canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Giriş - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

GİRİŞ

Geçici zaman geçmeden, geçmeyen, sonu bitmeyen, saadet ve serveti kazanmak ve bizi yaratan Cenab-ı Hakk’ın rızasını bulup ve rızasında daim ve kaim olarak ve ahiretini kazanmak ve bu arzuya daha önemli özenmek gerekiyor. Her zanaatkar bilgi, zeka-sını ve gücünü, kuvvetini tanıtmak için yaptığı zanaatını gösterir, görenlere kendisini tanıtmak için Cenab-ı Hakk da bize kendisini tanıtmak için Hadis-i Kudsi’de şöyle buyuruyor:

 

كُـنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَاَحْبَبْتُ اَنْ اُعْرَفَ فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ

 

Yani; “Ben bir gizli hazine idim, diledim ki bilineyim.”[1] Kendimden bir sevgi zuhur etti, kendi nurumdan bir nur ayırdım, o nurdan ahir zaman Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in nurunu halk eylediğini ve o nurun bir kısmından yer-leri ve gökleri ve bütün mevcudatı yarattığını haber veriyor. O nu-run bir kısmından da Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallalla-hu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ruhunu halk ettiğini ve bütün insanların ruhunu da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhundan halk ettiğini haber veriyor. Ve biz insanlara ya-pılması lazım olanı, ayet-i kerimeleriyle ve hadis-i nebeviler ile ha-ber veriliyor ve dünya aleminde nasıl yaşadığımızı haber veriyor.”

Zariyat Suresi Ayet 56’da buyuruluyor ki:

 

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

 

Yani; “Biz insanları ve cinleri hiçbir şey için halk eylemedik, illa ibadet için halk eyledik.” Cenab-ı Allah bizi halk eden Halık’tır. Biz halkedilen mahlukuz. Bizler; emirlere itaat, nehy edilenlerden içtinap edip sakınmaya mecburuz. Yapılan ibadetlerimiz de, hizmetlerimiz de hem reca, hem havf, yani reca ummak; rahmetini, şefkatini ve affını talep edip umutsuzluğa düşmemek, havf, Allah korkusunu kalpten mümkün mertebe çıkarmamak, serbest ve emin olmamak, emniyete ve iftihara düşmek-ten çok sakıncalı olmak, yani, yaptığı ibadet ve hizmetlerinde rızaya hoş gelmeyen bütün arzu ve maksatların küllisinden sakınarak, namaz, zikir ve sair vakitlerinde kalp huzurda durarak, yani, ya Rabbi, ben Seni her ne kadar görmüyorsam da, Sen beni görüyorsun, inancında olmak, her an mümkün mertebe huzurdan ayrılmamak azminde olmak gerekiyor. Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki:

 

رَكْعَتَانِ مِنْ وَرِعٍ اَفْضَلُ مِنْ اَلْفٍ مِنْ مُخْلِطٍ

 

Yani; “Amel-i salihadan ayrılmayan bir kimsenin iki rekat namazı, muhluta (ehl-i fasık) kimsenin bin rekat namazından efdaldir.”[2] Yani, Cenab-ı Hakk’ın rızasına hoş gel-meyen büyük ve küçük şüphelilerden ve fiillerden ve kalbe gelen en ufak şeytani, nefsani ve dünyevi arzulardan sakıncalı olmak gerekiyor.

Kuddusi Hazretlerinin kelamı;

 

Veli olmaz kişi taşlanmayınca,

Dünya endişesi kalpten boşlanmayınca,

İbadet çokluğuna itibar yoktur,

Kulundan Halık’ı hoşlanmayınca.

 

İbadet; huzurlu, korku, huşu, edep ve erkan ile yapılırsa tesirini bulur. Yani kalp, manen Cenab-ı Hakk’a ne kadar huzura varır ve huzurda durabildiği zamanlarda kalpten bütün havatır hayalleri ve arzuları attıkça, kalbi selamette durdukça, Cenab-ı Hakk’ın feyzi zevkini tattıkça, halleri değişir.

Yine aşıkların kelamı;

 

Vasıl olmaz Hakk’a kimse cümleden dur olmadan,

Kenz açılmaz her gönülde ta ki pür nur olmadan,

Sür çıkar ağyarı gönülden Hak tecelli ede sana,

Padişah konmaz saraya ta ki hane mamur olmadan.

 

Bu hususta huzura varan ve huzuru bulan nefsini, şeytanı bilen ve nefsinin terbiyesine hakim olan bir mü’min-i kamile ihtiyaç var. Her zanaatı öğrenmek için, o zanaatın hakkıyla ehil olan bir muallime ihtiyaç var. Hem zahiren sohbete, hem de kalben rabı-taya ihtiyaç vardır.

