canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Sonsöz - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

S O N S Ö Z

 

 

Hadisi şerif:

مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ

  yani; “Herkim nefsini tanıdı bildi, o kimse de Rabbısını da bildi”[1] demek-tir. Nefsini tanıyıp bilmiyor ise o kimse Rabbısını da bilmedi demek-tir.

Nefsini bilmek nefsin karakterini bilmektir. Bu da şöyle ki; her insanın yaptığı bir işi ve zanaatı vardır. O işin o zanaatın üstünde onun ustası olur, çalışır ve o işe devam eder. İşte nefsin işleri ve yaptığı zanaatleri ve öğrettikleri nelerdir?

- Şehvet, Dünyayı çok sevmek, Hırs –Tamah, Kibir, Gurur, Benlik, Ücub, Riya, Haset, Puhul – Cimrilik, Öfke – Gazab, Gıybet, Yalan, Lüzumsuz – Boş sözler, Aşırı ve çok yiyip içmeye düşkün olmak, Uykuya çok düşkün olup ibadetlere tembel olmak, Küfür ve daha çeşitli, bunlara benzeyen işler...

 İşte nefis bunların, bu işlerin ustası ve muallimidir. Bunları noksansız olarak yapar üretir. Tıpkı bir hayvandır; teper de ısırır da, hem de yapılan ibadet ve amelleri bozar, harap edip yıkar. Allah’a isyan eder ve rızasından çıkar. İşte bu şekilde nefsin hükmünde - tasarrufunda yaşayanların hali neye benzer? Nefis kendine ait bu kötü huy ve ahlakı zemime(yerilmiş, kötü ahlak) sıfatları ile bu vücudu kiraya tutmuş, her türlü ahlakı bozuk, aile efradı ile azgın sarhoş esrarkeş olan bir kiracıya benzer. Bu kiracının oturduğu evde ve o evin çevresindeki komşularında huzur ve rahatlık kalır mı?

Ne yapmak gerekir acaba ? İşte bu kiracıyı çıkarmanın çarelerini düşünüp kiracıyı değiştirmenin kolay yollarına bakıp bulacağız. Bu durumda kiracıyı çıkarıp değiştirenlerden bir izahat almakta çok fayda vardır. Arayınız bulabilirseniz bir kamil mürşit şarttır. Çünkü O kamil mürşit tıpkı manevi bir doktor gibidir. Eğer ona teslim olursanız sizi tedavi eder. Öyle bir kamil bulamaz iseniz, çaresiz kalır iseniz ahirete göçmüş olan büyük pirlerin mübarek ruhlarına rabıta ve teveccühünüzü çevirmekle fayda bulursunuz, yani ahirete göçmüş olan büyük zatlar çoktur. Şu büyük pirlere ve sair hüsnü zan ettiğiniz Allah dostlarına kalben rabıta ile, itikat ile, muhabbet ile, kalbinizi onların ruhlarına çevirip yardım isteye-bilirsiniz. Onların ruhları ölü değil diridirler ve onların yazmış oldu-ğu kitaplarını da aynı temiz itikatla okumaya devam ediniz. Ruhlarına üç fatiha, üç ihlas, üç selavat okuyup hediye gönderiniz, muhakkak fayda bulursunuz inşallahu Teala. Büyük pirlerimizden Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylânî (ra) ve Pir Şâh-ı Muhammed Bahâeddin Nahşibendî (ra) ve Pir Seyyidinâ Ahmet er-Rifâî (ra) ve şeyhimiz Hacı Muhammed Bilal Baba Hazretleri (ks) ve sair zatların ruhlarından fayda görülür inşallahu Teala.

İşte şu vücudu-kalbi kiralamış, tasarrufu altına almış olan nefsi iktidardan düşürüp, ruhu sultaniyi iktidara getirmek, hükmü onun eline vermek gerekiyor ki nefsin ahlakı zemimeleri ve o kötü huyları değiştirilsin ki vücut binası rahatlığa sükunete kavuşsun. İşte bunun yolları kitabımızın içinde anlatıldı.

