canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Muhtelif Mevzular - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

MUHTELİF MEVZULAR

Hazinetü'l Esrar Kitabından Hadis-i Şerifler:

اَلطَّـبَرَان۪ى وَاَبـُونُعَيْمْ عَنْ عُبَادَةِ بْنِ الصَّامَتْ رَصِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ :قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَفْضَلُ الْا۪يمَانِ اَنْ تَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ مَعَكَ حَيْثُـمَا كُـنْتَ

Taberani ve ebu Nuaym’dan, Ubada bin Samet’ten radıyal-lahu anh’dan dedi ki; “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İmanın en efdali, her nerede olursan ol, Allah (c.c.) seninle beraberdir anlayışıdır.” (Sayfa 163)

قَالَ رَسَولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ مَنْ قَالَ لٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ سَبْع۪ينَ اَلْفًا بَشَّرَ لَهُ بِالْجَنَّةِ قَبْلَ مَوْتِه۪

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; “Kim ki yetmiş bin defa La ilahe illallah’ı çekerse, ölmeden önce cennetle müjdelenir.” (Sayfa 165)

عَنْ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ الدُّعٰٓاءُ سِلَاحُ الْمُؤْمِنِ وَعِمَادُالدّ۪ينِ وَنُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; “Dua mü’minin silahıdır. Dinin direğidir, yer ve semanın nurudur.” (Sayfa 124)

وَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ لَمْ يَدْعُ اللّٰهَ تَعَالٰى غَضَبَ عَلَيْهِ

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; “Allahu Teala, dua etmeyen kimseye gadablanır.” (Sayfa 124)

وَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلدُّعٰٓاءُ هُوَ الْعِبَادَةٌ رَوَاهُ اَحْمَدُ وَالْـبُخَارِىُّ

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; “Dua ibadettir.” Bu hadisi Ahmed ile Buhari rivayet etmişlerdir. (Sayfa 124)

عَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُمَا اَنَّهُ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَنَّ اَسْرَعَ الدُّعٰٓاءِ اِجَابَةٌ دَعْوَةَ غٰٓائِبٍ لـِغٰٓائـِبٍ كَذَا رَوَاهُ التِّرْمِذ۪ى وَاَبـُو دَاوُدْ

İbn Ömer’den Allahu Teala ondan razı olsun, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söylüyor; “En hızlı şekilde icabet edilen dua, kişinin gıyabında yapılan duadır.” Tirmizi ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir. (Sayfa 124)

عَنِ النَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَنَّـهُ قَالَ مَنْ صَلَّى عَلَىَّ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مِائَةَ مَرَّةٍ لَمْ يَفْتَقِرْ اَبـَدًا

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; “Kim ki, günde 500 defa salavat getirirse, katiyyen fakir olmaz.”

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَا عَل۪ى سَـيِّدُ الْـبَشَرِ آدَمَ وَسَـيِّدُ الْعَرَبِ مُحَمَّدٌ وَلَافَخْرَ وَسَـيِّدُ الْفَرْسِ سَلْمَانُ وَسَـيِّدُ الرُّومُ صَه۪يبٌ وَسَيِّدُ الْحَبَشَةِ بِلَالُ وَسَيِّدُ الْجِبَالِ طُورِس۪ينٰٓاءَ وَسَـيِّدُ الشَّجَرَ السَّدِرِ وَسَـيِّدُ الْاَشْهُرِ الْمُحَرَّمِ وَسَّـيِّدُ الْاَيَّامِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَسَـيِّدُ الْـكَلَامِ الْقُرْآنِ وَسَـيِّدُ الْقُرْآنِ اٰيـَةَ الْـكُرْسِىِّ اَمَا اَنَّ ف۪يهَا خَمْس۪ينَ كَلِمَةَ ف۪ى كُلِّ كَلِمَةٍ خَمْسُونَ بَرَكَةٍ رَوَاهُ الدَّيْلَمِىِّ كَذَا ف۪ى الْجَامِعِ الصَّغ۪يرِ

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazret-i Ali kere-mallahu veche’ye hitaben şöyle buyurdular; “Ya Ali, beşerin seyyidi Adem’dir. Arabın da seyyidi Muhammed’dir. Bunda iftihar yoktur. Fars’lıların seyyidi Salman’dır. Rumun seyyidi sahibedir. Habeşli-lerin seyyidi Bilal’dır. Dağların reisi Tur-ı Sina’dır. Ağaçların seyyidi sedir ağacıdır. Ayların seyyidi Muharrem’dir. Günlerin seyyidi Cuma günüdür. Kelamın seyyidi Kur’an’dır. Kur’an’ın seyyidi ise Ayet’el Kürsi’dir ki, içinde elli kelime vardır ve her kelimede elli bereket vardır. Câmius-Sağir’de, Deylemi rivayet etmiştir.

