canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Ahd-i Misak ve Ruhların Yaratılması - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

AHD-İ MİSAK VE RUHLARIN YARATILMASI

 

Ezeldeki ahd-i misak. Ahd-i ikrar:

1- Ashab-ı yemin. 2- Ashab-ı şimal. 3- Ülâikel mukarrebun.

Ashab-ı yemin şudur: Ruhlar yaratıldığında Cenab-ı Hak, ruhlar-dan vaad ve ahd aldı. Cümlesi Cenab-ı Hak’ tan gayriyi sevmemek ve Hakk’ı unutmamak için vaad ve ahd ettiler. Sonra dünyaya gelince üç sınıfa ayrıldılar.

1- Ashab-ı yemin mü’minlerdir.

2- Ashab-ı şimal şudur: Bunlar kafir, münafık ve Allah’ı unutanlardır. Cehennem ehlidir. Ezelde ki vaadi, ahdi ve ikrârı unuttular. Dünyaya ve hevalarına tabi oldular. Bunlar ehl-i cehennem oldular. Mü’minler unutmadı.

3-Ulâikel mukarrebun şunlardır: Onlar mukarrebler demek-tir. Yani Allah'a yakın olanlar demektir. Bunlar dünyaya gelince dünyada ezelki ahdi, ikrarı yenileyip, bir kâmilin elinden tevbe edip ve evvelki ikrârı bu­rada yerine getirdiler. Sıdk ile çalışıp Allah’a yakın oldular. İnsanlar böylece üçe ayrıldılar. Bu ikrâr yerini bulur.

كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًا فَأَحْبَبْتُ أَنْ أُعْرَفَ فَخَلَقْتُ خَلْقِ

“Ben bir gizli hazine idim. İstedim ki bilineyim. Ken-dimden bir sevgi zuhur etti. O sevgi üzerine kendi nurumdan bir nur ayırt ettim. O nurdan ahir zaman nebisinin nurunu halk ettim. O nurdanda ahir zaman nebisinin ruhunu halk ettim. Onun ruhundan bütün insanların ruhunu halk ettim.”[1]

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sordular:

أَوَّلَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ

“Ya Resulallah Cenab-ı Hak evvela neyi halk etti?”

أَوَّلَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ى

Yani: “Sizin nebinizin nurunu, Benim nurumu yarattı.”[2]

Sonra o nuru kendi nurundan yaratıp dörde böldü. Birinden arşı kürsü, birinden melaikeleri, yerleri gökleri, birinden de Peygam-berimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhunu yarattı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhuna beni zikret diye emretti. Zikrullah yaparken her bir ismin bir mazharı var. Yani bir zuhuratı var. Allah isminin zuhuratı nurdur. Rahman isminin zuhuratı kâinatı besleyici, bütün hayır ve berekettir. Rahmaniyetinin zuhuratını görünce terledi. O terin damlalarından bizim ruhlarımız halk olundu. Ondan sonra, bizim ruhlarımızla peygamberlerin ruhu ayrıldı, seçildi, istiğfa etti.İstiğfa demek Mustafa, seçilmiş demek. İstiğfa seçmektir. Peygamberlerin ruhlarını seçti. Onlara dedi ki; “Ben sizi yeryüzüne göndereceğim. Yeryüzünde kullarıma benim emrimi tebliğ edecek-siniz. Ahd ediyormusunuz?” Onlar da vaad ettiler. O zaman onlardan ahd-i misak aldı.

Bu defa bizim ruhlarımızı toplatıp bizim ruhlarımıza dedi ki; “Yeryüzüne indiğinizde benim muhabbetimden, benim zikrimden ayrılmayacağınıza vaad ediyormusunuz?” dedi. Bizim ruhlarımız da vaad etdi. Bizden de ahd-i misak aldı. Şimdi bu dünyaya geldik, bu cesedimiz yapıldıktan sonra bu dünyaya çıktık. Buradaki vazifelerimiz evvelki ahdimizi tazelemekdir. Allah için sevişmek, Allah için bağlanmak bu tarikat, bu şeriat ahkâmı, hepsi onun için kurulmuş ki, o evvelki ahd-i misakı tazelemek ve onun üstünde durmak lazımdır. Allah bizi ahdinde vefa, yani ezelde Cenab-ı Hak’ka verdiğimiz sözün üzerinde durmayı nasip, müyeser eylesin. Amin.

