canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Allah'ın Merhameti - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

ALLAH’IN MERHAMETİ

 

Yine Allah (c.c.)’ın kulları üzerindeki şefkati ve merhameti, Zümer suresi 53. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ اَسْرَفُوا عَلٰىٓ اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

 

Yani, ya Ekreme’r-Resul, Benim lisanımla de ki, ey nefisleri üzerine günah yönünde zulüm edip, israf eden kullarım, siz Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin ki, zira Allahu Teala günahların cemiisini mağfiret eder. Çünkü Allahu Teala kullarını afv ve sitir edici ve dergah-ı uluhiyetine iltica edenlere merhamet buyurucudur.

Bu ayetin nazil oluşu, Hazret-i Hamza’nın katili Vahşi hakkında nazil olduğu mervidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Vahşi’yi İslam’a davet edince, ben çok günah işledim, nasıl İslam olabilirim, demesi üzerine bu ayetin nazil olduğu mervidir.

İkinci rivayet: Ehl-i Mekke’den bazıları, biz gayri yere adam öldürdük ve zina etmek gibi büyük günah işledik. Muhammed ise, bu günahlar affolunmaz, buyuruyor. Şu halde, bizim İslam olmak-lığımız mümkün olamaz, demeleri üzerine nazil olmuştur. Yani, ey Resul-i Ekrem, Sen Bizim tarafımızdan vekalet suretiyle kullarımıza de ki, ey günahlar işlemekle nefislerine zulüm ve israf eden kulla-rım, günahlarınıza bakarak, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kes-meyin ve günahınızın büyüklüğüne nazar ederek, tevbenizin kabul olunmayacağını zannetmeyin. O Allah, tevbe ve iman edenlerin günahları her ne kadar büyük olsun, cemiisini afv ve sitir eder. Yani, bir kimse her ne kadar büyük günah işlese, hakkı ile iman eder ve günahlarına pişman olur, bir daha yapmamak niyeti ile tevbe eder, bir amel-i saliha, yani ihlaslı amele devam ederse, Cenab-ı Hak, bütün günahları için affı ve mağfireti vardır.

Şimdi bu ayetlere ve hadis-i şeriflere karşı ne anlaşıldı? Sözümüz Cebri mezheplerinin yanlışlıklarını reddediyor. Bu kadar ayan, açık ayetlere, hadis-i şeriflere bakmadan, kendi yanlış itikadınca yaptığı suçları, bunlar ezelde Allah’ın yazdığından başıma geliyor, diye irade ayetlerini inkar edip, Allah’a iftira ediyorlar. Nisa suresi 147. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْۜ

 

Yani, siz iman eder, emrime itaat ederseniz, siz bu halde mü’min oldukça, sizin azap çekmenizde Allah’ın ne menfaati var ki sizi azapla cehennemde yaksın. Rum suresi 41. Ayette buyuruluyor ki;

 

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 

Yani, insanlar kendi elleriyle kesb ettikleri amellerinin bazı cezasını tadıp da fena, kötü, çirkin amellerinden rücu etmezler mi? Yani, karada, denizlerde zuhur eden fesatlar, kendi ellerinizle yaptığınızın cezasıdır.

Tevbe suresi 126. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ

 

Yani, biz senede bir kere veyahut iki kere insanların kendi yaptıkları isyanları ve kötü çirkin, Allah’ı gücendirici fiilleri sebebi ile senede bir veyahut iki kere yeryüzüne belalar, depremler ve arazilerdeki mahsullerine zarar veriyoruz.İnsanlar bu felaketleri görüp de, bu felaketler bizim yaptığımız hata ve günahlarımızdan deyip de, tevbe etmezler mi?

İşte biz insanlar daima tevbeye muhtacız. Peygamber Efendimizin hiç günahı olmadığı halde, gece ve gündüzde tevbe ve istiğfara yetmiş ve yüz adet çekmeye devam ederlerdi. İşte O’nun her hali bizlere bir örnek, numune değil mi? Hadis-i Şerif: Enes radıyallahu anh, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’dan şöyle dediğini işittiğini söylemiştir:

 

يَااِبْنِ اٰدَمَ اِنَّكَ مَادَعَوْ تَنِى وَرَجَوْتَنِى غَفَرْتُ لَكَ عَلٰى مَا كَانَ مِنْكَ وَلاَ اُبَالِي يَااِبـْنِ اٰدَمْ لَوْ بَلَغَتْ ذُنـُوبـَكَ عَنَانَ السَّمَاۤءِ ثُمَّ اَسْتَغْفَرْ تَنِى

 