Lokman Aleyhisselam 3700 sene ömür yaşadı. Bir oğlu vardı, ona vasiyet eyledi. Dedi ki; Ey oğul!

 Sırra sahip olmayanları (zinhar avreti) sırdaş edinme. Alçak adamlardan borç etme ve ehl-i dünya ile ülfet eyleme, ziyan edersin. Allahu Teala’dan gayrıya dayanma ve Peygamberlere inkarcı olma ve gündüz çok uyuma ve gece az uyu, küçük ve büyük abdestin var iken bekleme. Cinsi münase-bette (cima) çok ileri gitme ve gece uykudan kalkıp, su içme. Yemek yerken biraz doyunca, üzerine yemek yeme ve çokta yeme. Az yemek ile kanaat eyle. Eğer dilersen daim vücudun sıhhatli olur. Cemi illetlerin başı bu sekiz nesnededir.

Yemeği iştahın galip olmayınca, bir şey yeme. İştahın var iken, elini yemekten çek. Ayak üstünde su içme ve koyun sürüsünün ortasından geçme ve senden kimse bir şey sormayınca, haber verme. Ey oğul!

 İki kimse dünyadan hasretle gider. Biri malı, serveti çok olur, ne yedirebilir, ne de yer. İkinci hasretle gidecek, ilmi ve tahsili çok olur, amel yapmaz. Yine ey oğul!

 Müfsitlerle dostluk etme. Müsahib olma ki, onların tabiatı (huyu) sana tesir etmeye. Her çeşit karşınızdaki düşmanlar, düşmanlık ile sizi yıkamazsa, dostluğa başlar. Dostluk ile dostluk içinde öyle işler eder ki, yüz düşman etmeye. Ey oğul!

 İhtiyarın, iraden elinde iken, halka iyilik eyle. Düşersen halk dahi sana iyilik eyleye ve her işte acele edip evme. Sabır eyle, ta muradın hasıl ola. İyilik bilmeyenlere, iyilik etme, öğüt verme. İyilik öğüdün zayi (yok) olur. Çünkü hayvana kokulu zahfaran versen de, samanda versen, bir ve dahi zinhar, her kimin ile tuz ekmek yesen hakkını bil ve duadan unutma.

Musa Aleyhisselam’ın Hızır Aleyhisselam ile yaptığı duvar altındaki levhadaki yazılar şunlardır:

Aceplerim şol kimseyi ki, ölümü yakın bilir iken, şad ferah olur. Aceplerim şol kimseyi ki, ibadet sevabını yakın bilir, ibadete tembellik, kahinlik eder. Aceplerim şol kimseyi ki, günah karşılığı azabı bilir, Allah’a asilik yapar. Aceplerim şol kimseyi ki, rızkı Allah (c.c.)’ın vereceğini yakîn bilir, hırs ve tamaha çok düşkün olur. Aceplerim şol kimseyi ki, dünyanın son zevalını yakın bilir, dünyaya hırs ve tamahla çok muhabbet kılar.

Alınan kitap, Tariا-i Tebar’dan alınmıştır.

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى يٰٓا اَيـُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُوا اِلٰى اللّٰهِ تَوْبـَةً نَصُوحًا قَالَ الْحَسَنِ الْبَصْر۪ى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ اَلتَّوْبَةَ النَّصُوحَ هِىَ النَّدَمُ بِالْقَلْبِ وَالْاِسْتِغْفَارُ بِا للِّسَانِ وَالتَّـرْكَ بِالْجَوَارِحُ وَالْعَزْمِ عَلٰى اَنْ لَا يـَعُودُوا عَنِ الـنَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ اَلْمَوْتِ اَهْوَنُ عَلَى التّٰٓائِبِ مِنْ شَرْبـَةِ مٰٓاءٍ بَارِدٍ لِلْعِطْشَانِ

Cenab-ı Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler, Al-lah’a nasuh bir tevbe ile tevbe ediniz.” Buyuruyor. Hasan-ı Basri radıyallahu anh dedi ki; Nasuh tevbeden maksat, kalbin pişmanlık duyması, dilin istiğfar etmesi ve bu işi bir daha işlememektir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’de; “Tevbe eden bir insan için ölüm; susamış birine bir yudum soğuk su içmek gibi basit gelir.”

Nezhetül Mecalis, sahife 37.

