canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mücahade ve Pir ve Müridin Bunda Ayrılığı - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

MÜCAHEDE VE PİR VE MÜRİDİN BUNDA AYRILlĞI

 

Açlıktan maksat, nefsi kırmak, emri altına almak, terbiye etmek, doğru yola getirmektir. Bunun için pir, bunların hepsini müride emreder ve kendisi yapmaya bilir. Çünkü maksat aç­lık değildir. Maksat, mide ağır olacak kadar yememek ve açlık hissedecek kadar da az yememektir. Zira her ikisi de insanı meşgul eder. Bu­rada en yüksek derece, melekler gibi olup, ne açlık sıkıntısı, ne de ye­mek ağırlıgı çekmektir. Nefis, başlangıçta zor kullanılmazsa, bu tabiati bulamaz. Ma'rufu Kerhiye leziz yemekler getirdiler. Yedi. Bişr-i Hafi ise ye­medi. Ma’rufi Kerhiye yemesinin sebebini sordular, “Kardeşim Bişr vera ile hareket etti. Bana ise marifet açılmıştır. Ben kendi Mevlamın sarayında misafirim, verirlerse yerim, vermezlerse sabrederim. Benim hiç bir ta­sarrufum yoktur, itirazım da yoktur”, buyurdu. Buradan ahmaklar ken­dine pay çıkarıp, mücahede edemedikleri zaman ben Ma'ruf-i Kerhi gibi arifim derler. İki sınıf kimseden başkası mücahedeyi bırakamaz. Ya her işi doğru olan sıddıklar, yahut kendini iyi ve her işini doğru sanan ah­maklar. Ma'ruf-i Kerhi’nin kendinde tasarrufu kalmamıştı. Eğer ona hıyanet etseler, eliyle yahut diliyle mani olmaz, kızmazdı. Her şey'i Allahu Teâlâ'dan görürdü. Bu sözü o söylerse yakışır. Bişr-i Hafi, Sirr-üs Se­kati ve Malik-i Dinar gibi büyükler nefislerinden emin olmadıklarından, mücahedeyi bırakmadılar. Bir kimsenin kendine bu zanda bulunması gayet zordur.

Min Menakıbı Gavsul Abdul Kadir

Menakıbı (kuddise sırruhu Tahir):

Kırkıncı menakıbında bu konuda pirimiz Şeyh Abdulkadir Efendimizin bir kerameti: Bir gün bir kadın genç oğlunu manevi talim ve terbiye ve tekkeye hizmet etmek için pirimize emanet etti. Bir zaman sonra kadın oğlunu görmeye geldi oğlan yemek yiyordu. Yediği yemek arpa ekmeğinin kırıntıları idi. Oğlunu çok zayıflamış gördü bu hale tahammülü kalmayıp hazreti pirin huzuruna çıktı. Pirimizde kızarmış tavuk yiyordu. Kadının tahammülü kalmayıp cahaletle pir Efendimize itiraz eyledi. Ya Gavsul Azam, siz tavuk eti yemektesiniz size emanet ettiğim oğlum da arpa ekmeğinin kırıntılarını yiyor idi. Bundan dolayıda vücudunu çok zayıf gördüm deyince, Gavsul Azam Efendimiz kadına bir cevap vermeyip tavuğun kemiklerini bir yere topladı“kum biiznillah-illeziyul izame vehiye ramim” yani kemikleri çürümüş mahvolan mahlukatı ihya buyuran halıkıl levhi vel kalem hazretlerinin izini ulviyetiyle kalk deyip buyurmasıyla bi-iznil hayyil gadir tavuk ahya olup dirilmiştir. Bunun üzerine pirimiz kadına dönüp buyurdu ki: Oğlunuzda böyle bir hâle vasıl olduktan sonra hangi bir yemekten isterse yesin ol vakit zarar yoktur.”

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>