canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Hacı Muhammed Bilal Nadir Hazretlerinin Mektupları - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

HACI MUHAMMED BİLAL NADİR HAZRETLERİNİN MEKTUPLARI

BİRİNCİ MEKTUP

Şeyhimiz hayatta iken, ihvanlardan birisi şeyhimize mektup gönderiyor ki, ben adam olamadım, diyen ihvana şeyhimizin yazdı-ğı cevaplar:

 Ne istiyorsun havada uçmak mı, denizde yürümek mi, ateşte yanmamak mı? Bizce bunlar hep masivallah’tır. Keşif, keramet mi istiyorsun? Yedi gökleri seyretsen, cenneti ve cehennemi keşfetsen, bütün meleklerini seyretsen, bunların hepsi masivaullahtır. Bunlara heveslenmek ve istemek Hak’tan gayriyi istemektir. Bir kimse bunları hep seyretse ve keşif etse, bizce bir kıymeti yoktur. Yalnız şunun ile beraber olursa ki, ilim, irfan, ilm-i ledün, halkı ikaza ve irşada ve Hakk’ı söylemek, Hakk’ı anlamak ve anlatmak olmalıdır ve kalbinden ilm-i ledün doğmasıdır. İbrahim Halilullah Aleyhisselam gibi, ama bunları her kendini beğenen ben-de bunlar vardır, diyebilir. Fakat bir mecliste ayıktırıcı söz söyle-yemez ve kabul ettiremez.

İşte anlatması ve anlaması zor olan budur. Hulasa-i kelam, bizim istediğimiz bu yolda şudur; Her gün her zaman Allah'u Teala tarafından ilimi ve fütuhat açılan bir kalbe sahip olmaktır. Daima sözü Hak’tan alıp, söylemektir. Sen bilsen de, bilmesen de onun kalbine koymasıyla, söylersin. İşte bu ilim kime gelirse, o kimse Hakk’ı görmek isterse, küfürdür dediği budur. Yani, bu ilim kimden zuhur ediyorsa, o kimse ben Hakk’ı görmek isterim, derse küfürdür dedikleri budur.

Çünkü Allah'u Teala bu ilim ile beraberdir. O ilmi kalbe an be an veren Allah'u tealanın sırlarından bir sırdır ve hikmetlerinden bir hikmettir dediği bu ilimdir. Ben insanın sırrıyım, dediği ilim bu ilimdir. Bizim yolumuz ilim yoludur. İşte bu ilim Allah'u tealaya vasıl olanlarda zuhur eder. Vuslatta budur. Her kim bu ilme vasıl olduysa, Hakk’a vasıl oldu. Keşif keramet hepsi aşağıda kaldı.

 Bu ilme sahip olan ihvanımız bir mecliste olsa, onların sözlerindeki hatayı bilir, söyler. Hiçbirisi karşısında cevap veremez. Hazret-i Pirimiz Abdülkadir Geylani Kuddise Sırruh buyuruyor ki;

 “Bizim yumurtamız, sair tarikatın horozuna bedeldir” dediği bu ilme sahip olanlardır. Şeyh Muhyiddin kuddise sırruhun biz ilmi sahibinden alırız, dediği budur. Bizim kazancımız, kerameti ilmiyedir. Kerameti keşfiye, kerameti hissiye geride kalırlar.

 Büyük Peygamberlere, büyük evliyalara verilen ilim irfan, ilmi ledündür, ilmi batındır. Enbiyaların en büyük mucizatı bu ilimdir. Evliyaların en büyük kerameti bu ilimdir. Bu ilim mevhide-i ilahidir. Kalpten doğar. İki gözüm sende bu ilme çalış, bunu iste, buna kavuş. Başkalarından ileri savuş. Hakk’a vasıl ol vesselam.

 

İKİNCİ MEKTUP

İkinci Mektubu, Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin Giresun’da sürgünde iken, 1944 yılı 4 Şaban’da göndermiş olduğu mektubunu yazıyoruz.

Bismillahirrahmanirrahiym, Elhamdulillahi Rabbil alemin, ves-selatu vesselamu ala seyyidine Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Sevgili evlatlarımız İbrahim ve Abdo ve Said ve Muham-med Ali ve Fuad ve Muhammed Çavuş’a vesair diğer evlatlarımıza. Ey benim canım ciğerim, evlatlarım! Allah'u Teala sizden razı olsun. Sizleri dünyada ve ahirette aziz eylesin. Dünyaca ve ahiretçe her ne muradınız var ise, nail eylesin. Cenab-ı vacibül vücud hazretleri kalplerinizi marifetullah ve muhabbetullah ile doldurup, ikisini cem eylesin.

