canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Münafıklar - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

MÜNAFIKLAR

 

Hadis-i Şerif:

آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَا ثَةٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، إِذَا وَعَدَ اَخْلَفَ، وَ إِذَا اْتُمِنَ خَانَ.

“Münafık alameti üçtür;

1- Yalan söylemek,

2- Söz verip sözünde durmamak,

3- Emanete hiyanet etmek.”[1]

Yalan söylemek odur ki, münafık alame­tidir. Müslüman yalan söylemez, demiştir. Yalan ehl-i tarik olanın hali­ni, feyzini keser, kalbini karartır. Ehl-i tarik olup yalan söyleyen muhakkak gazab-ı ilahiyeye düşer yalnız yalan din için din düşmanına söylenir.

Sözünde durmaz demek şudur, söz verir sözünün üstünde durmaz münafıktır, yani bir adama söz verir, gönderir sonra pişman olur.

Yahut keyf için bir yalan söyler kandırdım, der. O kimse kendini bekler, düşünmez. Emanete hiyanet eder. Yani emanet Allah’a da var, Resulede vardır. Bir kimse yanına emanet bıraksa ona hainlik eder. Ahdi misakta olan emanete, ah'de vefa etmez, söz de emanettir şeyhle vaad emanettir. Ondan yalan çıkmamalıdır, şeyhin gözünden düşen Hak’kın nazarından düşer.

Cenab-ı Hak bize ayrı ayrı haber veriyor birtakım okumuş kimseler var ki Kur’anı şöyle tecvitle okuyacak idi, şurası dil ucundan çıkacak idi şurası gırtlakdan çıkacak idi şurayı çıkardı, şurayı çıkaramadı bunların üzerinde çok münakaşa ediyorlar Kur’anı okuyan ve dinleyen mühim olan Kur’anı Kerim’in ne dediğini anlamaya çalışmalı. Hafız Kur’anı okudukdan sonra Hak’kıyla anlayıp Kur’an’ın ne dediğini anlayıp anlatmak ve onunla Allah’tan korkarak ihlaslı Allah’a amel yapmaya çalışmak ve istek maksadı arzusu yüce Rabbısının rızasına kavuşmak olmalı yüce Rabbısının rıza ve sevgisinden başka nefsinin bütün arzu ve hevalarından savuşmak olmalıdır. Ayeti kerime.

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

“O inkârcılar, ihtirazcılar, o münafıklar var ki, münkürlerdir onlara Hak yolunu gösterip anlatsan da anlatmasanda onların üzerine müsavidir.”[2]

Cenab-ı Hak misalda hata olmasın şu gazeteciler söyleyecekleri haberlerin önce başlıklarını yazıp sonra tafsılatlarını haber veriyorlar. Cenab-ı Hak Teâle Hazretleri de sonra söyleyeceklerini önce başlık atıp tafsılatını sonra söylüyor. لاَ يُؤْمِنُونَ“İnanmazlar” diyor.

Onları inandıramazsın kalplerine korku koyamazsın buyuruyor. Biz neden böyle oluyor diyeceğiz. Yâ Rabbî bunları ezelden böyle mi yarattın? Ayet-i Kerime:                        

خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْۜ وَعَلٰىٓ اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ۟

“Onların kalplerini kara mühürle mühürledim. Kulaklarını da, gözlerini de mühürledim. Onların yaptıkları günahlar üzerlerini kapladı, buz gibi dondurdu. Onlar için büyük azap var.”[3]

Yine diyeceğiz ki bu neden böyle oluyor sen bunları böylemi yarattın işte burada biraz açıklıyor.  

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ

“Nasta bazı kimseler var ki, biz de Allah’a iman etmişiz, biz de müslümanız derler. Ahiret gününe de inandık derler. Onlar mü’min değil.”[4] diyor.

Bunların kalplerini niçin mühürlediğini açıkça beyan ediyor. Bunun için azap hazırlıyorum bunun için kalplerini mühürlüyor, kulaklarını tıkıyor, gözlerini perdeliyorum, buyuruyor. Daha bunların efâli nedir diyecek olursak.  

ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌۙ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضًاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

“Onların kalplelerinde maraz var Allah onların kalplerindeki marazı artırır İşte onlar için şiddetli azap vardır.[5] buyuruyor.

