canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Yine Nefsin Dört Mertebe Halleri - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

Yine Nefsin Dört Mertebe Halleri

 Mutmainnedir, Hakk’ın sırları ve tecellileri bundadır. Kalp Hakk’a mutmain olur, nişanı, alameti, Hakk’a tevekküldür. Dünyadan ve bütün sevgilerden elini gönlünü çekmiştir. Yalnız kalpte Cenab-ı Hak kalmıştır. Gayrilerden kalbini temizleyip, arıtmıştır. Raziyeti Marziyetü Safiyeti böyle mut-mainneden sonra üç daha mertebe var. Bu üç mertebe makamları geçmek için imtihanlar vardır. Gücünün miktarı belalar imtihanlar var ki, derece kazanmak içindir. Yoksa azap, gazap için değildir. İşte mutmainneden ilerideki haller Enbiya, Evliya makamıdır. Bize ziyade bilmesi lazım olan nefsi emmare nefsi levvame ve nefsi mülhime ve nefsi mutmainne. Bu dördünü çok iyi bilmemiz lazım-dır. İşte bu dünyaya gelmekten murad bu makamlara varmaktır. Bazı zahiri okumuşlar var ki, bu makamların hangisinde olduğun-dan haberi yoktur. Tarikatı bilmez, inkar eder. İşte Cenab-ı Hakk’ın ayeti: (Fecr suresi ayet-27-30)

يَآ اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ﴿﴾ اِرْجِع۪يٓ اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ﴿﴾ فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ ﴿﴾  وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي

Dediği budur. Bu konular geride tafsilatlı olarak yazılmıştı, bakabilirsiniz. Bu nefsi emmarenin hali, sıfatları beyan oluna-caktır. Bunun üstünde ne kadar çok duruyorsunuz, diyeceksiniz. Fakat bu yazacağımız sıfatlar, kötü huylar, ahlaki zemimeler manevi bir emraz illettir ki, vücudu tahrip eden kanser emrazı gibi imanı imha eder. İşte nefsi emmarenin sıfatları yedidir. Her kimde var ise, sahibini cehenneme götürür. Allah’ım cümlemizi bunlardan kurtarıp, muhafaza eylesin, amin! Bir Kibir Allah’ın düşmanıdır. İki Ucup ise ameli yakar, mahveder. Üç Riya Allah’a düşman eder. Dört Pahıl (cimri). Beş Haset. AltıGazap. Yedi Dünyayı hırs ve tamahla çok sevmek. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallalla-hu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki;

حُبُّ الدُّنْيَا رَأْسِ كُلِّ خَط۪يئَةُ

Yani, “Günahların başı dünya sevgisidir”[1], buyuruyor-lar.

 Velhasıl bu yedi sıfat hakkında kati surette keskin ayetler, hadis-i şerifler vardır ki, sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efen-dimiz; Her kim bu yedi sıfatın birinde bulunsa, o sıfatı terk etmeden ölse, azap görmeden cennete giremez. Allahu Teala’nın düşmanıdır. Bunların hepsinin başı ve belası hırs tamah ve dünyayı sevmek yüzünden gelir. Her ne kadar iyilik var ise, dünya sevgisini terk etmektedir ve hırs, tamahkarlığı terk etmektedir. Her ne kadar kötülük gelir ise, dünyaya tamah etmekten gelir.

 Bir kimsenin malı mülkü parası, evladı ve ailesi, efradı olsa, yiyeceği her şeyleri bol olsa, bunların sevgisini muhabbetini kalbine yerleştirip taşımaz ise, kalbi Allah (c.c.) ile huzurda olup, Allah zikri ile fikri ile olursa, gayrilerin yanında hiçbir kıymeti olmaz ise, o kimse dünyayı terk etmiştir. Malı mülkü olmayan kimse gibidir. Mal sevgisine aldanmaktır. Nice fakirler var ki, kalbi gece gündüz dünya malına dünya sevgisine yer olmuştur. Dünya sevgisi dünya endişeleri ve hayalleri kalbine dolmuştur. İşte nice zenginlerde var ki, kalbine Allah sevgisini, Allah zikrini yerleştirmiştir. Gayrileri kalpten atıp, kalbi huzura götürüp, toparlayıp derneştirmiştir. Kalbi huzur bulup, daima huzurda kalmıştır.

