canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Nefsin Dereceleri - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

NEFSİN DERECELERİ

 

(Emmare, Mülhime ve Mutmainne)

Zahiri bu çerçevede batıni tezkiye-i nefs, tesfiye-i kalb, yani nefsini terbiyelemek, kalbini nefsin arzularından, şeytanın fesadın-dan kalbi selamet tutup, riyazat ve mücadele ile ve huzur-ı kalp ile hulus-ı niyetle ve zikrullahın devamı ve çokluğu ile nefsi mutmain-neliğe döndürmeye, Cenab-ı Allah’ın çağırmasına layık olmak. Cenab-ı Allah’ın çağırması nasıl olur, diyeceksin? İşte ayet-i kerime: Fecr suresi 27-30. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

يَآ اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ﴿﴾  اِرْجِعِيٓ اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ﴿﴾  فَادْخُلِي ف۪ي عِبَادِيۙ ﴿﴾  وَادْخُلِي جَنَّتِي

 

Yani, Cenab-ı Hakk’ın kuluna çağırması, ancak nefs-i mutma-inne makamındadır. Ne vakit kim: İrcii hitabı nefs-i mutmainneye gele. Yani hitab-ı sarih gele, diyeler. Ey Benim rızamla ve zikrimle ve ibadetimle karar tutmuş nefis ve ey gönlü cemii muraddan, arzulardan kesilmiş, Bende karar tutmuş nefis ve ey zahiri benim sevdiğim güzel hulklar ile bezenmiş nefis, gel artık Rabbine gel, kim Ben seni ol dünya zindanına ondan ötürü gönderdim ki vara idin zahirini ibadet nuru ile bezeyeydin ve benden gayrıya aldanmayaydın. Çünkü ol murad hasıl oldu, gel şimdi en geri gel, bizim hazretimize kim, sen anda yaraşmazsın. Biz seni didar nuruyla müşerref ve müzeyyen eyleyelim, deniliyor.

İşte bu hitabı Rabbani kim nefs-i mutmainneye gelir, böyle denilir. Şimdi geri belli oldu ki talip, Hazrete çağrıldı. İşte şimdi geri kamil insan oldu. Çünkü hazrete çağrıldı.

Nefs-i mutmainne kavminin hal ve vasıflarından söyleyelim. Bil kim, imdi bu nefs-i mutmainne kavmine sabikun niçin dendi? Onun için dedi, kim, bunlar nefs-i levvameden, nefs-i mülhemeden gayretle ibadet ve çok zikrullah ile halis niyetle, ihlaslı amel devamıyla ve mürşid-i kamilden aldığı talimatla nefsi şeytanla çarpış-ması ile Cenab-ı Allah’ın çağırılmasına layık olmuşlar.

Müzekkin Nüfus kitabından, sahife 4, nefs-i emmare konusu bilgil ki bir kimse nefs-i emmarelikten bir uğurdan kurtulmayınca şakilikten, günahtan kurtulmak mümkün değildir. Zira bu emmare-i bissu dedikleri nefis kim vardır, sahibini hayra iletmez, daima şekavete ve nifaka ve fıska ve fücura sevk eder. Yani emmarenin manası, amir demektir. Yani buyurucu, emredici, emrettiğini de tutturucu demektir. Öyle olunca, her kim nefs-i emmaresi bedeni şehrine emir olup, emrini geçirdi ise ve emrini icra ettiriyorsa, ol kimse fasıktır veya münafıktır veyahut kafirdir, neuzibillah. Zira nefs-i emmarenin sıfatları bunlardır ve buna benzer huylardır.

Nefs-i emmarenin huyları: Biri hevadır, biri gazaptır, biri şehvettir, biri hırstır, biri ucubtur, biri kibirdir, biri riyadır. Daha da vardır; tamadır, buhuldur, yani pintiliktir, dünya sevgisidir. İşte bu huylar olunca, bu huylar daha çok kötü huylar üretip çoğaltırlar. Bu nefs-i emmarenin huylarında Allah’ın rızası yoktur, gazabı ve gücenmesi vardır.

Allah’ın sevdiği güzel huylar şunlardır ki, nefs-i mutmainnenin gökçek (güzel) huylarıdır ve güzel sıfatları şunlardır: Hayadır, sehadır, sehavettir, secaattir, tevazudur, hilimdir, mürüvvettir, sabırdır, şükürdür. Bu huylarda Allah’ın rızası vardır. Nefs-i emmarenin çirkin huylarında ise, gazabı var, gücenmesi var. İmdi, aziz olan insanda kemal odur ki, nefsini bile, anlaya. Kötü huylarını ve ahlak-ı rediyyesini göre ve ahlak-ı hamide ile huylandıra. Nefsini, ircii hitabına kabiliyet kesbettire ki, onda marifet-i Hak hasıl ola. İnsan olmaktan murad, marifet-i Hak hasıl etmektir. Cenab-ı Hak Teala buyurur ki:

 

كُـنْتُ كَـنْزًا مَخْفِيًّا فَاَحْبَبْتُ اَنْ اُعْرَفَ فَخَلَقْتُ الْخَلْقِ

 

Yani demek olur ki, “Ben bir gizli hazine idim, diledim ki bilineyim, bu halkı yarattım”[1]. Öyle olunca, bu mecmu’l mahlukat marifet için yaratılmış. Her insanın halli halince anlayış ve marifeti vardır ve marifetten nasibi vardır.

Bu hadis-i kudsiyeye göre, bütün insanları yaratması kendini hakkı ile bilip tanımak için ve kendine ibadet edilmesi için yara-tılmıştır. Buna göre insanlarda anlamak kabiliyeti ve marifeti vardır. Amma ol marifet kim vardır, hakikattir, yani Hak Tealanın zatına ve sıfatına mahsus bir ilimdir. Ol insandan gayride bulunmaz, belki insanın hangisinde gerekse bulunmaz. İnsan içinde bir taife vardır. Onlar hassul hastır. Marifet-i hakiki anlarda olur, yani kim ki marifet- hakiki tahsil etti, ol hassul hastır.

 


[1] Mustafa bin Abdullah er Rumi, Keşfuz-Zunun, c. 2, s. 1040 (Beyrut), Ali bin Muhammed bin Ali El Cürcani Et-Ta’rifat,s. 218 (Beyrut), Münavi Et-Tearif, s. 568 (Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>