canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Zikrullah ve Kur'an-ı Kerim Okununca Olan Haller - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

ZİKRULLAH VE KUR’AN-I KERİM OKUNUNCA OLAN HALLER

 

 

Zümer suresi 23. Ayet:

اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَآءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

Yani; “Allah’a hakkıyla iman eden kimselerin yanların-da Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’inden okunduğu zaman ve kendisi veya başkaları okuduğu zaman ve Allah’ı zikret-tikleri zaman, Allah korkusundan, sevgisinden, tüyleri ürperir, titrer, kalbi kamaşır.” İşte bundan dolayı derileri ve kalpleri yumuşar. Kalpleri cila bulur. Kalpleri de mutmain olur.

Şu hadis-i şerifi de ilave edelim:

إِذَا اقْشَعَرَّ جِلْدُ الْعَبْدِ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَحَاتَّتْ عَنْهُ خَطَايَاهُ كَمَا يَتَحَاتُّ عَنِ الشَّجَرَةِ الْبَالِيَةِ وَرَقُهَا

Yani, “Allah’a hakkı ile iman edenler kendileri veya başkaları Kur’an-ı Kerim veya Allah’ı zikretseler veya ken-dileri Kur’an-ı Kerim okusalar veya Allah’ı zikretseler, halleri değişir, tüyleri ürperir, titremeler olur İşte ağaçların yaprakları dökülüp, çıplak kaldığı gibi o kimsenin de bütün günahları dökülür, günahsız kalır.”[1]buyurdular.

Çünkü, bu hale sahip olanlar, Kur’an-ı Kerim okurken ve dinlerken de, bu Allah’ın kelamıdır diye can kulağı ile sahibinden dinler, manalarını çok derinden düşünüp, dinlediğinden, çok tesirini görür. İşte Allah'ı zikrederken de kalp Allah’tan gayrilerinden alaka ve ilgilerden kesilerek, tazarru ve niyaz ile zikrullah ederken de halleri değişir. Kendiliğinden gitme gibi haller olur. Bunlardan dolayı kalbi cilalanır, imanı kuvvet bulur. Ayet:

وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ

Yani, Sen, kendi nefsini unuttuğun halde zikreyle. Bir kimse zikre çok devam ederse, o kimseye öyle bir hal gelir ki, Allah’tan başka her şeyi unutur. Hatta kendini de unutur. Yalnız, Allah demeyi bilir. İşte en makbul zikrullah budur.

Enfal suresi 2. Ayet:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ

Yani, ancak mü’minler o kimselerdir ki, Allahu Teala’yı zikret-tiklerinde kalpleri cilalanır da tüyleri ürperir. İşte bazı dervişler zikrederlerken aynı haller zuhur eder.

Ramuze’l – Ehadis Kitabından alınan Hadis-i Şerif:

مِثْلُ هَذَا الشَّجَرَةِ مِثْلُ الْمُؤْمِنِ اِذَا اقْشَعِرُّ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ وَقَعَتْ عَنْهُ ذُ نُوبُهُ وَ بَقِيَتْ لَهُ حَسَنَاتُهُ

Hazret-i Abbas radiyallahu anhu’dan tercümesi: Resulullah sallallahu Teala aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

"İşte şu ağacın temsili mü’minin temsili gibidir. Allahu Teala’nın heybeti korkusundan titrer, tüyleri ürperir. İşte o zaman günahının hepsi dökülür, sevabı dökülmez, kalır."[2]

İşte bunlar Kur’an-ı Kerim okurken, dinlerken, zikrullah ederken, namaz kılarken, kalplerini Allah’tan başka ilgilerden, alakayı gayri ilgileri keserek, huzurlu olaraktan yaptıkları ibadetin tesirini bulmuşlar. Hem de tadını, lezzetini, zevkini almışlar. Manevi ahlak-ı zemimelerden de tedavi olmuşlar. Ana niyeti olan benliklerden kurtulmuşlar.

 Ben bilmedim ki, bilinmez beni yaradan,

 Ben benliğim yok edip, çıkmayınca aradan.

 Görünen Hak’tır, gören Hak, gösteren Hak.

 Ya Nizamoğlu, iki görmek neden?

Yani şu, yerdeki, topraktaki yekûn biten ağaçlar ve otlar, bütün bitkilerde görülen bir hareket ve sallanmalar görülmektedir. Bunlardaki hareket ve sallanmalar kendilerinin işi değildir, ya nedir? Bunların sallanmaları nedendir? Elcevap: Rüzgardandır, diyeceğiz. Peki, bize rüzgarı gösterebilir misiniz acaba? Cevap verebilir misiniz? Soru: yerlerde, göklerdeki halk olunan varlıklardaki olan hareketler, ses ve sedalar acaba kimdendir? İşte yerde, toprakta biten ağaçlar vesaire bitkilerin sallanmaları rüzgardan olduğu bellidir. Ama rüzgar görünmüyor. Ama rüzgar salladığı ağaçların kendisi ile sa-landığı rüzgarın varolduğuna isbat ediliyor ki, şek şüphe yoktur ki, rüzgar vardır. İşte insanlardaki sırlar, zekalar, fenler, yaptıkları fenler, geçmişteki olaylar, bilgisayar gibi kafada, kalpte, hıfzında kalması acaba neredendir? İyi düşün, acaba senden midir, yoksa tenden midir, yoksa seni yok iken, yaradandan mıdır? İyi düşün; sakın bendendir, deme ha!