 

رَاَيـْتُ فِى الْاِحْيٰٓاءِ عَنِ النَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ اللّٰهُمَّ تَوَفَّن۪ى فَق۪يرًا وَلَا تَتَوَفَّن۪ى غَنِيًّا وَاَحْشِرْن۪ى ف۪ى زُمْرَةِ الْمَسَاك۪ينَ وَلَاتَحْشُرْ ن۪ى ف۪ى زُمْرَةِ الْاَغْنِيٰٓاءِ وَقَالَ ع۪يسٰى عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ اَلْفَقْرُ مَشَقَّـةٌ ف۪ى الدُّنْيَا مَسَرَّةٌ ف۪ى الْاٰخِرَةِ وَالْغَن۪ى مَسَرَّةُ ف۪ى الدُّنْيَا مَشَقَّـةٌ ف۪ى الْاٰخِرَة ِ

وَقَالَ النَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّـمْ يَسْبُقُ الْفُقَـرٰٓاءُ اِلَى الْجَنَّةِ قَبْلَ الْاَغْنِيٰٓاءِ بِخَمْسَ مِائَةَ عَامٍ وَف۪ى رِوَايـَةٌ بِاَرْبـَع۪ينَ عَامًا وَجَمِعَ بَيْنِ الرِّوَايـَتَيْنِ بِاَنَّ الْفَق۪يرُ الزَّاهِدُ قَلْبَهُ ف۪ى الدُّنْيَا يَسْبُقُ اِلَى الْجَنَّةِ بِخَمْسَ مِائَةَ عَامٍ وَالْفَق۪يرُ الرَّغِبُ فِى الدُّنْيَا يَسْبُقُ بِاَ رْبـَع۪ينَ عَامًا

وَقَالَ النَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّـمْ خَيْرُ هٰذِهِ الْاُمَّةِ فُقَرٰٓاؤُهَا وَاَسْرَعَهَا مَضْجَعًا فِى الْجَنَّةِ ضُـعَفٰٓاؤُهَا وَاِخْتِلَفِ الْعُلَمٰٓاءِ فِى الْغَنِيُّ وَالْفَق۪يرُ اَيـُّهُمَا اَفْضَلَ فَمِنْهُمْ مَنْ قَالَ الْفَق۪يرُ اَفْضَلُ وَمِنْهُمْ مَنْ قَالَ الْغَن۪ى اَفْضَلُ لٰكِنِ الْغَنِيُّ الشَّاكِرِ اَفْضَلُ مِنَ الْفَق۪يرُ الصَّابِرُ وَالْغَنِيُّ مَنْ مَلَكَ نِصَابُ الزَّكَاتِ

İhya’da, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sö-züne rastladım. “Allah’ım bana zengin olarak değil, fakir olarak ölmeyi nasip eyle. Beni zenginler zümresiyle değil, miskinler zümresiyle haşret.” Dedi.

İsa aleyhisselam’da; “Fakirlik dünyada meşakkat, ahirette sevinçtir. Zenginlik ise, dünyada sevinç, ahirette meşakkattir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Fakirler, zenginlerden beş yüz yıl evvel cennete gireceklerdir.”Bir başka rivayete göre de kırk sene evvel girer. Bu iki rivayet arası zaman farklılığı için şöyle denilmiştir: Beş yüz sene evvel giren fakir, zahid olan fakirdir. Kırk sene evvel giren ise, dünyaya meyleden fakirdir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Ümmetimin ha-yırlıları fakirlerdir. Cennete öncelikle girecek olanlarda zaifleridir.”

Alimler; fakirler mi daha efdal, zenginler mi daha efdal, ko-nusunda ihtilaf etmişlerdir. Kimi alimler, fakirler daha efdaldir de-miş, kimi alimlerde zenginler daha efdaldir, demiş. Fakat şükreden zengin, sabreden fakirden efdaldır. Zenginden kasıt, malı zekat verecek miktara ulaşandır.

Nezhetül Mecalis, sahife 73.

كَانَ لِاَب۪ى حَن۪يفَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ دَيْنَ عَلٰى مَجُوسِىٍّ فَذَهَبَ اِلَيْهِ لِيُطَالِبَهُ فَاَصَابَ نَعْلَهُ نَجَاسَةً فَنَفَضَهُ فَطَارَتِ النَّجَاسَةُ عَلٰى جِدَارَهُ فَتَحَيَّرَ الْاِمَامُ وَقَالَ اَنْ كَشْطَتَهَا نَقَصٰى تُرَابَ جِدَارِه۪ وَكَيْفَ اَتْـرَكَ النَّجَاسَةَ عَلٰى جِدَارِه۪ فَطَرَقَ عَلَيْهِ الْبَابَ فَخَرَجَ اِلَيْهِ فَقَالَ اَمْهِلنْ۪ى يَا اِمَامَ الْمُسْلِم۪ينَ فَقَالَ تَنَجَّسَ جِدَارَكَ بِسَبَـب۪ى فَاَجْعَلَن۪ى ف۪ى حَلِّ فَقَالَ يَا اَبَا حَن۪يفَةَ تَر۪يدُ اَنْ تَطَهَّرَ جِدَار۪ى قَالَ نَعَمْ قَالَ اَشْهَدُ اَنْ لٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهَ وَاَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ

Ebu Hanife rahmetullahi aleyh alacağını almak için bir mecusiye gitti. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh’nin ayakkabısına pislik bulaştı. Ayakkabısındaki pisliği silkeleyeyim derken, mecu-sinin duvarına bulaştı. Bunun üzerine İmam ne yapacağını şaşırdı. Şayet duvarın üzerindeki pisliği kazısam, duvardaki toprak eksilmiş olur. Fakat nasıl olur da, bu pisliği duvarda bırakırım. Kapıyı çaldı, adam kapıya çıktı ve “Bana fırsat ver, ey Müslümanların imamı.” İmam: “Senin duvarın kirlendi, sebebi de ben oldum. Bana bir çözüm yolu öner.” Mecusi; Duvarımı temizlemek mi istiyorsun, Ya Ebu Hanife? Ebu Hanife rahmetullahi aleyh “Evet” dedi. Bunun ü-zerine mecusi; “Eşhedü Enla ilahe illallah ve Eşhedü enne Muham-meden abduhu ve Resuluhu” dedi. Nezhetül Mecalis, sahife 49.

مَرَّتٌ عَلٰى صَدْرِ سُلَيْمَانَ نَمْلَةً وَهُوَ وَهُوَا نَائِمٌ فَلَمَّا اَحَسَّ بِهَا اَخَذَ هَا وَرَصَا هَا فَقَالَتْ يَانَبِىَّ اللّٰهْ مَا هٰذِه۪ الصَّوْلَةُ اَمَّا عَلَمْتَ اِنَّكَ تَقْفَ بَيْنِ يَد۪ى مَلِكٌ قَهَّارٌ قَادِرٌ يَئْاخُذُ لِلْمَظْلُومِ مِنَ الظَّالِمِ فَغَشٰى عَلَيْهِ فَلَمَّا اَفَاقَ قَالَ لَهَ تَجَا وَز۪ى عَنّ۪ى فَقَالَتْ لَا اَتَجَا وَزَعَنْكَ اِلَّا بِثَلَا ثَةِ شُرُوطٍ اَنْ لَا تَرَدَّ سَائِلًا وَلَا تَضْحَكُ بِطَرَفِى الدُّنْـيَا وَلَا تَمْنَعُ جَاهَكَ مِمَّنْ اِسْتَغَاثَ بِكَ قَالَ نَعَمْ فَعَفَتْ عَنْهُ

Süleyman aleyhisselam uyurken göğsünün üzerinden bir karıncanın geçtiğini hissetmiş. Karıncayı alıp, fırlatmış. Karınca dedi ki; “Ey Allah’ın Resulü, bu hiddetin niye! Bilmiyor musun ki, sen zalimden mazlumun hakkını alan, herşeye gücü yeten, intikam sahibi, her şeyin maliki olan Allah’ın huzurunda olduğunu unuttun mu (veya bilmiyor musun)?” Bu söz üzerine Süleyman aleyhis-selam bayılır, kendinden geçer. Ayılınca beni bağışla, dedi. Karınca ancak üç şartla bağışlarım, dedi;

1-     Fakiri geri çevirmeyeceksin,

2-     Dünyaya sevinmeyeceksin,

3-     Yüzünü, senden yardım isteyenden çevirmeyeceksin.

Nezhetül Mecalis, sahife 49.

اِشْتَرٰى اِبْرَاه۪يمِ بْنِ اَدْهُمْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ مِنْ رَجُلٌ بِمَكَّةَ تَمْرًا فَوَجَدَ تَمْرَتَيْنِ بَيْنَ يَدَيْهِ فَاَخَذَهُمَا ظَانَا اَخَمَّا مِنَ التَّمْرِ الَّذ۪ى اِشْتَرَاهُ ثُمَّ تَوَجَّهَ اِلٰى بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَرَاٰى مَلَكَيْنِ ف۪ى مَنَامِه۪ فَقَالَ اَحَدَهُمَ الِصَاحِبِه۪ مَنْ هٰذَا فَقَالَ اِبْرَاه۪يمِ بْنِ اَدْهَمِ زَاهِدٌ خُرَاسَانِ غَيْرَ اَنَّ طَاعَتَهُ مَوْقُوفَةٌ مُنْذَ سَنَةٍ لِاَنَّهُ اَخَذَ تَمْرَتَيْنِ مِنْ مَكَّـةَ فَلَمَّا طَلَعَ الْفَجْرَ تَوَجَّه۪ اِلٰى مَكَّـةٌ فَوَجَدَ الْبٰٓائِعُ قَدْ مَاتَ فَسَأَلَ وَلَدَهُ اَنْ يَجْعَلَهُ ف۪ى حَلَّ فَفَعَلَ ثُمَّ رَجَعَ اِلٰى بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَرَاَ الْمَلَـكَيْنِ ف۪ى مَنَامِه۪ فَقَالَ اَحَدَهُمَ الصَّاحِبِه۪ هٰذَا اِبْرَاه۪يمِ بْنِ اَدْهَمْ قَدْ قَبَّلَ اللّٰهُ طَاعَتَهُ الْمَوْقُوفَةُ مُنْذُ سَنَةٍ فَـبَكٰى اِبْرَاه۪يمُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ مِنَ الْفَرَحِ وَكَانَ بَعْدَ ذٰلِكَ لَا يَاْ كُلُ اِلَّا ف۪ى كُلِّ سَبْعَةِ اَ يَّامٍ اَكَلْةُ مِنَ الْحَلَالِ