 Şimdi dünyayı sevenin kim olduğu anlaşıldı. Her kim yazdığımız yedi nefsi emmarenin yedi sıfatlarını tutar ise, dünyada iken cehenneme girer, cehennem kendisi olur, yüzü kararır, nur eseri kalmaz, yüzü gölgelenir. Yedi cehennemi bulur. Hatemallahu sırrını alır. İşte buraya kadar yazılanlar şunu bildirir ki, insan cenneti cehennemi ne ile bulur imiş. Cennetlik isen, cennetliğim, cehennemlik isen, cehennemliğim deyip, ibadete tevbeye yanaşmayıp, zaten hepsini cennetlik olacakları cehennemlik olacaklar ezelde yazılmıştır. Senin tevbe etmende fayda etmez, ibadetin de fayda etmez. Bu itikat yanlıştır. Bu itikat şeytan mezhebidir. Şeytanın öyle dediğini Kur’an haber veriyor. Bu konular kitabın yukarısında geçti. İsteyen bakar.

Şimdi dikkat edilecekler, bu nefsin bu kötü sıfatlardan kurtulması için yapılacaklar, Cenab-ı Hakk’ın emrettiklerine itaat etmek, nehyettiklerinden çok sakıncalı olmak, sünneti Resulullah’a sıkı sarılmak, sünnetleri tamamlamak, bid’atlerden arınıp, kurtulmak. Bu yolda bunlara dikkat edip, şüphelilerden sakınmak lazımdır. Şu geride yazılan esmaları bir öğrenin ki, her nefis sahibi hangi haldedir? Hangi mertebededir? Ruhaniyet tarafı Cenab-ı Hakk’ın rızasına ve Cenab-ı Hakk’a ruhen yakîn hasıl etmekte midir? Yoksa, nefsani, şehvani, dünyevi tarafına mı yönelmeleri daha fazladır. İşte bunları anlamak, bilmek için gerideki nefsin mertebelerini bilmek için yazıldı.

 Her insan baksın da kendini bir teraziye vursun, ne halde olduğunu bilsin de, o nefsin kendini Cenab-ı Hakk’ın gadabına, azabına çarpıcı olan yedi adet en kötü çirkin ahlakı zemime ki, onlardan daha kötü ahlak ve sıfat yoktur. Bunlar çok defa yazıldı. Yine yazılıyor. Bir kibir, iki ucup, üç riya, dört pahıl, beş haset, altı gadap, yedi dünya sevgisi. İşte geride insan kendini Hak yolunda mı, yoksa nefis şeytan yolunda mı, her mertebenin rüyasına ve görünen nurları yazıldı. İnsan baksın da kendisi nereye gidiyor? İstikametini hedefini bilsin, kendini bir muhasebe terazisine vursun.

Şu yedi ahlakı zemime illeti emraz manevi kanser marazlarının çaresine bakıp, tedavi olup, iman kuvvet bulup, kalp selamet sakin olup, nefsi sükunette olup, şer şekavet, Allah’ın gadap, azap yollarını kapatıp, artık Allah’ın rızası olan cennet, cemal yollarına çevirip, gece ve gündüz azaları Allah’ın zikri ile fikri ile çalışıp, her an kendini huzurullah’ta bilip, daima Huzurullah’tan uzaklaşmayarak, korku, edebimizi muhafazaya çalışıp, hem dünyadan haberdar olup, hem de dağılan kalbi daima huzura toparlayıp, ölüm mezar mahşer tedarikinde olarak ölüme hazırlanmak, tedarikli, hazırlıklı durup beklemek lazımdır.

 Bir de geride esmaların çekilme usulü ve adetleri yazılmıştı. O esmaları çekmek ancak bir mürşidi kamilin izni ile olur. Çünkü mürşidi kamil onu çekecek kimsenin gücünü, tonajını bilir. Ona göre izin verir. İzinsiz, işaretsiz herkes ben de yaparım, demesin. Bir bu işler başından geçen mürşid-i kamil bulursanız, onun izni ile o gecedeki çekme esmasını tarif ihtidarına göre olur. Bu esmaları Bilal Baba Hazretleri de yazmıştır. Mürşid izni ile diyor. Bir kendi hayatta iken bu esma çekenlerin hakkında dedi ki, bu esmaya devam edenler, birbirinin arasında ve dışarılarında arasında soruyorsan, hangi kaçıncı esmadasın diye soruluyor. Bir kısmı birinci esmada, bir kısmı da ikinci esmada, bir kısmı da üç dört beşte. Bunlar zahire duyulup, söylenince, dört beş esmasında olanlara bir iftihar, riya halleri de gelebilir, dedi.

