adet olduğu gibi, bu adet ahiret de intikal edip, kavuşmaların evvelinde selam ile iltifata nail olacaklardır.


[1] Münavi Feyzu’l-Kadir, c. 6, s. 102 (Mısır).

[2] El-Hafız Ali Rıza Gülzarı Medinetü’r Münevvere, c. 1, s. 40 (Osmanlıca baskı).

[3] Ramuze’l-Ehadis c.2.s.455/7

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>