İbrahim bin Edhem radıyallahu anh Mekke’de hurma satın aldı. Elindeki iki hurmanın satın aldığı hurmadan mı, yoksa adamın hurmasından mı diye şüphe etti. Kendisinin satın aldığı hurmasın-dan olduğunu sandı. Sonra Mescid-i Aksa’ya gitti. Rüyasında iki melek gördü. Meleklerden biri diğerine şöyle söyledi. Bu adam kim? Öbür melek dedi ki; Horasan’lı bir zahid olan İbrahim bin Ethem. Fakat sevapları bir seneden beri durmuş durumda. Çünkü o, Mekke’de iki tane hurma aldı. Tanyeri ağarınca, Mekke’ye yürüdü. Bir de baktı ki, hurma satıcısı ölmüş. Hurmacının oğlunu buldu. Onunla helalleşti. Oğlu da kabul etti. Bunun üzerine Mescid-i Aksa’ya döndü. Tekrar iki meleği rüyasında gördü. Meleklerden biri öbürüne; Bu İbrahim bin Ethem’dir. Bir seneden beri kesilen sevabını Cenab-ı Alah (c.c.) kabul etti. İbrahim bin Ethem sevin-cinden ağladı. Bundan sonra da haftada ancak helal olan şeyden bir defa yemeye başladı.

Nezhetül Mecalis, sahife 50.

دَخَلَ اَرْبَعَةً مِنَ الْعَارِف۪ينَ عَلٰى اَب۪ى يَز۪يدِ الْبَسْطَامِىِّ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ فَقَدَّمَ لَهُمْ قَدَحًا مِنْ عَسَلٍ عَلَيْهِ شِعْرَةٌ فَقَالَ الْاَوَّلُ اَلْعَقْلُ اَصْفٰى مِنْ الْقَدَحِ وَالْعِلْمُ اَحْلٰى مِنَ الْعَسَلِ وَالصِّدْقُ اَدْفَ بِنَ الشِّعْرَةِ وقَالَ الثَّان۪ى اَلْجَنَّةُ اَصْفٰى مِنَ الْقَدَحِ وَلَعِم۪يهَا اَحَلَّى مِنَ الْعَسَلِ وَالصِّرَاطِ اَدْقَ مِنَ الشِّعْرَةِ وَقَالَ الثَّالِثُ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ اَصْفٰى مِنَ الْقَدَحِ وَكَلاَمُ اللّٰهِ اَحْلٰى مِنَ الْعَسَلِ وَالْحَقُّ اَدْقَ مِنَ الشِّعْرَةِ وَقَالَ الرَّبِعُ الْاِسْلَامُ اَصْفٰى مِنَ الْقَدَحِ وَخَلْوَةُ الطَّاعَةِ اَحْلٰى مِنَ الْعَسَلِ وَالْوَ رَعْ اَدْقَ مِنَ الشِّعْرَةِ وَقَالَ اَبـُو يَز۪يدَ الْمَعْرِفَةُ اَصْفٰى مِنَ الْقَدَحِ وَمُحَبَّةِ اللّٰهِ تَعَالٰى اَحْلٰى مِنَ الْعَسَلِ وَخَوْفُهُ اَدْقَ مِنَ الشِّعْرَةِ

Ariflerden dört kişi Beyazıd-ı Bestami Hazretlerinin huzuruna girdiler. Beyazıd-ı Bestami Hazretleri onlara; Üzerinde bir kıl bulunan bir bardak bal ikram etti. Ariflerden ilki, “Akıl bardaktan daha saftır. İlim baldan daha tatlıdır. Doğruluk kıldan sakınmak gibidir.” Dedi.

İkincisi; “Cennet bardaktan daha saftır. Nimetleri de baldan tatlıdır. Sırat ise kıl konusunda dikkat etmek gibidir.” Dedi.

