canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mücahedenin Temeli Üçtür - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

MÜCAHEDENİN TEMELİ ÜÇTÜR

 

1- Zaruriyet olmadıkça yememek.

2- Uyku basmadan uyumamak.

3- Zaruriyet olmadıkca konuşmamak. Bu hadis-i şeriftir.

 اَلْمُؤْمِنُ يَأْكُلُ ف۪ي مِعًى وَاحِدٍ وَالْكَافِرُ يَأْكُلُ ف۪ي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ

Yani “Mü’min yeme adeti bir bağırsağının dolusunu yer. Kâfir ise yedi bağırsak dolusunu yer. Siz onlar gibi olmayın.[1]

Çok yiyenlerden olmayın. Şöyle karnını beri benzer doyurdun mu yeter. Müminler böyle yerler. Her daim önüne ne gelirse tavuk gibi ağzına atanların, kalbi körlenir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

لَا يَمُوتُ الْقُلُوبُ إِلَّا بِكَثْرَةِ الطَّعَامِ

“Kalpleri bir şey öldürmez. İlla çok yemek öldürür.”[2]

İşte müslümanlara Cenab-ı Hak’kın orucu farzetdiği bundandır. Hiç olmazsa senede bir ay midesini terbiye eder. Bu farzdır. Ama Allah’ı sevenler ara sıra nafile oruç tutarlar ve yemeği az yerler. Karınlarını şişirip de sindiremez hale gelip kalbini öldürmezler. Açlığın faziletinden bahsadelim.

Yahya aleyhisselam birgün şeytana rast geldiğinde şeytana sordu ki: Ya melun, bu insanoğullarının peşin-desin, bu insanoğullarını azdırmak hangi zamanlarda azdırırsın? Şeytan dedi ki, ya Yahya, adem oğullarını ekseri karınlarının çok yemekle dolu olduğu vakitlerde azdırırım dedi. O zaman Yahya aleyhisselam buyurdu ki, ey melun Rabbım şahit olsun ki ölünceye kadar karnımı doyurmayacağım ki, senin gibi ata ecdadımızdan beri düşmanlığı açık ilân olunmuş mel’un şeytan bana yanaşmasın.

Yine bu konuda İsa aleyhisselam Cenab-ı Hak teâlâ Hazretlerine münacat etdi ki:

“Yâ Rabbî sana kavuşmak istiyorum, Yâ Rabbî bir de cemalini görmek istiyorum. Ya İsa bana kavuşmak istiyorsan aç ol, cemalimi görmek istiyorsan tecrit ol, Benden gayrilerinin hepsini atıp Benimle kal.”

Zinnuni Mısri (r.aleyh) buyurur: Allahu teâle bir kula nefsini aşağılamak izzetinden daha büyük şeref vermedi. Nefsinle mücahede de (cihad) esas olan nefsin bütün arzu isteklerinin zıddını yapmaktır.

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا

“Bir kul bildiği ve gücünün yettiği kadar Bize kavuşmak, rızamıza ulaşmak için gayret ederse, Bize gelen yolun üzerin-deki güçlükleri, zorlukları kendisine kolaylaştırırız.”[3]

Bilmediklerini bildiririz. O zaman terakki eder Cenab-ı Hak ilm-i hikmetini bildirir, kalbinden ilimler doğar. İrfanı anlayışı çoğalır ilmi irfan sahibi olur.

اَلْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ

"Gerçek mücâhid, nefsiyle cihad edendir.”[4]

Resûlullah, bu ifadeleriyle kıymeti son derece yüceltilen "cihad"ı, düşmanla savaş olmadığı için yapamayanlara, daha verimli bir ufuk açmaktadır: Nefsiyle, yani kötülükleri emreden nefsi ile (ayet-i kerimenin ifadesiyle ennefsü'l-emmâre bissû) mücadele. Bu cihad aslında, düşmanla yapılan cihaddan daha zordur. Kişi, nefsinin, kötülüğe, tembelliğe, hevesâta olan meyillerini kırarak, hakka, ubudiyete, insanoğlunda mevcut hayırlı kaabiliyetlerin inkişafına sevk edebilse imanın gerçek büyüklüğü ortaya çıkar. Bunu yapabilen insanlar nâdirdir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikate binâen nefis kavgası verene "gerçek mücahid" demiştir.

Nefisle yapılan mücadelenin de Allah nezdinde makbul olması için, bunun da "Allah için" yapılması icab etmektedir. Hadisin bir tarîkinde “Hakiki Mücahid Allah (rızası) için nefsiyle cihad edendir.” buyrulmuştur.