غَفَرْتُ لَكَ يَااِبـْنِ اٰدَمْ لَوْ اَتَيْتَنِى بِقُرٰابِ الْاَرْضِ خَطَايَا ثُمَّ اَتَيْتَنِى لاَتُشْرِكُ بِى شَيْئًا لَاَتَيْتُكَ بِقُرٰابِهَا مَغْفِرَةً

 

Allahu Teala buyurdu ki, ey Ademoğlu, sen günahına nadim, pişmanlıkla bir daha yapmamak niyetiyle tevbe eder, bana yalvarıp, benden ümidin kesmeyip, ümitvar oldukça, senden sadır olan günahlar her ne olursa olsun, seni afv-u mağfiret ederim. Ey Ademoğlu, eğer senin günahların gökyüzünü kaplayacak dereceyi bulsa da ve bütün günahların yer dolusu olsa da afv-u mağfiret ederim, buyuruyor.

Bu hadis-i kudsi, Ebu’l-Feth Mukaddesi’nin kitabındadır. Bunu sıhahtan olmak üzere Mesabih sahibi Beğavi, Hafız Ebu Nuaym naklettikleri gibi, Taberani ile Hafız Ebu Bekr-i İsfehani de rivayet etmişlerdir.

Şimdi sözümüz bu ayetle ve hadis-i şerifler ile ve hadis-i kud-silerle cebri mezheplerinin yanlış itikatları meydana çıkarıp, reddedip, onların yanlış itikadına bağlanmamak ve bu itikatta olanların sözlerini dinlememek ve kabul de etmemek gerektir.

Bakara suresi 28. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْۚ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

 

Sizi icad ve vücudunuzu lâyığına göre halk eden Allahu Teala’yı nasıl inkar ve küfür ediyorsunuz? Halbukibabalarınızın sulbünde cemadat kabilinden ruhsuz meyyit mesabesinde idiniz. Sonra babalarınızın sulplerinden sizi analarınızın erhamına inzal ile ihya edip, sizi dünyaya çıkarıp nimetleriyle terbiye etti. Bundan sonra sizi öldürür, daha sonra diriltir, sonra da a’malinize göre ceza verir. İşte nasıl olur da bu hallerden ibret almaz da Allah’ı inkar ve küfredersiniz!

Fahr-i Razi’nin beyanı vechile küfür kulun, kesbi ve ihtiyarı ile olduğuna bu ayet delalet eder. Zira Allahu Teala’nın küfür üzere kafirleri tekdir buyurması, kafirlerin irade ve ihtiyarlarıyla hasıl olduğuna delildir. Gerçi her şey Allah’ın iradesi ve dilemesi ile olur ve her şeyi halk eden Allah’tır.

İşte bu konuya dikkat edelim, Allah’ın hayrı ve şerri, kul cüz’i iradesini hayra veya şerre, küfre sarfı üzerine halk ettiği için şerden ve günahlardan ve küfürden kul mesuldür. İşte Allahu Teala’nın halk etmesi kulun iradesini sarfı üzerine olduğundan, kul şerri ve küfrü yapmaya mecbur değildir. Burada kul kendi irade-i cüziyesini kendi hayra veya şerre sarf etmesi üzere, yazılmasına delil: İnfitar suresi 10-12. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَۙ ﴿﴾ كِرَامًا كَاتِبِينَۙ ﴿﴾ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

 

Yani, muhakkak sizin üzerinizde bekçiler vardır ki, bekçiler sizi hıfz ederler. Zira onlar mükerrem ve kadrleri yüce yazıcılardır. Sizin iradenizle işlediğiniz amelin cümlesini bilirler ve bildikleri vech üzere yazarlar. Hiçbir zerresini terk etmezler, yani yevmî-i kıyameti tekzib ederiz de amellerimizde müsamaha olur, zannetmeyin. Zira yanınızda indallah mükerrem olan yazıcı melekler vardır. Onlar, siz ne işler iseniz; eğer hayır ve eğer şer, cümlesini deftere yazarlar. Küçük ve büyük, az ve çok hiçbir ameliniz defterin haricinde kalmaz. Zira yazan melekler emin ve kerimdirler. Ziyade de yazmazlar ve noksan da yazmazlar. İşte bu melekler de yapılan amellerimize şahit olacaklardır.

Müddesir suresi 37. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

لِمَنْ شَآءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ

 

Yani, cehennem şu kimseyi korkutur ki, sizden ol kimse günaha iradesiyle takaddüm eder, ibadet yapmak istemez. İbadeti tehir etmek ister, gerek masiyete ikdam ve gerek ibadetten geri kalmak. Her ikisi de cehennemden korkmayı icap eder, işte cesaretle günah işleyenleri, ibadet yapmayanları korkutucudur.