Marifete nail olup, muhabbete vasıl olan kullardan eyleyip, bunlardan başka her ne ki kalbinizde varsa, cümlesini çıkarıp, bu ikisini yerleştirsin. Kerimelerimizi, hanımları da aynı böylece eyleyip, daim ve kaim eylesin. Sabit kadem, yani daim bir kararda devam eylemek nasip eyleyip, kalplerimizden ena niyet perdelerini kaldırsın. Yani, benlik, kendini beğenmek, bunları kalbimizden gi-dersin. İki  gözüm, canım, ciğerim, şöyle ki;

Cenab-ı Hak, bir şeyi murad eder de, yapmak ister ise, sebepler halk eder, yapar. Bizim işimiz çok büyük oldu. Bir iş ne kadar büyük ise, o kadar o işin başında eyleşilir. İşin büyüklüğü geç biter, yine de belli olur, yüze yüze kuyruğuna geldik, hemen bitmek üzeredir, inşaallahu Teala. Hesap başında, her kimin ne kadar çalıştığı, yaptığı hesap olur, iki gözüm, canım, ciğerim, Cenab-ı Hakk’ın kullarının yeryüzünde en makbul ve efdal olanları üçtür.

Hadis-i Şerif:

 ثَلَاثَةُ اَقْسَامِ اَفْضَلُ عَلَى الْاَرْضِ اِلٰى اٰخِرْ

  Yani, hadis-i şerif uzundur, manası şudur; Yeryüzünde afsal olan kullar üçtür. Biri ilmiyle amel eden ulemalar. İkincisi Allah (c.c.) yolunda, din uğrunda, vatan uğrunda muharebe eden askerlerdir. Biri de, ehli ticaret olup, helal kazanıp, Allah yoluna esirgemeden verenlerdir.

 İşte insan bu üçün birinden olmalıdır. Ulema odur ki, üç şart lazımdır. Biri gayet cömert ola ki, herkes bile şahit ola ki, malının hepsini Allah yoluna verebilir diyeler. İkinci şart gayet halka nasihatı bol ola ki, kendi nefsine hiçbir menfaat beklemeye fise-bilillah vaiz ve nasihat ede. Üçüncü tevekkül sahibi ola ki, asla rızk için gam yemeyip, tevekkell Alallah, Allah’a nasıl güvenir ise, öylece bulur,

أَنَا عِنْدَ ظَنّ۪ى عَبْدِ ب۪ى

  Demiştir. Ben kulumun zannındayım, demektir. Kalpteki her türlü bağları atıp, sırf Allah'u Teala’ya güvenip, büsbütün kendini O'na bağlayıp, dünyasını ve her şeyini O'na bırakan, O'nu kendine her zaman yardımcı olarak bulur, her şeylerini O yerine getirir. İşte alim budur, çünkü marifete erip, kalbi mutmainne olan kimsede bunlar olur, bunlar kimde varsa, o kimse alimdir. Bu kimse okumamış ise de alimdir. Çünkü Allah''u Teala’yı bilmektedir. Allahu tealayı bilenin nişanı da O’ndan korkup, O’na teslim, her umurunu her işini O'na güvenip, sonunda O'na bırakmaktır. Sonunda halim ne olacak, oğlum, kızım ne olacak demez. Bu dediğim olmayan kimse, dünyanın ilmini okusa, bundan ileri geçemez. Kalbine göre ulema olur.

 İşte alim budur ki, Cenab-ı Hak Teala bunların yüzü hürmetine hayır ve bereket verir. Bir memlekette bunlardan bir kişi bulunsa, bunların hürmetine o memleket emin olur. İşte böyle olan kimseye uymak, elinden tutmak, el vermek, hakkıdır. Bunların hakkını vermektir. Bunların rehberi olan kimse derhal bunlara müsaade etmeleri insanlık odur ki, kendi gibi adam yetiştire, aynı kendinin vazifesine yetiştire. Aynı vazifeyi ona da vere. Bu dediğimi ancak sizler yapıyorsunuz.

 Allah'u Teala sizlerden razı olsun. Sizin rızanızı ben nasıl alacağımı düşünüyorum. Ben sizden razıyım. Rabbim Teala, sizi de bizden razı eylesin. Bazıları kendilerinin tanınmasından başka kimselerin vazife başına geçmesini istemezler. Halbuki Cenab-ı Hak, yarın soracaktır. Bu kul sana teslim olmuştu, sen bunun bu vazifeyi görmeye muktedir olduğunu bildiğin halde, buna vazife vermedin, hakkını zayi eyledin, der. Bu kimse hor hıcıl olur. Bizim maksadımız, sırf Allah'u tealanın rızasında, Hakk’ın kullarına hak yolunu göstermek, Hakk’ı tanıtmaktır. Yoksa oğlumuza, kızımıza bir kapı açmak ve kendi nefsimizin arzularında yürümek değildir.

 Eski şeyhlerin bir çoğunun yerleri, yurtları harap olduğunun sebebi, kendileri sağlığında kendilerinden başka kimselerin ileri geçmesine ismi söylenmesine müsaade etmez ve etmediğindendir, kendilerinden sonra ehli oğullarına ocak zadedir, diyerek kendi yerlerini ısmarlamışlar. Oğulları da yakışmaz hallerde bulunduğu için halk yüz çevirmişlerdir.

