canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Hakk'ta Fani Olmanın Şartı Üçtür - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

Hakk'da fani olmanın şartı üçdür

 

1- Malında fani: malından geçmek odur ki aşık sevdigi zatın eseri (alameti) kendinde zuhur edince malında mülkünden soğur kalbinde mal mülk sevgisi kalmaz. yani malı gözüne görünmez. Kalbi Hak’ka açılanın eli cömertliğe açılır.

2- Evladından fani: evladından geçmek Sıfatta fani olmanın nişanıdır. Aşk girdiği yeri yakar, Allah sevgisinden başka hiçbir şeyin eseri kalmaz.

3- Canından fani: canından geçmek odur ki sevdiğinin zatında fani olmanın nişanıdır Sıfatta fani olan aşık, zatta baki olur. Bu aşk öyle bir aşk ki bu aşk bir insana gelirse halkı unutturur. Bak beyitte ne söylüyor:

 

Derviş olan aşık gerek

Bağrı anın yanık gerek

Hem yolunda sadık gerek

Can gözleri açık gerek

 

Alçaktan alçağa yürüye

Toprak içinde çürüye

Aşk ateşinde eriye

Altın gibi sızmak gerek

 

Canla gör şeyhın yüzünü

Ayırma izinden izini

Mürşüdi kamilin sözünü

Atılmış ok bilmek gerek

   

Mürşidin sözün anlayan

Anlamaz durup tanlayan

Evliya nutkun dinleyen

Karnını tok bilmek gerekir.

 

Seyid Nizamoğlu Hazretlerinin beyitleri.

 

Hakikat sırrı esrarın cihanda ehli hal anlar.

Avam olan ne bilsin, haleti aşkı vebal anlar.

 

Görürmü her teharetsiz sanarsın alemi kalpte

Gönül seyrin beyan etsen basiretsiz hayal anlar.

 

Okurlar levhi mahfuzun kitabın ehli aşk olan

Kalan zahirde billahi heman kıl ve gal anlar.

 

Beka camı şarabından müyesser olmayan şahsa

Cihanın zehrini nuşedüben biçare bal anlar.

 

Tefekkür edermi? Seyfi rumuzu aşkı her adam

Hakikat sözlerin herşahıs ne bilsin hoş hasal anlar.

Seyid Nizamoğlu Hazretlerinin diğer beyitleri.

 

Dostlar bilin şimden geri, namu nişan olmaz bana

Ben dost ile dost olmuşam, belli mekan olmaz bana

 

Hak’kın tecellisi yetti, cismim toprağım tozuttu.

Hep benden benliğim gitti. Yadlı yaman olmaz bana

 

Ne canım kalır ne tenim. Ne evimdirki ne benim

Ben beni bilmezem kimim, ad ile san olmaz bana

 

Nazar eylen bana noldum, ölümü yok dirilik buldum.

Sur, hesap ben oldum. Sırat mizan olmaz bana

 

Acayip devrana erdim. Lası yok illadır virdim.

Ben mevlam didarın gördüm. Özge seyran olmaz bana

 

Çünkü ben yar ile yarim Mansur oldum dikin darım.

Nesimiyem yüzün derim. Asla ziyan olmaz bana

 

Görün Seyid Seyfullahı kendinde bulmuş Allah’ı

Ben dostu buldum billahi, şek ve güman olmaz bana

 

Pirimizin doğumu aşk, yaşı kemal, vefatı kemali aşk, aşk halkı unutturur. Sen halkı görürken nefsini tanıyamazsın. Nefsini görür ken Hak’kı göremezsin tanıyamazsın halk nefsinle arana engel perde nefsinde Hak’kı görmeye engel perde, aşk girdiği yeri yakar yıkar harap eder. Halkdan eser kalmaz. Aşk denizine dalıp cevher çıkarmak etrafdan kesilmekle olur. Yani denizin yüzüne kayıklar dağılır denizin dibinden cevher çıkarman için gözü etrafda olan hiçbir şey çıkaramaz her tarafdan gözünü kapayıp denizin dibine dalanlar cevher çıkarır ayni onun gibi Hak’dan gayri kalbine geleni kalpden çıkarmalı Hak’dan gayrinin hepisini unutmalı tesbihini eline alıp huzuru kalple çekmeye başladığında gözlerin kapalı kalbin her tarafdan kesilmiş olmalıdır. Bu şekilde yaparsan sana irfan kapıları açılır. Hakikat alemi seyrangah olur ve kemale erer alemi hakıkata geçersin. kemali aşk şudur.

مَحْوَ الْمُحِبِّ لِصِفَاتِه۪ وَ اِثْبَا تِ الْحَب۪يبِ لِذَاتِه۪

“Muhib olan, yani seven kimse sevdiginin zatında kendi sıfatını mahvetmedikçe sevdigini kendi zatında isbat ede-mez.”[1]

Bir adam tesbihini eline alıp gözler kapalı mümkün ise biraz karanlık etmeli elinden geldiği kadar huzuru rabıtasına dikkatle şimdi açılacakmış gibi Cenab-ı Hak’ka öyle muhabbet ve sevgi olacak ki kendi sıfatında mahvolacaksın o zaman kendi zatında onu isbat edeceksin.

