canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Cebriye Mezhebi - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

CEBRİYE MEZHEBİ

 

Cebriye mezhepleri derler ki; hayır, şer, cennetlik, cehennemlik hepsi ezelde yazılmış. Kulun elinde hiçbir şey yoktur. Kullar ezeldeki yazılan yazıya, takdire göre hayra, şerre giderler. Gitmeye de mecburdur derler. Bu itikat Cebriye mezhebinin itikadıdır. Bu itikat batıldır, fırka-i dalledir. Bunların yanlış zu’mince olsa, ayete, hadis-i şerife ters düşer.

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri, Kur’an-ı Kerim’in çok yerinde buyuruyor ki: Biz hiçbir kavme önce resul gönderip, o kavme emirlerimizi ve nehyimizi ve yasak-larımızı tamamen söylettirmedikçe, o kavme bela ve musibet vermedik, buyuruyor. Önce resullerimizle emirlerimizi tamamen bildirip, resullerimize uymayıp, tamamen isyanlar, asilikler ve azgınlaşıp resullerinin katline cesaret edip, katlettiler. Ondan azabımıza layık oldular. Biz de onları layık oldukları belalar ile yok ettik.

Necm suresi 39 ve 40. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ﴿﴾ وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ

 

Yani, insan için hiç menfaat yok, illa sa’yinin menfaati vardır. Ve insanın her ferdi sa’yinin semeresini elbette görür. Yani iradesini ve sa’yini ve himmet ve gayretini az çok nereye sarf etmiş ise eğer hayr eğer şer sonra da noksansız karşılığını bulacaktır.

Demek ki, Cenab-ı Hak kulu iradesinde muhayyer bırakıyor ki, hayır ve şerden ne yaparsanız, noksansız karşılığını bulursunuz, buyuruyor. Yani kul iradesini kullanmaya mecburiyet yoktur, yani Allah’ın dilemesi olmadan hiçbir iş vücuda gelmez.

İşte bu ayetlere karşı hadis-i şeriflere ve ehl-i sünnet itikadına göre, kul niyetine almış olduğu bir işe iradesini sarf edince, Cenab-ı Hakk da o işi o zaman halk ediyor, yoksa Cebriye mezhe-binin dediği gibi değil. Onlar, kul iradesinde hayrı, şerri yapmaya mecburdur, derler. Bu hayırlar ve şerler ezelde yazılmıştır ve kul da bunları yapmaya mecburdur, derler. Bu itikat Cebriye mezhebinin itikadıdır. Onlar fırka-i dalledir ki, irade-i cüz’i ayetlerini inkar ediyorlar.

İşte böyle sapık mezhepler hakkında hadis-i şerif:

 

سَتَفْـتَرِقُ اُمَّتِى ثــَلَاثًا وَسَبْعِينَ فِرْقَتهً كُــلُّـهُمْ فِى النَّارِ اِلَّا وَاحِدَةً مَنْ وَاحِدَةً يَارَسُولَ اللّٰهِ قَالَ مَا اَنَا عَلَيْهِ وَاَصْحَابِى

 

Yani, “Ümmetim yetmiş üç mezhebe ayrılır; hepsi de cehenneme gider, yalnız biri değil, o kurtulur.” Ashaplar, o kurtulan kimler, ya Resulullah dediler. Buyurdular ki, “Ben ve Benim ashabım ne itikatta isek, ondan ayrılmayanlardır”[1], buyurdular. İşte bunlar kader, takdir meselesini yanlış itikat ederler. Bu yüzden cehenneme giderler.

Bir gün şeyhimiz Bilal Baba hazretlerinin cemaatlerinde idik, işte bu takdir, kader konusunda karşısında bir adam bu konu üzerinde çok durunca, şeyhimiz Bilal Baba hazretleri hemen eline tesbihini alıp, o adama dedi ki, şimdi şu tesbihle sana vuracağım deyip, elini hareket ettirdi. Fakat vurmadı, dedi ki şimdi sana vurdum mu? O da dedi ki vurmadın. O zaman dedi ki işte ben bunu vurmadığım müddetçe Allah bunu yazdırmaz. Ne zaman niyetime vurmayı alır vurursam, Cenab-ı Hak o zaman yazdırır.

