canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Huzur Ve Rabıta - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

HUZUR VE RABITA

 

Huzur şudur: kişi kendini daima Allah’ın huzurunda bilmelidir. Biz her ne kadar Cenab-ı Hak’kı göremiyorsak da o bizi görüyor. Hatta kalbimizden geçen her şeye vakıftır, haberdardır. Mümkün mertebe her zaman Cenab-ı Hak’kın bizi gördüğünü unutmamalıyız. Cenab-ı Hak’kın fikrini, zikrini, kalbimizde tutarsak, her an bizi gördügünü unutmazsak buna huzuru kalp denir.

Rabıta İse Şudur: Kalbin Allah’ın sevdiği bir veli kuluna sevgi ve muhabbetle bağlanmasıdır.

Nasıl ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenab-ı Hak’ka aynen bağlanmıştır, Allah’ın veli kulları olan mürşidü kâmiller de Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e aynen bağlanmıştır.

Bunun misali şöyledir. İnsan çıplak gözle güneşe bakamaz. Fakat aya bakabilir. Ay ise ışığını güneşten almaktadır. Aya bakarsan güneşin ışığını orada göre bilirsin. Düşünen anlar.

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a iman ettinizse sabırlı olmanız lazım.” Muhakkak ki kulluk vazifeleriniz var, bu yolda soğuk ve sıcak günlerde her türlü meşakkatlere, zahmetlere katlanıp sabır göstermeniz lazım. وَرَابِطُوا “Din düşmanlarıyla namus, vatan, din için harp yaparken başınızdaki harp kumandanlarına asi olmayın, onlarla irtibatlı olun bağlanın. Rabıtalı olunki, karşıyı yenesiniz.”[1]

Şimdi burada zahir, din düşmanıyla harp yaparken rabıta (bağlılık) emr-i ilahi oluyor.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Tebük Harbinden dönerken buyurdu ki:

رَجَعْنَا مِنْ جِهَادِ الْأَصْغَرِ إِلَى الْجِهَادِ الْاَكْبَرْ

“Döndük küçük harpten, büyük harbe gidiyoruz.”[2]

Sahabeler dediler ya Resullallah kâfirlere karşı Allah yolunda canımızı, kanımızı yere serdik. Bundan büyük harp hangisidir? “Evinizde ailemizin, çoluk çocuğumuzun, işimizin, gücümüzün başında Allah’ın nazargâhı olan kalp alemini, nefis, şeytan düşmanına vermemek, iman, ibadet yolun da onlarla harbetmek bundan büyüktür” dedi. Zahir harbinde kumandanlara bağlı olmak lazım olsunda, kalp, vücut ikliminde Cenab-ı Hak’kın nazargâhı olan kalp alemini düşmanlara teslim etmemek için Allah’ın manevi kumandanlarına bağlılık niçin haram olsun? Kalbimize gelen kötü fikirleri nasıl atacağız? Devletin silahlı yetkilileri var, memurları var, jandarma kumandanlarıyla bir telofon irtibatı, kurman lazım. Sıkıştığın zaman telefonla haber vereceksin. İşte manen de şeytan nefis harbinde kalp mücadelesinde Allah’ın veli kumandanlarına müracat edeceksin ki, şeytan ve nefsin kalbe attığı kötü fikirler temizlensin. Cenab-ı Hak teâlâ hazretleri yine bir ayet-i kerimede buyuruyor ki:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Ey Allah’a iman edenler! Allah’tan korkun. Allah’a imanla, korktuktan sonra sadık kullarımın himayesinde olun.”[3]

Sadıklarımın himayesinden ayrılmayın buyuruyor. Daha hülâsası ceset hastalığı için tabibe gidiyorlar. Niçin gidiyorsun? Kendi kendini tedavi yapsan olmaz mı? Eczaneden tahminen aldığın ilaçlar belkide seni ölüme sürükler, seni bir doktor tedavi edip muayeneden geçmeyince senin bilgin sana yaramaz. Sen tıp ilmi görmedin, doktor değilsin. Nasıl ki zahir hastalık ta doktora gitmek caizdir. Manevi hastalıkta niçin gitmiyeceksin?