 

Niyazi MISRİ Hazretlerinin şu beyitleri de buraya müna-sip görüldü.

 

Sağım solum gözler idim dost yüzünü görsem deyu

Ben taşrada arar idim ol can içinde canan imiş.

 

Öyle sanardım ayrıyam dost gayridir ben gayriyem

Benden görüp işiteni bildimki ol canan imiş

 

Savm, salat, hac ile sanma biter zahid işin

İnsani kâmil olmaya lazım olan irfan imiş

 

Mürşid gerektir bildire Hak’kı sana hakkal yakın

Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş

 

Her mürşid’e gönül verme yolun sarpa uğratır

Mürşidi, kamil olanın gayet yolu asan imiş

 

Anla heman bir sözdür yokuş değildir düzdür

Alem kamu bir yüzdür gören onu hayranimiş

İşit Niyazinin sözün hiçbir şey örtmez Hak yüzün

Hak’tan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş

 

Bir başka beyitleri.

 

Ey derde derman isteyen

Yetmezmi dert derman sana

Ey rahatı can isteyen

Kurban olandır can sana

 

Yağma edersin varlığın

Gider gönülden darlığın

Mahveyle sen ağ yarlığın

Yar olıser mihman sana

 

Sermaye bu yolda heman

Teslim olur buna inan

Sıdk ile Allah’a dayan

Etmezmi gör ihsan sana

 

Tevhide düşür özünü

Kimseye açma razını

Şeyh izine tut yüzünü

Şeyhin yeter burhan sana

 

Uyuyan kişi yol alamaz

Maksudunu tez bulamaz

Bekle Marif kapusun

Yüz göstere irfan sana

 

Dünya ile ukbayı koy

Evveli ile uhrayı koy

Var ol kuru sevdayı koy

Matlub yeter sübhan sana

 

Candan talep kıl yarını

Ver canını bul didarını

Yok eyle kendi varını

Kim var ola canan sana

 

Çürüklerin hep sağ olur

Zehrin kamu bal yağ olur.

Dağlar yemişli bağ olur

Cümle cihan bostan sana

 

Güçtür kati Hak’kın yolu

Dergahı hem gayet ulu

Sıdk ile olmazsan kulu

Etmez yolu asan sana

 

Kulluğa bel bağlar isen

Şâmu seher ağlar isen

Sular gibi çağlar isen

Tez bulunur umman sana

 

Bülbül oluben öte gör

Gül gibi açıl tüte gör

Aşk oduna can ata gör

Gülzar olur niran sana

 

Yüzün Niyazi eyle ak

Dert ile bağrın eyle çak

Kalbin sarayın eyle pak

Şayet gele sultan sana.

 

Cenab-ı Hak Kuran-i keriminde buyuruyor ki:

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِۜ

“Müminler Allahu Tealayı şiddetle severler.”[2]

Seven kimsenin cigeri yanar tütünü tüter seherlerde etrafa bakan hakikat kervanından geri kalır. Hakikat kervanı neye benzer? Yolcular yola dökülmüş kervan çıkmış herkes yoluna devam ediyor gidecegi yere gözünü dikmiş etrafa bakıp şu kaldı şu gitti şu gelecek şu gidecek diyen o kervandan ayrılır kervan gider kendi geri kalır. Aynı onun gibi Cenab-ı Hak’kın tarafına meylini muhabbetini çevirip sıdk ile oraya dayanan kimse ondan gayriyi unutub huzuru Rabbul Alemine sıdk ile bu rabıtaya devam etmeli.

İnsan dersini çekdikden sonra huzur rabıta ile oturur yani Allahu teala bana benden yakın Peygamberimizin nuru nübüvveti üzerime güneş gibi doğmuş ben o nurun altındayım. Bilirsin ondan sonra hazreti pirin sağ eli başımın üzerinde himmeti yardımı yanın da hazır bilirsin daha sonra şeyhım benimle beraber ben onun kalbindeyim bilirsin. Bu şekilde kalbi rabıtaya bağladıkdan sonra mümkün ise biraz karanlık yapar gözlerini yumar huzuru Resulullah da oturuyormuş gibi esselatu vesselamu aleyke ya Resulallah esselatu vesselamu aleyke ya Resulallah doğrudan doğruya dizbe diz karşı karşıya oturuyormuş gibi sanki Resulullaha selam veriyor şimdi kendisini görecekmiş gibi böyle huzur eder. En az ikiyüz defa esselatu vesselamu aleyke ya Resulallah çeker hergün evradı ezkarını bitirdikden sonra bunuda böyle yaparsa bu şekilde gözlerini sıkıp devam ederken ederken birgün olurki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mubarek gözleri zuhur eder öyle olurki onu gören aşığın tahammülü kalmaz o öylebir gözki dille tabire gelmez bir zaman böyle devam edince mübarek burnu ve yanakları zuhur etmeye başlar çok beyaz yumurtanın çukurları gibi az çukurlu olarak o kadar pembe beyaz o kadar güzel nurani bir yüz ki pembe camın üstüne güneş vurdugu gibi o kadar şavklı böyle bir zaman devam eder bir zamandan sonra bakarsın temamen mübarek başı zuhur eder.