Halbuki onlar vaktinde kendi eli altında olanlara ayni vazifeyi vermiş olsalardı, onlar belki kendinin oğullarını da adam ederlerdi, ocakları sönmez idi. Adı ve ismi batmaz evlatları da adam olur, giderdi. Kendi eliyle, kendi ocağını söndürdü. Bir el nerede, beş, on el nerededir. İşte bu dediğim alimlere Cenab-ı Hak fütuh kapılarını açar. O kimse korkmasın ki, benim futuhatıma ötekinin ilerlemesi ziyan ede, demesin. Cenab-ı Hak bir kulunu halka tanıtan rehber eden bağlayan çözen, Allah’tır. O kimsenin kendinden olmadıkça her cihetle kulunun halini artırır, eksiltmez. Çünkü O kalplerin içine bakar, niyete bakar.

Hadis-i Şerif:

اِنَّ اللّٰهَ لاٰيَنْظُرْ اِلٰى صُوَرِكُمْ وَلَا اِلٰى اَعْمَالِكُمْ بَلْيَنْظُرُ اِلٰى قُلُو بِكُمْ وَنِيَّا تِكُمْ

Yani Allahu Teala sizin suretinizi düzeltip, cübbe, sarık, hırka, tacınıza ve ibadet ile halka görünüşünüze bakmaz, ancak sizin kalbinizde gurup kendi düşüncelerinizi, halka bildirmediğiniz şey-lere ve niyetinize ne niyette olursa ona bakar.[2]  

Niyetinizi daim iyilik, yani Allah'u Teala’nın kullarının hepsini Hakk’a vasıl edip, kendi de onlara hizmetçi gibi kalmak niyetinde olanı hepsinden yüksek eder, onun niyetindekini biliyor. Kalplere her daim bakar, kendi nefsini düşünmeyip, Allahu Teala’nın kullarını düşünen kimseyi Cenab-ı Hak düşünür, kendini düşüneni, O düşünmez. Marifet ehli olmak, muhabbeti ilahiyeyi kalbimize doldurmaktan başka maksadımız olmasın.

 Marifet odur ki, Allah sevgisinden başka her düşünceleri kalpten sürüp çıkartmaktır, vesselam. Anneniz selam eder, hamd olsun iyi oldu. Ahmed Arif’in gözlerinden öperim, hemşirenize selam ederiz. Said Hoca’ya selam ederim, çocukların gözlerinden öperim. Bu taraftan çocuklar selam eder, ellerinizden öperler. Baki dua ve selamlar.

 

ÜÇÜNCÜ MEKTUP

Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin Giresun’da sürgünde iken, Gaziantep’e gönderdiği mektup, 20 Haziran 1942.

Pek sevgili iki gözüm İbrahim ve Said ve sevgili Fayat, sevgili kardeşim. Cenab-ı Halıkı Teala ve tekaddes hazretleri dareynde elem ve keder ve gussa ve kam göstermesin. Cümlemizi muhafız ismiyle hafız eylesin. Azameti kibriyatı hakkı için, dualarımızı kabul eylesin. İki cihanda cümlemizi aziz ve bermurad eylesin. Evlatla-rımızı ilmiyle amil, zühtü veraya nail edip, huzuru takvaya vasıl eylesin. Cümlemizi emanetullah emanetinde, sadık ve yerine getirip, ahdinde vefa eyleyenlerden eylesin.

 Sevgili kardeşim emanet deyince aklıma biraz bir şeyler geldi. Herhalde söylersem menfaati vardır. Sizi aciz de etmek istemem, fakat faydalı olduğu için okursanız, inşaallahu Teala faydalanırsınız. Sevgili kardeşim emanet deyince, tüylerim ürperdi. Şöyle ki, emanet edilen şeylerin hepsi emanetullahtır. Sevgili kardeşim çünkü her şeyler emanetiyle kemal bulmuştur. Emanet alanlar, hakkıyla emaneti yerine getirdikleri için, bu alimler kemal bulmuştur. Evvela Allah'u Teala’nın nurunun tecelli eylemesinde aldığı emaneti, Muhammed nuru elbise gibi oldu. Hak nuruna, Muhammed nuru elbise oldu. Ayet-i Kerime: (En’am suresi ayet-9)

وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ

  “Ayet fehfu mince” bu da aldığı emaneti yerine getirmekle oldu. Çünkü binler, binler zikir eyledi. Ruhi Muhammed’i emaneti zikrullaha çalıştıkça, tecellilere nail oldukça, bütün kainat kemal buldu. Sonra nebiler Adem Aleyhisselam’dan beri aldıkları emaneti yerine getirmekle kemal buldular.

Ahzab suresi 72. Ayet:

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَى الْآخِرْ

 Yerler gökler emanetten korktular. İnsanlar yüklendiler. Va-adler, ahdler verdiler.

