canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Tarikat-ı Muhammediye - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

TARİKAT-I MUHAMMEDİYE

 

Bak, Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz saadetle buyuruyor ki:

 

تـَعَلَّمُو الْيَقِينَ كَمَا تَعَلَّمُ الْقُرْآنَ حَتّٰى تَعْرِفُوهُ فَاِنِّى اَتَعَلَّمُهُ

 

Yani, “yakîn ilmini öğrenmeye çalışınız, Kur’an ilmine çalıştığınız gibi, hatta Kur’an’da olan hikmeti öğreniniz, Ben hikmeti öğreniyorum.”[1]

Buna dair Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki; (Bakara suresi ayet-269)

 

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَآءُۚ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًاۜ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّآ اُولُوا الْاَلْبَابِ

 

Yani, Resul-i Ekrem size Kur’an kitabının ilmini öğrettiği gibi, hikmet ilmini de öğretti. Allahu Teala dilediği kimseye ilm-i hikmeti verir. Her kime ilm-i hikmet verdiyse, o kimseye çok hayır vermiştir.

İşte kardeşim, kitap ilmi şeriat-ı Muhammediye’dir, hikmet ilmi tarikat-ı Muhammediye’dir. Kendisi de tarikata süluk ve Allahu Teala’ya yakîni artırmak için çalışmıştır. Ümmetinde birçok kimselere de öğretmiştir. En büyük mürşid-i kamil kendisidir. Kendinin zamanından beri elden ele gelmiş tarikat-ı Muhammediye’dir.

 

Nakşibendi tarikatı Ebu Bekir radıyallahu anh talimindendir, hafidir. Kadiri tarikatı İmam-ı Ali radıyallahu anh talimindendir, cehridir. Aşikare zikrullah etmek, Kadiri erkanıdır.

İmam-ı Ali kerremallahu veche buyuruyor ki, Resulullah ile zikrullaha başladık, hepimiz birden ayağa kalktık. Zikrullah öyle kızıştı ki:

 

نَم۪يدُو كَمَا نَمِيدُ الشَّجَرَةِ

 

Yani, “ağaçlar şiddetli rüzgarın karşısında sağa, sola meylettikleri gibi meylediyorlardı.”

 

وَجَرٰى دُ مُوعُهُمْ عَلٰى ثِيَابِهِمْ

 

Yani, “gözlerinin yaşları, esvaplarının üzerine akıyor idi”[2] buyuruyor.

Şu halde zikrullah ederken, ayağa kalkmak, ağlamak, sallanmak caizdir. Cezbelenmek, coşmak zikrullah halleri ehl-i hal olanların halleridir. Fakat bu halleri, hal ehlinden, yani mürşid-i kamilden talimat almalıdır. Bu mürşid-i kamiller, Allahu Teala’nın ilm-i hikmet verdiği kimselerdir. Allahu Teala ilm-i hik-meti dilediği kimseye verir. Aslına, köküne, soyuna, ocak zadeliğine bakmaz.

 

Hucurat suresi 13. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

 

Yani, ayet-i kerime’nin başı, ey mü’minler, sizi şubeler ve kabileler üzere ayırdım. Bu sizin birbirinizi tanımanız içindir. Bu falanın oğlu, bu filanın evladıdır demek, birbirinizi tanımanız içindir, yoksa Benim yanımda hanginizin takvası, Allahu Teala’dan korkusu, itaati ziyade ise, o Allah (c.c.) yanında mükerrem ve makbuldür.

 Bu mürşidlik köke, soya bakmaz. Allahu Teala kimi dilerse ona verir, hususi vergisidir, mevhibe-i ilahiyedir. Allahu Teala’ya kim fedakarlık gösterir Allah sever, ona verir.