Bir zaman daha devam edilirse mubarek vücüdu temamen safi nur olarak bir tarafından öbür tarafı görünüyor gibi nurani bir halde zuhur eder işde buna fena firresul derler sonra devam ederken ederken fena fillah zuhur eder. tarikat nedir derler tarikat şudur tarikat Hak’ka giden yoldur çünkü Hak’kın nurundan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin nurundan ve ruhuna ruhundan bu alemi süfliye geldin geri tekrar o aslını bulmak için geldiğin yolu tutup o yoldan geri Hak’kı bulmandır Cenab-ı Hak bu insanları alemi süflüye indirmiş asıl er o dur ki ibadetle yükselip zikrullah ile o makamı aslısını geri bulsun er olan orayı bulandır arifi billah budur

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhaniyetini güneşe benzetmişler. Cenab-ı Hak onu Rahmeten lilalemin bütün alemlere rahmet olarak indirdi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhaniyetine bağlı olanlar, aynen onun yolu ve istikametinde yürüyenler güneşten ziya alır gibi ona kalbinden bir pencere açıp, o güneşten faydalanırlar. Seninde olgunlaşman lazım, o ham meyvenin olgunlaştığı gibi. bütün yer yüzünde ki sebze meyveler, güneşten aldıgı ısısıyla hayat buluyor, kemal buluyor. Ve yahut ta sair böyle ateşle kemal buluyor. Onun için Yunus Emre hazretleri bak ne söylüyor

 

Bu aşk bir güneşe benzer,

Aşk olmayan gönüller taşa benzer

 

Taş olan gönülde ne biter.

Söylese dilinde ağı tutar.

 

Ne kadar mülayim konuşsa

Sözleri yine savaşa benzer.

 

Kalp gerek ki hulusu (güzel şeyleri) alıp dercede,(biriktire) dil gerek ki onu ordan ala harç ede. Kalbin vazifesi ambar vazifesi dilin vazifesi de tercüman. Kalpte ne biriktirdiysen onu alır harcarsın.

Her Salik salim olamaz Aşk külüngünü eline alıp, önüne gelen perde dağını delmeyince, demek ki aşk ve cezbe kalbe gelir, kalp oynar, gözünden yaşlar akarsa o zaman nefsin şeytanın önüne koyduğu dağları paramparça eder. yine aşk hakkında:

جَزْبَةٌ مِنْ جَزَبَاتِ الرَّحْمٰنِ تُوَاز۪ى مِنْ عَمَلِ الثَّقَلَيْنِ

“Rahmanı olan cezbelerden bir cezbe bir adama gelse, (hay, hak diye gayri ihtiyarı bağırsa, silkinse, tüyleri ürperse gözünden yaş aksa) insanlarıncinnilerin yaptığı amellerin hepsinin ağırlılığını tartar.[3]

Bir de şeytani cezbe varki o şeytani cezbelenenin hali ağlarsa ağıdı çocuk ağıdı gibi sesli ağlar peki şeytan niçin ağlatıyor ? bid-atle amel yapdığı için şariat ve sünnete uymadığı içindir. şeytan onlara amellerini tamam ve güzel gösterir amellerini ziynetlendirir. Bu konuda ayet

وَإِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ

“Şeytan onların amellerini ziynetlendirdi yaptıkları amelleri kendilerine hoş gösterdi demektir.”[4]

Aşk olmazsa, terakki olmaz Namazda kılıyorsun zikirde yapıyorsun, ibadette yapıyorsun ama ruh hasta. aşk, zevk yok.

Eger cezbe hali gayrı ihtiyar kendiliğinden değil ise, o büyük hatadır. Çünkü hakıkatte kendinde öyle bir şey olmadığı halde bir şey varmış gibi göstermektedir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İnsanlara gelen cezbeyi üçe ayırıyor. Aşkın bir kısmı tenden gelen var, bir kısmı da ruhtan gelen var, bir kısmı da Cenab-ı Hak tealadan gelen Varidatı ilahi var, diyor. bu üç yönden gelen aşk ve cezbe, bir ehlihal aşk ehline gelirse bu gelen cezbeyi başkalarına göstermeyim diye kendini sıkar dışarı çıkartmazsa o adamın ruhuna hastalık gelir. Gayri ihtiyari gelen aşk cezbe olan varidatı ilahiye karışmasın kendisi haline bıraksın, diyor. Böylelerine de dil uzatmak hatadır. Hz. Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

عَنْ أَب۪ى هُرَيْرَة رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ:قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا يَلِجُ النَّارَ رَجُلٌ بَكٰى مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَعَالٰى حَتّٰى يَعُودَ اللُّبَنُ فِي الضَّرْعِ، وَلَا يَجْتَمِعُ عَلٰى عَبْدٍ غُبَارٌ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَدُخَانُ جَهَنَّمَ[. أَخْرَجَهُ التِّرْمِذِى وَصَحِحَهُ وَالنَّسَائِى.

