canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Muhasebe ve Mürakaba - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

MUHASEBE VE MURAKABA

 

Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Kıyamet günü terazi kuraca-ğım, o gün kimseye zulüm edilmeyecektir.”

وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ

Herkesin dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülükleri meydana çıkacak. Teraziye koyacağım. Herkesin hesabını yapmağa yetişirim.”[1] Bunu haber verdi ki, herkes dün­yadan ayrılmadan kendi hesabına baksın.

حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسِبُوا

“Hesabınız görül­meden önce kendinizi hesaba çeki-niz”[2] Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ey İman edenler, sabrediniz, nefsin arzularını, haram-lardan elde etmemeye uğraşınız ve bu cihadda sebat ediniz.”[3]

Bunun içindir ki, basiret sa­hibleri ve din büyükleri bu dünyaya ticaret için geldiklerini ve burada nefisle alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu ticaretin kazancı cen­nettir, ziyanı da cehennemdir. Yani kârı ebedi saadet, ziyanı da sonsuz felakettir. Bunlar nefislerini ticaretteki ortak yerine koymuşlardır. Or­tak ile önce şartname yapılır, sözleşilir. Sonra işlerinde, sözlerinde du­rup durmadığına dikkat edilir. Nihayet hesaplaşılır, hıyanet yapmışsa mahkemeye verilir. Bunlar da nefislerine sıra ile şu altı işleri yaparlar: Şartname yapmak, onu murakabe etmek, muhasebe etmek (yani hesaplaşmak), muakabet (yani cezalandırmak), mücahede (yani onunla uğ­raşmak) ve muatebe (yani onu azarlamaktır).[4]

Müşarete (şartlaşmadır): Ticaret ortağı in­sanın para kazanmakta ortağı olduğu gibi, bazan da hıyanet edince düş­manı olur. Halbu ki dünyada kazanılan şeyler muvakkattır. Ahiret alış­verişi ise sonsuzdur. Devamlı kalmayan şeyler, akıllılara göre kıymetsiz­dir. Hatta bazıları geçici olan hayır, sonsuz kalan şerden daha kıymet­sizdir, dediler. İnsanın her bir nefesi kıymetli bir cevher gibi olup bunlar­dan bir hazine yapılabilir. Asıl bunu hesap etmek ve bunda aldanmamak icab eder. Aklı olan kimse her gün sabah namazından sonra bir müddet hatırına hiç bir şey getirmeyip, ortağı olan nefsine demelidir ki, benim sermayem yalnız ömrümdür. Bu sermaye o kadar kıymetlidir ki, geçen her nefes hiç bir şeyle ele geçmez. Benim nefeslerim Allah'ın ilminde sayılıdır. Elbette artmazlar. Ömür bitince ticaret sona erer. Ticarete sa­rılalım ki, vaktimiz azdır, ahiret uzun ise de orada ticaret ve kâr yok­tur. Bu gün senin zamanındır. Allahu Teâlâ ömür verdi, ecel gelince işi­ni düzeltmek için bir gün izin istenir, fakat ele geçmez. Bugün bu büyük nimet elinizdedir. Aman nefsim çok dikkat et de, bu sermayenin kıyme­tini bil, elden kaçırma, yarın ağlamak, sızlamak fayda vermez. Bugün, ecel geldi, bir gün daha müsaade etmeleri için yalvardığını, sızlandığını ve sana bir gün bağışladıklarını ve şimdi o günde bulunduğunu farzet. O halde bu günü elden kaçırmaktan ve bununla saadete kavuşmamaktan daha büyük ziyan olur mu?

Hadis-i Şerifte buyuruldu ki:

“Yarın kıya­met günü yirmi dört saatten ibaret olan her gün için kulun önüne dört hazine konur. Birini açarlar, sevabtan nurla dolu görülür. Bu o saatte yaptığı sevabtır. Bunun sebebiyle öyle neş'elenir, sevinir ve kalbi rahat bulur. Bu sevinmeyi cehennemdekilere taksim etselerdi, cehen-nemde olduklarını anlamazlardı. Bu sevinmenin sebebi bu nurların Allahu Teâlâ'nın indinde kendisini kabule vesile olacaklarındandır. Diğer bir hazine açarlar, siyah, karanlık ve bulanık olup, içinden gayet pis koku çıkar. Herkes burnunu tıkar. Bu da günah işlediği saattir. Kalbine o kadar korku, utanma ve sıkıntı gelir. Bu sıkıntı cennettekilere taksim olunsa, cennet kendilerine sıkıcı olur. Diğer bir hazine açarlar, içerisi boş olur. Ne zulmet, ne nur bulunur. Bu da boşa geçirdiği saattir. Kalbinde o kadar hasret ve eksiklik duyar ki, büyük bir memleketi ve hazineyi elde edebilecek bir kimsenin boş oturup bunu elden kaçırması gibi olur. Bütün ömrünü saat saat kendisine gösterirler.”[5]