Kenzü’l İrfan kitabında geçen Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki:

 

اَلْمُؤْمِنُ يَاْلِفُ وَلَاخَيْرَ فِيمَنْ لَا يَاْلِفُ وَلَا يُؤْلَفُ

 

Yani; “Mü’min olanlar ehl-i iman ile ülfet ederler. Mü’-minlerle rabıta-ı ülfetten kesilmiş olanlarda hayır yoktur.”[3]

Maide Suresi Ayet 35’te ise;

 

يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُوآ اِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

“Ey mü’minler, Allah’tan korkunuz, O Hak Celle ve Ala Hazretlerine yakınlık için vesile arayınız ve onunla da mücahede yolunda çalışınız ki, felah bulasınız.” Bu ayet-i kerime’de buyuruluyor ki; “Ey Allahu Teala’ya iman edenler ve mü’minler, Allahu Teala’ya takva ile amel ediniz ve Allahu Teala’ya yakınlık ve vasıl olmak için vasıta ve çareler arayınız ki O’na yakınlık edesiniz. O’na vesile, şeriat ile amel, tarikatla süluk edenler olur. O zatı ara bul ki seni Hakk’a götürsün. Sana aslını tanıtsın, aslını bildirsin, aslına kavuştursun. Misal: Ormanlardaki keresteler her türlü hacet, doğrama, kapı, pencere yapımında yapılacak kabiliyet olduğu gibi, Cenab-ı Allah Hazretleri de Ademoğlu hakkında; (İsra suresi ayet-70)

 

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ

 

Yani; “Biz, Ademoğlunu her şeyden aziz, mükerrem halk ettik.” Çünkü asliyetimiz Cenab-ı Hakk’ın nurundan, Peygamberimizin nuru o nurdan. Peygamberimizin ruhunu halk edip, Peygamberimizin ruhundan bütün Ademoğlunun ruhlarını halk eylediğini haber veriyor. Ruhlarımızı halk edince ruhlara dedi ki: (Araf suresi ayet-172)

 

اَلَسْتُ بِرَبِّـكُمْ

 

“Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?”

Bütün ruhlar cevap vermişler ki: (Araf suresi ayet-172)

 

قَالُوا بَلٰى

 

“Ya Rabbi, sen bizim Rabbimizsin” diye tasdik etmişiz. Onun için ezeldeki ahdimizi, bu dünyada bize aslımızı tanıtıp, aslımıza kavuşturacak bir mürşid-i kamile ihtiyaç var. Öyle bir zatı bulup elinden tutup, ezeldeki ahdi yenilemiş oluruz. Bu ahdi Pey-gamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekke harbinden evvel Hudeybiye mevkiinde ashab-ı kiram elinden tutup yenilediler. Kadınlar için bir kaba su koyup, elini o suya soktu. Kadınlar da o suya ellerini sokup ahitlerini tazelemiş oldular. İşte bu dünya aleminde asliyetimizi tanıtıcı, aslımıza kavuşturucu bir kamile ihtiyaç vardır ki, bir kamil zanaatkar marangoz ustası, ormanlardaki çaltaklı keresteleri hızardan biçilip, silinip, işkenceden, gönyeden çıkarıp ha-cet oluyor. İnsanoğlu da daha çok üstün kabiliyette yaratılmıştır. Ehli olan bir kamile teslim olunursa, seni bir adam eder, aslını tanıtır, aslına kavuşmaya delil olur. Öyle bir kamil şeyh lazım, emr-i ilahi.

Tevbe Suresi 119. Ayette buyuruluyor ki:

 

يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

 

“Ey mü’minler, Allah’tan korkunuz ve sadıklar ile beraber olunuz.” Bu sadıklar kimlerdir? Elcevap; Şeriat ve tarikat ile doğru çalışan şeyhlerdir. Çünkü şeriatsız tarikat olmaz, tarikatsız şeriat olmaz. Şeriat siyeç ve surdur. Tarikat, içinde bahçedir. Şeriat olmaz ise, tarikat bahçesini şeytan mahveder. Şeriat ve tarikat ile amel eden Resulullah’ın izinden gider. Bu ayet-i kerime’de evvel iman etmeyi, sonra Allah (c.c.)’tan korkmayı emir, sonra da sadıklar, doğrular ile beraber olun, diye buyuruyor. Şeriat ile amel, tarikatla süluk etmeyenler sadıklardan olamaz. Ancak şeriatı, tarikatı beraber edenler sadıklardan olurlar. Bunların başında doğru olan şeyhlerdir. İşte Cenab-ı Hak bunlarla beraber olunuz diyor. Bir de şeriatı tamam olmayanlar, kavilleri ve fiilleri tamam değil, nok-san olanlar vardır. Sünneti tamam değil, bid’at ile amel yapanlar vardır. Bu gibileri hakkı ile sadıklardan olamıyorlar. Çünkü bid’at ile amel edenlere şeytan müdahale ediyor. Enes radıyallahu anh’dan bildirilen Hadis-i Şerif’de;

 

اِنَّ الْعَبْدَ اِذٰا عَمَلَ بِالْبِدْعَةِ خَلٰاهُ الشَّيْطَانُ وَاَلْـقٰي عَلَيْهِ الْخُشُوعَ وَالْـبَكٰآءُ

 

“Bir kul, bid’at ile Allahu Teala’ya ibadet ederse, şeytan o ibadetine ve kalbine girer, müdahale eder ve ona korku verir, ağlatır, yani evham verir, kalbini sıkar.”[4]

 


[1] Mustafa bin Abdullah er-Rumî, Keşfu’z-Zunun, c. 2, s. 1040 (Beyrut), Ali Bin Muhammed bin Ali el-Cürcani Et-Ta’rifat s. 218 (Beyrut) Muhammed Abdurraif el-Münavi Et-Tearif s. 568 (Beyrut).

[2] Kenzü’l-İrfan, 1001 Hadis, s, 32/77.

[3] Kenzü’l-İrfan, 1001 Hadis, s. 81/492.

[4] Ebu Nass Garaibü’l-Hadis.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>