Yine Bilal Baba Hazretlerinin izahatı beyanatı, bizim asıl usulümüz iki kısım ders vardır: Biri beş yüz, biri iki bin beş yüz ders. Bunlar yazılıdır. Bunun hangisini çekebilir ise, çeker. Bu dersini çektikten sonra La ilahe illallah zikrine devam eder. Devam ile bazı haller zuhurunda Allah, Allah, Allah demek kendisine kolay zevk, tat verir ise, o zamana kadar gece gündüz alet devamla, La ilahe illallah deyip, sonra o halde artık Allah demeye devam eder. Sonra bu hal ilerler ise, Hu, Hu, Hu demek kendine hoş gelir ve ondan çok zevk alır ve zuhuratlar, işaretleri bu şekilde görünür. O zaman gece ve gündüz Hu ismine devam eder, sayı ve hesabı yoktur. Dersi ne ise, onu okur. Sonra kendine işaret olan esmaya devam eder. Edilecek işaret için iki rekat namaz kılar niyetini alır ki, çekeceğim esmalar şeyhim tarafından işaret olsun der. İşareti bekler, ne işaret olursa ona göre çalışır. Devam eder.

 Şunu yazıyorum anladığım umutsuzluğa düşmeyelim. Dersimize çalışır da ihlas olur, halis niyet ile huzuru rabıta ile gücümüzün miktarı çalışır isek, sıdku sadakatle azim rızalı gayretle, sabır sebatla çalışır isek, Cenab-ı Hak bizleri de mahrum etmez inşaallahu Teala. Çünkü pazarın sonu, metain ucuzu dediği zamandayız. Evvela pazara mal, sebze gelir. Evvela çok pahalı olur, daha sonra derken akşam yaklaşır, yarına mal kalırsa, mal heder olup, çürüyecek. İşte o zaman adam o kıymetli malı artık terazi ile tartmaz almaz, gelin şunu kabala alın. Ne kadar verirseniz alın der. Çünkü pazarın sonudur.

İşte biz de şimdi dünyanın sonundayız. Bizlerde tarikatımıza ait derslerimize devam eder, ihlaslı çalışır isek, evvelkilerin çok zamanda kazandıklarını az zamanda kazanırız inşaallah. Çünkü fitneler, fesatlar, azgınlıklar, fuhşiyatlar çoğaldı. İtikadı bozuklar çoğaldı. İşte böyle bir zaman hakkında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

اَلْقَاۤئِم۪ى سُنَّت۪ى عِنْدَ فَسَادَ اُمَّت۪ى فَلَهُ اَجْر۪ مِئَـتُ الشَّه۪يدُ

Yani "ümmetimin fesada gittiği bir zamanda, iman itikadında ibadetinde, gaim olan benim sünnetimde gaim olanlara yüz şehit sevabı vardır, deyince; Eshablar dediler, Nasıl oluyor, biz din yolunda ölürsek bir şehit sevabı alıyoruz, onlar nasıl yüz şehit sevabı alıyorlar ya Resulullah, deyince; Buyurdu ki, o zamanda dinini, imanını, itikadını ve benim sünnetimin üzerinde gaim durup, muhafaza etmek çok zor olacaktır. Çok zor olduğundan yüz şehit sevabı alıyorlar"[2] buyurdular.

 İşte bu zamanda da bu müjde vardır, bu mükafatlar vardır. İhlaslı, amele çalışır isek, az amelde çok mükafatlar vardır. Bid’atleri Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yapmamıştır. O’nun yaptığı, bizlere sünnet oluyor. O’nun yapmadıkları bid’at olur. Fakat dininize zarar vermeyen, faydalı olan bid’atları alınız, dininize zararlı olan kötü bid’atlardan sakınınız, buyuruyor.