Kâbeyi muazzamayı niçin ziyaret ederler? O da ahd-i misakı tazelemek içindir. Hazreti Ömer, Hazreti Ali ile kâbeyi tavaf ederken, Hazreti Ömer Hacerül Esved’e varmış, elini koymuş demiş; “Ey taş ben biliyorum ki sende hiçbir şey yoktur. Allahu teâle emrettiği için sana yüzümü sürüyorum. Yoksa senden bir şey beklemiyorum” demiş. Öyle deyince Hazreti İmam Ali Efendimiz diyor ki; “Ya Ömer bu taş öyle bir taş ki Cenab-ı Hak kullarından ezelde ahd-i misak aldığında o ahd-i misakı bu taşın içine koymuştur. İşte o ahd-i misak bu taşın içindedir. Buraya kim gelip elini yüzünü sürmüş ise, bu taş yarin mahşerde şahitlik yapacaktır. Bu onun içindir” deyince Hazreti Ömer Efendimiz şöyle söylemiştir: “Ali olmasaydı Ömer helaka giderdi.”[3]

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sormuşlar, hac nedir ya resulullah? Diyor ki; “Hac iki şeyden ibarettir. Biri ‘ac’, biri ‘sec’. ‘Ac’ odur ki, beytullahın etrafında yüksek ses ile Allahu teâla’yı zikredip dönmen, ‘sec’ de kurbanın kanını akıtmaktır. Hac bu iki şeyden ibarettir” demiştir.

وَمَا لِيَ لَآ اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

"Ve Bana ne (mani) var ki, beni yaratmış olana ibadette bulunmayayım? Ve halbuki, O'na döndürüleceksiniz."[4]

Dediği odur, aslın nereden geldi? Cenab-ı Hak’kın nurundan. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in nuru, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in nurundan. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhu, oradanda bizim ruhlarımız halk olundu. Bu kanaldan süzülüp geldik. Şimdi geri o aleme yükselip aslını bulmaya bakmalısın işde tarikat dediği budur. Bu alemde şeriat ve tarikat la çalışdıkca ruhun yükselir alemi nasutdan alemi meleküte geçersin ordan alemi ceberuta ordan alemi lahuta geçersin ondan sonra gurbiyyeti ilahiyeye vasıl olursun işde Allah-ı zikredenlerin ruhu kendi ister bilsin ister bilmesin hergün alemi ulviye yükselmekdedir Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki “Bir kul Allah’a ibadet eder Allah’ı zikreder o kulun ruhu yükselir.”

  Cenab-ı Hak hadisi kudsisinde şöyle buyurur:

دُونَ اللّٰهِ تَعَلٰى سَبْعُونَ اَلْفَ حِجَابٍ مِنْ نُورٍوَظُلْمَتٍ فِمَا مِنْ نَفْسٍ تَسْمَعُ شَيْئًا حِسِّ تِلْكَ الْحُجُبْ اِلَّا زَهَقَتْ

“Allahu Teala ile kulların nefsi arasında yetmiş bin nurdan yetmiş binde zulmattan perde vardır. Hiçbir kimse yoktur ki bu perdeleri geçtiğini hissen maddeten anlasın kat’iyyen anlayamaz çünkü el ile tutulur göz ile görülür şey değildir fakat insan bu perdeleri geçer.”[5]

Şimdi bak bu perdeler nurdan zulmattan diyor. Nurun aksi zulmattır. Nurdan adlu adalet doğar, zulmattan zalımlık zulum doğar. Cennet nurdandır. Cehennem zulmattandır. Muhakkak bu dünyada yaşayan insan ya nur kazanmaktadır ya zulmat kazanmaktadır.

Kul ibadet ettikce o perdeleri geçer, fakat geçtigini anlayamaz. Kendisi yükselir Allah’a ibadet yapmakta maksadımız o durki ruhumuz yükselsin o alemi ulviyi bulsun süzülüp geldigimiz gurbiyyeti ilahiyyeyi o Allah’ı bulsun kulların bir kısmıda cehennem amelleri yapdıkca günaha masiyete daldıkca cehenneme yaklaşıyor Allah’a kulluk yapan Allah’ı zikreden Allah’a yaklaşıyor Kur’anı azimuşşan ki bu insanlara kıyamete kadar Allah’ın emir ve nehylerinden haber vermektedir. Sonra itiraz kabul etmem diyor. Kur’anı azimuşşan birinci hida-yetçimiz. Alim ulemalar peygamberler hep hidayetçidir. Sen bunlara tabi olursan senin için hiçbir korku yoktur. Allah’ın cennetide cemalıda senin içindir.