Sonra der ki, ey nefsim, bunun gibi yirmi dört hazineyi gözünün önüne koydular. Sakın hiç boş vakit geçirme, sonra ayrılığına dayanamazsın. Büyükler demişlerdir ki: Kendini düşman yerine koy. Sevabın yoktur, iyi amel yapanların derecesini de kaçırmışsın, aldanmışsın farzet. O halde bütün azalarını Allahu Teâlâ'ya ısmarlamalısın ve dilini, gözünü ve yedi azanı korumalısın. Cehennemin yedi kapısı vardır demişlerdir. Bu kapılar senin yedi uzvundur. Çünkü onların herbiri cehenneme gidebilir. Böylece bu azaların günahlarını hatırlayıp onu (nefsini) korkutmalıdır. Bugün yapabileceği ibadeti ona hatırlatmalı, teşvik etmeli, dürtmeli, azmettirmelidir. Eğer dediğimi yapmazsan seni cezalandırırım deyip korkutmalıdır. Nefis, asi, serkeş ve emirleri yapmak istemez ise de, nasihat kabul eder ve riyazet yapmak (istediklerini vermemek) ona tesir eder. İşte, bu, amelden önce olan muhasebedir. Nitekim Allahu Teâlâ:

وَاعْلَمُوٓا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪يٓ اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ

Biliniz ki, nefsinizde olanları Allahu Teâlâ biliyor. O halde O'ndan korkunuz.[6] buyuruyor. Resulul­lah sallallahu aleyhi ve sellem,

حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسِبُوا

“Akıllı kimse ölmeden önce, hesabını gören ve ölümden sonra kendisine yarayacak şeyleri yapan kimsedir.”[7] buyur-du. Yine buyurdu ki:

“Yapacağın her işi önce düşün, doğru ise yap değilse yapma.” İşte her gün sabahleyin nefisle böyle şartlaş­malıdır. Hatta doğru olan bir kimse bile yeni işlerle karşılaşacağından yine böyle yapmalıdır.

أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللّٰهَ يَرٰى

“Ey insan seni her an gördüğümü bilmiyor musun?”[8]

Bir habeşi Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem huzuruna gelip, çok günah işledim, tevbem kabul olur mu? dediğinde; “Evet olur” buyurdu. O günahları işlerken, O görüyor mu idi? “Evet” buyurunca, Habeşli bir ah! çekti ve yıkılıp can verdi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

أَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَأَ نَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ

“Allahu Teâlâ'ya görür gibi ibadet ediniz! Siz O'nu gör-müyorsanız, O sizi görüyor.”[9]

O'nun gördürdüğüne inanan, O'nun beğenmediği bir şeyi yapabilir mi? Nitekim ayet-i kerimede;

إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَص۪يرٌ

“Elbette Allah herşeyinizi görüyor.”[10] buyuruldu. Burada üstünlük, daima O'nu müşahede eylemekte ve görmektedir Büyük-lerden biri bir müridini başkalarından daha çok severdi. Ötekiler bu hale üzü­lürdü. Herbirine bir kuş verip, bunu kimsenin görmediği bir yerde kesip getiriniz, dedi. Hepsi tenha bir yerde kesip getirdi. O mürid ise, kesmeden getirdi. Niçin sözümü dinlemedin canlı getirdin, dedi. Mürid, “Kim­senin görmediği bir yer bulamadımO her yeri görüyor” dedi. Diğerle­ri, bunun müşahede makamında olduğunu anladılar.

Mısır maliye nazı­rının zevcesi olan Zeliha, Yusuf aleyhiaselamı kendisine çağırınca, önce kalkıp, büyük sandığı bir heykelin yüzünü örttü. Bunu niçin örttün? dedi. Zeliha “Ondan utandığım için” dedi. Yusuf aleyhisselam, “Sen bir taş parçasından utanıyorsun da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan Rabbimin görme-sinden utanmayım mı?” buyurdu.

Biri, Cüneydi Bağ­dadi’ye (Kuddise sirruh) sordu: “Sokakta kadın-lara, kızlara bakmak­tan kendimi men edemiyorum. Bu günahtan kurtulmak için ne yapa­yım?” Cüneyd-i Bağdadi; “Allahu Teâlâ’nın seni, senin o kadını, kızı görmenden daha çok yakinen gördügünü düşün” buyurdu.