 اَلْمُجَاهَدَةُ يُورِثُ الْمُشَاهَدَةَ

Yani; “Mücahede, müşahede görgü getirir.” buyuruyor. Allah yolunda nefsiyle mücahede yaparak çalışırsa ona mücahede mücahitler derler. Bu mücahedeye bir adam çalışırsa Allah tarafından ona görgü gelir. Müşahede iraz eder. Dediler ki: Ya Resullulah mücahede nedir?

تَقْل۪يلُ الطَّعَامِ، تَقْل۪يلُ الْكَلَامِ، تَقْل۪يلُ الْمَنَامِ

Yani; “Az yemek, az konuşmak, az uyumak.” Peygambe-rimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

مَنْ أَخْلَصَ لِلّٰهِ أَرْبَع۪ينَ صَبَاحًا ظَهرَتْ يَنَاب۪يعُ الْحِكْمَةِ مِنْ قَلْبِه۪ عَلٰى لِسَانِه۪

“Her kim, kırk gün ihlaslı olarak, abdestli, namazlı zikrullahla beraber tenha bir mahele çekilir çalışır ise, o kimsenin kalbinden lisanına hikmet çeşmeleri akmaya başlar."[5]

Bir adam temizliği ve huzur rabıtası tam olarak riyazet mucahedeyle kırk sabaha dahil olsa, o kimsenin kalbinden, diline ilm-i hikmet pınarları açılır, buyuruyor. İşte dervişlerin çile haneye girdikleri bunun içindir. Bu hikmet de öyle bir hikmettir ki, kitap da okuyup öğrenilecek bir şey değildir. İnsanın kalbine Cenab-ı Hak’tan doğan bir hikmettir. Cenab-ı Hak onu istediği kimsenin kalbine doğdurur. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle dua ederdi:

 اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ رِزْقَ اٰلِ مُحَمَّدٍ قُوتًا

"Allah'ım, Âl-i Muhammed'in rızkını belini doğrultacak kadar ver.” Bir diğer rivâyette "yetecek kadar ver"buyurmuştur.[6]

قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى

Yani; “Her kim nefsinin terbiyesine çalışırsa o kimse iflah oldu. Nefsinin arkasına düşerse o kimse hem dünyada hem ahirette berbat olur.”[7]

أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلٰهَهُ هَوَاهُ

“Ya Habibim! Ahmet Resulum! Ya Muhammed! sallallahu aleyhi ve sellem Sen şu nefsinin hevasını kendine ilah edenleri görmüyor musun?”[8]

Kendi nefsinin arzusunu kendine Allah etmiş. Allah’ı bırakmış nefsinin arzu ve isteklerinin peşine düşmüş, biz bu tarikat yolunda niçin çalışıyoruz? Nefsimizi islah edip güzel ahlaklarla ahlaklanmak için, bir de kalbimizi tasfiye etmek için.

İbrahim Edhem Hazretleri bir rivayetinde şöyle buyuruyor:

“Şark Semerkant tarafında çok evliya meclisinde muhabbetlerde bulundum. Bana dört tavsiye de bulundular. Az yemek, az konuşmak, az uyumak bir de ehl-i dünyaya yaltaklanmamak ve dünya menfaatlerini terk etmek. Bir kimse çok yerse yaptığı ibadetlerden lezzet bulamaz. Çok uyursa ömrünün çok kısmını uykuya harcar bereketini bulamaz. Çok konuşursa muhakkak yalan karıştırır. Hak kelamından başka gereksiz lüzumsuz faydasız kelamları çok konuşanlar Allah’ın ve meleklerin nefretini kazanır.”

Ebubekir Sıddık (r.anh.) Rivayetiyle Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hadisi Şerifinde buyuruyor.

يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَ لَا يُخَافُونَ لَوْمَةً لٰۤائِمٍ

“Allah yolunda mücahede edenler, onlar kınayanların kınamasından korkmazlar.”[9]

  Harpsiz mücahede nedir dediğinde Hadisi Şerif:

يَا اَبَابَكْرٍ اِنَّ اللّٰهَ تَعَالٰى مُجَا هِد۪ينَ فِى الْاَرْضِ اَحِبًّا مَرْزُوق۪ينَ يَمْشُونَ عَلٰى الْاَرْضِ يُبَا هِيَ اللّٰهُ تَعَلٰى بِهِمْ عَلٰى مَلٰۤئِكَةِ السَّمٰوَاتِ وَتَـتَزَيَّـنَهُ لَهُمُ الْجَنَّةُكَمَا تَزَيَّنَتْ اُمُّ سَلَمَةِ لِرَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Biz dedik ya Resulullah harpsiz müca­hade nedir?