"Allah korkusuyla göz yaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı biraraya gelmez.[5]"

İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:

 وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ:سَمِعْتُ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يقُولُ: عَيْنَانِ لَا تَمَسُّهُمَا النَّارُ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ، وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ. أَخْرَجَهُ التِّرْمِذِى.

"İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile, Allah yolunda uyanık sabahlayan göz."[6]

AŞK BAHSİ

AŞK BAHSİ EHLİ HAL KONULARI:

Ehli hal Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadisi şerifinde buyuruyorlarki,

مَنِ اسْتَوٰى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْبُونٌ

 Yani, “Müslüman bir kimsenin, yaşadığı müddetlerde, hergünleri aynen biri birini tutarak, aynı seviyede, aynı halde yaşıyor ise, o kimse mağbundur.”[7] Yani hayır yoktur demek istiyor.

Nasılki, maddiyet, servetinin, terakki edip, servetin günden güne artması lazım ise, bir müslümanın, maneviyattada günden güne halı, fikri, Allah korkusu, Allah sevgisi ve takvası, Ruhen Allah’a yakın olmaları, günden güne değişilip, haldan hala geçip, terakki etmesi gerekiyor. Allah yolunda, Sıdkı sadakatle, sırf Allah’ın rızası için ibadet, zikrullaha hakkıyla çalışanlar, bunu zaman zaman anlarlar. Geçirmiş olduğu senelerde, ay ve günlerde, daha bir saat önce ki halını anlamaya başlar. Yaşantıların içinde, neresinden Allah’ın hoşlanmadığını anlar, derhal tevbe eder. Daha evvellerdeki, Allah’ın hoşuna gelmiyen, elden, dilden, gözden, ufak, küçük ve büyük hatalarını düşünürki, yaptığı işler yerli, rızalı olmadığını anlar. Okumalarda, ibadet, zikirlerde, gerekse vaiz, nasihatlarında, hangilerinde riya karışmış, iftihar, gurur karışmış, anlamaya başlar.

Geri kalan vakit, hayat, gün ve saatlerine, nefeslerine, ona göre sahip olmaya çalışır ve sahip olur. Ona göre ömrünü, vakitlerini ayarlamaya başlar. Nefsin kötü huy ile sevk ettiği, lüzumsuz kelamlar, gözün harama sakınmadan bakmaları, dilin gıybet, lüzumsuz, malayani kelamlara kaydığını, amellerde riya, iftihar, gösterişli yaptığını anlamaya başlar.

Bundan sonra hiç olmazsa, kalan ömür, saat, nefeslerine, sahip olmaya dikkat eder. Riyalı, Allah’ın rızasına uygun olmayan hallarına, geçirdiği vakitlerde, bu gibi hallarına çok müteessir pişman olur. Hüzün, üzüntüye düşer, gizli yerlerde daima tevbeye, zikrullaha, Allah’a boyun bükerek günahların affını taleb etmeye devam eder.

Bu yazdıklarımızın hiç birisine uğramayıp, anlamayıp, bilmeyip, adı Müslüman olarak yaşayanlar, devamlı, hergünleri biri birine benzeyerek yaşıyorlar. Hayat beyhude yere geçiyor. Ruhen Cenab-ı Hak’ka, rızasına, aşkına, feyzine erip bir manevi tat, lezzet, aşk, şevkden mahrum kalınıyor. Devamlı, şiddetli kış mevsiminde gibi soğuklar, buzdonmalar, fırtına, sürtüşme, yitişmeler bitmiyor. Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri bir an evvel, cümlemizi uyarıp, bu gafletten ikaz, irşad olmuş, kalbleri mutmain olmuş, mü’min kullarından eylesin. Amin. Ya Muin.

Halis niyet, ihlaslı ibadetle çalışınca, Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri, onun niyetinden, maksatından, fiilinden sever, hoşuna gider ise, o sevdiği, hoşlandığı kimselere, her hatasını, her kusurunu, her noksanını ona bildirir.

O kimse, o zaman, daima, nefsine, şeytana, zerre kadar emniyet yapmaz, güvenmez, kendisini daimi surette, yüce Rabbımıza karşı suçlu, günahkar, mahçup bilir.