Sen müslümanım diyorsun. Neden din kardeşlerine kin tutarsın buğuz edersin Allah’ı zikredenlerin aleyhinde uğraşırsın neden buğuz ediyor? Çünkü kalplerinde hasitlik var sende hocasın belki sen de her şeyi biliyorsun arada düşmanlık yok bir şey yok ta uzaktaki bir meşayıhın, bir alimin aleyhinde uğraşırsın, nedir bu, işte maraz (hastalık) budur onun kalbinde hasitlik var işte bundan dolayı böyle oluyor.

O kalplerinde maraz taşıyanlar kalplerindeki marazı gidermedikleri için Allah da onların kalplerindeki marazı inadına büyütür artırır; çatlaması patlaması kini adavati artar. İşte onlar için şiddetli azap vardır. Sebebi de böyle yalancılık yaptıkları için.

يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّآ اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜ

“Allah’ı da kandırmak istiyorlar. İman edenleri de hile ve tuzağa düşürmek istiyorlar.”[6]

Yalanla, yeminle, yüzüne karşı dost gibi konuşur, arkandan aleyhinde uğraşırlar.

Oyun, hile kime yapılır? Ancak savaşta düşmanlara karşı yapılır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

اَلْحَرْبُ خُدْعَةٌ

Yani “Hud’a; hile, kandırmak, aldatmak savaş da din düşmanlarına karşı yapılır.”[7] buyuruyor.

Sen Allah’a ve mü’minlere nasıl hile yapacaksın, nasıl aldatacaksın. Allah görmüyor mu?

وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

“Allah onların yaptıkları amellerden gafil degildir.”[8]

Allah’ın hepsinden haberi vardır. Allah bizi gafillerden etmesin amin.

وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ

“Onlar Allah’ı da, mü’minleride kandıramaz. Kendi nefis-lerini tuzağa düşürürler.”[9]

وَمَا يَشْعُرُونَ

“Kendi başlarına olmaz türlü iş açarlar.”[10]

Kendi kendilerini aldatırlar. Hiç haberleri olmaz. Hadis-i Şerif Resul-i Ekrem Efendimiz buyurdu:

اَكْثَرُ مُنَافِق۪ى اُمَّت۪ى قُرَّاؤُهَا

“Ümmetimin münafıklarının çoğu okumuş olanlardan-dır.”[11]

Bunlar zikrullaha kızarlar, tarikatı hiç görürler. Yine Hadis-i Şerif:

خَصْلَتَانِ لَا يَكُونَانِ ف۪ى مُنَافِقٍ حُسْنِ سَمْتٍ وَلَا فِقْهٍ فِى الدّ۪ينِ

Yani, “Münafıkta iki şey bulunmaz; biri tarikat, biri dinde fıkıhtır. Yani doğru istikamette olamazlar.”[12]

Takva ile amelde olamazlar ve yüzlerinde nur da olmaz.

Hadis-i Şerif:

 إِنَّ بَيْنَ يَدِىَ السَّاعَةِ كَذَّاب۪ينَ فَاحْذَرُوهُمْ. ط.ش.حم.م.* عَنْ جَابِرْرَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ: {ق۪يلَ وَمَا آيَتُهُمْ، قَالَ إِنْ يَاْتُوكُمْ بِسُنَّةٍ لَمْ تَكُونُوا عَلَيْهَا يُغَيِّرُونَ بِهَا سُنَّتِكُمْ وَد۪ينُكُمْ فَإِذاَ رَأَيتُمُوهُمْ فَاجْتَنِبُوهُمْ وَعَادُوهُمْ}

“Kıyametten evvel yalancılar olur, onlardan sakınınız.”[13]

“Ya Resulullah, alametleri nedir, dediler. Dedi; onlar size geldiğinde bazı sünnetler getirirler. Sizin üzerinizde olmadığınızdan onunla sünneti ve dininizi başkalaştırırlar. Onları görünce sakınınız ve adu düşman olurlar.”[14]