Rabıta-ı şerife hakkında imdad-ı Müslimin-Gülizar-ı Medine kitabı, sahife, 336'da deniyor ki; “Malum ola ki, rabıta her ne kadar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e ise de, lâkin Peygamber Efendimize tebeanlara, evliyaullah ve meşayih-ı kâmiline rabıtanın cevazında şek ve şüphe yoktur. Zira meşayih ve evliya, Aleyhissalatu vesselam Efendimizin naibleri ve varisleridir. Nasıl ki, Peygamber Efendimize tebeanlara onlara salavat-ı şerife getirmek caiz oluyor ise, rabıta da caizdir. Bu rabıta ehl-i şeriat ve tarikat ve erbab-ı kulub indinde matlube ve maksadına kavuşmaya sebeptir. Allah (c.c.) ve Resulüne iman edip, ehl-i sünnet vel cemaat itikadına bağlı olan kimseler için, rabıtayı inkara mecal yoktur. Keyfiyetini bilmeyip, hakikatine mutalli olmayan kimseler caiz görmeyip, tereddütte kalırlar.

Ulema-i muhakkık Seyyid Şerif Cürcani buyuruyor ki:

Suret-i evliyanın müridlere zuhurunun faydaları, onlara rabıta teveccüh etmelerinde feyz-i ilahiyenin gelmesi vardır. Hatta dünyasını değiştikten sonra da fayda görüleceğini beyan ediyor.

Ulema-i Sami Abdurrahman Cami rabıtanın müridler için lüzumunu beyan ediyorlar. Yine Mevlana el-Hadimi, Risale-i Nakşi-bendiye'sinde şu sözleri yazıyor: “Zikir esnasında kalbine gelen tefrika veyahut vesvese veyahut kabz hali, yani aşk, feyz halinden kesildiği zamanda gusül yahut abdest alıp, salat-ı hacet namazı kılsın, dua edip, sonra yine zikrine devam etsin. Eğer yine vesveseyi, yine tefrikayı men edemezse, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem in suret-i şerifesine ve ruhaniyyetine teveccüh etsin; yahutta şeyhinin suretini ruhaniyetiyle beraber, yani sığınma manasındadır. Lâkin şeyhini Peygamberin halifesi ve naibi diye itikad etmek şarttır.”

Şeyh Necmeddin buyuruyor ki, “kalp aynası şeyhe rabıtasız tasfiye olunmaz” demiştir.

Hulasa-ı kelam, meşayih-i kiram demişlerdir ki, tarikat-ı aliye için başlıca iki şey vardır. Birincisi bid’atlerden sakınıp sünnet-i seniyyeye uymak ile ve halis niyet ile ve ihlaslı ameldir. İkincisi ise, bir kâmil şeyhe kemal-i muhabbet ile itikatla rabıtadır. Tasavvuf ulemalarına göre sünnet ve şeriatları itaatde bulunur ise hakkıyla bir evliyaya teveccüh rabıtası olmaz ise kalp tasfiye olunmaz diye karar vermişler.

Ashablar sordular, ya Resulullah sana getirilen Salavat-ı şerifede, veala ali Muhammed deniliyor; ali'n kimlerdir? deyince

كُلُّ تَقِىٍّ اٰلِ مُحَمَّدٌ

“Yeryüzünde her nerede ehl-i takva var ise, hepsi ma-nen benim evladımdır.”[4] buyurdular. Rumuz-ı Tevhid kitabında, hadis-i şerifte:

كُلُّ حَسَبٍ وَنَسَبٍ يَنْقَطِعُ إِلَّا حَسَب۪ي وَنَسَب۪ي

Yani, “Benim haseb neseb evladım bitmeyecek, arkası kesilmeyecektir.”[5] Neseb-i Nebevi filhakika takvadır.  Bu hadis-i şerife karşı her nerede ehl-i takva var ise, manen Peygamber efedimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in evladı oluyor. İsterse, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile zahirde bir akrabalığı olsun, isterse olmasın. Ehl-i takvanın hepsi onun manen evladıdır. delil, Hz. Selman (r.anh) aslında farisi iken, nefsini temizleyince ehl-i beyt-den oldu. Yani Selman-ı Faris, din yolunda çok zahmetler çekip, sonunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i bulup, çalışıp, zahirini ve batınını tamamen temize çıkarınca, ehl-i beytten oldu.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Amcalarının bir kısmı da imansız gittiler. Zahiren akrabalıktan fayda görmediler. Yani her kim yaradanını bilip, ona imanla ibadet ederse, o kimsenin soyuna sülalesine bakmaz, layıkını verir. Çünkü Cenab-ı Hak çok adaletlidir. Hiç kimse soyuna sülalesine güvenipte eminliğe düşmesin. Rabıtanın bir misalide şudur ki, evinin önüne devlet bir elektirik direği getirmiş dikmiş. Komşuların oraya kabloyla bağlanmış ceryandan menfaat görüyor gözünle görüyorsun bir ampul yakıyor. Sende bağlanmazsan direk orda durur. Sende burada faydalanamazsın karanlıkta kalırsın. illaki ben kablomu santralden bağlarım dersen bu mümkün değil. Çünkü santrala kablonu yetiştirecek kudretin yoktur. Allah’ın veli kulları ceryanlı direğe benzer Cenab-ı Hak’ka vasıta olmuştur. Kamil olmayan yarım taklitçi olanlar bende şeyhim deyip kendini ortaya atanlar yarım noksan olanlarda adı direk ama fabrikadan ceryan yok. Bunun gibi adı şeyh ama maneviyatta ceryan yok. Kamil Mürşidlerin Bir misalide kibrite benzer Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadisi şerifte:

هُمْ كِبْر۪يتُ الْأَحْمَرْ

“Onlar kırmızı kibrit başı gibidirler.”[6]

Yine bir hadiste buyruluyor ki:

اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا

“Bir mü’min hüsnü-zan ettiği bir mü’mine sıkıldığı, bunaldığı, iptilaya düştüğü anda rabıtayı şerif yapsa kalbini bağlayıp, ta ondan bir yardım beklese maddi manevi olsun düşmüş olduğu beladan mahzun olur kurtulur.”[7] Bir başka hadiste:

اَلْمُؤْمِنُ يَأْلَفُ وَيُؤْلَفُ وَلَا خَيْرَ ف۪يمَنْ لَا يَأْلَفُ وَلَا يُؤْلَفُ

“Cenab-ı Hak’kın ceryan direği gibi Salih sülaha olan mü’minlerin zahir sohbetlerinden kesilmiş sevgi, rabıtasını da koparmış atmış olan kimselerde hayır yoktur[8]” buyu-ruyor.

Eşrefoğlu Rumi Hazretleri müzekkin nufüs kitabında yazıyor, kendisi kadiri Şeyhlerinden. Hacı bayram veli hazretlerinin elinin altında eğitimden çıkmış, Suriye de Şeyh Hüseyni Hamavi hazretleri tarafından ikinci defa çilehaneye konmuş ve çilehane devresini başarıyla tamamlamış olan bu zat diyor ki: “Bizim zamanımız da çok sadıklarımız müritlerimiz vardı. Türkiye de, Irak da İran da Suriye de. Hepsi zahiren gelip bizi göremezlerdi. Kalben Allah’a ve bize Allah için rabıta ve kalp teveccühlerini dönmek sureti ile sülükleri ikmal edip kemal bulurlardı. Gelme imkanı olanlar için zahir sohbete de ihtiyaç vardır. İmkân olmaz ise rabıta ile de istifade edilir. Bizim Allah için yapıştığımız Hacı Bilal Nadir hazretlerinin size bir beyitini söyleyeyim.

 

Gönül Hak’ka ermek ise muradın,

Edep ile erkânından ayrılma.

Şeriatla amel eyle sen heman,

O iki cihan sultanından ayrılma.

 

Ayrılan izinden gider havaya,

Gönül kuşunu konduramaz yuvaya,

Zerre kadar meyil etme dünyaya,

Tarikatın burhanından ayrılma.