Kardeşim, şu hadis-i kudsisinde Cenab-ı Hak, ne buyuruyor, dikkat edelim:

 اَنَ سِرُّ الْاِنْسَانِ وَسِرّ۪ى سِرَّهُ

Yani, buyuruyor ki; “Ben insanın sırrındayım, benim sırrım da onun sırrındadır.”[3]

 Öyle ise, bizler vücut makinasını yapan değiliz, yaradılan mahlukuz, yapan yaratan halkeden kudret sahibi Halıkımızdır. Bizler halk olan mahlukuz. Her şeyleri yaradan, yapan, yoktan var eden O’dur. Yalnız Cenab-ı Vacibul Vücud Hazretleri, en sonra vücut makinasının kullanma irade direksiyonunu kulun eline vermiştir. Kanun ve kurallarını da bildirmiştir. Bizler de sürücü oluyoruz. Çok dikkatli olalım; vücut makinasını nefsin, şeytanının emir ettiği yollara sürüp, onların dediği yollarda kullanmayalım. Bizleri yoktan var edip, halk eden yüce Rabbimizin ve O’nun Habibi olan sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in emrettiği yollarda kullanmaya dikkat edelim. O yolda kullanıp, o yoldan çıkmayalım, inşaallahu Teala.

İşte, yaradan ve yaradılan anlaşıldı ise, şunu da ilave edelim:

 Cümle eşyadan zuhur eden kemal

 Hep senindir ey Hüda-i zülcelal.

Hadis-i Şerifi yine yazıyoruz:

رَحِمَ اللّٰهُ مَنْ حَفَظَ لِسَانَهُ وَعَرَفَ زَمَانَهُ وَاِسْتِقَامَتْ طَر۪يقَتَهُ

Meali: Yani, “Allah’ım sen rahmet et, ümmetimden kim ki diline sahip olur ve bulunduğu zamanını bilir, haberdar olur, neler oluyor, neler yapılıyor bilir, haberdar olur, tarikatında doğru istikamette olup, ayrılmaz, Allah’ım Sen o ümmetime rahmet et.[4]

Yani merhamet et, ona acı, onu belalardan koru ve sahip ol demektir. İşte bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimizin beğendiği ve sevdiği ve rızası olduğu ümmeti kimdir, onu haber verdi. Bir adam diline sahip olursa, bir de kendi bulunduğu zamandan haberdar olup, dinin, vatanın, milletin aleyhinde kimlerdir, ne yapıyorlar, din-i İslam’ı, vatanı, milleti, içten ve dıştan parçalayıp, yok etmek isteyenler ne yapıyorlar, ne tuzak kuruyorlar, müslümanların ve dinin, vatanın aleyhinde neler yapıyorlar, müslümanlar dünya yüzünde neler çekiyorlar, bunları bilmek, haberdar olup, ümmeti Muhammed’e dualarda bulunmaktır. Bir de tarikatında devamlı olmak, kimsenin sözüne münafıkların inkarına bakmayıp, fasık okumuşların, fasık hocaların, şu caiz değildir, günahtır, ayette ve hadiste böyle bir şey yoktur, tarikat yok, zikrullahta yoktur, diye zihinleri karıştıran sözlerine bakmayıp, doğru istikamette tarikatına devamlı olanları seviyor.

 Hal böyle olunca, bir kere dikkat et. Bu münafık ve fasık hoca, Allahu Teala’dan korkmaz, aşikare yalan söyler. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin hoşuna gitmeyenleri, zikrullaha ait olan, takvaya ait olan ayetlerin üstünü kapatır, geçer. Kendi arzusuna göre tahlilde bulunur. Allah (c.c.) şerlerinden korusun, ümmeti Muhammed’i, amin! Tarikata çalışanları şaşırtmak isterler. Aynen bunlar, bu işin hırsı olmuşlar. Ne pahasına olursa olsun, bozmak karıştırmak isterler. İşte bu konular geride daha açık olarak yazılmıştı. Yine de şu hadisi yazalım:

اَ كْثَرَ مُنَافِق۪ى اُمَّت۪ى قُرّٰٓاؤُهَا

İbn-ül Mübarek Hattab İbni Ömer (radiyallahu anhu) vesair ashaplarda vardı. Ömer radıyallahu anh’den Resuli Ekrem Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki,

 “ümmetimin münafıklarının çoğu okumuş olanlardır.”[5] Dediği bunlardır.