İşte Allahu Teala’nın kitabını okurlar, fakat akıllarına göre ve istedikleri gibi mana verirler. Bunlar belki namaz kılarlar, İslamlıkları tamam görünür, fakat sünneti Resulullah’a uymadıklarından belli olur. Şimdi zamanımızda bunlar çoktur. Alim, müslüman görünürler. Bunlar zamana göre hadis icat ederler. Dininizi bozarlar. Şu hadis-i şerif de münafıkları söyler: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

اِنَّ اَخْوَفَ مَا اَخَافُ عَلٰى اُمَّت۪ى كُلُّ مُنَافِقٍ عٰلِمُ الِّسَانِ

“Korktuğumun en korkuncu ümmetimin üzerine şudur; hep münafıklar ilim öğrenirler. Lisan ilmini bilirler. Müna-fıklar ilim öğrenip, mü’minleri söyletmek istemezler, müna-kaşa ederler. İlmi yanlışa sarf ederler.”[15]buyuruyor. Kendi-lerinde takva olmadığı için, takva ehliyle mücadele ederler. Yine Hadis-i Şerif’te:

اِنَّ اَخْوَفَ مَا اَخَافُ عَلٰى اُمَّت۪ى ثَلَاثٌ زَلَّةُ عٰالِمٌ وَجِدٰالُ مُنَافِقٍ بِاالْقُرْآنِ وَدُنْيَا تُفْتَحْ عَلَيْهِمْ

“En ziyade ümmetim üzerine korktuğum üç şey vardır; Biri alimlerin kendilerini hor etmeleri, onun bunun kapısında yaltaklanmaları, ikincisi, münafıklar Kur’anı alet ederek ehl-i takva ile mücadele etmeleri, Kur’anı, Kerimi kendi istedikleri gibi tefsir ederler. üçüncüsü, dünya malı, servet, maddiyat üzerine gelip akınca, kendini azdırmasından korkarım.[16]

Bir kısım insanlar var ki, dünya malı üzerine gelince, başka-laşıyor, kibre, gurura düşüyorlar. Hareketlerinde, konuşmalarında çok gülmeler ve serbestlik, haya, edep kısalığı ile eminliğe düşmeler var. Eğer maneviyat olsa, Cenab-ı Hak’ka yakınlık olsa, bu gibi hallerden sakınır idi. Hadis-i Şerif:

اِنَّ اَقْوَامًا مِنْ اُمَّت۪ى اَشِدَّةٌ ذَلِقَةٌ اَلْسِنَتُهُمْ بِاالْقُرْآنِ لَا يُجَاوِزُ تُرَاق۪يهِمْ يَمْرُقُونَ مِنَ اْلا۪يمَانِ كَمَا يَمْرِقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ فَاِذٰ لَق۪يتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَاِنَّ الْمَاءْجُورَ مَنْ قَتَلَهُمْ

“Ümmetimde bir kavim olur, ağızlarında şiddetli Kur’an olur, okur ve konuşurlar. Tesirli, şiddetli söylerler. Kur’an boğazlarından öteye geçmez. İmandan fırlayıp çıkarlar; okun yaydan çıktığı gibi. Bunları görürseniz öldürünüz, öldüren-lere ecir, sevap vardır.” [17]

Sebebi, Kur’an’ı kendi istekleri gibi tefsir ettikleri içindir. Bunlar Kur’an-ı Kerim’den söyler iken, kendilerinde korku, Kur’an’a hürmet gibi şeyler olmaz. Serbest iddiasını yürütür, söyledikleri zaman sözlerine hayret edersin. Sonra gidişine bak, o sözün ehli değildir. Her türlü renge girer, boyanırlar.

Şimdiki zamanımızda bunlar çoktur. Halkı yeniliğe çekerler. Kendi menfaatlerini kovalarlar. Kandırmak, inandırmak için türlü türlü, çeşit çeşit sözler söylerler. Allah (c.c.) esirgesin, cümle Ümmet-i Muhammedi korusun, amin! Bunların öldürün denmesinin sebebi Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’i oluşundan çıkarıp kendi arzularına göre tevil ettikleri için öldürülmeye layık oluyorlar. Çünkü Allah’ın emir kanunlarına aykırı yanlış fetva ile Allah’ın kanunlarından çıkarttıkları için insanların itikatlarını bozdukları için ölüm cezasına çarpılıyorlar. hadis-i şerif:

اِنَّ ف۪ى جَهَنَّمَ رَحِيًّ تَطْحَنُ عُلَمٰۤاءِ السُّۤوءِ

Resul-i Ekrem Efendimiz buyuruyor ki; “Cehennemde bir değirmen var, kötü hocaları öğütür.”[18]

Yani dinimizin temelini bildiren Allah’ın ayetlerini, Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerini öğrenip, kendilerinin arzularına ve ictihatlarına göre tefsir edip, konuşanlara dinimizin temelini bozup, insanların itikadını, kafalarını bozup, yanlışa çevirenlerdir.