اِنَّمَآ اَمْرُهُٓ اِذَآ اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Yani: “Ne zaman desem ki “kun fe yekun” ol dediğim olur, yok ol dediğim yok olur.”[6]

Allah’ın yardımı kulun Allah’a olan güvencine inancına göredir. Kul Allah’a ne miktarda inanır güvenir ise Allah ona o kadar yardım eder. Allah’ın takdiri kulun fiiline göredir.

AHDİ MİSAK

Derler ki iddia ederler, zındıkların bir sözleri daha var. Hazreti Adem aleyhisselam’ın ruhları zürriyetinden çıkarmış, sağına soluna ruhlar dolmuşlar, Adem aleyhisselam sağına bakmış ki nurlu nurlu beyaz, soluna bakmış ki siyah kap kara, bunlar nedir ? Deyince,

Cenab-ı Hak diyesiymiş ki, sağdaki olanlar cennetlik, solundaki olanlar cehennemlikdir diyesiymiş. O zaman Adem aleyhisselam soluna bakmış ağlamış derler. Buda yalan.

Cenabı Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri Buyuruyor ki:

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪يٓ اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰىٓ اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚ شَهِدْنَاۚ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ

Meali: "Senin Rabbın, Adem’in evlatlarının arkasından zürriyetlerini çıkarttı. O zaman Cenab-ı Hak dedi ki:

اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ

Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ‘kalu bela’ hepsi beli dediler."[7]

İşte ispat. Hepsi beli dediler hepsi mümindir. Hepsi müslü-mandır. İsterse zina dölü olsun bu dünyaya geldikten sonra, isterse kafir, isterse yahudi olsun. Hepsinin ruhu Elestü bi rabbiküm de beli demişler fakat bu dünyaya geldikten sonra nefsinin hafasına şeytanının hafasına uyup Allah’ın yolundan çıkmışlar. Allah’ın gaza-bına uğramışlar. Yoksa hepsi müslümandır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selem buyuruyor ki;

كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلٰى فِطْرَةِ الْإِسْلَامْ

“Her anadan doğanların hepsi fıtratı İslam üzere do-ğar.”[8]

Bir adam sana sorsa deseki, sen ne zamandan beri Müs-lümansın, diyeceksinki, kalu beladan beri müslümanım. Kalu bela ne demektir, deseler. Diyeceksinki, elestü bi rabbiküm hıtabının ceva-bıdır. Yani Cenab-ı Hak’kın ben sizin rabbınız değimliyim hitabına ruhlarımız kalu bela evet yâ Rabbi sen bizim Rabbımızsın dediğinin cevabıdır. Ben o zamandan cevap vermişim o zamandan beri müslümanım diyeceksin.

Her insan oğlu hepsi bu beli demeyi söylemiş kalu bela işte o zındıkların şaşırtma sözlerine münafıkların şaşırtma sözlerine kan-mamalı Cenab-ı Hak teala bize açıktan açığa söylüyor. Ben dedim ki:

اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”

قَالُوا بَلٰىۚ

“Hepsi belî dediler.”[9]

‘Lâ’ diyen yok öyleyse hepsinin ruhu müslümandır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin belki yirmi tane hadisi şerifi var bunun üzerine ki;

كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلٰى فِطْرَةِ الْإِسْلَامْ وَأَبُواهُ يُهَوِّدَانِه۪ وَيُنَصِّرَانِه۪ وَيُمَجِّسَانِه۪

Deyi çeşit çeşit yollarla gelir. Yani; “Her anadan doğan çocuk fıtratı İslam olarak doğar. Sonradan Anası babası dinsiz ise dinsizliğe, Hristiyan ise Hristiyanlığa, Mecusi ise Mecusiliğe teşvik ederler."[10]

Fakat çocuk buluğa ulaştıktan sonra dinini kendine ana babasının teşvik ettiği yönleri araştırabilir. Soruştura bilir. En güzel olan ahir zaman Peygamberi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in dinini tasdik edebilir.