Kısaca özetleyecek olursak; huzuru kalp ile halis niyet ile bütün arzu ve isteği, meram ve maksadı sırf Allah rızası olmak, devamlı abdestli durmaya dikkat etmek, haramdan ve bütün şüphelilerden sakınarak karnını helal lokma ile doyurmak, yemeği az kifayet miktarı az yemeye devam etmek ve dünya zevki-muhabbetinden çok sakınmak ve ölümü-mezarı-mahşeri çok düşü-nüp ölümü hiç unutmayıp, ölüme-mezara hazırlıklı tedbirli ve teda-rikli olmak, farz ibadetle beraber nafile ibadet ve namazlara devam etmek ve boş yere zikrini fikrini zayi etmeyip, kendini duyacak kadar dil ile kalbi ‘Lâ ilâhe illallah’ zikrine bağlayıp, bu zikirde daim olmak.

Günlük dersinin dışında, kendi duyacak kadar mümkün olan her yerde, huzuru kalp ile ‘Lâ ilâhe illallah’ zikrine yürürken otururken yatarken devam edilmelidir. Dilden çıkan zikrullah dilde, ağızda kalmayıp kalbe indirmekle çokça zikrullah ile meşgul olmalıdır. Gıybet ve gereksiz sözlerden dili tutmaya devam etmeli, hiçbir ihvanın bir Müslüman’ın gönlünü kırmamalı ve kırmaktan çok sakınmak lazım. Yalnız din için, şeriata muhalif bir iş için olursa o zaman gönlünü yıkmakta zarar olmaz. Hiçbir ihvanı ve İslamı haset edip adavette, buğuzda bulunmamalıdır. Adavet, buğuz yani düşmanlık ve kindarlık ancak sırf Allah için olmalıdır.

Sen Allahu Teala’nın rızasından ayrılmazsan sana karşı adavet-buğuz edenler, uğraşanlar pişman olur. Geri dönünce onları af etmelidir ve bilmediklerine hükmedip dua etmelidir. Kuran-ı Kerimi çok korkarak ve çok ağır ağır okuyarak manalarını düşünerek okumaya devam etmelidir ve Hadis-i Şerifi de aynı korku ile edeple okumalıdır. Kuran-ı Kerimi ve Hadis-i Şerifi mümkün mertebe ezberleyip, hıfzedip bunlarla ihlaslı olarak amel etmeye çalışmalı ve tevhidin de ilmine hamil olup bunlarla amel etmelidir.

Bu Kur'an ilmini, Hadis-i Şerif ilmini, tevhid ilmini, hikmet ilmini ve yakın ilmini öğrenilir, bunlarla ihlaslı amele çalışılır ve bunlar da öğrenildiği gibi ümmeti Muhammed’e menfaatsiz Allah için öğretilir, Allah sevgisi onlara da aşılanır ise o Allah’ın kullarının vücutlarını, kalplerini kiraya tutmuş olan, o kalbe yerleşmiş olan nefsin fesatlarından, o cesedi kalbi kurtarılıp nurani olan ruhu sultani iktidara getirilmiş olunur inşallahu Teala.

İşte bu tertip erkan üzerinde azimli olarak çalışılır ise iman kuvvet bulur. Artık o vücut ve kalp, daima günahlarının affı için istiğfara tevbeye devam eder ve huzuru kalp ile zikrullahla meşgul olur. Gayrılardan kalbi temizleyip o kalpte Allah’tan başka nefsani arzularını isteklerini attıkça kalbi daima temiz tuttukça nefis zayıfladıkça arzu istekleri kalb’den daima attıkça iman ve ruh kuvvet bulur. İman ve ruh kuvvet buldukça o kalbi daima, müm-kün mertebe temiz tuttukça Cenabı Hak lütfundan, ihsanından o temizlenmiş olan kalbe ihsani ilahiyesini yani aşkını, sevgisini, feyzini, tecellilerini o kalbe indirip ihsan eder. Manevi alışlar verişler başlar, azimde itikadda, ibadetde gevşeme olmazsa daha ileride ne alış verişler vardır? Daha çok güzelleri vardır. Şu ayeti kerimeyi yine tekrar yazıyoruz. Sure-i Rad, ayet 28:

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Yani: İman ederler ki o kullarım imanla beraber zikrullah ile kalplerini mutmainne makamına yetiştirdiler, onlar imanla beraber huzur-ı kalp ile zikrullahı çok devam ettiklerindendir ki kalpleri mutmain olmuştur. Ayetin devamı:

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Yani: ‘Elâ’ ilandır, yani bilmiş olun ki zikrullah kalpleri mutmainne makamına yetiştirir, işte Cenabı Hakk’ın esrar- sırlarına, ilmi hikmetlerine, feyzi ve muhabbeti ilahiyelerine tecellilerine vakıf olunca tamamen kalb mutmain olur.

Şöyle ki zahirde çok sevdiğin dostunu zahirde kayıp ettin göremiyorsun. Onun hasretinde kaldığın bir zaman da ansızın bir haber alsaydın, acaba sağ mıdır, diri midir, ölü müdür diye şüphede kalmış iken. Ansızın o dostundan bir telsiz-telefon gelse bir kaç da karşılıklı kelam da konuşsan, şimdi sağ diri olduğuna iyice inandın mı iyice kalbin mutmain oldu mu derler. İşte çalışmaya devam ederse kişi, çalışa çalışa o kalbi temize çıkarınca Cenabı Hak ta karşılık olarak layığına göre tecelliler esrar ve sırlar, feyzi ilahiler, ilhamı rabbaniler lütuf eyledikçe hem nefsin kötü huyları erir gider kötü huylar yok olur, hem de Allah’ın yakînen var olduğuna her halini gördüğüne kalbi tamamen mutmain olur, zerre kadar tereddüt şek ve şüphesi kalmaz. Böylece nefsin arzu ettiği hevaları, zevkleri o kalbe yerleşemez, vücutta ki kiracı değiştirilmiş olur inşallahu Teala.

Bu kadar çok uzun uzadıya tekrar tekrar, daha önce anlattıklarımı yazmaktaki maksadım niyetim, ümmeti Muhammed olan din kardeşlerimize öyle bir vasiyettir ki hem kendi çalışır gafletten uyanır, ikaz ve irşad olur kalbi mutmain olur, hem de Allah’ın kullarını ümmeti Muhammed olan din kardeşlerimizi Allah için, maksatsız-menfaatsiz bu yolda öğrendikleri ile uyarır. Onları uyarmaya, ikaz olmaları için, onları da kötülüklerden korur koru-maya çalışır ise ve doğru istikamete ve onları Allah’ın rızasına çevirir ve çevirmeye de çalışır ise, işte Hadis-i Şerif’te anlatılan mübarek rütbelere erişir. Hadis-i Şerif’te; ‘O kimseler benim zamanımdaki ashabım, muhacir ve ensarım gibidirler’ diye buy-ruluyor.

Ey din kardeşlerim din yolunda hakiki sadık yoldaşlarım! Çok uyanık olup dikkatli olalım. İlim ve irfana, Kur’an ilmine, Hadis-i Şerif ilmine, hikmet ilmine, tevhid ilmine çalışalım. Ezber edip hıfzımıza alıp bu ilimlere hâmil olalım, çok dikkat edelim. Bu ilimleri dünya menfaatine harç etmeyelim. Halk içinde namı olanlardan, şöhret olanlardan, ehli dünya olanlardan menfaat bekleyip onların keyfine göre Allah’ın verdiği emanet olan ilmi, halkın isteğine göre harç etmeyelim.