Yukarıda geçen hadis-i şerifteki, onları öldürün dediği bunlardır. Cehennemde değirmende üğünür, dediği bunlardır ki, insanların itikadını, kafalarını bozduğu için tehdit ve cehennemde değirmende üğünmeye layık olmuşlar. Allah (c.c.) bu gibi olanların şerrinden Ümmet-i Muhammedi koruyup, muhafaza eylesin, amin! Hadis-i Şerif:

اِنَّ مِنَ النَّاسِ نَاسًا مَفَاتِحَ لِلْخَيْرِ مَغَال۪يقُ للِشَّرِّ وَاِنَّ مِنَ النَّاسِ نَاسًا مَفَاتِحَ لِلشَّرِّ مَغَال۪يقُ لِلْخَيْرِ فَطُو بٰى لِمَنْ جَعَلَ اللّٰهُ مَفَاتِحَ الْخَيْرِ عَلٰى يَدَيْهِ وَوَيْلٌ لِمَنْ جَعَلَ اللّٰهُ مَفَاتِحَ الشَّرِّ عَلٰى يَدَيْهِ

“Nasdan bir kısım nas var ki, Allahu Teala elini ve dilini hayra açmıştır, şerre kapamıştır. Yine nasda bir kısım nas var ki, Allahu Teala elini, dilini şerre açmıştır. Devlet, saadet kimin elini, dilini hayra açtı ise; veyl cehennemi kimin elini şerre açtı ise.[19]

Bunların eli ve dili hayra ve şerre açılma sebepleri, kendilerinin arzu, istekleri ve niyetlerine göre yapıyor. Yanlış anlaşılmasın ki, bunlar yaradılışta Allah bunları böyle mi yarattı?

İşte gökten inen kitapları okuyup da, içindeki emirlerine itaat etmeyip, amel yapmayanlar hakkında Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri buyuruyor.

مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًاۜ

“Şu kimseler ki, onlar Tevrat’ı okuyup, içindekiler ile amel etmediler, işte onların misali kitap yükünü götürüp de, o kitaptan hiçbir fayda, menfaat görmeyen merkebin hali gibidir.”[20]

İşte Kur’an okuyup da, içindekileri ile amel etmeyenlerin halleri de aynı bu merkebin hali gibidir.

Fahr-i Razi’nin ve Hazin’in beyanlarına göre bu ayet her ne kadar Tevrat ile amel etmeyen Yahudi kavmini zemmediyor ise de, kendilerine inen kitapla amel etmeyen milletlerin cümlesini zem etmiştir. Cabir (r.anh)’den, Resulullahsallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

اَخْشٰى مَاخَشَيْتُ عَلٰى اُمَّت۪ى كِبَرُ الْبَطْنِ وَمُدَا وَمَةُ النَّوْمِ وَالْكَسَلُ وَضَعْفَ الْيَق۪ينِ

“Ümmetimin üzerine en ziyade sakındığım şunlardır: Kendini besleyip, karınlarını büyütürler ve çok uykuya devam ederler. İbadette tembel olurlar ve yakînleri zayıflar, gaflete düşerler.”[21]

İşte ümmetimin ulemasıyım diyenler de bunlar olursa, o alimin kafası işlemez. Hak’tan uzak düşmüş zihin ile, Hak’kal yakîni azalır, yani Hak’kı tasdiki, bilmesi, anlayışı azalır. Hak’ka dayanmak, Hak’ka güvenmek, Hak’kı anlamak kalmaz. Olsa da çok zayıf olur. İşte bunun için korkuyorum buyuruyor.