Yani bundan şu anlaşıldı ki, her kim Allah’a hakkı ile iman eder ve Allah’dan hakkı ile çok korkar, Allah ve Resulünün emirlerine itaat, nehyettiklerinden sakıncalı olur ve her halinde ve her fiilinde maksadı Allah ve Allah rızası olur ise, Allah (c.c.)’da o kimseyi sever ise, Allah sevdiği kimselere vereceği nimetlerini verir. Hiç kimse mani olamaz.

Zümer suresi 23. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَلينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ

 

Yani, Allah korkusu ile Allahu Teala’nın zikrine devam ede ede, o kimselerin hatta vücutlarında derileri ürperir ve yumuşar. Zikrullahın kuvveti ile kalplerinden sertlikler ve kasavetler gidip, Allah zikrini çok çok etmek ve ondan lezzet almak olup, daima onunla zikrullah etmek olur.

Ebu Musa’l Eş’ari radıyallahu anh’dan rivayet edilen Hadis-i Şerif’te buyuruluyor:

 

مِثْلُ الْبَيْتِ الَّذِى يَذْكُرُ اللّٰهُ فِيهِ وَالْبَيْتِ الَّذِى لَايَذْكُرُ اللّٰهُ فِيهِ مِثْلُ الْحَىِّ وَالْمَيِّتِ

 

Ramuze’l Ehadis, tercümesi (c. 2, s. 391/2): Zikrullah edilen ev ile zikrullah edilmeyen evin temsili, ölü ile diri gibidir, buyurdu. Yani bir evde zikir eden kimse var ise, o ev diridir; zikir eden yok ise, o ev ölü gibidir.

 

Gel ey aşık, sana diyem Huda’ya bir yakın yol

Kolay hem cümle yollardan bu yolun saliki ol

Bilirsin kim bu fırsat bir dahi girmez eline

Meta-ı ömrünü etme heba, ol abd-i makbul

Devam et zikr-i tevhide bir dem gafil olma

Alayıktan yumup göz ol heman tevhide meşgul

Hadis-i Şerif, Ramuze’l Ehadis’ten (c. 1, s. 22/10) buyuruluyor ki;

 

اُدُّوا حَقَّ الْمَجَالِسِ ذِكْرُ اللّٰهِ وَاَرْشِدُو السَّبِيلَ وَغُضُّوا الْاَبـْصَارْ

 

Yani, meclislerin hakkını veriniz zikrullah etmekle ve bununla Allah’u Teala’nın yoluna irşad olunuz ve gözlerinizi kapayınız, dünyayı sevmekten ve haramlardan sakınınız buyurmuştur.

Hadis-i Şerif, Kenzü’l-İrfan’da buyuruluyor ki;

 

مَنْ ذَكَرَ اللّٰهَ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ حَتّٰى يـُصِيبُ الْاَرْضِ مِنْ دُمُوعِهِ لَمْ يـُعَذِّبُهُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ

 

Yani, bir kimse Cenab-ı Allah’ı zikir eder iken, Allah korkusu ile ağladığı zaman, gözünün yaşı yere düşerse, Allahu Teala o kim-seye kıyamette azap etmez, diye buyurmuştur.

Hadis-i Şerif, Kenzü’l-İrfan’da (s. 45/256) buyuruluyor ki;

 

اَفْضَلَ الْعِبَادِ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلذَّاكِرُونَاللّٰهَ كَثِيرًا

 

Yani yevmî-i kıyamette Allah indinde efdal olan kimse Cenab-ı Allah’ı dünyada çok zikretmiş olandır.

