canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Uyku Altı Çeşittir - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

 

UYKU ALTI ÇEŞİTTİR

Uyku altı çeşittir;

1- İlim meclislerinde uyuyanlar gaflet uykusundadırlar.

2- Sabah namazı vaktinde uyuyanlar şekavet uykusundadırlar.

3- Namaz vakit­lerinde uyuyanlar ukubet, yani azap ve eziyet uykusundadırlar.

4- Öğle namazından evvel, kuşluk zamanı uyuyanlar kaylüle uykusundadırlar.

5- Yatsı namazını kıldıktan sonra uyuyanlar ruhsat uyku­sundadırlar.

6- Cuma geceleri uyuyanlar ise, hasret uykusundadırlar.

Ey kardeş: uyursan, hiç olmazsa ruhsat uykusu veya kay­lüle uykusu uyu!

Davud Peygamber aleyhisselama, Hak Teala şöyle bu­yurdu:

 - Ya Davud! Bir kişi, Beni sevdiğini iddia eder ve fakat o kişi geceleri uyursa, muhakkak ki onun bu davası yalandır. Şeyh Şibli rahmetullahi aleyh buyurur ki: Bir aşıkın bin yıl ömrü olsa, o, bin yıl içinde bir gece sabaha kadar uyusa, o talibe Hak Teala Hazretleri katında bundan büyük rüsvaylık yoktur. Yine o aziz buyurmuştur. Bir gece, bana uyku bastırdı ve o gece uyumuş kalmışım. Hak Teala buyurdu ki: Ya Şibli! Gözlerini aç ve uyan! Uyuyan kişiler, benden mahcup olurlar. Bu hitabı işittikten sonra, bütün ömrüm boyunca gece uykusunu terkettim. Hak Teala, gece namaz kılanları sevdiğinden ötürü, Ha­bibine gece namazını emretti,

وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰىٓ اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

“Gecenin bir kısmında da uyanıp gece namazı (Tehec-cüd) kıl.”[1]

Allahu azim-üş-şan buyurur ki:

- Gerçek kulum, öleceğini unutmayan, geceleri uyuma­yan, tesbihi ile horozları uyandırandır. Oysa, biz horozların öte öte bizi uyarmalarını bekleriz. Bir gece, Yahya peygamber aleyhisselam, her zamankin­den fazlaca yedi. Kendisine bir ağırlık geldi ve yattı uyudu. Hak Teala, ona vahyedip şöyle buyurdu:

-Ya Yahya! Neden çok yemek yedin ve yattın uyudun? Yoksa, civarımdan başka sığınacak bir civar mı buldun? Ya Yahya! İzzetim hakkıyçün, eğer bir kerre cennete baksaydın, şevkinden mahvolur ve gözlerine asla uyku girmezdi. Eğer, cehennemin de hakikatini bilmiş olsaydın, ağlamaktan göz­lerinin yaşı tükenir de, kan ağlardın. Korkundan, bütün aza­ların dağılırdı. Libas yerine palas giyerdin, ekmek yerine kaygu yerdin, geceyi gündüzü, yasla geçirirdin.

Düşün ve insaf et! Yahya aleyhisselam, bir gece uyudu­ğundan ötürü böyle azarlandı. Bir kerre, arpa ekmeği ile karnını doyurarak uyuyan peygambere böyle ihtar olundu. Ya, hayvan gibi karnını doyurup ve doldurup, yabana bıra­kılmış leş gibi uyuyanlara acaba nasıl bir azar ve ihtar ola­caktır? Yazık, yazık bizlere ki, şeytana esir olmuş, nefsimizin isteklerine düşmüş, yalnız dünyamızı imar ederiz. Haram helal demeden, karınlarımızı türlü türlü yemeklerle doldurur, hararet basınca üstüne soğuk suları da içeriz. Yediğimiz o yemeklerin buharı dimağımıza ağırlık verir, gözlerimize uy­ku bastırır, başımızı yastığa koyduk mu, taa gün doğuncaya kadar horul horul uyuruz. İlahi! Meded Senden..İlahi! Şefaat Muhammed' sallallahu aleyhi ve sellem den.

Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyu­rurlar ki:

Bir gece, uykumda iki kişi geldiler ve Beni alarak bir yere götürdüler. Orası, ne yere benziyordu ne göğe! Baktım ki, bir kişi arkası üstü yatmış ve diğer bir kişi de onun üstüne çık­mış, iri bir karpuz büyüklüğündeki taşı, altta yatanın başına vuruyor. Vura vura, o altta yatanın başı parça parça oluyor ve taş yuvarlanıyor. Üstteki, taşı tekrar alıyor ve tekrar vu­ruyor, vuruyor. Bu defalarca böyle tekrarlandı, durdu. Da­yanamadım, yanlarına gittim ve sordum:

- Bu kişi kimdir? Kendisine neden böyle azap ediyor­sunuz?

- Bu gece yatıp sabahlara kadar uyuyan bir kişidir. Bir gece olsun kalkıp ne zikrullah etti, ne namaz kıldı, ne Kur'an okudu. Ömrü boyunca sabahlara kadar uyudu. İşte, bunun için kendisine azap edilmektedir ve kıyamete kadar da bu azabı devam decektir. Artık, kıyamette hali nice olur bilmem. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurmuşlardır ki:

- Sabah uykusu şeytanidir. Şeytan, kişinin burnunun, deliğinden içeri girer, ona kötü rüyalar gösterir ki, bu rüyayı kimseye söylememelidir. Şeytan, uykuya hazırlanan bir ki­şinin burnunun deliğinden içeri girer, genzinde yerleşir ve onu öyle uyutur ki, sabaha kadar uyanamaz. Onun, için, siz­den birinize uyku bastırdığı zaman, hemen gidip burnuna su çeksin ve oraya yerleşmeğe çalışan şeytanı defetsin.