Rad Suresi 25. Ayet:

وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪

Bazıları da Allah'u Teala’nın ahdini ve Resulünün emri üzere yerine getirmediklerinden dolayı, Kemal’den mahrum kaldılar. Cenab-ı Vacibil Vücud, bu dünyaya insanları kemale erdirmek için getirmiş ve emanete riayet edenler, kemal bulmuş. Hakk’a layık kul olmuş. Emanete hıyanet edenler, kemal bulmamışlar. Çok ulmuş, çürümüşler, kokmuşlar.

 Padişahın huzuruna leş gibi kokanları çıkartmazlar. Kemale ermişi burcu burcu kokan meyveleri çıkarırlar. Bu kemali bulmakta, emanete riayet ahdinde sadık ve istikametinde doğru sözünde durmakla kemal bulur. Şimdi emanetler nedir?

 Evvela Allah'u Teala’nın emaneti emrini nehiylerini Allah için söylemek, Allah için sevmek, Allah için buğzetmek.

 Resulullah’ın emaneti kendisi ne halde, ne yolda Allah'u Teala’nın emanetini ikaz eylediyse, bize de öyle eylemek emanettir.

 Evliyanın emaneti; ahdine vefa ile verdiği sözünde zerre kadar ayrılmamak ile kemal bulurlar. İnsanların önüne bakmaz, sonuna bakılır, dedikleri evvel söz verdi, fakat sonuna kadar sözünde duracak mı, dur bakalım demektir.

 Alimin ilmi emanetullahtır. Amel etmez, yahut söylemez ise, hıyanettir. Kemal yoktur. Talib’in aldığı emanettir. Yapmaz veyahut sözünde durmaz ise, kemal yoktur. Memurun vazifesi emanettir. İşçinin aldığı iş emanettir. Kadınlar kocasına emanettir. Çocuklar kadınlara emanettir. Namus malı kadınlara emanettir. Buna göre her şeyler emanettir.

 Fakat Allah'u Teala için olan emanette Allah’da ahiret kemali vardır. Dünya için emanetlerde dünya kemali vardır. Emanet her şeylerin başıdır. Biraz hikmetlerinden söyleyelim. Allah'u Teala hayvanları, insanları, erkekle dişinin ceminden yarattığı halde, ahdi nikah ile ahdi rait ile doğan çocuk rahmani, ve gayri meşru olanlar şeytani olurlar. Çünkü ahidde kemal vardır, öbüründe kemal yoktur. Emanete riayet ederse, bulur. Allah'u tealanın emaneti de kemaldedir. Gadabı ahdini bozanlaradır. Başka söylenmez diyenler yanılmışlardır. Çünkü her zaman Kur’an-ı Kerim’in manası yükselmektedir. Neler çıkıyor. Allah'u Teala’nın rahmeti emanetiyle kemal bulanlardır. Allah'u Teala’nın laneti ahdini bozanlaradır. Ahdine vefa edenler, ulaike hizbullahtır. Ahdini bozanlar ulaike hizbuşşeytandır. (Mücadele Suresi ayet: 19)

اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ

Ahdine vefa ile emaneti yerine getirenler evliyaullahtır.

Yunus suresi 62. Ayet:

اَلَآ اِنَّ اَوْلِيَآءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ

Allah'u Teala’ya evliya olanlar için bir korku, hiçbir keder mahsuniyet yoktur. Fakat evliya kimler olduğunu anlatmak için buyurmuştur ki;

Yunus suresi 63. Ayet:

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ

Onlar Kur’an-ı Kerim’in dediklerine inanır ve tasdik edenlerdir ve Allahu Teala’dan ahidlerini bozmadan korkanlardır. Çünkü bo-zanlara büyük azap vardır. Gadabı vardır. Korkanlara da büyük mükafatlar vardır.

  Yunus suresi 64. Ayet:

لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۜ

Ahdini bozmayanlar için daha dünyada iken, ahirette bulacağı dereceleri ve nimetleri cemali cenneti kemali bu dünyada iken, kendisine müjdelemek göstermek, oralara ermek, oraları görmek, oraları bulmak, nail olmaya, vasıl olmaya, yakîn olmaya bilmek, tatmak, koklamak, sır etmek, konuşmak vardır. Ahirette daha ziya-de büyükleri vardır. İki gözüm kardeşim, her ne kadar uzun kaçtıysa da artık ilim yolunda Allah'u Teala için olan söz, her ne kadar uzun olursa, o kadar iyidir. Maksadım şudur ki, aklıma gelen, aklımda kalmasında din kardeşlerimizde istifade etsinler. İlim öyle bir şeydir ki, Cenab-ı Hak kullarından bir kulu ona layık görür de dilerse, o kulun kalbine kalıp kalıp deve tabanı gibi indirir. Asıl lazım olan ilimde budur.