Üçüncüsü; “Mü’minin kalbi bardaktan daha saftır. Allah (c.c.)’ın kelamı da baldan tatlıdır. Hak, kıldan sakınmaktan da daha önemlidir.” Dedi.

Dördüncüsü de; “İslam, bardaktan daha saftır. Taatin (iba-detin) sevgisi baldan daha tatlıdır. Vera’ baldaki kıldan sakınmak gibidir.” Dedi.

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri ise; “Marifet, bardaktan daha saftır. Allah (c.c.) sevgisi ise, baldan da tatlıdır. Allah’tan korkmak ise, kıldan sakınmaktan da daha önemlidir.

Nezhetül Mecalis, sahife 30.

Hadisi şerif:

وَاللّٰهِ مَا اَخَافُ عَلَيْكُمْ اَنْ تُشْرِكُوا بَعْدٰى وَلٰكِنّ۪ى اَخَافُ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنَافَسُوا ف۪يهَا

"Vallahi ben vefatımdan sonra, sizin müşrikliğe gireceğinizden endişe etmem. Yalnız sizin dünya hırsı ile nefsaniyet güdüp, didişmenizden korkarım." Sahih-i Buhari 8/3822

حَدَّثَـنَا صَدَقَةِ بْنِ الْفَضْلِ اَخْبَرَ نَا اِبْنُ عُيَيْنَةَ حَدَّثَـنَا زِيَادْ اَنَّـهُ سَمِعَ الْمُغ۪يرَةَ يَقُولُ قَامَ النَّبِىُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتّٰى تَوَرَّمَتْ قَدَمَلَهُ فَق۪يلَ لَهُ غَفَ اللّٰهُ لَكَ مَاقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ قَالَ اَفَلًا اَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا

“El Muğine ibn Şu’be radıyallahu anh şöyle der; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gece namazında iki ayağı şişinceye kadar, ayakda durdu. Kendisine; Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret eyledi, denildi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; “Ben (Bu mağfirete karşı) çok şükreder bir kul olmayayım mı?” diye cevap verdi. Sahih-i Buhari 10/4767

حَدَّثَـنَا اِسْمَع۪يلُ قَالَ حَدَّثَن۪ى مَالِكٌ عَنْ اَبِى الزِّنَادِ عَنِ الْاَعْرَجِ عَنْ اَب۪ـى هُرَيـْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ اَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لِكُلِّ نَبِىٍّ دَعْوَةٌ يَدْعُوبِهَا وَاَرِدُ اَنْ اَخْتَب۪ىءَ دَعْوَت۪ى شَفَاعَةً لِاُمَّت۪ى فِى الْاٰخِرَةِ وَقَالَ ل۪ى حَل۪يفَةٌ قَالَ مُعْتَمِرٌ سَمَعْةُ اَب۪ى عَنْ اَنَسْ عَنِ النَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ كُلُّ نَبِىٍّ سَاَلَ سُؤْلًا اَوْ قَالَ لِكُلِّ نَبِىٍّ دَعْوَةٌ قَدْ دَعَابِهَا فَاسْتُجِبَ فَجَعَلْتُ دَعْوَت۪ى شَفَاعَةً لِاُمَّت۪ى يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Bize Malik Ebu’z-Zinad’dan; o da el A’rec’den; o da Ebu Hureyre radıyallahu anh’den tahdis etti ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Her Peygamberin dua edegeldiği (kabul edilmiş) bir duası vardır. Ben o duamı, ahirette ümmetime şefaat etmek için saklamak istiyorum.” Buyurmuştur.

Ve bana Halife ibn Hayyat söyledi: Mu’temir şöyle demiştir; Ben babam Süleyman et-Teymi’den işittim; o da Enes İbn Ma-lik’ten ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyur-muştur; “Her Peygamber bir istek istedi -yahut şöyle buyurdu-; Her peygamberin bir duası vardır, onunla dua ettide duası kabul olundu. Ben ise duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat için ayırdım." Sahih-i Buhari 13/6242

قَالَ عَل۪ى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ سَاَلْتُ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ سُنَّتِه۪ فَقَالَ الْمَعْرِفَتُو رَاْسَ مَال۪ى وَالْعَقْلُ اَصْلُ د۪ين۪ى وَالْحُبُّ اَسَاس۪ى وَالشَّوْقُ مَرْكَب۪ى وَالذِّكْرُ اَن۪يس۪ى وَالثَّـقُةِ كَـنْز۪ى وَالْحَزَنِ رَف۪يق۪ى وَالْعِلْمُ سِلَاح۪ى وَالصَّـبْرُ رِدَان۪ى وَالرِّضَا غَن۪يمَت۪ى وَالْفَقْرُ فَخْـر۪ى والزُّهْدُ حَرْفَت۪ى وَالْـيَق۪ينِ قُـوَّت۪ى وَالصَّدَقِ شَق۪يق۪ى وَالطَّاعَةِ حَسْب۪ى وَالْجِهَادِ خُلُق۪ى وَقُرَّةَ عَيْن۪ى فِى الصَّلَاةِ وَثَمَرَةَ فُـؤَاد۪ى ف۪ى ذِكْرِ رَبّ۪ى وَغَمّ۪ى الْاَجْلِ اُمَّت۪ى وَشَوْق۪ى اِلٰى رَبّ۪ى

