canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mücahede ve Nefsin Sıfatları, Nefsini Bilmek - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

MÜCAHEDE VE NEFSİN SIFATLARI, NEFSİNİ BİLMEK

 

Bil ki, Allahu Teâlâ'yı tanımanın anahtarı, kişinin kendini tanıyıp, bil­mesidir. Bu yüzdendir ki, şöyle buyurulmuştur: Hadis-i şerif:

مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ

“Nefsini (kendi haki­katini) bilip anlıyan, Rabbini ta-nır.”[1]

Bu mevzuda Cenab-ı Hak şöyle bu­yurmuştur:

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪يٓ اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

“Pek yakında onlara dışlarında ve kendi nefislerinde ayet­lerimizi (kudretimizin ve varlığımızın belgelerini) götse-receğiz. Ta ki, (Peygamberin söylediğinin) hak olduğunu anlasınlar.”[2]

Hadis-i Şerifi yine yazıyoruz: Ramuzel Ehadis c.1.s.290/11

رَحِمَ اللّٰهُ مَنْ حَفَظَ لِسَانَهُ وَعَرَفَ زَمَا نَهُ وَاِسْتِقَامَتْ طَر۪يقَتُهُ

Meali: Yani, Allah’ım Sen rahmet et, ümmetimden kim ki diline sahip olur ve bulunduğu zamanını bilir, haberdar olur, neler oluyor, neler yapılıyor bilir, haberdar olur, tarikatında doğru istikamette olup, ayrılmaz, Allah’ım Sen o ümmetime rahmet et. Yani merhamet et, ona acı, onu belalardan koru ve sahip ol demektir. İşte bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimizin beğendiği ve sevdiği ve rızası olduğu ümmeti kimdir, onu haber verdi.

 Bir adam diline sahip olursa, bir de kendi bulunduğu zamandan haberdar olup, dinin, vatanın, milletin aleyhinde kimlerdir, ne yapıyorlar, din-i İslam’ı, vatanı, milleti, içten ve dıştan parçalayıp, yok etmek isteyenler ne yapıyorlar, ne tuzak kuruyorlar, müslümanların ve Dinin, vatanın aleyhinde neler yapıyorlar, müslümanlar dünya yüzünde neler çekiyorlar, bunları bilmek, haberdar olup, ümmeti Muhammed’e dualarda bulunmaktır. Bir de tarikatında devamlı olmak, kimsenin sözüne münafıkların inkarına bakmayıp, fasık okumuşların, fasık hocaların, şu caiz değildir, günahtır, ayette ve hadiste böyle bir şey yoktur, tarikat yok, zikrullah da yoktur, diye zihinleri karıştıran sözlerine bakmayıp, doğru istikamette tarikatına devamlı olanları seviyor.

Hal böyle olunca, bir kere dikkat et. Bu münafık ve fasık hoca, Allahu Teala’dan korkmaz, aşikare yalan söyler. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin hoşuna gitmeyenleri, zikrullaha ait olan, takvaya ait olan ayetlerin üstünü kapatır, geçer. Kendi arzusuna göre tahlilde bulunur. Allah (c.c.) şerlerinden korusun, ümmeti Muhammed’i, amin! Tarikata çalışanları şaşırtmak isterler. Aynen bunlar, bu işin hırsı olmuşlar. Ne pahasına olursa olsun, bozmak karıştırmak isterler. İşte bu konular geride daha açık olarak yazılmıştı. Yine de şu hadisi yazalım:

اَ كْثَرُ مُنَا فِق۪ى اُ مَّت۪ى قُـرّٰۤاؤُهَا

İbnü’l Mübarek Hattab İbni Ömer (radiyallahu anhu) vesair ashaplarda vardı. Ömer radıyallahu anh’den Resuli Ekrem Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, ümmetimin münafıklarının çoğu okumuş olanlardır.[3] dediği bunlardır. Zikrullahtan huylanırlar, kızarlar, tarikatı sevmezler, hiç görürler.

Şimdi bu konuyu Allah (c.c.) izin verirse, biraz açalım. İnşaallahu Teala hadis-i şerife dikkat edelim. Bir müslüman kimse, Peygamber Efendimize halife olmak isteyenlerin hali ve vazifeleri ne imiş. Bulunduğu zamanda zahirdeki düşmanları bilip, tanımayı ona göre tedbirli olmayı, bir de kendi halinden haberdar olup, diline ve kalbine sahip olmalı, manevi göze görünmeyen düşmanını anlayıp, onlara karşı uyanık tedbirli olmayı işaret ediyor. Zahir düşmanlar kimlerdir. Evvela vatanımızı içten ve dıştan yıkmak isteyenlere karşı dikkat olunması lazımdır. Ancak dinimizi, namusumuzu, vatanımızı da koruyabiliriz. Allah korusun, din düşmanları vatana girer, istila eder, çembere alırsa, dinini, namusunu koruyabilir misin? Din ve namus emniyeti kalır mı? İşte şu örneğe göz atalım:

 Fransız kafirlerinin Kilis’i muhasara ve işgali 6 Aralık 1918’de, şehre girişleri 29 Ekim 1919’da; Antep’i muhasara ve işgalleri 17 Aralık 1918’de, şehre girişleri 5 Kasım 1919’dur. İşte bu işgal esnasında Fransız askerlerinin Antep şehrinin içine girmelerinde yüzü peçeli bir kadının yüzünün peçesini yırtmasının üzerine Antep halkının imanları, bu hali hazmedemeyip, şehirlisi ve bütün köylüsü galeyana gelip, yek bir vücut olarak birleşip, vatan, din, namus için, canlarını bu uğurda vermeye karar alıp, elde bulunan o günün silahlarıyla Fransız kafirlerine teslim olmayıp, on ve on bir ay direnip, teslim olmamışlardır. Zengin olanlar gıda ambarlarını açmışlar, para kasalarını açmışlar, çok kıtlık olunca ambarlardaki içi acı zerdali çekirdeklerini yemişlerdir.

 Antep şehir halkından ve şehire yakın köylerdeki yaşlılar, kadınlar şehre uzak olan dağ köylerine götürülüp, evlere taksim edilmişlerdir. Yemeleri aynen beraber idare edilip, namusları muhafaza edilmiştir. Kendi köyümüzde de gelenlere bu şekilde muamele yapılmıştır. On ve on bir ay bu şekilde idare olunmuştur. Köylerden ve şehirden çeteler birleşip, Antep çevresinde Fransız kafirine karşı direnip, teslim olmayıp, savaşmışlardır.

Onun için Gazi ünvanını almışlardır. Çünkü biliyorlardı ki, vatan giderse, düşman vatana girer. İşgal ederse; din, namus muhafaza olunamaz. İşte harp; vatan için, din için, namus için yapılır. İşte zahir düşman anlaşıldı.

Şimdi gelelim iç iman düşmanına, şeytanla nefis savaşına, işte Allah’ın nazargahı olan çok mühim kalp vatanını muhafazasına çok dikkat etmeliyiz ki, onlara da kalp vatanına girip, işgal edip, iman kalesini harap edip, kendileri heva, heves ve arzularını kalbe yerleştirip, vücuttaki bütün azaları, nefis kendi recminde tutmasın. Bu düşmanlara karşı dikkat edecekler. İman beş katlı bir kale gibidir. Birincisi yakîndir. İkincisi ihlastır. Üçüncüsü farz olanlardır. Dördüncüsü sünnetlerdir. Beşincisi haya ile edeptir. Bu beş iman kalesini mel’un şeytana, nefse teslim etmemek için bir mü’min her gün her zaman batın harbindedir. Eğer bir kimse Allah korkusu ile hayayı ve edebini her an muhafaza ettiği müddetçe, şeytan o kimseden demahini keser. O kimse de demahi olmaz. Ne zaman Allah (c.c.) korkusu kısalır, haya ve edebini kaldırır, muhafaza etmez, terk ederse, bu yönden şeytana yol açılır. Şeytanın hücumu, evvela o kimsenin sünnetini terk ettirmeye olur. Sonra farzlarına, daha sonra ihlasına, sonrada hücumu, yakînine olur.

Demek ki, Allah korkusu ve edep, hayaya her an her yerde çok dikkat etmeliyiz. Nefse, şeytana iman kalesine girecek yollarını kapatıp, dikkatli olmalıyız. Bir müslüman, bir mü’min olan kimseler, işte hem içten, hem dıştan haberdar olmalıdır. Çok uyanık olmalıdır. Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes Hazretleri ümmeti Muhammed kardeş, bacı ve geriden gelen nesillerimizi, iç ve dıştaki düşmanlardan koruyup, muhafaza eylesin, Habibinin hürmetine, amin ve biz aciz kulunu da ve bütün ümmeti Muhammedi, yanları süre bu aciz kulunu günahlarımızı affı mağfiret eyleyip, günahlarımızı sevaba tebdil eylesin, Habibinin hürmetine dualarımızı kabul eylesin, amin ya Muin!

 


[1] Hilyetül Evliya c.10.s.208, Keşfüzzünun c.2.s.1362, İmam Münavi kunuzuddakaik-s.11. Deylemi’den

[2] Fussilet 41/53.

[3]C.Sağir muhtasarı c.1.s.375/806-(2:80/1384), Ramuzel hadis c.1.s.80/2. Hadisi Abdullah bin Mübarek rivayet etmiş; Ahmed bin Hanbel ve Taberani kitaplarında nakletmişlerdir. Aynı hadisi Abdullah bin Ömer ile sair ashablar da rivayet etmişlerdir.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>