 Bu da Allah'u Teala’nın ahdinde sadık yorulmaz, usanmaz sabırdadır. Sakin beklerse, ibadetle ve tesbihle Allah'u Teala’yı çok zikir ederse, o kulun kalbine kemal verir. Artık güzel kuvvetli, toprakta biten ekin gibi, dallanır, budaklanır. Zikrin kuvveti ateştir, kalp kazandır. Zikrullah kuvvetlenir kazan kaynar, ateşe su verenin kazanı kaynamaz. Her zaman odunla kazan kaynadığı için, odun her gün gerektir. İbadet, taatte, zikirde aynıdır. Fazla ibadet edildiği gün, kalpte fazla şeyler doğar. İbadetler için en çok devam edilecek olanlar belli olamaz. Çünkü insan namazda çok şeyler nasibini ve tadını alır. Yani çok devam eder. Yüzlerce rekat namaz kılar, büyük haller zuhur eder, kimi insanda zikirden tesbihten aldırır, binlerce tesbihlerin sonunda kazanı kaynatır. Kimisi de Kur’an-ı Kerim’i manasını tefekkür ile okur. Buna devamla kazanını kaynatır.

O zaman, o kazanda ham olup, kimsenin tatlı sanmadığı neler tatlanır, kemal bulur. Bütün çiğler pişer. Rengi tadı kokusu, her şeyleri değişilir. Sevgili kardeşim sözü yine uzattık. Cümlenize selam eder, Allah'u Teala’nın hıfzında olup, yakın zamanda görüşmemizi Kadir Kayyum Mevla’dan dilerim. Her şeyin başı Kur’an-ı Kerim’dedir. Yani Resuli Ekrem efendimiz buyurmuş ki, ilim öğrenmek isteyenler, Kur’an-ı Kerim’i çok okusun, manasını düşünsün. Kur’an-ı Kerim’in her zamanda nice manaları yeniden zuhur eylemektedir. Müfessirler şöyle demişler. Bundan başka söylenmez diyenler yanılmışlardır. Çünkü her zaman Kur’an-ı Kerim’in manası yükselmektedir. Neler çıkıyor. Kardeşim Kur’an-ı Kerimi manasını düşünerek, huzuru kalp ile her ayeti iki üç kere veya daha ziyade okuyanlar, muhakkak hakikate bir şeyler anlarlar.

 Kur'an-ı Kerim'i çok okumalı, acele değil, ağır ağır manasında durarak okumalı ilmini Cenab-ı Hak verir. Bir de şu var ki, mü’minler kendi mevkilerini bilse, ne olduklarını ve neyin ehli olduklarını bilseler, her halde daha ileri yükselirler. Müslüman yalnız kendini müslümanlardan sayanlara denir. Bundan sonra herkesi ibadetine göre Allah'u Teala’nın yanında daha ziyade sevgisi vardır. Her iki yükü de yüklenenlerin daha derecesi ve sevgisi daha ziyadedir. Hele onunla çalışıp, kendinde az eseri görülenler daha ziyadedir. Bir çobanı padişah yapsalar, kıymetini bilmediği için mahrum olduğu gibi, Cenab-ı Hakk’ın verdiği mevkinin kıymetini bilmeyenlerde, o mevkilerden mahrum olurlar. Ayet: (Yunus suresi ayet-58)

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ

Sevgili Habibim, sen de ki; Allah'u Teala’nın size verdiği fazlı ve rahmetiyle sevininiz ve ferahlanınız. Allah'u Teala’nın verdiği mükafatları ve O’nun kendine yaptığını anmayanlar ve söyleme-yenler nankördürler. Kendi evvel ne idi, sonra ne oldu ve daha sonra ne olacağını kalbinde, dilinde, her zaman Cenab-ı Hakk’ın kendine yaptığı yardımları söyleyip ve daha yapacağını sevinerek söyleyip, anlatıp konuşmak lazımdır.

Ayet: (Duha suresi ayet: 11)

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

Rabbinin verdiği nimeti söyleyip, hikaye ederek, söyle onunla ferahlan ve onunla sevin, nankör olma. Allah'u Teala’ya güven ve inan ki, seni en yüksek makama layık eder ve verir. Şu halde insan kendinin halini büyük makamda olduğunu bilmediği için ileriden mahrum kalır. Çünkü kendi yaptığı işin büyüklüğünü ve kıymetini bilmiyor. O halde kalır. İnsan kendini kötü bilmek, nefsine mağrur olmamak içindir. Fakat nefsin ne düşman olduğunu bilmeyenlere sözümüz yoktur. İnsan şöyle ki, gerektir:

Kendinde ne görse, faziletlerinden bunlar ibadetin, zikrin ve Kur’an’ındır. Ateş yandığı zaman tütünü çıkar. Yanmadığı zaman hiçbir şey yoktur. Sende görülen tesir, ibadetin tesiridir. Bir zat mağarada, ibadette, namazda iken, iki aslan hücum eylemiş, arkadaşları o zata bizi parçalayacak diye çağırmışlar. O zat namazı kısaltıp, aslanları boyunlarından yakalayıp, hayvanları bize bırakın deyip, başlarını birbirine vurduktan sonra bırakmış Aslanlar korkarak kaçmışlardı. O zat bir gün arkadaşlarına bir sinek beni uyutmuyor, bunaldım demiş. Gelmişler, sineği hal ettikten sonra demişler, sen aslanları öyle yaptın, bir sinekten şikayet eyledin, bu nasıl oluyor. Demiş ki, ben o zaman ibadette idim. Bende ibadetin feyzi, kuvveti, tesiri vardı. Aslanları yapan o kuvvetti. Şimdi ise ibadette olmadığım için, o kuvveti ve o tesiri yoktur, demiş.

 Bundan anlaşıldı ki, sende her ne kuvvet ve tesir varsa, bu günlerde yapmakta olduğun ibadetin huzurun zikrin tesiridir. Zannetme ki, ben artık işi bitirdim. İbadet yapsam da, yapmasam da, bende bu hal devam eder zannetme. Sen bozulduğun gibi onlar hep bozulur. Senin dayandığın dayanak arkadan çekilir ise, o zaman düşersin. Allah’ım cümlemizi muhafaza eylesin, amin!

 Yalnız bunlara sahip olanlara her taraftan yardım çok olur. Onun için her işin her tuttuğun kolay gelir. Çünkü söylemişsin, sevgili kardeşim, size karşı olan muhabbetimdendir ki, yazdıkça yazasım geliyor. Elim yoruldu, Elmas yemeğe çağırdı. Yine ayrılasım gelmiyor. Yazmak istiyorum. Aklıma biraz daha bir şeyler gelse de yazsam diyorum. Velhasılı kelam, cümlenize ayrı ayrı akrabalara selam ile senin hatırını sual ile her daim afiyette olmalarını dilerim. Çocukların gözlerinden öperim.

 Bu taraftan bizim çocuklardan Medine, Emine, Süleyman, Hilmi ile selam ile ellerinizi öperler. Anaları Elmas’da cümleden hepinize selam eder. Birçok kadınların ismini saydı, fakat hepsini ismiyle yazmak mümkün olmadığı için, ben hepsine birden yazdım dedim. Kendisi de şimdi bir yerde Kur’an-ı Kerim hafızları tarafından mukabele okunurmuş, oraya gitti. Hepinize selamı vardır. Sizde mektubu geç gönderiyorsunuz. Tez, tez gönderin. Bizim gibi uzun yazınız ki, memleketimizin her nesi olsa, bize hoş geliyor.

 Burada matbaadan Antep gazetesi alıyorum. Oradan gelirmiş. Tren gelme töreni yapılmış. Tren geleceğine çok memnun oldum.

حُبُّ الْوَطَنْ مِنَ اْلإ۪يمَانْ

vatan sevgisi imandandır. Ahiret vatanı, gerek dünya vatanı olsun, sevmek imandandır. Peygamber Efendimiz Mekke dağlarına bakmış, demiş ki, Ah vatanı ah vatanım diye buyurmuştur. Şenlenir memleketimiz, bir gün olur inşaallahu Teala gününü görürüz ve evlatlarımızda görür. Bizde artık gelme tedarikindeyiz. Hazırlıklar yapılıyor. İnşaallahu Teala, rahat rahat geliriz. Külfetimiz çok ağır oluyor. Bizim acele etmemiz fayda etmiyor. Ayet: (Al-i İmran Suresi ayet: 186)

فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

Bunlar hep işlerin azmine bakar. Cenab-ı Hak Teala her tarafı birbirine mutabık getirmeden öbür işi yapmaz. Biri öbürü, daha öbürü derken, binlerce işi birbirine onun hesaplamasıyla muvafık olur ve birbirine mutabık düşer. Kulların hesabı bütün muhalif düşer. İşte bunun için birbirinden evvel yapmaz. Zamanı gelecek hepsi birbirine uygun gelecek. Bizim dediğimiz zaman olmayıp, O’nun dediği zaman olacak. Duaları kabul eder, fakat kendi hesa-bına uygun geldiği zamana bırakır, o zaman olur. “Vesselam ala menittebeal Huda” selamlar Kur’an-ı Kerim’e tabi olanlara olsun demektir.