Misal| bir kimse daktilo makinasını karşısına alır, ne zaman hangi harfe basarsa, o harf karşıya çıktığı gibi, kul da niyetine aldığı işin fiilinde iradesini sarf eder, Cenab-ı Hakk’da o zaman onu halk eder. Kulun iradesini kullanma imkanı yok ise, Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de, çok yerde haber vermektedir ki, kullarım iman edip, günahlarına bir daha yapmamak niyeti ile tevbe ederse, bunlarla beraber amel-i salih çalışırsa, küçük, sağir günahları ve büyük, kebair günahları affedeceğini vaad ediyor.

Cenab-ı Hak, halis kulların sıfatlarını beyan etmek üzere: (Furkan suresi ayet-68)

 

وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ

 

Yani, halis kullar şol kimseler ki onlar, Allah’tan başkasına tapmazlar, bigayri yere katil de etmezler ve zina da etmezler. Bunlar büyük (kebir) günahlardandır.

Furkan suresi 68-69. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ ﴿﴾  يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ فِيه۪ مُهَانًاۗ

 

Her kim, şu fena ef’alden birini işlerse, onun azap yeri esama cehennemidir. Azabı iki kat olur ve hakir, zelil olduğu halde muhalled olarak azapta kalır.

Fahr-i Razi’nin beyanı, ayetin sebeb-i nüzulü: İbn-i Mes’ud hazretlerinin Resulullah’tan hangi günahın büyük olduğunu sual etmesidir. İbn-i Mes’ud, Resulullah’a hangi günah büyüktür deyince Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şirk koşmaktır deyince bundan sonra hangisi büyük deyince rızk korkusundan evladını öldürmektir, buyurdu. Bundan sonra hangisi büyüktür sualine zina etmektir buyurması üzerine bu ayetin nazil olduğu mervidir.

Cenab-ı Hak, bu günahları işleyenlerin cezasını ve hallerini beyandan sonra, tevbe edenlerin hallerini beyan etmek üzere, Furkan suresi 70. Ayet-i kerime’de buyuruyor ki; (Furkan suresi ayet-70)

 

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُولٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا

 

Yani, şu günahları işleyen kimseler azaba müstahak ve layık olurlar. Yani şirk, biğayr-i nefs, katil ve zina. Bu gibi cinayeti işleyenler hakir, rezil olarak esama cehennemine layık olurlar. Fakat bu günahları işleyen kimseler bu yaptığı günahlarına pişman olur, nedamet eder ve Allah’ın gazabından korkar, bu yaptığı günahların affını ister, tevbe eder, bu günahları bir daha yapmamak niyetiyle tevbe eder ve Allah’ın birliğine iman eder ve ihlaslı salih amele devam ederse, işte şu evsafa haiz olan kimselerin Allahu Teala bütün günahlarını affedip, bu yapılan günahlar affolduktan sonra da, bu günahların sevaba tebdil edeceğini vaad ediyor. Çünkü Allahu Teala, tevbe edenlerin tevbelerini kabul ile mağfiret eder ve amellerine sevap vermekle merhamet buyurur.

İşte derecat-ı cennete nail olmak için yalnız iman kafi olmayıp, hem kuvvetli iman, hem günahlara bir daha yapmamak niyeti ile tevbe etmek, hem ihlaslı amele devam etmeye işaret için imandan sonra da, amel-i saliha işlemeye devam olunması işaret olunmuştur.

İhlaslı amel o ki, amelde sırf Allah’ın rızası olmalı, başka arzu ve maksatlar olmamalıdır.

 


[1] Tabarani, El Mu’cem el-Evsat, c. 5, s. 137/4886 (Kahire) Hakim Et-Müstedrek c. 1, s. 218/443 (Beyrut), Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya, c. 9, s. 242 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>