 Bid’at-ı haseneler, faydalı bid’atler; İnsanlara faydalıdır. Kaşık, Hoparlör, Makinalar, Arabalar, Minareler bütün insanlığa faydası olan vesaitler faydalıdır. Faydalıları alınız, buyuruyor. Zararlı kötü bid’atleri yapmayın, sakınınız, buyuruyor.

 Kötü bid'atler çoğaldı, Allah yolunda çalışıp, Cenab-ı Hakk’ın rızasına dostluğuna ve yakınlığına kavuşmak isteyenler, kötü bid’atlerin hepsinden çok sakınmalıdır. Allah yolunda ilerlemek isteyenler, sakınmalıdır. Çalışıp ilerlemek isteyenlerde kötü bid’atler olursa, onun ibadetine rüyasına şeytan karışır, şeytana yol açmış olur, buyuruyor.

 İşte Allah’a ve O’nun Resulüne dost olmak isteyenler kötü bid’atlerin hepsini terk edip, şeriatını ve sünnetleri tamamlaması lazımdır. Çok dikkat edelim. Şeriat denilen Allah’ın ve O’nun Resulünün emir ettiklerini yapınız dediklerini bir de nehyedip, yapmayın dedikleri işte şeriat denilen budur. Kötü bid’atler, tütün, sigara içmek, bütün oyun işleri, tavla, iskambil ve basra, dama, nargile ve buna benzeyenler bid’attır ve sakal bıyık kazıtmak, yeme içmede, giyim ve kıyafetlerde ve her hallerinde kendilerini kafirlere benzetmeye çalışmak. İşte bunların hepsi kötü bid’attir. Allah ve Resulüne inanıp, onlarla dost olmak isteyenler sakınsınlar.

Bir konu da diş konusu. Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinden aldığım ifadeler sabit diş hakkında sorulunca, dedi evvela zarar vermiyor, ne zaman tarikata girip, ibadete zikrullaha çalışmaya başlayıp, kalbin nurlanırsa, o zaman zarar veriyor dedi. Tüm takım hakkında kendinin ağzında yok idi. Kendim takım taktıracaktım, sordum. Dedi ki, yavrum tüm takıma şeriat müsaade ediyor, yani takım çıkıp, ağız yıkanıp, tekrar yerine konulan şekle şeriat müsaade ediyor, ama bu tarikat yolunda çalışıp, Cenab-ı Hakk’a yakınlık kurbiyet, yani Cenab-ı Hakk’ın sevgisine dostluğuna kavuşmak isteyenlere tüm takım, nefsi mülhimeye kadar zarar vermiyor. Fakat mülhimeden mutmainneye geçmeye, orada bu takımda mani oluyor, dedi. İşte o zaman bizde tüm takımdan vazgeçtik, taktırmadık.

Sabit diş hakkında, Halebi Tercümesinde yazıyor ki, Bil ki, senin dişlerinin arası açık, seyrek olsa, araya hamur yapışsa, hamura benzeyen bir şeyler yapışsa, altına su girmese gusül caiz olmaz, buyuruyor. Bir kısım insanlarda doktorlarda sabit diş hakkında biz evvela abdest aldık, dişimizi de öyle taktırdık. Mest caiz değil mi, diyorlar. Bu da meste benzemez mi diyorlar. Fakat mestin müddeti var, mugim olan kimse evinde olursa, yirmi dört saat müddeti var. Seferde olanlara da üç gün müddeti var. Ondan sonra mestin hükmü bozulup, geçer.

Geride yazılan çekilecek dersler yazıldı. İki kısımdır vakitleri müsait olan iki bin beş yüzdür. Buna müsait olmayan beş yüz çeker. Dersinden sonra da la ilahe illallah zikrini kendin duyacak kadar, işinizin başında dinlenirken, yürürken, otururken, yatarken, boş vakitlerde devam olunur. Devamında ne zaman kendiliğinden Allah, Allah demek daha zevki tadı gelir ise, dersinden sonra ona devam eder. Bu şekilde devamın sonunda kendinden Hu, Hu, Hu zikrinin tadı zevki lezzeti zuhur ederse, o zaman çektiği dersinden sonra Hu, Hu, Hu zikrine devam olunur. Bunun devamında Hak, Hak, Hak zikrinin zuhuru tadı, zevki gelirse, mürşidine baş vurulur. Bu mertebelerde gücünün miktarı imtihanlar az çok sıkıntılarla, denemeler, imtihanlar başlar. Buradan ileri, öteye belasız, imtihansız geçilmez. Meşakkat çekmeyen, terakki bulmaz. Belasız, sıkıntısız, vuslatı canan olmaz. Bu mertebeler mutmain ile ve raziye makamı ve marziye ve safiye makamlarıdır. İşte hayatta eğer mürşid bulamazsan, geride yazılmıştı, şeriat ne imiş yazıldı, sünnetler ne imiş yazıldı. Bid’atlerde ne imiş yazıldı.