İşte Müslüman kimseler, bunları anlaması lazım ve bunların üzerinde kavlen, fiilen, kalben çok dikkatli olması lazımdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi şeriflerinde mealen, şöyle buyuruyorlarki:

Her kim, göz ile görünmeyen, kalben, Allah ile kendi arasında olan, batın seferini, göze görünmeyen batın yolculuğunu, yani, Ruhan, yüce Rabbımıza yakın olup, onun dostluğuna kavuşma yollarını terk eder, büsbütün o tarafı kapatır ise, Cenab-ı Hak teala ve Tekaddes Hazretleride, o kimsenin zahirde, göze görünen yaşan-tılarını iptilaya, belaya, meşakkatlara düşürür. Buyuruyor.

Yine, sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyorlarki, hadisi şerifin mealinde, Bir kul ile Allah arasında, yetmiş bin nurdan perde vardır. Yetmiş binde zulmattan perde vardır. İnsanoğulları niyetlerine göre, kalblerinde istek, arzularına göre, zahirde yaptığı amellere, fiillerine göre, ya nurani tarafında perdeleri geçip Ruhan Cenab-ı Hak’ka yakın olmaktadır. Veyahutta, nefsinin, şeytanının eline, kendi hüküm iradesini verenler, şer, günah işlerine meyyal olup, günahlara daldıkları müddetçe, onlarda zulmani tarafındaki perdeleri geç-mektedir.

Herkim nefsini tanıyıp, şeytanı tanıyıp, vücut aleminde zahir, batın her hallarında, vücuttaki, iradeyi cüz’iye direksiyonunu ruhu sultani olan temiz ruha teslim eder ise, o ruhu sultani, temiz ruh dediğimiz, asliyatı Cenab-ı Hak’kın nurundan yaratılmış, bu dünya aleminde, ceset kafesinin içinde, yas, üzüntü ile hapistedir. Vücuttaki iradeyi cüz’iye direksiyonunu ona verir, onun eline geçerse, vücut iskeletinin zahirini, batınını idare edip, geri ayrılıp, geldiği aslıyatı olan, Allah’ına çeker, geri aslına, Allah’ına kavuşturur.

Vücuttaki iradeyi cüz’iye direksiyonunu, zalim nefsine, mel’un şeytana kaptırıp, irade direksiyonunu onlara teslim edenler, Nefs ile şeytan, vücut iskelesinin direksiyonunu ele geçirirler ise, o kimseleri şerre, şekavete, şehvete, ne kadar Allah’ın gücenecek yön ve yollar var ise, Allah’ın gadabına, azabına, cehennem yoluna, zulumet perdelerini geçerek, doğru cehenneme çekerler. Cenabı Allah cümlemize Muin yardımcımız olsun inşallahu teala.

Konumuzun başında ehli hal bir de aşk bahsi söylendi idi. Ehli hal, bir kararda, aynı seviyede durmamak, Ruhan, huzuru kalb, ihlaslı niyet ile ibadet, zikrullahın çokluğuna devamla, o kimselerin halları günden güne değişir. Ruhan Cenab-ı Hak’ka yakın hâsıl eder.

Cenab-ı Hak teala ve tekaddes Hazretleri, artık öyle ihlasa sahip olup, ehli yakın olanların kalblerine nazar eder. Bakarki, kendinin sevgisinden başka, kendinin korkusundan başka, kendinin zikrinden, fikrinden başka, gayrilerin hepsi, kalbinden arınmış, yalnız isteği, arzu, maksatları arayıp, gece gündüz istekleri, sırf Allah kalmış olan, o kalbe nazar edip, tecellisi ile, aşkı ilahi, feyzi ilahi, muhabbeti ilahi, esrarı ilahi ve sırlar o kalbe iner, zuhur etmeye başlar.

Rabbısı ile göze görünmeden, Ruhan alış verişler, muhabbetler, samimiyetler olmaya başlar, günden güne imanı, tevekkülü, teslimiyetide beraber kuvvetleşir. Dikkat edip, okuyup, tutmak isteyenlere inşallahu teala ne demek istenildiği anlaşıldı. İnşallahu teala.

Bir de konumuzun başında aşk bahsi geçti idi. Aşk bahsi, aşkın özeti, Allah’ın sevgisi. Bu zahirde, dil ile söylemekle anlaşılmaz. Başa gelmeyince, o aşkın lezzetine dalıp, lezzetini almayınca anlaşılmaz. Aşk lezzetini alanlar ne buyuruyorlar, yalnız her şeyin dış yüzünde kalıp özüne dalıp özünden bir gizli sır alamıyanlara, bir gizli sırra kavuşamıyanlara, ne söylüyor bakalım.

Kovan arısının içinde olmaz ise balı,

Yalnız bir kuru vızırtı ile ne olur onların halı.