Buyurdu ki: “Ya Ebubekir tahkik Allahu Teâlâ'nın kul­ları var ki yer yüzünde mücahadeci ve onlar mücahitlerdir. Allahu Teâlâ'ya çok sevgilidirler. Onlar rızıklanırlar. Yer yüzünde yürürler, gezerler, Allahu Teâlâ onlar ile gök yüzünde göklerdeki melaikelere iftiharla mübahat eder. Yani öğünür ve cennette on­lar için ziynetlenir. Ümmü Selem'e validemiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem için nasıl ziynetlendiği gibi” diye buyurdu. Biz dedik ya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunlar kimlerdir? İşte bunları böyle meth eylemiştir. Buyurdu ki onlar şunları tamam yapanlardır.”

اَلْاَمْرُونَ بِالْمَعْرُفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْمُحِبُّونَ فِى اللّٰهِ وَالْمُبْغِضُونَ فِي اللّٰهِ

Allah'ın emirlerini halka emir ederler. Nehyini nehy ederler ve Allah için sevişirler ve Allah için buğuz ederler.” deyu buyurmuştur. Bu mücahade-i fisebilillah Emri bil maruf nehyi anilmünker edenleri, bir de Allah için sevişenler ve sevenleri ve buğuz edenleri söyledi. Allahu Tealanın has kulları bunlardır. Fisebilillah mücahade edenler Emri Nehyi yapanlardır. Allah yolunda Allah için sevişenler Allah için buğuz edenler, Zikrullaha devam edenler. Her kim de bu dört haller tamam ise Allahu Teâlâ'nın sevdiği budur.

Birinci Mücahede yolu enbiyalar evliyalar yoludur. Tezkiyeyi nefis tasfiyeyi kalp yoludur. Nefsini terbiye kalbini safileş-tirmek yoludur. Bununla kalbi temizleyip vuslatı ilahiyeye layık etmektir. Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem mücahede nedir demişler az yemek, az uyumak, az söylemek maleyanı sözleri terk etmek ve hakkı söylemektir.

 

Her gönülde kenz açılmaz taki pür nur olmadan

Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan.

 

Bu da Tarikata girip bu halleri bilen bir zata boyun eğip Allah için canından daha ileri Allah için sevmedikçe zerre kadar Hak’kın kokusunu ala­mazsın, nefsini şeytanını yenemez vuslat yolunu bulamazsın, ha­kikat ilminden haberdar olamazsın. Hakk Teâlâ'nın esrarına eremezsin.

İkinci şeriatla amel edenler tarikatla sülük edenlerdir ki Allahu Teâlâ'nın emirlerini kendi tutar halka da ögretir. Nehlerinden kendi kaçar halkı da kaçırır. Böylece tarikata çalışır şeriat ve ta­rikat ile amel ve itikadını birleştirir zikrullah yolunda zikrullah ile kalplerini mutmainneye yetiştirir.

Üçüncü Allah yolunda Allah için sevişenler Allahu Teâlâ yanında Allah için sevişenlerden sevgili kimse olmaz. Bu konu ilerde gelecektir. Biz şimdi asıl konumuza gelelim.


[1] Müslim, Eşribe 184; Müsned: 3/333, 357, 392; Dârimî, Et'ime 13; Tirmizî, Et'ime 20.

[2] İmam Gazali İhya, Müzekki’n-Nüfus s.177 (Osmanlıca baskı), Mârifetname s.295(Osmanlıca baskı)

[3] Ankebut 29/69

[4] Kenz-ül İrfan 1001 hadis s.49/275 Münavi’den, İmam Ahmed müsnedil ensar/22826-22840, Tirmizi fedailül cihad/1547

[5] Feyzu'l-Kadir 6,43; Rezîn tahric etmiştir. Hadis Hilyetü'l-Evliya'da Ebu Eyyûb el-Ensârî'-den merfu olarak kaydedilmiştir, (5,189); keza hadis Câmiu's-Sagîr'de de bulunmaktadır.

[6] Buhârî, Rikâk 17; Müslim, Zekât 126, (1055); Tirmizî, Zühd 38, (2361)

[7] Ala 87/14

[8] Casiye 45/23

[9] Nevadirul usul fi ehadisirresul c.2.8.147 (Muhammed bin Ali bin el Hasan ebu Abdullah el Hakim et Tirmizi-Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>