 

Pir-i tarikattır, sultanı evliya,

Ayrılan izinden olur müraya,

Mürşidin olsun canına bir maya,

Gece gündüz ondan ayrılma.

 

Bu yolda sermaye rabıta olur,

Huzur-u teveccüh eyleyen onu bulur,

Nur-u Muhammed kazancın olur,

Deryasına dalda ondan ayrılma.

 

Bunu söyledi Muhammed Nadir,

Muradını versin halk eden kadir,

Cümle alemin mabudu odur,

Terk et gayrısını ondan ayrılma.

Hacı Muhammed Bilal NADİR

 

Rabıtanın misallerini anlattık, bağlılık. Dersinde ibadetinde ıssız ve kalabalık her yerde Allah’a ve Resulüne ve Resülullahın halife-lerinden birine kalben bağlılıkla menziline ulaşılır demektir. Rabıtanın daha anlamı kış günü arabanla yola çıkıyorsun. Hava dumanlı, yağışlı yolu göremiyorsun, ne yapacaksın ? hemen silgini çalıştıracaksın ki önünü yani yolu göresin. Kış günü yağışlı havada silgisiz yola gidilirmi? İşte emmarede yaşıyan, kışın içinde yaşayan adam gibidir. Bir mürşüdi kâmile bağlanmazsa kışın silgisiz arabayla yola çıkan adam gibi olur.

İkinci rabıtanın anlamı, cebinde pusula taşıyorsun. Yön tayin ediyor. Gece gündüz gide gide yönünü kaybettin, şaşırdın! Ne yapacaksın? pusulaya müracaat edeceksin. Rabıtanın anlamı da böyledir. Nerde olursan ol rabıtayı iyi bilenler, çabuk terakki ederler. Allah’a, Resulüne ve onun hayatta bulunan elektrik direği gibi bir mürşide bağlanmakla, sende yolunu doğrultursun. Kalp aleminde zahir yolculuktan bahsettik, bir de dedik ki tarikatın özeti, kısa yoldan Allah’a kavuşmak dedik. Zahir yoldan başka kısa yol hangisi? Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

 مَنْ حَرَمَ بِسَفَرِ الْبَاطِنِ اِبْتَلَيْتَهُ بِسَفَرِ الظَّاهِرِ

“Her kim, gönüllerden Hak’ka giden batın seferi olan, Allah’a giden, kısa görünmeyen böyle bir batın seferini kendine haram ederse” “ibtileytehu biseferiz zahir” Allah’ta onun zahirini iptilaya, zahmete, belaya koşar”buyuruyor. Hadis-i Kudsî’de buyuruyor ki:

 لَايَسْعُن۪ي اَ رْض۪ي وَلَا سَمٰۤا ئِ وَلَا عَرْ ش۪ي وَلَا كُرْسِيِّ اِلَّا قَلْبِ مُؤْ مِنٍ

“Bana yerler gökler geniş gelmedi Ancak mümin kulu-mun kalbi geniş geldi.”[9] Cenab-ı Hak ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ

“Ve Mûsa'nın kavminden bir cemaat de vardır ki, Hak ile hidâyete erdirirler ve Hak ile adâlette bulunurlar."[10]

 İşte Musa aleyhisselam ümmetinden bunlar var olunca Resuli Ekrem mütessir olmuşki benim ümmetimde yokmu acaba diyerek hemen şu ayet inmiştir.

وَمِمَّنْ خَلَقْنَا اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِه۪ يَعْدِلُونَ

“Ve yarattıklarımızdan bir ümmet de vardır ki, onlar Hak ile rehberlik ederler ve Hak ile adâlette bulunurlar.”[11]

Bu ayeti kerime gelince Resuli Ekrem çok sevinmiş Elhamdulillah Musa aleyhisselam ümmetinde nasıl halkı Hak’ka irşat ediciler olduğu gibi benim ümmetimdende öyle irşad ediciler bulunur buyurmuştur.