 Zikrullahtan huylanırlar, kızarlar, tarikatı sevmezler, hiç görürler. Şimdi bu konuyu Allah (c.c.) izin verirse, biraz açalım. İnşaallahu Teala hadis-i şerife dikkat edelim. Bir müslüman kimse, Peygamber Efendimize halife olmak isteyenlerin hali ve vazifeleri ne imiş. Bulunduğu zamanda zahirdeki düşmanları bilip, tanımayı ona göre tedbirli olmayı, bir de kendi halinden haberdar olup, diline ve kalbine sahip olmalı, manevi göze görünmeyen düşmanını anlayıp, onlara karşı uyanık tedbirli olmayı işaret ediyor. Zahir düşmanlar kimlerdir. Evvela vatanımızı içten ve dıştan yıkmak isteyenlere karşı dikkat olunması lazımdır. Ancak dinimizi, namusumuzu, vatanımızı da koruyabiliriz. Allah korusun, din düşmanları vatana girer, istila eder, çembere alırsa, dinini, namu-sunu koruyabilir misin? Din ve namus emniyeti kalır mı? İşte şu örneğe göz atalım:

 Fransız kafirlerinin Kilis’i muhasara ve işgali 6 Aralık 1918’de, şehre girişleri 29 Ekim 1919’da; Antep’i muhasara ve işgalleri 17 Aralık 1918’de, şehre girişleri 5 Kasım 1919’dur. İşte bu işgal esnasında Fransız askerlerinin Antep şehrinin içine girmelerinde yüzü peçeli bir kadının yüzünün peçesini yırtmasının üzerine Antep halkının imanları, bu hali hazmedemeyip, şehirlisi ve bütün köylüsü galeyana gelip, yek bir vücut olarak birleşip, vatan, din, namus için, canlarını bu uğurda vermeye karar alıp, elde bulunan o günün silahlarıyla Fransız kafirlerine teslim olmayıp, on ve on bir ay direnip, teslim olmamışlardır. Zengin olanlar gıda ambarlarını açmışlar, para kasalarını açmışlar, çok kıtlık olunca ambarlarda ki içi acı zerdali çekirdeklerini yemişlerdir.

Antep şehir halkından ve şehire yakın köylerdeki yaşlılar, kadınlar şehre uzak olan dağ köylerine götürülüp, evlere taksim edilmişlerdir. Yemeleri aynen beraber idare edilip, namusları muhafaza edilmiştir. Kendi köyümüzde de gelenlere bu şekilde muamele yapılmıştır. On ve on bir ay bu şekilde idare olunmuştur.

 Köylerden ve şehirden çeteler birleşip, Antep çevresinde Fransız kafirine karşı direnip, teslim olmayıp, savaşmışlardır. Onun için Gazi ünvanını almışlardır. Çünkü biliyorlardı ki, vatan giderse, düşman vatana girer. İşgal ederse; din, namus muhafaza olunamaz. İşte harp; vatan için, din için, namus için yapılır. İşte zahir düşman anlaşıldı.

 Şimdi gelelim iç iman düşmanına, şeytanla nefis savaşına, işte Allah’ın nazargahı olan çok mühim kalp vatanını muhafazasına çok dikkat etmeliyiz ki, onlara da kalp vatanına girip, işgal edip, iman kalesini harap edip, kendileri heva, heves ve arzularını kalbe yerleştirip, vücuttaki bütün azaları, nefis kendi recminde tutmasın. Bu düşmanlara karşı dikkat edecekler. İman beş katlı bir kale gibidir. Birincisi yakîndir. İkincisi ihlastır. Üçüncüsü farz olanlardır. Dördüncüsü sünnetlerdir. Beşincisi haya ile edeptir.

 Bu beş iman kalesini mel’un şeytana, nefse teslim etmemek için bir mü’min her gün her zaman batın harbindedir. Eğer bir kimse Allah korkusu ile hayayı ve edebini her an muhafaza ettiği müddetçe, şeytan o kimseden demahini keser. O kimse de demahi olmaz. Ne zaman Allah (c.c.) korkusu kısalır, haya ve edebini kaldırır, muhafaza etmez, terk ederse, bu yönden şeytana yol açılır. Şeytanın hücumu, evvela o kimsenin sünnetini terk ettirmeye olur. Sonra farzlarına, daha sonra ihlasına, sonrada hücumu, yakînine olur. Demek ki, Allah korkusu ve edep, hayaya her an her yerde çok dikkat etmeliyiz. Nefse, şeytana iman kalesine girecek yollarını kapatıp, dikkatli olmalıyız.

 Bir müslüman, bir mü’min olan kimseler, işte hem içten, hem dıştan haberdar olmalıdır. Çok uyanık olmalıdır. Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes Hazretleri ümmeti Muhammed kardeş, bacı ve geriden gelen nesillerimizi, iç ve dıştaki düşmanlardan koruyup, muhafaza eylesin, Habibinin hürmetine, amin ve biz aciz kulunu da ve bütün ümmeti Muhammedi, yanları süre bu aciz kulunu günahlarımızı affı mağfiret eyleyip, günahlarımızı sevaba tebdil eylesin, Habibinin hürmetine dualarımızı kabul eylesin, amin ya Muin!

 


[1] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 33/12; Camiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 1, s. 59/274.

[2] Ramuze'l-Ehadis c.2.s.391/12

[3] Cevahiru’l-Kur’an, s. 12.

[4] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 240/11.

[5] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 80/2.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>