Demekki arı beslemekteki gaye, arıyı kovana koymaktaki gaye, bal yapılıp, bal almanın için. İbadetlerde, gerekse ehli tarık, gerekse ehli şeriat, beden kovanında bal lazım, hal lazım, aynı seviyede duruyor, içeride hal da yok, çok lezzetli aşk balı da yok, kuru vızırtıyı öğrenmiş, kuru kuruya konuşmalar var. Hal da yok balda yok. Kemale ulaşamıyor. İnsanı olgunlaştıran, kemale ulaştıran, halis niyet ile ihlaslı ibadet, zikrullaha çalışmak, az yemek, az uyumak, lüzumu olmayan, faydasız kelamları terk ederek, haldan hala kavuşması gerekir. Kuddusi hazretleride, bir kelamda, o söylüyor bu konuda, Cenab-ı Hak’ka münacat yalvarma sırasındaki sözleri:

Yâ Rabbi aramızdaki dünya dağı senin vusletine kavuşmama oluyor mani,

Aşkın külüngünü alıp onu bana deldirsen olmazmı yâ Rabbi.

Cenab-ı Hak’kın lütfu ihsanıyla, Allah’tan gayrileri, ne zaman temizlenmiş, kalbten atılmış, Allah’tan gayri istekleri gitmiş, kalbinde arayıp, isteği yalnız Allah kalmış, işte o kalbe Cenab-ı Hak tecelliler, aşkı ilahi, feyzi ilahiyesini indirir, ihsan ederse, o aşk ateşi o kalbde Hak’tan gayrilerinin hepsini sürer, yakar, yıkar, çıkarır ahlaki zemi-melerini bütün yakar o kimse günden güne olgunlaşır. Kamil bir insan olur.

Bir misal daha, zahiren yemek ihtiyacımız açıldı. Yemek kazanına çiğ etleri doğradık, çiğ olan zebzeleri doğradık, pişirip, yiyip gıda almak için bu kazanın içine eti doğradın, sebzeleride doğradın, lazım olanlarıda, daha pişip kemal bulmadı, yalnızca bunları kazana doğradın, kazanıda şuraya koydun sen kazana bak bekle dur. Hiç kazan kendi kendine kaynar içindekiler kemal bulur mu? Çok dikkatlı, ‘Özenir isen tevhid zikrine özen, tevhid zikridir Nefis ile şeytan kalalarını bozan, hiç kendi kendine kaynarmı bir kazan, altını, çevresini ataşlamayınca.’

Evet bu kazanın altına ya bir kuvvetli odun ataşı ya bir ipragaz ataşı lazım o kazanı kızdırıp, kaynatıp içindekileri pişirip kemale ulaştırsın.

Misal olaraktan, insanın kalp kazanının altının ataşlanması temiz kalp, huzuru kalp ile halis niyet ile abdestli durmaya devam, nafile ibadetlere devam, her halımda Allah bana benden yakın, her halıma, kalbimdeki niyetlerime bile, hazır nazır bilerek, zikrullahın devamı ile mürşidine tam teveccühünü bağlamak suretiyle başlar. Bunların çokluğu ile kalbdeki olan nefsani, şeytani, dünya muhabbet arzularını gidermeğe başlar. Cenab-ı Hak Teala Hazretleride öyle temizlenmiş olan bir kalbe kendisinden başka kimsesi kalmamış olan isteği aradığı Allah olan bir kalbe lütfu ile ihsanı ile tecelli eder. Ne zaman Cenab-ı Hak’kın tecelliyeti aşkı feyzini o kalbe indirirse hadisi şerifin mealindede o Allah aşkı o kalbdeki olan Allah’tan gayri bütün arzu istekleri cümlesini o kalbden fısk eder siler süpürür yıkar yapar yakar.

Misali, bir ormanın içine ataş düşer ise, orman yanmaya başlayınca, ataş alevleri kuvvetlenince, ormanın içindeki gizlenmiş olanlar canavarınıda, yılanıda, çiyanıda kurusunuda, yaşınıda yakıp yok ettiği gibi Allah ateşi o kalbi öyle temizler. Nizamoğlu haz-retlerinin bir beytinide buraya ekleyelim. Aşktır Nizamoğlu’nun Hak’tan istediği aşksız yapılan amellerin hepsi masiva imiş.

Yani bir kimsenin kalbine aşk eseri, Allah ataşının eseri düş-memiş, inmemiş ise, o kimsenin amellerini dünyalıktan, riyadan, süm’adan tamamen temizleyememiş olduğunu anlatıyor.

Aşktır Nizamoğlu’nun Hak’tan istediği

Aşk olmayan amellerin hepsi masiva imiş,

Yani, o ameller Allah aşkı ile temizlenir, riya lekesi, iftihar lekesi, gurur, benlik lekeleri kalmaz, dünya muhabbetleri kalmaz, onları anlatmak istiyor. Daha çok ileriye gitsek zaman uzayacak, kitap çok uzayacak, almak isteyenler, çalışmak isteyenlere, hepsinden az çok kıymetli aşk bahsinden hal bahsinden Cenab-ı Hak’kın açtırdığı kadar kapıları açıldı.

