canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Tevbe - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

TEVBE

 

Şura suresi 25. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ

 

Yani, insanların kalplerinde olan esrarı bilen Allahu Teala şu zat-ı a’ladır ki, sıdk-u hulus üzere yapılan tevbeyi kabul edip, büyük ve küçük bütün günahları afv edeceğini vaad ediyor. Allah (c.c.)’ın vaadi haktır. Hulus-ı kalp ile edilen tevbe sebebiyle bütün günahlar afv ve mahv ve izale ediyor. Çünkü kullarının gizli ve zahir işlediklerinin hepsini bilir. Hiçbir zerresi ilminden hariç olmaz. Her günahtan tevbe etmek kulların üzerine vaciptir. Hatta günah işlerde tevbeyi tehir ederse, ikinci bir günah işlemiş olur. Çünkü günahını hiç kaale almamış olur.

Günah yapılınca acele tevbe etmek vacip olur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

 

عَجِّـلُوا بِالصَّلٰوةِ قَبْلَ الْفَوْتِ وَعَجِّلُوا بِالتَّوْبـَةِ قَبْلَ الْمَوْتِ

 

Yani “namazın vakti gelince eda edin, vakti geçmeden tevbeye de acele edin. Ölüm gelip başınıza çökmeden”[1], tevbenin kabulünün şartı üçtür:

1-     Tevbe edeceği günahı terk etmek.

2-     O günahı işlediğine pişman, müteessir ve nadim olmak.

3-     Bir daha o günahı işlememeyi kasdetmektir.

      Tevbenin kabulü hakkında Hazret-i İmam Ali kere-mallahu veche Efendimizde altı şart buyurur.

1-     Bütün geçmiş günahlara nedamet eylemek.

2-     Feraizden geçirmiş olduğu şeyler var ise, onları kaza etmek.

3-     Kul hakkı var ise, onu da yerli yerince eda etmek.

4-     İbadetle nefsini pişirmek

5-     Günahın lezzetini nefsine tattırdığı gibi, ibadetin zahmetini de tattırmak.

6-     Ve her güldüğüne bedel ağlamaktır.

Gülme konusuna gelince, Peygamber Efendimizin gülmesi, tebessüm idi ki, hafifçe dudakları açılır, mübarek dişleri biraz gözükürdü.

Şimdi insanların her zaman Allah’ın gazabından çok korkarak eminliğe düşmeyerek, günahlara tevbeye devam ile niyaz ile de dua etmeye ihtiyacımız vardır. Çünkü nefis, şeytan karşısındayız. Biz dünyanın çeşitli meşguliyeti ve çeşitli endişeleri içinde bize biz-den yakın olan ve gizli, aşikar halimize vakıf olan Rabbimize karşı, günah ve hata ile kusurdan salim olamadığımızdan, her zaman tevbe ve duaya muhtacız, ihtiyacımız çoktur.

Şura suresi 30. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَمَآ اَصَابَكُمْ مِنْ مُصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْدِيكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثِيرٍۜ

 

Yani, size isabet eden musibetler kendi elinizle yaptığınız günahlarınız sebebiyledir. Size isabet eden her musibet, sizin kesb etmiş olduğunuz günahlarınızın cezasıdır. Fakat Allahu Teala çok günahlarınızı affeder.Eğer her günahlarınıza da musibet verse idi, beladan, musibetten başınız hali olmazdı. Çeşitli sıkıntılar, musibetler bunların ekserisi, insanın kendi eliyle kesb ettiği günahın bazısının şeametiyle olduğuna bu ayet delalet eder, çünkü insan günahtan hali olamaz. Cenab-ı Hak günahının karşılığı mukabilinde muaheze eder ki, yevmî-i kıyamette yükü az olsun. Eğer Allah’ın affı olmasa da herkesi günahla hemen cezalandırsa, günah sahibi derhal helak olurdu.

  Bazı imanlı, ibadetli kimselere de hastalıklar ile ve sıkıntılar ile sabır ederse, kimseye şikayet etmezse, günahlarından temiz-lenmesi vardır. Bazı enbiya ve evliya ve mü’minlere imtihanla dere-ce yükselmesi için verilen belalar vardır:

Bakara suresi 155-156. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَۙ ﴿﴾ اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌۙ قَالُوٓا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّآ

 

 اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ

 

Yani, Zat-ı uluhiyetime yemin ederim ki, Biz sizi düşmandan korku ile ve açlık ile ve mallarınızdan ve şahıslarınızdan ve meyve-lerinizden ve maddi gelirlerinizden noksan ile elbette imtihan ederiz. Ey Resulüm, Sen, bu misilli belalara sabredenleri sevapla müjdele, tebşir et.

Vacib Teala, bu gibi musibetlere sabredenlere müjde ve tebşir olunacakları nimetleri beyan etmek üzere buyuruyor ki;

Bakara Suresi Ayet 157:

 

اُولٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ

 

Yani, bir musibet isabet ettiğinde, Allahu Teala’ya teslimiyetle rücu eden kimseler üzerine Rablerinden medh ve senadan ibaret olan salavat-ı ve lütfu ve ihsandan ibaret olan rahmet nazil olur. İşte onlar ihtida edenlerdir ki, onlar doğru yola vasıl olmuşlardır. Kazaya rıza göstermek selamettir. Çünkü kul, Allah’tan gayrı her neye muhabbet ederse, muhabbeti o şeyin afatına sebep olur. Çünkü Allah (c.c.) muhabbetinden gayrı hiçbir şey bakı olmadığından, her şey sonunda yok olur. Ve her şey zeval bulur. Ancak Allah muhabbeti kalır. Hazret-i Yakub, Yusuf Aleyhisselam’a fazlaca muhabbet etti, aralarında senelerce ayrılık firakı vuku bulup, Hazret-i Yakub ancak zikr-i Hakk ile kaldı.

İnsana lazım olan her şeyin sevgisine muhabbet etmekten çekinmektir ve çok sakıncalı olmak gerektir. Çünkü Allah’tan gayrı bütün sevgiler ve bütün zevkler ve bütün servetler ve bütün kıyafetler, gençlikler ve kuvvetler ve halk arasındaki nam hürmetler ve şöhretler, vücuttaki çalışan hareketler ve gece ile gündüz, hırs, tamah ve sevgi endişesiyle biriktirdiğin mal ve servetler ne olacak? Sonunu iyice tekrar tekrar düşün. Sonu hiç olacak çeşitli gıdalarla beslediğin nazik tenler mezara konup, yılanlara, çıyanlara, hem böceklere yem olacaktır. Öyle ise, bunların hiçbirisine iltifat etme-yin ve dayanıp, güvenmeyin. Allah (c.c.)’ı bırakıp, bunlara dayanıp güvenenlerin elleri boşa çıkıp, kuru boş yere gelecektir. Ancak Allah’a inanıp ve O’na itimat edip ve O’na güvenip ve O’ndan hakkı ile çok korkup ve O’na itaatle ve ihlaslı ibadetle ve O’nun Resulüne itaatle gece ve gündüz, O’nun zikri ile ve O’nun rızasında olmayı ve bütün gayrı arzuları kalpten atıp, O’nun rızasına kavuşmayı ve O’nun dostluğuna kavuşup ayrılmamayı cümle ümmet-i Muham-med’e müyesser eylesin (Amin).

 

 


[1] Müzekkin Nufus, Münavi Feyzü’l-Kadir  c.5.s.51.(Mısır)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>