Resul-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz Hadis-i Şerif’te buyuruyor ki:

اِنَّمَا بُعِثْتُ خَاتِمًا فَاتِحًا وَاَعْطَيْتُ جَوٰامِعَ الْكَلِمَ وَفَوَاتِحَهُ وَاِخْتَصِرْ لِىَ الْحَد۪يثَ اِخْتِصَارًافَلَا يُهْلِكَنَّكُمْ اِلَّا الْمُتَهَوِّكُونَ

“Ancak Ben gönderildim, peygamberlerin sonuncusu-yum. Bana bütün kelamların cem’i verilmiştir ve bütün fütuhat Bana açılmıştır. Hadis-i Şerifler Bana kısa ve toplu muhtesar olarak güzel kelimeler ile kısadan çok büyük manalı olarak gelmiştir. Siz bu hadis-i şeriflerime uyar ve amel ederseniz, helak olmazsınız. Yalnız hadisimi hiçe sayarak ve kıymete almayanlar helak olurlar.”[22]

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

يَاْت۪ى عَلٰى النَّاسِ زَمَانٌ اَلْقُرْآنُ وٰادٍ وَهُمْ ف۪ى وَادٍ غَيْرِه۪

Nasın üzerine bir zaman gelir ki, Kur’an bir başka tarafta, onlar kendileri başka bir taraftadır. Yani Kur’an- azimüşşanın söylediği başkadır, kendilerinin söyledikleri ve itikatları, anlattıkları bir başkadır.” [23]

Şimdi biz aynı zamandayız; hiç kimseye bahane suç bulmayıp, kendi okumuş olan hocalarımıza suç bulmalıyız. Hocalarımız, Hak’kı ile doğru ve takva sahibi olsa idi, Allahu Teala ona göre onlara muamele ederdi.

 


[1] C.sagır Muhtasarı asya neşriyat c.1s.31/17.(1:63/25) Parentez içindeki numaralar C.sağîr’de esas alınan numaralardır.

Buhari –Müslim-Tirmizi. Ramuzel hadis. C.1.S.5/4

[2] Bakara: 2/6

[3] Bakara: 2/7

[4] Bakara: 2/8

[5] Bakara: 2/10

[6] Bakara: 2/9

[7] Buhari megazi 16 cihad 155

[8] Bakara: 2/144

[9] Bakara: 2/9

[10] Bakara: 2/9

[11] C.Sağir muhtasarı c.1.s.375/806-(2:80/1384), Ramuzel hadis c.1.s.80/2. Hadisi Abdullah bin Mübarek rivayet etmiş; Ahmed bin Hanbel ve Taberani kitaplarında nakletmişlerdir. Aynı hadisi Abdullah bin Ömer ile sair ashablar da rivayet etmişlerdir.

[12] Ramuzel hadis.c.1.s.277/10. Abdullah bin Mübarek-İbni Hanizeden.

[13] Ebu Davud Tayalasi, Ahmed ibni Hanbel, İbni Ebi Şeybe, Müslim, Ramuzel hadis c.1.s.121

[14] Fethu-l-Bâri c.13.s.87(Beyrut) Ramuzel hadis c.1.s.121,

[15] Ramuzel hadis. C.1.s. 113/1, İbn Ebiddünya, Beyhaki Hazreti Ömer radiyallahu anhdan rivayet etmişlerdir.

[16] Ramuz el-hadis. C. 1. s. 113/2, Taberani Muaz bin Cebel radiyallahu anhdan rivayet etmiştir.

[17] Ramuzel hadis. C.1.s.116/11, İbn Cerir, Ebu Bekir’den rivayet etmiştir

[18] Ramuzel hadis. C.1.s.126/1, Hadisi, İbn Adi ve İbn Asakir rivayet etmişlerdir: Ravisi Enes bin Malik radiyallahu anh’dır.

[19] Ramuzel hadis. C.1.s.131/11, Hadisi Ebu Davud ve Beyhaki, Enes radiyallahu anh’dan rivayet etmişlerdir:

[20] Cuma-62/5

[21] Ramuzel Hadis. c.1.s.20/10, Deylemiden.

[22] Ramuzel Hadis c.1.s139/5

[23] Abdulhakim Et-Timizi Nevâdiru-l-Usul fi Ehadisi-r-Resul c.4.s.98 (Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>