Bu ayet-i celile, kulun irade-i cüz’iyyesinin varlığına ve irade-i cüz’iyyesinin hayır ve şerde, taat ve masiyette medhali olduğuna delalet eder. Eğer kulun irade-i cüz’iyyesi olmamış olsa idi, şu ef’al abde isnad olunmazdı. Cebriye mezheplerinin yanlış itikatları derler ki, kul fiilinde mecburdur, demekle irade-i cüz’iyyeyi nefy, yani inkarlarını ve cebriye mezheplerinin yanlış inançlarını şiddetle reddeder.

Müddesir suresi 38. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌۙ

 

Yani, her nefis kendi yaptığı ve kazandığı ameliyle indallah’da mahbusedir, yani herkes kendi kazancına göre muamele görür.

Dehr (insan) suresi 1. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـًٔا مَذْكُورًا

 

Muhakkak insan üzerine dehriden bir zaman geldi ve geçti ki, o zamanda insanın ismi cismi yok idi. O zamanda insan ismi okunur, bir şey değildi. İnsanın dünyada ismi cismi yok idi. Şu halde insan, uzun bir zaman mevcut olmayıp, sonradan halk olununca, muhakkak onu yaratıcı ve icat edecek bir kadir-i muhtarın vücudu lazımdır. İnsan kendini halk edeni ve yaradanı iyi bilmesi lazım değil mi? Cenab-ı Hak insanın sonradan halk olunmuş ve bir cism-i aciz olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor: (Dehr (İnsan) suresi 1. Ayet)

 

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَلِيهِ

 

Yani, muhakkak biz insanı bir karışık sudan halk ettik ki insanları imtihan edelim. Yani insanı biz anasıyla babasının birbirine karışmış nutfelerinden halk ettik ki Biz o insanı imtihan edelim, bakalım o insan hilkat-ı asliyyesini düşünerek, kendini yaratan Halikını bilip, O’nun emirlerine uyup, ibadetle mi meşgul olacak, yoksa kendini yaratan Halikını unutarak emirlere itaatsizlik ile günaha, isyana mı dalacak.

 

Gerçi Allahu Teala, kulunun her fiilini bildiğinden imtihana ihtiyacı yok ise de, emri ve nehyi ile mükellef kılarak imtihan edeceğini beyanla, kullarını ibadete davet olduğu gibi imtihan sebebi ile herkes kendi amelini bilir ve itiraza mecali kalmaz. Cenab-ı Hak, insanı yaratılışında akıl, zeka ve fikir ve düşünceli ve his ve anlayış sahibi olduğundan, imtihana tabi tutuyor; Dehr suresi 2-3. Ayet-i kerime’lerde buyuruluyor ki;

 

فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا ﴿﴾ اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

 

İnsanı imtihan muamelesine tabi kılınca, Biz o insanı işitici ve görücü kıldık. Yani, insan amelini sual ile müptela olunca, Biz o insanı işitecek kulak ve görecek göz de verdik ki, o insan vahdaniyetin delillerini kulakları ile işitsin ve gözleri ile görsün ve doğru yola gitsin. Peygamberi tasdikle necat bulsun. Zira Biz o insana Allah’ın verdiği nimetlere şükür edici olsun veyahut nimetlere şükür etmesin de kamil şiddetle inkar edici olsun. Her iki surette doğru yolu gösterdik. Hayır ve şer yollarını göstermek üzere Resul de gönderdik ve Kur’an’ı da inzal ettik ve yapılacak ameli ve inanacak itikadı ve yapılması vacip olan her şeyleri bildirdik. Ve ahirete delalet eden delilleri de bildirdik. Bu yapılan ikazları anlayacak akıl, zeka, düşünüp iyi ve kötüyü seçecek fikir de his de verildi.