Hazret-i Ali radıyallahu anh şöyle buyurdu: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bazı huylarını sordum, dedi ki;“Marifet benim ana malımdır. Akıl dinimin aslıdır, sevgi temelimdir. Azim bineğimdir, zikir yoldaşımdır, güven hazinemdir. Hüzün arkadaşımdır. İlim, silahımdır. Sabır, elbisemdir. Rıza göstermek, ganimetimdir. Fakirlik, öğünç kaynağımdır. Zühd; zanaatımdır. Yakîn, kuvvetimdir. Doğruluk, kardeşimdir. Taat; yetindiğim şeydir. Cihat, Ahlakımdır. Namaz, gözümün nurudur. Allah’ı zikretmek, ümmetime arzu ettiğim şeydir ve ona duyduğum arzudan dolayıdır.” Dedi.

Nezhetül Mecalis, sahife 73.

قَالَ بَعْضُـهُمْ رَاَيْتُ شَابَا حَسَنًا ف۪ى النَّوْمِ فَقُلْتُ لَهُ مَنْ اَنْتَ قَالَ اَنَا التَّـقْوٰى قَالَ اَيـْنَ تَسْكِنَ قَالَ ف۪ى كُلِّ قَلْبٍ حَزْنِ بَكَاءً وَرَاَيـْتُ اِمْرَاَةً سَوْدَاىَ فَقُلْتُ مَنْ اَنْتِ قَالَتْ اَنَا الضَّحِكَ فَقُلْتُ اَيْنَ تَسْكِن۪ينَ قَالَتْ ف۪ى كُلِّ قَلْبٍ فَرَحٍ مَرَحٍ

Şöyle denildi, rüyamda genç ve güzel birini gördüm (erkek). Ona dedim ki, sen kimsin? “Ben takvayım” dedi. Ona nerede olduğunu sordum. Dedi ki: “Ağlayan ve üzgün olan her kalpte ve yine gördüm ki, siyah bir kadın, sen kimsin diye sordum. “Ben gülmeyim” dedi. Nerede bulunduğunu sordum. Dedi ki, “Her sevinçli ve dünyaya meyyal kalpteyim.

Nezhetül Mecalis, sahife 29.

عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ اِنَّ مِنْ اَخْيَارِ اُمَّت۪ى قَوْمًا يَضْحَكُونَ جَهْرًا مِنَ السَّعَةَ رَحْمَةِ اللّٰهِ وَيـَبْكُونَ سِرًّا مِنْ خَوْف۪ى عِنَابَهُ اَبـْدَانِهِمْ ف۪ى الْاَرْض۪ى وَقُلُوبِهِمْ ف۪ى السَّمٰٓاءِ اَرْوَاحِهِمْ ف۪ى الدُّنْيَا وَعُقُولُهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ يَمْشُونَ بِالسَّكِنَةِ وَيَتَقَرَّبُونَ بِالْوَس۪يلَةِ

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisinde; “Ümmetimden bazı hayırlı insanlar vardır ki, Allah’ın rahmetinin genişliğinden dolayı güler, görünürler. Allah’ın sürekli olan azabının korkusundan gizlice ağlarlar. Bu kimseler yerdedirler, halbuki kalpleri göktedir. Ruhları dünyada, akılları da ahirettedir. Vakarla yürürler ve bazı vesilelerle Allah’a yaklaşmaya çalışırlar.”

Nezhetül Mecalis, sahife 29-30.

وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسِ وَاَب۪ى هُرَيـْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ قَالَ قَالَ الـنَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ ذَرْفَتَ عَيْنَاهُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَعَالَى كَانَ لَهُ بِكُلِّ قَطْرَةٍ مِنْ ذُمُوعِةِ مِسْلُ جَبَلِ اُحُدٍ ف۪ى م۪يزَانِه۪ وَلَهُ بِكُلِّ قَطْرَةَ عَيْنٍ فِى الْجَنَّةِ حَافَتَيْهَا مِنَ الْمَدٰٓائِنِ وَالْقَصَوَرَ مَالَا عَيْنِ رَاَتْ وَلَا اَزَنَ سَمْعَتً وَلَا خَطَرَ عَلٰى قَلْبِ بَشَرٍ رِفَاِنْ ق۪يلَ قُلْ بَكٰى اِبْل۪يسُ لَعَنَهُ اللّٰهُ فَمَا اَفَارَهُ بَكَاؤُهُ وَقَدْ قَالَ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَمْعَةِ الْعَاص۪ى تَطْفَئَ غَضَبَ الرَّبُّ فِالْجَوَابْ اَنَّهُ قَالَ دَمْعَةَ الْعَام۪ى وَلَمْ يَقُلْ دَمْعَةَ الْكَافِرِ فَالْمَعَاص۪ى سَمُومَ وَالدَّمْعَةُ تَرْيَاقَهَا