Şibli, Süfyan’ı Sevri'nin yanına geldi. Kendisini murakabeye oturmuş, sessiz, hareketsiz bir halde gördü. Vücudunun bir kılı bile kımıldamıyordu. Bu güzel murakabeyi kimden öğrendin dedi. Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha hareketsiz avını kollarken gördüm, dedi. Ebu Abdullah-i Hafif (kuddise sirruh) der ki Sur şehrinde bir genç ve bir ihtiyarın devamlı murakabede bulunduklarını söylediler, oraya gittim. Yüzünü kıbleye çevirmiş iki kimse gördüm üç defa selam verdim, cevap vermediler. Allah için selamıma cevap verin, dedim. Genç olan başını kaldırdı ve “Ey İbni Hafif, dünya kısadır, azdır. Bu zamanda çok az kaldı. Bu çok azdan, çok azı kaldı. Bundan çok büyük nasib al. Ey İbni Hafif! Ne kadar boşsun ki, bize selam vermekle uğraşıyorsun” deyip başını önüne eğdi. Aç ve susuz idim; halimi unuttum. Beni benden aldılar orada oturdum, öğle ve ikindi namazlarını onlarla kıldım. Sonra, bana nasihat verin, dedim. Dedi ki: Ey İbni Hafif, biz dert ehliyiz. Bizde nasihat edecek dil yoktur. Üç gün orada kaldım. Ne bir şey yedim ne de uyudum. Sonra, kendi, kendime, bana nasihat vermeleri için onlara and vereyim dedim. Genç başını kaldırdı ve “Sohbetinde bulunmak istediğin kimsenin dili değil yüzü sana Allah'ı hatırlatsın” dedi. İşte sıddıkların murakabe derecesi böyle olup, kendilerini tamamen Allahu Teâlâ'ya vermişlerdir. ­Diğeri muttekilerin ve ashab-ı yeminin murakabesidir. Bunlar, Allahu Teâlâ'nın, kendi yaptıklarını bildiğini bilen kimseler olup, O'ndan hayâ edenlerdir. Fakat O'nun Azamet ve celâlinden akılları gitmiş, bunlara gömülmüş değillerdir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

تَفَكُّرُ سَاعَةٌ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ سَنَةٍ

“Bir saat tefek­kür, bin sene ibadetten iyidir.” [11]

Kur'an-ı Kerim'de birçok yerlerde işin sonunu düşünmek ve ibretle bakmak emrolunuyor. Bütün bunlar tefek­kürdür. Tefekkürün faziletini bilen kimse hakikatini ve nasıl olduğunu bilemiyebilir. Tefekkür hangi şeyde olur, niçin olur? Ve neticesi nedir? Anla-mayabilir. O halde bunu açıklamak gerekiyor. Biz, önce faziletini, sonra hakikatini ve ne için olacağını, en sonra da hangi şeylerde olacağını anlatacağız.

Tefekkürün Fazileti

Bir saati bin senelik ibadetten üstün olan bir işin derecesi pek bü­yük olur. İbn Abbas (radıyallahü anh) diyor ki: Bir grup insanlar Allahu Teâlâ hakkında tefekkür ediyorlardı. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem:

“O'nun yarattıklarında tefekkür ediniz, düşününüz. Zatını dü­şünmeyiniz. Çünkü buna dayanamazsınız ve O'nun azametini ve zatının nasıl olduğunu anlayamazsınız” buyurdu. İsa aleyhisselama,

“Ey Ruhullah, yeryüzünde senin gibisi var mı?” dediklerinde, “Evet vardır. Sözleri zikir, susması fikir (düşünce) ve bakışı ibret olan benim gibidir” buyurdu.

 


[1] Enbiya 21/47

[2] Ebu’l-Ferec, Safvetut Safve, 1/286; İbn Ebi Şeybe, Musannef, c.7.s.96/34459 (Riyad)

[3] Al-i İmran 3/200.

[4] Kimya-i Saadet

[5] Kimyai Saadet

[6] Bakara 2/235

[7] Ebu’l-Ferec, Safvetut Safve, 1/286.

[8] Alak 96/14

[9] Müsnedi Ahmed c.4.s.129-164 (Mısır), Müsnedil Haris-Hafız Nureddin Heysemi c.1.s.155 (Mısır)

[10] Mülk 67/19

[11] Deylemi Müsned 2/46

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>