Bu kapılardan içeri girmek isteyenler çalışıp gayri bütün arzulardan savuşmak isteyenler Allah ile Ruhan tecellii ilahiyesine İlhami rabbanisine aşkına feyzine kavuşmalarına Cenab-ı Hak hidayet etsin hep beraber Muin’imiz olsun inşallahu Teala.

Bu aşktan, feyizden, muhabbetten, İlhami rabbaniden, tat, lezzet alanlar, şevk duyanlar, arasıra bu aşktan feyizden kesilmeler vardır. O zamanlarda, insan kendi kusurlarını, noksanlarını çok hüzün, üzüntü ile Allah’a mahcup olarak, boyun bükerek, çok münacatlar, yalvarmalar, çok tevbe istiğfarlar olur.

Bunların ile feyzi ilahi açılmaz ise, dış temizliklerine dikkatle bir gusul yapar iki rekat Allah rızası için namaz kılar. Tenha mahalde kıbleye karşı oturur hüzün ve üzüntü ile boyun bükerek bizzat teveccühünü sevgili peygamber Efendimize çevirip tutar. Veyahutta hakkıyla bir mürşide bağlı ise, mürşidi kamil bir mürşid ise, bid’atlerden arınmış, sünneti seniyeleri tamam olan bir mürşid ise, kalben teveccühünü mürşidine tutar, yardım ister, fakat, mürşidini bizzat sevgili peygambermizin halifesi bilir. Öyle itikatle teveccühünü çevirir. Cenab-ı Hak’ka boyun bükerek, günahlarını anarak, yâ Rabbi, sevgili peygamberin Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in hürmetine, mürşidimin hürmetine beni affet hangi kusurumdan hangi hatamdan dolayı bana kırıldın gücendin aşkından feyzinden kesildim. Diye çok mahçup kendisini Allah’a suçlu bilerek yalvarıp istiğfarlara devam etmesiyle inşallahu teala yine feyzi ilahi yolları açılır.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gündüz ve gecede en az yetmiş ve yüz adet istiğfar çekerler idi. Sahabeler sordular ya Resulallah Cenab-ı Hak senin geçmişde gelecekte bütün günahlarını afetmedimi? Bu kadar kısılıp yalvarmaklarla istiğfarlar çekiyorsun deyince evet Cenab-ı Hak benim geçmişte gelecekte günahlarımı af etti. Fakat Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretlerinden hergün gece ve gündüz ve her saatlerde Cenab-ı Hak tarafından kalbime gelen lütfu ihsanı ile varidatı ilahiyeler gelmektedir. Bir varidatı ilahi kalbime gelince çok zevk ferah sürur bir hala geliyorum. O zevk sürur ferah hallarında öyle kalırsam arkadan gelecek varidatı ilahiyelerin gelmesine böyle serbest durmam varidatı ilahiyenin gelmemesine benim ferahla serbest durup kalmam ikinci varidatı ilahiyenin gelmemesine sebep oluyor. Mani oluyor. Varidat ilahiyenin arkasında emin olmayayım diye hemen istiğfara tevbeye devam edersem varidat feyiz yolları yine açılıyor buyurdu.

Bu konular ehli hal olanlara anlaşılması lazımdır.

Bu aşk halı hakiki cezbeyi rahman halı Kur’ana ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti seniyelerine tamamen uyanlarda bid’atten arınmış olanlarda bunlarda aşk halı zuhur eder. Bunların aşkı feyzi kalb yanar tutuşur gözden yaşlar akar rahmani olan bir cezbe böyledir.

Birde şeytani olan cezbe şeytani olan şeytanın karışması aşkına feyzine rüyasına karışması nedendir? Tarikat bahçesini muhafazası için dışında duvarı yoktur. Tel örgüsüde yoktur. O zaman canavar o bahçeye yol bulur geçtiği gibi ehli Tarık ehli sülük azminde çalışan-larıda şeytan yoklama yapar gelir. Dolanır bu kimsenin amellerinde bid’at varmı sünnetlerin noksanı sünnet terki varmı buraları araştırır. Bid’at var ise Resulullahın sünnetlerine uyması tamam değil sünnetlerde noksanlık var ise oralardan yol bulur tarikat bahçesine geçer orayı harap eder.

Şeytan şeriat ehlini tarikat ehlini tarakki edenleri yoklar. Onları yanıltmaya şaşırtmaya çalışır. Onların şeriatını yoklar. Şeriata ve sünnetlere kıymet vermez şeriatı sünneti uymaları tamam değil ise ordan şeytan o noksanlardan yol bulur içeri geçer tarikat bahçesini harap eder. Onun için hakiki tasavvuf ehlinin anlattıkları;

Şariattır cümle işlerin başı

Şeriatsız tarikat şeytanın işi.

Tarikat ehlinde olmaz ise şeriat

Onların şeyhi şeytan olur mutlak.