Müslüman anadan babadan doğan çocuk, sonradan nefsinin, şeytanın, havasına uyup, onlara itaat eder, Allah’ın emirlerini terk eder, inkarada geçerse, Müslüman anadan babadan doğduğu halde kafir yoluna gider kafir olur.

Kafir anadan babadan doğanlarda Allah akıl zeka verdiğinden soruşturur aklını kullanır yaratan Allah’a iman eder ve ona itaat edince o da Müslüman olur. Örnek.

Ebu Cehil’in küfrü, küfrü inadı olduğundan, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i Hak bilir idi inadı küfür olduğundan, inadından dönmediğinden, kafir olarak gitti.

Ebu Cehil’in oğlu Ekreme radıyallahuanh oda Müslümanolup Eshabı Resulullahtan oldu. Ekreme radıyallahu anh hadisi şerif rivayet ediyor. Bazen hadisler varki Ekreme radıyallahu anh’den diye rivayet ediyor. Zahirde bu kimse babası imansız, kafir. Allah’a, Resulüne, hakkı ile inanıp, iman edip, ameli Saliha devam edince bu dereceye ulaşıyor.

Çünkü yaratılışımız, asliyetimiz, fıtratı İslam üzerine yaratılmıştır. O ruhlarımızda dünyaya fıtratıl İslam olarak doğuyor. Geliyor.

Bir örnekde Nuh aleyhisselam’ın oğlu Kenan Nuh aleyhisselam kendisi peygamber, oğlu Kenan, babası peygamber olduğu halde Allah’a, babasına inanıp, iman etmedi. Tufanda helak olanlarla beraber helak oldu gitti.

Nuh aleyhisselam ise, yâ Rabbi benim zürriyetlerimi helak etme-yecek idin yâ Rabbi deyince. Ya Nuh sana inanıp iman edenler senin evladındır. Sana inanmayanlar iman etmeyenler senin evladın değildir. Cevabı verildi. Yine;

Lut aleyhisselam peygamber olduğu halde, hanımı kendine uyup itaat etmediğinden, onunda hanımı gazaba uğrayıp, helak olanlarla beraber helaka gitti.

Bu konudaki anlatılmak istenen maksat, hiçbir şahıs kendi anasıyla, babasıyla, soyu ile boyu ile ölçülmez. Ancak kendini yaratana, yakînen iman eder, tastik eder ve Allah’tan hakkıyla çok korkar, Allah’a, emrine itaatle ameli Salihe çalışır devam ederse, Cenab-ı Hak o kimsenin soyuna, boyuna, anasına, babasına bakmaz layık olanı o kimseye verir.

Küfür, masiyetle iman ve itaatsizlikle asilik yapar, İnkara geçerse Allah’ında onun nasibinde olanları geri alması var. Hiç kimse anasına, babasına, soyuna, boyuna güvenmesin. anlıma yaratıldığımda günah yazılmış, hata yazılmış, ondan dolayı bunu ben yapmaya mecburum demesin. Allah’a isyan edip kendi suçunu Allah’a yüklemesin. Allah kulun iradesine, niyetine, fiiline göre nasibinde olmayanı vermesi var, gazap eder gücenir ise, nasibinde olanı alması var. Ehli sünnet mezhebinin itikatı, Kur’an hadisi şerife göre böyledir. Bu inancın haricine Cenab-ı Hak cümlemizi çıkarmasın amin.

 


[1] Mustafa bin Abdullah er-Rumi Keşf-uz-Zunun c.2.s.1040 (Beyrut), Ali bin Muhammed bin Ali el Cürcani Etta’rifat s.218 (Beyrut), Muhammed Abdurraif el Münavi Ettearif s.568 (Beyrut)

[2] Feraidü-l-Fevâid fi beyani-l-Akâid s.87 (Osmanlıca baskı), Şerh ve tercümei delâili Abdülkadiri Geylani, Kettani Mütevatir hadisler.

[3] Şir’atu-l-İslam

[4] Yasin 36/ 22

[5] Ramuzel Ehadis c.1.s.284/16

[6] Yasin 36/82

[7] A'raf 7/172

[8] Abdurrauf el Münavi Feyz ul-Kadir c.6.s.135 (Mısır)

[9] A’raf 7/172

[10] Abdurrauf el Münavi Feyz ul-Kadir c.6.s.135 (Mısır)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>