 

DÖRDÜNCÜ MEKTUP

20 Haziran 1942. Çok sevgili aziz evladım! Cenab-ı Vacibul Vücud Hazretleri, yerleri, gökleri yoktan var eden, esma ül Hüsna-sında cümlesini halk eden, cümlesini zahiren gösterip, kendini sır eden zat kendi olup, halkı kendine köle eden, kendini göstermeye bu halka ayan eden, Resullere kitap gönderip, bu sırrı beyan, bu dünyayı bu halka darı imtihan eden, mutilere cennetini, asilere cehennemi mekan eden, zerre kadar kimseye zulüm etmeyip, herkesi yaptığı ile hükümrana eden, nicelere tasarruf verip, zahir batın hükümrana eden, niceleri azdırıp, halkın üstüne hükümrana eden, hep bunları kulun müstahak olduğuna göre ferman eden, kullarını güzel ahsen yaratıp, kendi ruhunda ihsan eden, her kulunu kendi rızasına istidadlı, kabiliyetli halk eden Allah'u Teala Hazretleri cümlemizi maddi, manevi her türlü afet ve belalardan mahfuz ve mahzun eyleyip, iki dünyada aziz ve şerefli eyleyip, bilip bilmediğimizi her şeyden koruyup, kendi rızasında yürüyen kullarından eylesin. Amin ve her muradımıza nail eylesin, cümle mü’min kardeşlerimi de muhafaza eylesin ve ehli iman hayırlı selametler eylesin, amin! İki gözüm cümle akrabalara selamımızı tebliğ ediniz. Akrabaların cümlesinden Allah'u Teala razı olsun, Said’e selam eder, gözlerinizden öperim, İbrahim’e de selam ederim.

Söylediği haklıdır, çünkü her kim kendi güvendiği tuttuğu işin erbabıdır. Hamdolsun, bu taraftan cümle rahat etsin. Allah'u Teala sizleri de rahat eylesin, amin!

İki gözüm, Cenab-ı Hak her insana bir şeyin kolayını öğretir. Her insan birbirinin yaptığını yapamaz. Her insanın bir yeri vardır ve bir işe yarar. Her işe yaramaz ahvali alim böyledir. Her kendi işinde vazifesinde Hakk’a çalışır ise; yani Allahu Teala’ya imanla tutarak, ibadetle işini de tutar, Allah'u Teala razı olur. İnsan hem işine bakmalı, hem de ibadetle ayrıca Hakk’a çalışmalıdır. İki gözüm; Velhasıl, her işin yeri vardır, her kim hangi işi yapabiliyorsa, onu yapmalıdır. İşinize fırsat vermeyip, çalışınız. Hem ibadet etmelidir, hem de işine bakmalıdır. Cenab-ı Hak bir insanı hangi vazifede kullanmak isterse, onun ehli yapar, onu bildirir. Hem dünya lazımdır, hem ahiret lazımdır. Cenab-ı Hak kullarına; en evvel ayni düşmanınız çoktur, nefsiniz, şeytanınız da düşmandır. Hariçte kafirler hep düşmandır, cümlesinden Allahu Teala’ya sığınınız, Allah ümmeti Muhammedi, din kardeşlerimizi sıkmasın, amin!

Sözü uzattım, ama faydalıdır. Velhasıl demek istediğim şudur ki; hiçbir kimse öbürünün işini göremez. Bir kimse de her işi göremez. Her işi görenler binde bir nadiren çıkar. Siz bağcısınız, ziraatinizi bilirsiniz, fakat kuyumcu olamazsınız. Bunun gibidir. Ben her işi yapacağım desinler. Bakınız, bir temsil daha söyleyeyim, buna göre herkes işi ile meşgul olmalıdır. Kulu ne işte kullanır kolay gelir, demiştik.

Allah (c.c.) tektir, Peygamberler ruh babası Muhammed Aleyhisselam, ceset babası Adem Aleyhisselam ikidir. Adem, Nuh, Musa, Muhammed Aleyhisselam evvel el azimi Peygamberler dörttür. Mürseller var, nebilerin büyükleri, mürselinin afsalı on ikidir. Yıl, sene birdir tektir. Kış ile yaz ikidir. Malumdur mevsimler dörttür, ay on ikidir.

Aynı her şeyler böyle yaratılmıştır. Muhammed dini bir tektir, şeriat ile tarikat ikidir, malumdur mezhepler dörttür, imamlar on ikidir, pirler on iki tarikat kurmuşlar, yani her şey böyledir. Bak Resuli Ekrem’in Mekke’de iken, Medine’de on iki nakibi vardı; bunların cümlesi haktır. Kur’an-ı Kerim esastır, hepsi Kur’an-ı Kerim’dedir, Esmaü-l Hüsnadan gelmiştir, insanların yani peygamberlerin kimisi sert, kimisi yumuşak, her biri bir esmanın mazharıdır. Evliyalar da, mü’minler de aynıdır. Kafir, münafık, hep bundadır; yani Esmaü-l Hüsna dal ismine düşenler, dalalete düşerler. Yani, Allah'u Teala bir kulun niyet ve işinde razı olmadığı gibi ona dal ismi tecelli eder. O kimseler dalalete düşer. Allah'u Teala bir kimsenin niyeti ve işinden razı olduğu gibi, cemali ile tecelli nur ismi ile tecelli eder. O kimse hidayette olur, yani bir kimse iradesini Allah’ın nehyettiği yerlere sarf ederse, Allah’ın gazabına layık olur ve bir kimse de iradesini Allah’ın rıza yoluna sarf ederse, Allah’ın cemaline, cennetine layık olur.