 İşte buradan ileri geçmek isteyenler şeriata sünnete tamam uyar, kötü bid’atlerden tamamen arınır, terk eder, sonra iki rekat namaz kılıp, üç elham, üç ihlas, üç salavat okur, sevabını Peygamber Efendi-mizin ruhuna ve Hazret-i İmam-ı Ali kerremallahu vechehu’nun ruhuna ve pirimiz Şeyh Abdülkadir Geylani Efendimizin ruhuna ve şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin ruhuna birlikte hediye edersin. Kalp teveccühünü bu zatlara tutarsın, himmet yardımlarını beklersin. Cenab-ı Hakk’a dua edesin ki, ya Rabbi, bu dostlarının hürmetine bu mertebelerde hangi esmalara devam edilmesini ve işaretini bana ayan beyan eyle, bu zatların vasıtası ile işaret olana kadar beklersin.

 Bir de sünnetlerle şeriat tamam olsun, bid’atlardan tamamen arınıp, terk edilsin ki, şeytan işin içine girip, çeşitli tuzaklara düşürüp, maneviyatını harap ve helak etmesin. İlerlemek isteyenler şeriatı sünnetleri tamam etsin ki, şeytanın gelecek yollarını kapatmış olsunlar. Cenab-ı Hak cümlemizi koruyup, muha-faza eylesin, amin! Ya Muin.

Eğer bilmek istersen, eğer sen adeti ayeti cümlesi 6666 (Altı bin altı yüz altmış altı)’dır. Bini vaad beyanındadır. Onun bini vaiddir. Hem bini emir ibadettir. Bini nehiydir, bini emsal-i ibaredir. Bini Ahbar-ı kısas, beş yüzü ayeti helal ile harama muhtas, yüz ayeti tesbih, zikir, duaya çu rusuh, altmış altısı dahi ayeti nasuh ve mensuhtur.

Bu Allah yolunda çalışıp ilerlemek isteyenler Cenab-ı Hakk’a kavuşmak isteyenler ve Allah’ın dostluğuna kavuşmak isteyenler şeriatını sünnetlerini tamam etsinler. Bir mürşidi kamile tam teslim ile teslim olur, verilen dersine ihlaslı devam eder. Her halini mürşidine bildirir. Onun nazarı altında çalışır. Soranlar var ki, mürşidi yoktur. Mürşidde bulamıyor. Bu adamda çalışıp, Cenab-ı Hakk’ın dostluğuna kavuşmak istiyor. Bu adam ne yapsın diye soruyorlar.

Bu konuyu başından geçen şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinden dinlediklerimi yazıyorum. Dedi ki Müzekkin Nüfus kitabını okudum. O kitapta muhakkak mürşid lazımdır. Mürşidsiz olmaz. Mürşid olmaz ise, şeytanın çok tuzakları vardır. O mürşidsiz kendi kendine çalışan kimseyi tuzaklara düşürmeye çalışır, diye yazıyor. Ben de Müzekkin Nüfus kitabında olan dersleri, zikirleri çekmeye devam ediyorum. Fakat o kitapta muhakkak bir mürşidi kamil lazım diye yazıyor.

Bunun üzerine bir mürşidi kamil şeyh aramaya başladım. Hem de Müzekkin Nüfus kitabında çekilecek ders ve zikrullaha devam ediyorum. Hem de kamil bir mürşid arıyorum. Hem de Allah aşkıyla da yanıyorum. Türkiye’de ne kadar şeyh varsa gittim. Üç gün, beş gün tekkelerinde kaldım. Halimi söyler arz ederdim. Halimi çözemezler idi. Bu gezdiğim şeyhler adedini söyledi. Bizim aklımızdaki adedi on dört veya on beştir. Birisi Suriye’de diğerleri Türkiye’dedir. İşte bu gezdiğim şeyhlerin ikisi kamildi. Gerisi kamil değildi. Benimde meşrebim, ateşim kadiri üzerine fazla idi.

