canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Zikrullah - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

ZİKRULLAH

 

A’mal-ı saliha içinde efdal-i a’mal hangi amel daha efdaldır, ya Resulullah, diye sual olunduklarında, ölünceye kadar zikrullah ile meşgul olmak, diğer hadis-i şerifte, saf-ı harpte kılınç kırmak ve fukaraya çok mal ile infak etmekten efdaldır, buyurmuştur. Ve dahi buyurmuşlardır ki ey ümmet ve ashabım, size amellerinizin en hayırlısını ve Rabbiniz indinde en pakizesini ve cennet-i a’lada derecatınızın ali olmasını, fi sebilillah altun ve gümüş sadaka etmenizden daha hayırlısını ve saf-ı harpte girip de sizler düşmanın boynunu, onlar da sizin boynunuzu kesmekten daha ziyade hayırlısını haber vereyim mi, diye buyurdular. Ashab-ı Kiram da, hangi ameldir bize haber ver ya Resulullah, dediklerinde; daimi surette Cenab-ı Hakk’ı zikretmek buyurdular.

Evliyaullahın beyanı üzere ve ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre, bütün ibadetlerin a’la ve efdalı zikrullahtır. Çünkü Cenab-ı Hak, her ibadet için bir miktar tayin edip, zikrullah için hiçbir vakit ve miktar tayin etmemiştir. Namaz için beş vakit ve hac için senede bir vakit, oruç için senede bir ay, zekat için senede malın kırkta birini tayin buyurmuştur. Zikrullah için hiçbir vakit ve miktar tayin etmeyip,

Ahzab suresi 41. Ayet-i kerime’de buyuruyor ki;

 

يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثِيرًاۙ

 

Yani, ey iman eden kullarım, siz Allah’ı çok zikrediniz, demektir. Zikrullahta vakt-i kerahat yoktur. İnsanın yirmi dört saatin cümlesini zikirle geçirmesi mümkündür. Lisana yorgunluk geldiği zamanlarda, kalben Cenab-ı Hakk’ı unutmayarak, kalbinde tutarak ve Allah’ın kuvvet ve kudretini ve halk ettikleri O’nun iradesi ile yaratılan bütün mahlukata bakıp, O’nun kuvvet, kudretini hakkı ile derinden düşünüp, tefekkür etmekte ve Allah’ı unutmayarak, kalp-te tutması zikir sayılmaktadır. Dil, cehri zikrullahda, gerekse dil yorulduğu vakitlerde, mümkün mertebe kalbe sahip olup, kalbi huzurullahda tutmak, gayrileri kalpten atmak azminde olmak lazımdır.

İmdad-ı Müslimin kitabında zikredilen hadis-i kudsi’de:

 

كَـلِمَةُ لٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ حِصْنِى فَمَنْ دَخَلَ حِصْنِى اَمِنَ مِنْ عَذَابِى

 

Yani, Cenab-ı Hak buyurur ki La ilahe illallah kelimesi, Benim hisnim, yani metin kal’amdır. Her kim ki, Benim hisnima, yani la ilahe illallah kalesine girer, dahil olursa, her türlü korkudan kurtulur, azabımdan emin olur.(Yunus suresi ayet-25)

 

وَاللّٰهُ يَدْعُوٓا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْدِي مَنْ يَشَآءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

 

Mucibince, kulu darüsselam olan cennete ve kurbete, yani Cenab-ı Hak kulu her zaman kendine yakın olmaya, cennet ve cemaline, vuslatına ve rızasına davet ediyor. Onun için her zaman ve mekanda lafza-i celali ve tevhidi, lisanından kesmemek lazımdır. Hatta kelime-i tevhid, müstakil bir ayet olmadığı için, cünub ve haiz ve nefsenin kelime-i tevhidi zikir etmelerine mani olmadı.

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

اَرْبِعْ لَايـَمْسِكُ عَنْهُنَّ جُنُبٌ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرْ

 

Cünub olan bu kelime-i tevhidden memnu olunmayacağına, abdestsiz olan kimse de men olunmaz. Buna göre, cemii ahvalde zikir ve tesbihten men yoktur. Ama abdest ve taharet üzere olan zikir; edeb ve sünnet ehl-i takva halidir. Yevmî-i mahşerde cehennem mahşere gelip, ehl-i mahşer üzere hamle eylese gerektir ki, o günde ehl-i tevhid, onun şerrinden emin olur. Tevhid dediğimiz la ilahe illallah, lafza-i celal dediğimiz Allah’tır.

Ve dahi hayızda ve nifasta olan hatuna Kur’an okumak ve Mushaf ve ayet yazılmış şeyleri tutmak haram olur ve eri ile cima etmek hayızda ve nifasta haram olur ve Kabe’yi tavaf etmek ve camilere girmek haram olur. Ama Allahu Teala’yı zikir ve tesbih ve tehlil ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e salavat-ı şerife ve euzu besmele dua niyeti ile bunları işlemek, gerek cenabet kim-seye ve gerek hayız ve nifasta olan kimselere caiz olur.

Ve dahi hayız ile nifasta olan hatunlara müstehaptır ki, na-maz vakti geldiğinde, abdest alıp, kıbleye karşı oturup, namaz kıla-cak miktar kadar, Allahu Teala’yı zikir ve tesbih ve tehlil ve Resul aleyhisselama salavat-ı şerife getirmek ve dua etmek gayet büyük sevaptır. Halebi’de ve Mecalis-i Rumi’de hadis-i şerifte:

 

اِنْ اِسْتَغْفَرَتِ الْحٰٓائِضُ فِى وَقْتِ كُلِّ صَلٰوةٍ سَبْعِينَ مَرَّةً كُـتِبَ لَهَا اَلْفُ رَكْعَةٍ وَغُفِرَ لَهَا سَبْعُونَ ذَنْـبًا وَرُفِعَ لَهَا دَرَجَةً وَاُعْطِىَ لَهَا بِكُلِّ حَرْفٍ مِنْ

 

 اِسْتِغْفَارِهَا نُورٌ وَكُتِبَ بِكُلِّ عَرَقٍ فِى جَسَدِهَا حَجٌّ وَعُمْرَةٌ

 

Yani bir hatun hayız vaktinde namaz vakti olunca, abdest alıp, kıbleye karşı oturup, yetmiş kere istiğfar ederse, bin rekat namaz sevabı yazılır ve yetmiş günahı mağfiret olur ve bir derece ref olur ve okuduğu istiğfar harfleri için kendine nur verilir ve her bir damarları için bir hac ve bir umre sevabı yazılır, buyurdu.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>