E'bu-Saidi-l Hudri radıyallahuanh Resul-ü ZişanEfendi­mizden rivayet eder:

 عَنْ أَبِي سَع۪يدِ الْخُدْرِي قَالَ: قَالَ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ، إِذَا تَثٰۤاءَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَضَعْ يَدَهُ عَلٰى ف۪يهِ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَدْخُلُ مَعَ التَّثٰۤاؤُبِ

“Sizden biriniz esnerken, eliyle ağzını tutsun. Zira şeytan ağzından girer.”[2]

Bu hadis-i Şerif Buhari’den zikrolunmuştur. Bundan da anlaşılmaktadır ki, şeytan istediği zaman insanın ağzından girer. Bir diğer Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

اِذَا اسْتَيْقَظَ اَحَدُكُمْ مِنْ مَنَامِه۪ فَلْيَتَمَخَّطْ فَاِنَّ الشَّيْطَانَ يَب۪يتُ عَلٰى خَبَاشِمِ

“Sizden biriniz uykudan uyanınca, burnunun deliklerine ta genzine kadar su çeksin ve oraya yerleşen şeytanı çıkarsın.”[3]

Geceler, üç büyük taifenin üzerlerinden üç halle geçer. Kafir veya müslüman, bu üç halden uzak kalamaz.

1) Bir taife vardır ki, gece onlar için saadettir. Gecelerden, onlara zerre kadar zarar erişmez. Bunlar, geceleri hasret kaldığı gurbetteki bir sevdiğini bekler gibi gözler ve gece olunca sevinirler. Zira, gaflet ehli güneş doğuncaya kadar uyurlarken, talipler uyumazlar, bu kavga ve gürültü aleminden el ve ayak çekilince, onlar gider abdest alır ve dost eşiğinde başlarını secdeye koyarlar, Mev­laya münacatta bulunurlar, bütün hacetlerini o yüce der­gaha arzederler, namaz kılarlar, niyaz ederler, yalvarır, yakarırlar, gözyaşı dökerler ve sabah olana kadar Mevla ile söyleşirler. Sabah olunca da, halkın arasına karışır, kendile­rini hiç belli etmezler ve halktan biri gibi görünürler. İşte, geceler bu gibi kişilere devlet ve saadet olur. Onlar, bu yüz­den gecelere müştak olurlar ve geceleri Mevla ile sohbette bulunurlar.

2) Bir diğer taife de vardır ki, geceleri onlar için mih­net ve meşakkattir. Gecelerin, onlara hiç bir hayrı ve fay­dası olmadığı gibi, belki mihnet ve musibeti vardır. Zira, bun­ların Hak Teala hazretlerine karşı yüzleri karadır. Peki, kim­lerdir böyle olanlar? O kimselerdir ki, gece olmasını gözetir ve her biri bir köşede hırsızlık eder veya bir eğlence ve sefa­hat meclisinde sabahlara kadar nefsani zevklerle meşgul olur­lar. Onlar, bu içki ve çengi alemlerini gerçekten bir zevk sa­nırlar ve bu alemlerin canlarına azap, ikap, cefa ve mihnet olduğunu asla düşünemezler.

3) Bir taife daha vardır ki, onlara da geceleri ne kar getirir, ne de zarar verir. Bunlar, geceleri uyku ile geçirirler, arada bir uyanır, sağlarına sollarına dönerler, hiç Allah'ı zikretmezler. Sanırsın ki, onlar birer ölüdürler, kabirlerine uzanmış öyle yatarlar. Sabah olup, ezan okununca kalkarlar, yani bir bakıma dirilirler. Gerçi, bunların ikinciler gibi ziyan­ları da olmazsa da, gecelerini gafletle geçirmeleri ve kıyme­tini bilmemeleri, elbette büyük bir zarardır.

Ey halini bilmeyen biçare: Sakın sen de, hallerini bilmeyen bu iki taife gibi olma! Sonra ziyan edenlerden olursun.

Gevaşi tefsirinde denilmiştir ki:

Allahu Tealanın mü'min kulları, temiz bir abdest ile uyu­dukları zaman, onların canları göklere yükselir, secdeye var­mağa emir olunur. Fakat, abdestsiz yatarlarsa, yine göklere yükselirler amma, secde ile emir olunmazlar. Kadı Beyzavi tefsirinde denilmiştir ki:

Nefsin, bedenin hem zahirine hem de batınına taalluku vardır. Ölüm halinde, ikisinden de kesilir. Uyku halinde ise, yalnız zahirinden kesilir. Fakat, bir nefs vardır ki ölüm ha­linde ölür, bir nefs vardır ki, ölüm halinde ölmez. Bir nefs de vardır ki, uyku halinde de ölmez. Ölüm halinde ölen, cisimdir. ­

Yani, bedenin hareketidir. Ölüm halinde ölmeyen nefs; mut­ma'innedir, mülhümedir veya levvamedir. Eğer, bunlar ölüm halinde ölselerdi, sevabından lezzet ve ikabından elem duy­mazlardı. Uyku halinde ölmeyen de, hem cisim hem de ruh-u hayvanidir.

 


[1] lsra 17/79

[2] Buhârî, Edeb 125, 128, Bed'ül-Halk 11; Müslim, Zühd 56, (2994); Ebû Dâvud, Edeb 97, (5028); Tirmizî, Salât 273, (370), Edeb 7, (2747, 2748).

[3] Müzekkin-nüfus s.338

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>