 Yine Gaziantep’te bir kadiri şeyhini methettiler. Ateşim, aşkım kadiriye çok fazla olduğundan ona da gittim. O şeyhin yanına gitmek için halifesinin yanına giderken, Cenab-ı Allah’a münacat ettim ki, ya Rabbi bu gittiğim adamların tarikatında senin rızan var ise, beni teslim et. Eğer rızan yok ise, beni teslim etme ya Rabbi, diye münacat ettim. Halifesinin dükkanına vardım. Halifesi ile beraber üç kişi oturuyorlardı. Selam verdim, bende oturdum. Çok sürmedi, ceplerinden sigara, tütün tabakalarını çıkardılar, sigarayı sarıp, içine de esrar kırıp içtiler. İçimden dedim ki, Allah’ım ben sana kurban olayım ki, bunların iç yüzünü bana gösterdin, dedim. Bu halde şeyhin yanına gittik. Yine sigaraları sarıp, içine esrar kırıp koydular ve şeyhe sundular. Şeyh almadı. Ama ben bildim ki, hiç sigara içmeyen bir şeyhe, müridi nasıl sigara sunabilir.

 Böyle başka bir kadiri şeyhi evlad-ı Resulden idi. Ona da vardım. Hallerimi, gezdiklerimi anlattım. O zat bana dedi ki, bize kaldıysa, sen bundan sonra hiçbir yere gitme, evine otur, vazifene, çektiğin dersine devam et. Dedi ki, bu yetişen evliyalar iki kısımdır. Birine müntesip derler, birisine de veysi derler. Müntesip olanlar bir mürşidi kamil eli altında nazarı altında yetişir. Veysi denilenlerde yüksek evliya pirlerin ruhaniyetinden yetişir. Bunlara veysi derler. Sen ise veysilerdensin. Bunlar bir asırda bir veya birkaç tane yetişir, dedi. Senin halini ben de çeviremem, dedi. Sen evinde çektiklerine devam et, dedi.

 Bunun üzerine şeyh aramayı bırakıp, Müzekkin Nüfus’taki Zikrullah derslere devam etmeye başladım. La ilahe illâllah zikrine, işaretine, zuhuratına göre de Allah, Allah işareti zuhuratına göre, Hu ismine devamla çalışırken, bir gece rüyamda evin doğu tarafından üç kişi atlı geliyordu. Ortadaki az ilerde geliyordu. Ben karşıladım. Evvela ortadakini attan indirdim. Sonra sağdakini indirdim. Daha sonra soldakini indirdim. Soldaki elimden tutup bana dedi ki: Şeyh arıyordun deyip, ortadakini gösterdi. Haza yani işte bu pir Şeyh Abdülkadir Geylani, kendisidir, tut elini bırakma, dedi. Sağdakini bildirdi. İşte pir şah-ı Muhammed Nakşibendi kendisidir, dedi. Kendisini de bildirdi. Kendisi de Pir Seyyidina Ahmed Rufai Hazretleri olduğunu bildirdi. O zaman pirimiz Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretleri Efendimizin elini öpüp, dedim ki;

 Efendim ben bu diyarda yalnızım, garibim, halimden bilen kimsem yoktur. Çok yerler gezdim, halimi bilmediler, ne olur efendim, beni bırakmayınız, dedim. O zaman pirimiz Abdülkadir Geylani efendimiz buyurdular ki;

 Bundan sonra sen bir yere gitme. Müzekkin Nüfus kitabındaki çektiğin dersler tamam yerindedir. Ona devam et, bir yere de gitme. Nerede sıkılsan, biz yanındayız, korkma dedi. Sonra yeme ve yatma usullerini bizzat kendisi, fiilen gösterdi. Bir de dedi ki ders isteyenlere ver, korkma arkasını geliştirecek biziz, dedi. Sonra atlarına bindirdim. Yine dedim ki;

 Efendim, ben bu diyarda garibim, beni bırakmayın deyince, üçü birden dediler ki, korkma çalış, nerede sıkılsan biz yanındayız, dediler. İşte bunların üçünün de yardımı vardır, buyurdu.