Abdullah bin Abbas ve Ebu Hureyre’den (Allah onlardan razı olsun); Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki;“Allah korkusuyla gözyaşı döken bir kimseye, her bir damla gözyaşı için, Uhud dağı kadar amel terazisine (sevap) yazılır.

Ve yine her damla gözyaşı için, cennetin iki tarafında hiç kimsenin aklına gelmeyen, hiçbir kulağın duymadığı ve gözün görmediği siteler, köşkler vardır.”

(Şayet şöyle denilecek olsa;) Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Asinin gözyaşı, Allah’ın gazabını söndürür.”Şeklinde buyurulduğu halde, İblis’de ağladı. Fakat ağlaması fayda vermedi.

(Cevap;) Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem; Kafirin gözyaşı değil de, asinin gözyaşı şeklinde buyurdu. Masiyetler zehirdir, gözyaşları da panzehirdir.

Nezhetül Mecalis, sahife 29.

 

بَكٰى شُعَيْبُ عَلَيْهِ السَّلٰامْ حَتّٰى عَمِىَ فَرَدَ اللّٰهُ عَلَيْهِ بَصَرَهُ ثُمَّ بَكٰى حَتّٰى عَمِنَ اَيْضًا فَاَوْ حَى اللّٰهُ اِلَيْهِ وَهُوَ اَعْلَمُ اِنْ كَانَ بَكَاؤُكَ خَوْفًا مِنَ النَّارِ فَقَدْ اَمَنْتُكَ مِنْهَا وَاِنْ كَانَ بَكَاؤُكَ شَوْقًا اِلٰى الْجَنَّةِ فَقَدْ اَوْ جَبَتْهَا لَكَ فَقَالَ يَارَبِّ لَمْ اَبْكَ لِهَذَا اَوْلَا لِهٰذَا وَاِنَّمَا بَكَيْتُ شَوْقًا اِلَيْكَ فَاَوْحَى اللّٰهُ اِلَيْهِ فَاَبْكَ فَمَالِهَذِ الدّٰٓاءِ دَوٰٓاءَ اِلَّا الْبَكٰٓاءِ

Şuayb aleyhisselam gözlerini kaybedinceye kadar ağladı. Allah (c.c.) ona, gözlerini bağışladı. Tekrar gözlerin kaybedinceye kadar ağladı. Bunun üzerine Allahu Teala kendisine şunu vahyetti. Cenab-ı Allah durumunu daha iyi bildiği halde ona; “Şayet korkun cehennem ateşinden kaynaklanıyorsa, seni cehennemden emin kıldım. Veyahut, ağlaman cennete olan arzundan kaynaklanıyorsa, muhakkak ki, cenneti sana vacip kıldım. Şuayb aleyhisselam; “Ya Rabbi, bunların ikisi içinde ağlamıyorum. Sadece sana olan arzumdan dolayı ağlıyorum.” Cenab-ı Allah (c.c.); “Ey Şuayb, ağla, zira bu hastalığın tek ilacı ağlamaktır. Bundan başka da ilacı yoktur.

Nezhetül Mecalis, sahife 30.

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى قَالَ اللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخَشَّوْهُ وَق۪يلَ ف۪ى قَوْلِه۪ تَعَالٰى مَرَجَ الْـبَحْرَيـْنَ اَىْ مَجْرَا الْخَوْفِ وَمَجْرَا الرِّجٰٓاءِ ف۪ى قَلْبِ الْمُؤْمِنِ

Cenab-ı Allah (c.c.); Allah korkulmaya daha layıktır, buyurdu. Cenab-ı Allah’ın bu sözü için denildi ki, iki denizi salıverdi. Yani mü’minin kalbindeki umut ve korku denizi.

(İki denizin salıverilmesi ayetini şu şekilde tefsir etmişlerdir. Mü’minin kalbi iki denize; bir tarafı korku denizi, diğer tarafı da umut denizine benzetmişlerdir.)

وَقَالَ النَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَمْعَةِ الْعَاص۪ى تَطْفَئَ غَضَبَ الرَّبُّ

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki; “Asi olan bir kimsenin gözyaşları, Allah’ın gazabını söndürür.”

Nezhetül Mecalis, sahife 29.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>