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

اِنَّ لِكُلِّ شَيْءٍ سَقَالَةً وَاِنَّ سَقَالَةَ الْقُلُوبِ ذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا مِنْ شَيْءٍ اَنْجٰى مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَلَوْ اَنْ تَضْرِبَ سَيْفَكَ حَتّٰى يَنْقَطِعَ

 

Yani, “tahkika, her şeye cila verecek bir alet vardır, kalbin cilası ise zikrullahdır. Azaptan necat için zikrullah gibi bir şey olamaz, velev ki kılıcın kırılıncaya kadar fisebilillah muharebe edesin.”[3]

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

تَنَامُ عَيْنَاىَ وَلَا يَـنَامُ قَلْبِى

 

Yani, “Benim gözlerim uyur, lakin kalbim uyumaz, yani zikrullahdan bir lahza gafil olmaz.”[4]

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

مَنْ اَكْثَرَ ذِكْرُ اللّٰهِ اَحَبَّهُ اللّٰهُ تَعَالٰى

 

Yani, “Çok zikir eden kimseyi Cenab-ı Allah sever.”[5]

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

اَلذِّكْرُ خَيْرٌ مِنَ الصِّيَامِ

 

“Zikrullah farz olmayan oruçtan efdaldır.”[6]

Kenzü’l-İrfan kitabında (s.48/268) Hadis-i Kudsi’de buyuruluyor ki;

 

مَنْ شَغَلَهُ ذِكْرِى عَنْ مَسْئَلَتِى اَعْطَيْتَهُ قَبْلَ اَنْ يَسْئَلَنِى

 

Cenab-ı Allah buyurmuştur ki, bir kul Benim zikrimle meşgul olmasından dolayı, kendi ihtiyacının talebini unutursa, Ben o kuluma kendisi istemezden evvel, in’am ve ihsan ederim.

Nur suresi 41. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَآفَّاتٍۜ

 

Yani, Habibim, Sen görüp bilmedin mi ki Allahu Teala’ya göklerde ve yerde olan ruh sahipleri ve kanatları açar döşer oldukları halde kuşlar Allah’ı zikir ve tesbih ederler.

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

لَا تَقَعُ سَمَكَةٌ فِى شَبَكَةٍ اِلَّا اِذَا غَفْلَتْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَتَبَارَكَهُ وَتَعَالٰى

 

Yani, “Denizlerdeki balıklara kurulan tuzaklara ve şebekelere balıklar düşmezler, hangi balıklar, kendilerine ait olan zikrullahdan gaflete düşen balıklar tuzağa, şebekeye düşer”[7] buyuruyor. İşte aynı hadis-i şerif’e göre, avcıların tuzağına düşen kuşlar da, kendilerine ait olan zikrullahı terk edenler tuzağa düşerler.

Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

اَكْثِرُوا ذِكْرُ اللّٰهِ حَتّٰى يَقُولُوا مَجْنُونٌ

 

Yani, siz Allahu Teala’yı o kadar çok zikrediniz ki, hatta size delidir derler, deli deyinceye kadar zikir ediniz.[8]

 


[1] Ramuze’l-Hadis, c. 1, s. 254/1.

[2] Hafız Ebu Nuaym, Ahmed bin Abdullah el İsfehani, Abdurrahman bin Ahmed ibni Hanbel Camiil Ulumvel hikem s. 447 (Beyrut).

[3] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 46/258, Münavi Feyzü’l-Kadir, c. 2, s. 511 (Mısır).

[4] Sahihi İbni Hazine, c. 1, s. 29/48 (Beyrut), Sünen-i Tirmizi, c. 4, s. 518/2248 (Beyrut).

[5] Münavi, Feyzu’l-Kadir, c. 6, s. 83 (Mısır). Kenzu’l-İrfan 1001 hadis, s 47/267.

[6] Ramuze’l-Hadis, c. 1, s. 208, Kenzu’l-İrfan 1001 hadis, s 48/268.

[7] Abdurrahman bin Ali bin Muhammed, Safvetü’s-Safve, c. 4, s. 443/1027.

[8] Kenzü’l-İrfan 1001. Hadis s.46/257. (Osmanlıca Baskı), Camiu’s-Sağir Muhtasarı c.1.s.378/816. İmamı Ahmed bin Hanbel, Müsned c.3.s.71/11692.(Mısır)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>