 Yani, niyet halis, iman selamettir. Niyet fasid, insan mela-mettir. Resul-i Ekrem efendimize sormuşlar; bizim hakkımızda hangi işin hayırlıdır? Nerden bilelim? Demişler. Buyurmuş ki, bir işe başladığınızda, o işe Allah'u Teala kolaylıklar veriyor ise, o iş hayırlıdır. Ondan ayrılmayınız. Eğer Allah'u Teala zorluk veriyor ise, o işte hayır yoktur. Ondan vazgeçiniz diye buyuruyor. İşte burada gösteriyor ki; insan hem dünya işinde, hem ahiret işinde insan kendi işine bakmalı, hem de ibadetle ayrıca Cenab-ı Hakk’a çalış-malıdır. Velhasıl her şeyin yeri vardır, her kim hangi işi yapabili-yorsa, onu yapmalıdır. İşinize fırsat vermeyip çalışınız, hem ibadet etmelidir, hem de işine bakmalıdır. Cenab-ı Hak, bir insanı hangi vazifede kullanmak isterse, onun ehli yapar, onu bildirir. Hem dünya lazımdır, hem ahiret lazımdır.

Cenab-ı Hak, kullarına en evvel imanla, ibadetle dinini muhafaza edip, kendi rızasını kazanmayı emir ediyor. Buna da dinini muhafaza etmekte iki şeyle olur; biri namus, biri de vatan. Namus, dini olmayanın vatanı yoktur. Yani; insan dinini ve namusunu vatanında muhafaza edebilir. Bunun için vatan uğrunda can verir, dini, namusu olmayan can vermez. Çünkü; canı, yaşaması nerede ise, orası vatanıdır. Çünkü; dinine, namusuna ziyan gelir korkusu yoktur. Dinini ve vatanını, namusunu muhafaza etmek için dört şey lazımdır; dünyanın kıyamı da dört şeyledir:

 Biri ulemanın ilmi, duası. İki umeranın adli adaleti. Üç, ehli ticaretlerin sahaveti. Dört, askerin Sıdkı, sadakati. İşte, ulema dediğimiz, ulema alimler ilmi ile amel eder, hem de halka Allah’ı bildirir ve dua eder, Allah'u Teala kullara merhamet eder. Her işlerine yardım eder. Yoksa, ulemasız harap olur. Umeranın yani memurlar hakkı ile adaletli işini görür, Allah da razı olur, her işlerine yardım eder. Yoksa; helak olur. Ehl-i ticaret de bu ikisinin de yardımcısıdır. Allah yoluna verirler, Allah da razı olur, yardım eder. Yoksa, alem yıkılır, sonra askerlerimiz hakkı ile hudutları bekler, geridekiler de serbest çalışır, ibadet ederse Allah onlardan da razı olur. Bunlar yoksa din de, vatan da, namus da gider. İşte Allahu Teala bu dördünden hangisine seni koydu ise, rızası ondadır, o yüzden razı olur.

Hangi işte isen, ona çok dikkat et. Allah’ın rızasını gözet, muhakkak su çukurunu bulur, sonunda hep işler düzelir. Yine Allah’ın mü’minlere ettiği vaadi yerini bulur. Yine Allah (c.c.) tarafı kazanır, ama sabır lazımdır, herkesle hoş geçinip, kimseye fenalık istemeyip, Allah’ın yapacağına inanıp, her tarafı ona havale edip, kendi işi idrak, ibadet yolunda çalışa... “Allah her şeyleri güzel yapar.” Biz kuluz, kullukta kusur etmeyelim. O, Allah’tır, güzel yapar. İnşaallah ümmeti Muhammedi güzel, kolay olaraktan her türlü düşmanından kurtarır, hem de korur. İşinde kolaylıklı, işte ehli olduğu işi yapmalı, çünkü, o iş kendinin meşrebine göredir ki, Allah'u Teala onu hayırlı ediyor. Velhasıl şöyle ki, insan kendini Allah'u Teala hangi işe tayin, kolaylık etti ise, hem dünyada, hem de ahirette işinden dolayı razı olur. Fakat, o işin gerek dünya işi ve gerekse ahiret işe olsun dikkat edelim, şeriata muvafık helal kazanç olması şarttır. Vesselam alemenittebealhüda.

Artık ötesine bakmazsınız, yani; uzun uzadıya başınızı ağrıt-tım. Fakat bizim boynumuzun borcudur. Size dünyaca ve ahiretçe nasihat etmek vazifemizdir. Cenab-ı Allah'u Teala Hazretleri cümle-mizi doğrudan ayırmasın, amin!

 


[1] Camiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 3, s. 36/2797.

[2] Müzekki’n-Nüfus, s. 215.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>