عُلَمٰۤاءِ اُمَّتِى كَاَ نْبِيٰۤاءِ بَن۪ۤي اِسْرٰۤا ئِلْ

Benim ümmetimin ulaması beni İsrail peygamberi gibidir[12] diye buyurmuştur. Ülamayı ümmet dediği sarığı cübbesi büyük olan yarımlar değildir, hakıki ulama hem şeriat hem tarikatle çalışıp esrar-ı ilahiyyeye erenlerdir.

Ehli sünnet vel cemaat itikadında olan kimseler için rabıtayı inkara imkan ve mecal (takat) yoktur. Yalnız keyfiyetini bilmeyip hakikatini anlamayan ve micazında sapma olan kimseler caiz görmüyorlar. Rabıta konusunda caiz olmayan tehlike yönleri: Bir kısım ehli tarikım diyenlerde, anladığım kadar namazda bile kıyamda şeyhinin suretini secde yerine getirmeleri bu büyük bir tehlike çok büyükte günahtır. Bir kısımlarıda dilden dinlediğim rivayetlerde, şeyhlerinin resmini hususi kalbin üstüne koyup taşıyıp namazda bile teveccühlerini şeyhin resmine çevirip tutanlar bunlar şeriatın hudu-dunu çıkanlardır. Rabıtanın mizacını ve keyfiyetini bilmeyip sapanlar bunlardır.

Rabıta-i şerifin Örnek Misali: Devlet tarafından cerayan fabrikasından ceryan teli ile direkler dikilip. Cerayan telini direğe rabt ediyorlar. Ceryana ihtiyacı olanlarda o ceryanlı direğe bir telini bağlayıp evleri karanlık kaldığında düğmeye basınca ceryan geliyor. İşte Allah, Resulullah tarafından dikilen Ulema-i Ümmet denilen o hakiki Allah, Resulullah izni ile irşad makamına oturanlar halkı Hak’ka kavuşturanlar ceryanlı bir direk gibidir.

إِنَّ اللّٰهَ يَنْظُرُ إِلٰى قُلُوبِ أَوْلِيٰۤائِه۪ فَمَنْ وَجَدَهُ وَ رَحِمَهُ

Meali: “Cenab-ı Hak evliyasının kalbine nazar eder orada kimi bulursa ona rahmet eder.”[13]

Yarım sahtekarlar Allah, Resulullah tarafından o vazifeye tayin olmayan yarımlar ve noksanlar adı direk ama ceryan yoktur. Tekrar bir delil daha insan oğullarında zuhur eden iki hal var birisi aksırmak bu Allah’ın hoşlandığı bir hal birde esnemek şeytandan gelen bir hal şeytanın hoşlandığı haldır. Burda deneme yapınız. Esneme yeni başlarken hemen kalbinizi teveccühünüzü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e çevirip kalbinizde tutunuz. Veyahut da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in halifelerinden hüsnü zan olunan hakiki bir mürşidi kamile kalbinizi teveccühünüzü çevirip tutunuz. Esneme devam edecekmi? Kesilip gidecekmi? İşte size Allah’ın veli kullarına bağlanmanın faydasını burdanda anlayınız. Demekki kalp devamlı Allah’ın veli kullarına rabıtalı olursa şeytan devamlı yaklaşamayacak. Şu Hadis-i Şerifide ilave ediyoruz.

اَلْمُؤْمِنُ يَأْلَفُ وَيُؤْلَفُ وَلَا خَيْرَ ف۪يمَنْ لَا يَأْلَفُ وَلَا يُؤْلَفُ

Türkçe Meali: Allah’ın dostları olan mü’minler ile saygı, sevgi ile zahirlerinde sohbetlerinden kopmuş olanlar ve kalben itikat sevgi ile rabıta bağından kopmuş olanlarda hayır yoktur.”[14]   

 Ulema-i muhakkik seyyid şerif Curcâni hazretleri şerhi mevakıfın sonlarında ve şerhi metalinin evvelinde mürşidi kamillere rabıta ile hayatlarında ve hayatlarını değiştikten sonra feyz alınıp faydalanacağını beyan ediyor.