Allah’ın verdiği ilmi sırf Allah için maksatsız-menfaatsiz, Allah’ın kullarını ikaza-irşada, onları dalâlet yollarından felaketlerden kurtulmalarına çalışalım. Öğrenmiş olduğumuz doğru ilim ile; bozuk mezheplerin, bozuk içtihatçıların yanlış sözler ile bozdukları insanların kafalarının düzelmesine, ehli bidatçilerin, Kur’an’ın ve Hadis-i Şerif’in hükümlerinden hoşuna gelmeyenlerinin üstünü kapatan, bir çoğunu kendi arzularına göre tebdil edip yanlış içtahat ile insanların kafa ve zihinlerini bozanların halk üzerindeki tahribatlarını önleyip, Allah’ın verdiği ilmi halkın Allah ve Resu-lullah’ın istediği itikada ve amele ve doğru istikamete yönelmeleri için sarf ediniz.

 Ehli sünneti yani Peygamber Efendimiz’in ve Ashabı’nın itikatını, amelini, edep ve erkanını öğretin. Onlar Kur’an’dan ve Ha-dis-i Şerif’ten zerre kadar ayrılmamışlardır ve siz de insanları onların itikadına bağlayınız, Allah’a ve Allah’ın rızasına bağlayınız. Allah’ın kullarına Allah’ı sevdiriniz, Allah’ın sevgisini kullarına aşıla-yınız ki Allah da sizi sevsin. Hadis-i Şerif, Ta-Dad an Ebû Emâme (Radiallahu Anh):

حَبِّبُوا اللّٰهَ اِلٰى عِبَادِه۪ يُحْبِبْكُمُ اللّٰهْ

Yani: “Allahu Teala’yı kullarına sevdiriniz, Allah da sizi sever”[2] diye buyrulmuştur. İşte Allah’ı seven, sevilmek isteyen alimler böyle yaparlar: Allahu Teala’yı kullara sevdirirler, kulları da Allahu Teala’ya sevdirirler.

Çok dikkatli olalım ey din kardeşlerimiz! Allah’ı sevelim diyor-sanız Allah’ın size verdiği ve emaneti olan ilme hainlik etmeyelim. O ilmi Allah yoluna, Allah’ın rızasına ve Allah’ın kullarına hiçbir menfaat beklemeyerek sırf Allah rızası için, o ilme ihtiyacı olanlara ve ihtiyaç olan yerlere sarf edelim.

Ey kardeşler çok dikkatli olalım! Ey din yolunda hakikat yolunda sadakat yolunda samimi yoldaşlar! Şimdi Allah’ın izniyle kitabın yazılması sona erdi. Bize, sizler de cidden kulak verir iseniz bizim de çok samimi ve mühim vasiyetlerim olsun size. Yaradan, yüce Mevla’yı unutmayın derim ve kitabı bitirip gidiyorum. Bu eseri okuyanlardan isteğim, kitabın anlaşılabilmesi için dikkatli olarak birkaç kez tekraren okumalarıdır.

Cenabı yüce Mevlam’dan, kusurlarımın affını talep eder, Ümmeti Muhammed ile hep beraber bilerek ve bilmeyerek bütün küçük ve büyük günahlarımızın affını talep eder, günahlarımızı sevaba tebdil eylemesini niyaz ederiz. Rabbim geri kalan süre ve ömürlerimizi rızasına uygun ve huzurlu olarak geçirmemizi cümle-mize nasip ve müyesser eylesin. Habîbi Muhammedil Mustafa Sallallahu Teala aleyhi vessellem hürmetine, Âmin, Ya muîn, Lillâhil el-Fâtihâ.

 

16. Haziran.‏‏2002

HACI MUSTAFA GÜNEŞ

 


[1] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, c. 1,s. 208 (Beyrut) Keşfu’z-Zunun, c. 2, s. 1362, İmam-ı Münâvi, Künuzu’d-Dakâik, s. 11, Deylemi’den.

[2] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 273/7.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>