Yani şöyle ki bir yapılan vesaitler, taksiler ve muhtelif taşıtlar, bunların hepsinin yapılışı ve icadı bir akıl, zeka sahibinin iradesiyle noksansız yürümeye ve götürmeye, istediğinde yürümeye, istediğinde de durmaya kabiliyetli olarak yapılmıştır. Sonra bunu kullanma yetkisini ve iradesini ve direksiyonunu şoföre teslim ediliyor. Bu şoföre trafik kuralları da, bu yollardaki tehlikeli durumları da bildiriliyor. Şimdi bu şoför bu kadar ikazlara karşı, bu ikazları hiçe sayar, kullandığı aracını ve aracın icap eden bakımına dikkat etmez, trafik kurallarına uymaz, tersine olarak büyük tehlikeleri düşünüp tedbir de almaz, yasaklanmış olan alkol, içki içer, ayrıca hiçbir kural, emirlere de uymaz; işte dikkatsizlik, itaatsizlik sonucunda düştüğü büyük felaketlere karşı bu şoför başına gelen bu bela, bu felaketleri iyice düşünüp, bu başıma gelen musibetler, benim hiçbir kurala uymayıp dikkatsiz, tedbirsizliğimden demesi mi lazım gelir, yoksa bu karşılaştığım bu kötü bela ve musibetleri, bu kullandığım, bindiğim makineyi yapıp, icat eden kuvvet, kudret, zeka sahibi olan zatın bu makineyi yapıp, icat ettiğinde bu şu gibi felaketler ile karşılaşacaklar; şu kötü belalar felaketler, bunun zimmetine yazıp kayıt etmiştir ki, ben tedbir etmesem de bu işler başıma gelecektir. Çünkü yapılışta böyle takdir etmişti, diyorsun. Bu suçu makinayı yapan kabul eder mi?

Bu itikat cebriye mezhebinin itikadıdır ki onlar, yetmiş iki fırka hepsi hadis-i şerife göre cehennemi boylayacaklar. Ne kadar cehennemde kalacakları Cenab-ı Hakk’ın muradına bağlıdır.

İşte bu yazmış olduğumuz ayet bunları cevaplandırıyor. Bu cebriye mezhebinin çok büyük hatalı itikatları ehl-i sünnet itikadının dışında. Bunlar yapılan işlerin hepsi, ezelde yazılmıştır. Kulun elinde hiçbir şey yoktu, diye yaptığı suçunu Allah (c.c.)’a isnat ederler. Ezelde böyle yazmıştır, derler. İrade-i cüz’iyye ayetlerini inkar ederler. Hatta cehennemlik, cennetlik de ezelden yazılmıştır derler. Suçlarını Allah’a yüklerler. Böyle yazmıştır, derler bunlar.

Cenab-ı Hak, bu ayette kesin olarak cevaplandırıyor ki Biz sizi nasıl yarattığımızı, asli yaratılışınızı, ayetlerimiz size bildirmektedir ve size göz, kulak, akıl, zeka ve her şeyi anlamayı kabiliyetli olarak halk ettik. Bu dünya alemine getirdik. Buluğ çağına gelinceye kadar günah yazdırmadık. Biz insanlara resuller gönderdik, kitaplar indirdik. Ayetlerimizle ve Resullerimizle ikaz ve irşat ettirdik. Kar ve zararlarını ve rızamızı şükür ve rıza yolunu ve günah, küfür yollarını, hepsini bildirdik. İrade-i cüz’iyye direksiyonunu kullanma yetkisini de verdik. Şimdi bakalım bu yaratılan vücut makinasını amel-i saliha, hayrat, şükür yoluna mı kullanır, cennete ve sonu bitmez nimetler servetlere ve cemalullah’a mı kavuşacaktır veyahut bu vücut makinasını nefsin hevasına, şeytanın iğvasına olan günah, şer, fasit yollara kullanıp, kendini yaratanın gazabını kazanıp, ceza yeri olan cehennem azaplarına mı layık olacaktır. Artık iyice düşünsün. İsterse doğru yola gitsin şakir olsun ve isterse eğri yola gitsin kafir olsun. Her iki surette menfaati ve mazarratı kendine ait olduğunu, kendinin düşünmesi lazımdır.

 

Çünkü yapılan ikazlara karşı hiçbir itiraz edecek bir şey kalmamıştır. Çünkü gözüm yok idi ki görmedim, kulağım yok idi ki duymadım, aklım yok idi ki, iyiyi kötüyü seçe idim demeye, itiraz yeri kalmamıştır.

Şimdi bu ayetlere ve hadislere karşı anlayacağımız şunlardır ki, yapılan günahlara cidden pişman olup, bir daha bu günahları yapmamak niyeti ile tevbe eder ve iman eder, bir amel-i salihaya devam eder ve yaptığı tevbesinde sabit durursa, yaptığı günahlar afv olacağı bildirildi.

Ve bir de insanların hayır ve şerrin ezelde yaratılışında yazılmayıp, sonradan insan kendi iradelerini hayır ve şerre sarf et-mesi üzerine Allah’ın halk etmesi, insan iradesini kullanır, sarf eder, Allah’da o zaman halk ve icat ettiği anlaşıldı.

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>