Yine Mevlana Cami kuddese sirrehussami rubaıyat şerhinde ve nefhatül ünsde ve risale-i teveccühü havâceganda rabıtanın cevazını ve tarıkatı Muhammediye kitabını şerh eden Ulama-i Mevlana elhadimi kaddese sirrehü hazretleri de rabıtanın mürid için lüzumunu beyan ediyorlar.

Ve yine Mevlana el hadimi risale-i Nakş-i Bendiyesinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in suretini hayal ve ruhaniyetlerine teveccühle ve yine evliya-i kiram hazretlerinin suretlerini hayal ve ruhaniyetlerine teveccühle fayda hasıl olacağını, zira Ruhaniyetlerinden yardım görmede hakikati anlamada ve irşad da cismaniyetten faydalanmanın caiz olduğu gibi ruhaniyetten de caiz olduğunu anlatıyor.

Ve eşbah kitabının şarihi İmamı Hamavi hazretleri de Nefhatül Gurb kitabında muhakkak evliya ruhaniyetlerinin vücut üzere galabesi haysiyetiyle değişik şekillerde ve birden fazla zuhur ederler. Onlardan tasarruf ve keramet vâki olur. Hatta hayatlarında ve vefatlarından sonra da tasarruf vâki olur demişlerdir.

Huccetül İslam İmamı Gazali merhumda zikir adabı ismiyle yazdığı risale-i mahsusasında yazıyor. bilmiş ol ki sâlik için bir mürşide, terbiyeciye ihtiyaç vardır ki müridin kalbinden kötü ahlakı çıkarıp yerine güzel ahlak-ı yerleştire. Nasıl bir çiftçi ekmiş olduğu ekinin içinde yaramaz yabancı otları çıkarıp da temizlediği gibi salik içinde kalbini ıslah edecek bir mürşide ihtiyacı zaruridir, buyuruyor.

Şeyh-i muhakkık necmüddini kübra kalben şeyhal rabıtanın, istifade için büyük önemi vardır. Kalp aynası şeyhe rabıtasız, düzelmez demiştir. Hulâsa-i kelam meşâyıh kiram demişlerdir ki; tarikata girenler için başlıca iki şey vardır:

Birincisi; Bid’at ve ruhsatlardan sakınmak ile sünneti seniyye-e temamen tabi olup azimle amel etmekdir.

İkincisi; Bir kamil şeyhe muhabbet demişlerdir.

Vücudun tedavisi için bir doktora müracaatı emir buyuran nebiyi Zişan Efendimiz hazretleri manevi hastalık için de bir ma’nevi tabibe müracaatı dini yönden lüzumunu göstermiştir. Sebeblere bağlanmak kabul olunuyor. Bunlardan daha mühim olan ruhaniyetin gıdası ve füyuzatı ilahiyeyi kazanmak için bir evliyayı vâsıta kılıp bağlanmak neden caiz olmasın. Bir hadisi şerifte; yani, “Her fennin ta’limi için ehli ve erbâbından yardım bekleyiniz” demektir.

İmam-ı Şarani Nefhâtül Kuds kitabında adâbı zikri tarif ederken rabıtanın lüzumunu adâbı zikirden önemli görmüştür.

Gavsul Azam ve imamı efham Abdülkadir-i Geylani kuddise sırruhu Hazretlerinden naklen tarikatı aliyyeye girenlerin evliyayı kiram ile râbıta-da bulunmalarının lazım geldiğini İmam-ı Sühreverdi hazretleri avârif namındaki kitabında bu rabıta sayesinde müşarün ileyhim hazretlerinin feyzinden istifade edeceklerini ifade buyur-muştur[15]. Hadisi şerif

اِذَا اَضَلَّ اَحَدُكُمْ شَيْئًا اَوْ اَرَادَ اَحَدُكُمْ غَوْثًا وَهُوَ بِاَرْضٍ لَيْسَ بِهٰۤا اَن۪يسٌ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَاللّٰهِ اَغ۪يثُون۪ى يَاعِبَادَاللّٰهِ اَع۪ينُون۪ى فَاِنَّ للّٰهِ عِبَادًا لَا يـُرَ اهُمْ

“Sizden biriniz bir şeyinizi gaip etseniz, yolu şaşırmak veyahut gavsi veya yardımı isterseniz, hiç size yoldaş kimse bulunmadığı yerde eş ve yoldaş olmak için çağırınız, o kimse desin ki, ya İbadallah, ey Allah’ın has kulları, eğisuni, bana yardım ve muhafaza ediniz ya ibadallah, ey Allah’ın has kulları, einuni, bana muavenet ediniz, desin. Çünkü Allahu Teala’nın has kulları vardır ki, göze görünmeden yardım ederler.” dedi.[16]

Onlar ister görünür, isterse görünmezler.