Bu şeriatı burda yine açıklayalım. Şeriat dediğimiz: bütün alemleri yoktan var eden yaratan yüce Rabb’ımızın Kur’anı Kerimi ile ve Resullerinin sözleri ile bildirip haber verdikleri ki şunları yapın, şunları tutun emrediyorum dikkatli olun şunları yapmayın nehye-diyorum yasak kılıyorum nehyedip yasak kıldıklarımdan sakınınız yapmayınız. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hem Kur’anda hemde hadisi şerifi ile emir buyuruyor. Şunları yapınız çok mükafatlar alırsınız. Şunları yapmayınız yaparsanız ceza alırsınız diye hem Kur’anı Kerim ile hemde kendisi hadisi şerifi ile bildirip haber veriyor. İşte bu şeriat denilen Allah ve resulünün kanunlarıdır. Allah’ın kanuni ilahiyesidir. Bu kanunlar çerçevesinde çalışıp çıkmayanlar bid’atlerden sakınıp arınanlardan zuhur eden aşk hali rahmanidir. Bu kanunu ilahi olan emirlere ve resulünün emirlerine kulak asmayıp tutmayanlar kendilerinde bid’at olanların amellerine şeytan karışır müdahale eder. Onları aldatır. Yanıltır. Rüya gösterir hallarını kendilerine güzel bildirir şaşırtır. Amellerinde Allah’ın hoşuna gelme-yecek şekile getirir. Şeriat denilen anlaşıldı.

Bid’at denilenler sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bid’at denilenleri yapmamış yapılmasınada müsaade etmemiş dine zarar veren alim ülemaya yakışmayan bütün bid’atler haramdır. Yani daha iyi anlaşılsın bid’at dediğimiz Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yapmadığı işlemediği hoşa gidilmeyen kötü fiiller bunlar bid’attir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yaptıkları Allah’ın rızasına uygun hoşuna gelen yaptığı amel fiillerede sünnet denilir.

İmamlarımız bid’ati ikiye ayırmışlar. Bid’ati Seyyiye kötü bid’atler bid’ati hasene iyi bid’atler Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dininize yakışmayan alim ülamaya yakışmayan dininize zarar veren kötü bid’atleri almayınız yapmayınız. Bid’ati hasene dediği dine zarar vermeyip dine insanlara faydası menfaati olanlar bid’ati hasanedir alınız. Misal aporlo, teyipler, minareler, yemek kaşıkları bunlar temizliğe yardımı var, minare bir adamın sesini bağlı olan çevreye köylere kadar sesini duyurup ulaştırıyor. Teypler bir vaizin vazını çoğaltıyorlar. Bilgisayarlar alim ülemalar için kitap yazmalarına daha başka iyi yöne kullanırlar ise ne kadar kolay iyi yönleri var. Bunları iyi yöne kullanmakta yardımı var. Kötü yönlerede kullan-mamalı. İşte bid’atı seyiye bid’atı hasene denilen biraz anlaşıldı. Alim ülema meşayih sınıfında görünenlerde bid’ati Seyyiye kötü bid’at tütün içmek tiryakiliği buda bidatı seyiyedir. Bid’atı hasene değil güzel fayda verici bid’atı hasene değil. Bunada müptela olan tiryaki olup bunu içmeye devam eden kardaşlarımıza Cenab-ı Hak bir an evvel terk etmeleri için soğukluğunu versin amin. Ya Muin.

İşte her kimse kendisine bid’at yaptığı için gelen cezbe aşk ağlaması sesle olur. O yanı buyanı bükülür döner çocuk ağıtı gibi sesle ağlar baykuş gibi bu cezbe rahmani değil şeytanidir. Şeytanda onları yoklar amellerinin neresinde bid’at bulur ise ordan tarikat bahçesine geçer tarikatını takvasını amelini bozar kendisinide aldatır. Yanıltır her şeyini düzgün tamam bildirir gubartır şişirir öyle bir sonunda felakete düşürür Allah muhafaza etsin.

Rahmani olan bir aşk cezbe içi yanar kalb kazanı kaynar tüyler ürperir çocuk ağıtı gibi olmaz içi yanar gözden yaşlar dökülür. Çocuk ağıtı gibi oyana buyana sallanarak ağlamaz.

 


[1] Mevahibi Ledüniye ikinci Cilt:Saife:123 (Evliya-i kiramın sözleri)

[2] Bakara 2/165

[3]Şerhi Süneni İbni Mace s.271/3822. Keşfü’l-Hafa c.1.s.397/1069 (Beyrut) Muhammed Emin Tokadi, Süluk Risalesi, s. 386.

[4] Enfal-8/48

[5] Tirmizî, Fedâilu'l-15. (1000)-

[6] Tirmizî, Fedâilu'l- Cihâd 7, (1632).]Cihâd 8, (1633); Zühd 37,(2372); Nesâî, Cihâd 8, (6,12).

[7] Beyhaki Kitabuzzühd ül kebir c.2.s367/987(Beyrut), Ebu Naim Hilyetül evliya c.8.s.35 (Beyrut), Deylemi El firdevs ül bi me’sür il hitab c.3.s.611/5910 (Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>