 Onun için her beş vakit namazların arkasında bu üç zatın ruhlarına okuyup, bağışlanacaklar vardır, geride yazılmıştı. Demek ki, kardeşim sen eğer hakikaten Allah dertlisi olursan, muhakkak o dertlisi olduğun Allah’ta sana halk eder. İşte dünya yüzü boş değildir. Sen cidden Allah dertlisi, Allah aşığı olursan, bir de sadık, yani doğru olursan, Allah’ta seni kendine kavuşturmak için bir delil, bir kılavuz halk eder. Ya seni ona gönderir. Ya da onu sana gönderir. Sebebini halk eder. Ahirete de göçmüş olanlarında ruhaniyetleriyle de seni ikaz irşad edebilir. Allahu Teala’nın kullarının içinde neler, öyle kimseler vardır ki, onları ara bul, vakit geçirmeden ara bul. Bunları sana açıktan söyleyeyim. Bak Hadis-i Şerifinde inanmayan imanından dininden çıkar. Dikkat et, bu sözler sultan-ı Enbiya’nın sözleridir.

Hadis-i Şerif:

اِذٰ اَضَلَّ اَحَدُكُمْ شَيْئًا اَوْ اَرَادَ اَحَدُكُمْ غَوْثًا وَهُوَ بِاَرْضِ لَيْسَ بِهَا اَن۪يسٌ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللّٰهِ اَغ۪يثُون۪ى يَا عِبَادَ اللّٰهِ اَع۪ينُو ن۪ى فَاِنَّ اللّٰهَ عِبَادًا لاَيـُرَهُمْ

  Hadis-i Şerifin ravisi, an Utbe bin Gazvan radiyallahu anh. Alındığı kitabın adı Ramuzul-Ehadis Taberani’den naklen.

“Sizden biriniz bir şeyinizi kayıp etseniz, yolu şaşırmak veya-hut gavsi ve yardımcı isterseniz, hiç size yoldaş kimse bulunmadığı yerde size eş ve yoldaş olmak ve size yardım etmek için çağırınız. Çağıran o kimse desin ki, ya İbadallah, ey Allah’ın has kulları agisuni yani bana yardım ve beni muhafaza ediniz. Ya ibadallah, ey Allah’ın has kulları einuni bana muavenet ediniz, desin. Çünkü Allahu Teala’nın has kulları vardır ki, göze görünmeden yardım ederler,[3] dedi.

 Onlar isterse görünürler, istemezse görünmezler. İşte Cenab-ı Allah insanlara ne imkanlar halk ediyor. Cidden arar isen, çarelerini açıyor. İşte çarelerine bak ara. İşte bu Allah’ın kullarının içinde bunlar vardır. Bunlardan yardım görülür. Biz de şahit olduk. Mürşidi kamil olan mürşidimiz Bilal Baba Hazretlerinin hayatında iken hiçbir kimseden görmediğim çok büyük faydaları ondan gördüm. Cenab-ı Hak ruhunu şad etsin. Vefatından sonra da çok çok faydalarını gördüm, görmekteyim. Bu halleri yazmaya mecbur oldum. Allah’ım hata kusurumuzu af ve mağfiret eylesin. İşte mürşidim yoktur, diye ümitsizliğe düşme kardeşim. Bu gibi Allah dostlarının hem hayatlarından faydalanın, hem de vefatlarından sonra da ruhaniyetlerinden ve yazmış oldukları kitaplarını da tekrar tekrar mütalaa ediniz. Bunların kitaplarını severek okursanız, ruhlarınıza meme vermiş olursunuz. Çünkü hakiki ehlullah olanların kitaplarını çok mütalaa etmek ruhun memesidir. Ruh gıdalanır, kalbiniz cilalanır, inşaallahu Teala.


[1] Beyhaki Şuabu’l-İman, 7/338. Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 2,s. 298/1943 (3: 368/3662)

[2] Beyhaki Zühdül Kebir, c. 2, s. 118/207 (Beyrut); Münziri Tergibu et-Terhib, c. 1, s. 41/65 (Beyrut). Deylemi el Firdevsü bi me’suru’l-Hıtab c. 4, s. 198/6608.

[3] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 32/7 (Taberani’den)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>