Bak kardeşim, vakit geçirme, bunların zümresinden olmayı isteyip, sevmez misin? Bunlar bunu zikrullah ile kazanmışlardır. Muhakkak sende de bu kabiliyet vardır. Cenab-ı Hak Teala, insanlara kabiliyet vermiştir. Bu kabiliyet her insanda vardır, velakin Cenab-ı Hak Teala bunu arayıp, bulup, çalışanlara ve isteyenlere verir. Ayet-i Kerime’sinde buyuruluyor ki;

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ

"Şunlar ki, bizim yolumuzda cehd ü gayretle çalışırlar ise, biz de o kulumuza Hak’ka giden yolumuzda olup, muradı, maksadı ne ise, Hak yolunda ona hidayet eyleyip, o yolların güçlüklerini kolaylaştırıp, yardım ederiz. "[17] diye buyurdu.

Kardeşim, sen neden ümitsizliğe düşersin de mahrum kalırsın? Gayret et, Allahu Teala’ya güven, adamını bul, çalış mahrum olmaz bulursun, inşaallahu Teala. vasıta hakkında ayet.

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُوٓا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Siz Allah’a kavuşmak için bir vasıta arayınız. Allah’a yönelen, sizi Allah’a ikâz, irşad edici bir kimse bulursanız, nefsinizle şeytanınızla mücadele yapın ki; siz de her kork-tuklarınızdan kurtulup iflah olasınız.”[18]

Bu gibi olanları Allah için sevmek lazım.

 


[1] Ali İmran 3/200

[2] C.sagır Muhtasarı, c.3. s.90.

[3] Tevbe 9/119.

[4] Süneni Beyhakiyyü’l-Kübra c.2.s.152/2693 (Mekke)

[5] Ramuzu’t-Tevhid, Süneni Beyhakil Kübra (Mekke), c. 7, s. 64/3172, Taberanî, el-Mucemi’l Kebir, c. 3, s. 44/2633, Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadiri Geylani.

 

[6] İbni Ebi-d-dünya fi kitabi-l-Evliya c.1.s.12/8 (Beyrut)

[7] Kenzül İrfan 880. nolu hadis. Münavi-den,Tirmizi, Birr (1928); Heysemi, Mecmauzzevaid, 8/87; Beyhaki, Sünenül-Kübra, 6/94).

[8] Kenzül İrfan 492-nolu hadis-c.sagır-dan, Heysemi, Mecmauzzevaid, 8/87; Beyhaki, Sünenü’l Kübra, 10/236; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/400

[9] Müzekki’n-Nüfus,Ahmed İbni Receb el-Hanbali Câmiu’l-ulûm vel Hikem s.398 (Beyrut), Deylemi el-Firdevsü bi Me’sûru’l-Hıtab c.3.s.174/4446 (Beyrut),Münavi Feyzu’l-Kadir, c. 2, s. 496 (Mısır).

 

[10] A’raf 7/159

[11] A’raf 7/181

[12] Suyuti eddürer hadis no:294

[13] Abbdurrahman bin Ali Safvetü-s-Saffe c4.s112(Beyrut)

[14] Kenzil İrfan Saife: 81/492       

[15] İmdadı Müslimin-Gülizar-ı Medine tül Münevvere kitabı, 1. cilt sf. 336…339

[16] Hadis-i Şerif’in ravisi Utbe bin Gazvan, Ramuzu’l Ehadis c.1.s.32/7 (Taberani’den naklen)

[17] Ankebut 29/69

[18] Maide 5/35

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>