canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mürşid-i Kamilin Lüzumu - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

MÜRŞİD-İ-KAMİLİN LÜZUMU

 

Cüneyd-i Bağdadi rahmetullahi aleyh der, tasavvuf odur ki, Cenab-ı Hak teala seni öldüre, yine kendi eliyle diri göre. Yani demek olur ki, Cenab-ı Hak teala senin ef’alini ve sıfatını ve zatını fani kılıp, kendinin sıfatıyla ve zatıyla baki kıla.

Hak yoluna sülük edecek kişiye, Allahu tealayı sevdire­cek bir mürşid-i kamil araması ve bulması elbette lazımdır. Zira, bir kimse Allahu tealayı sevmezse, Allahu tealaya talip olamaz. Onun için derler ki, mürşitler talibe talep bağışlar­lar, yani Allahu tealayı sevdirirler. Talip, Allahu tealayı ge­reği gibi sevdikten sonra, Allahu teala-da o talibi sever. Resul-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu­yurmuşlardır ki:

وَالَّذ۪ينَ نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِه۪ اِنَّ اَحَبَّ عِبَا دِاللّٰهِ اِلَى اللّٰهِ الَّذ۪ى يُحِبُّونَ اِلٰى عِبَادِه۪ وَيُحِبُّونَ اِلٰى عِبَادِ اللّٰهِ اِلَى اللّٰهِ وَيَمْشُونَ فِى الْاَرْضِ بِالنَّص۪يحَةِ

“Muhammed'in ruhu, kudreti kabzasında bulunan Allahu Teala hakkı için muhakkak ki Allahu azim­üş-şanın en sevgili kulları; Allahu Tealayı kullarına sevdiren ve kulları da Allahu tealaya sevdirenlerdir.”[1]

Peygamber aleyhissalatü vesselam Efendimiz, bu Hadis-i şerifleri ile, şeyhlerin mertebelerini, kişiyi Allahu tealanın yoluna davet edenlerin mertebelerini bildirmiş ve şeyhlerin lüzum ve ehem­miyetini ve herkese bir şeyh bulması gerektiğini açıkça be­yan buyurmuşlardır. Zira şeyhler, kulları Allahu tealaya sev­dirmeğe sebeptir.

Şeyhler, sadık müritlerini nefs ve kalp tezkiyesi tarikine sülük ettirirler. Gönül aynalarını açarlar, gönül aynaları saf ve parlak olunca, o gönüllere ilahi nurlar aksetmeğe başlar ve tevhid-i cemal aşi­kar olur. Gönüllerinde, Hak tealanın bütün sıfatları zahir olan kullar da Rablerini severler ve kalplerinden Allahu Teala'dan gayrısını çıkarırlar, can ve gönülden daima onun hazretine talip olurlar. Ayrıca, şeyhler gerçek müritlerinin gönül aynalarını açtıkları vakit, onların gönüllerinde dünya bütün hakikat ve kabahatleri ile zahir olur. Ahiret de bütün gerçek yönleri ile belirir. Gönül gözü açılınca, iki cihanın hakikati ve iki men­zilin hasılı bilinir. İşte o zaman, kul bakiyi sever ve faniyi terkeder. Bu neticeye vardıktan sonra şeyhlerin terbiyesinin fay­daları ve yararlılıkları anlaşılır.

Şeyhlerin, Allah’ın kullarını Allah’a sevdirmelerinin sebe­bi, sadık müritlerini, muhlis ve gerçek taliplerini Resul-i zi­şana iktida ve ittiba edebilecek hale getirmeleridir. Resul aley­hisselama sahih olarak ittiba ve iktida eden kullarını, Allahu tealanın da sevdiği, ayet-i kerime ile sabittir. Ayet-i kerimesinde şöyle buyurulmaktadır:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ

“Ya Muhammed! Onlara de ki: Eğer siz Allahu tealayı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allahu teala da sizi sevsin.”[2]

Bilmiş ol ki, şeyhler yeryüzünde Allahu tealanın yiğitle­ridir ve Hak teala onlar vasıtasiyle gerçek mürütleri irşad bu­yurur. Şeyhler sebebiyle, Hak teala taliplere hidayet bahşeder. Cenab-ı Hak hadisi kutside buyurmuşlardır ki:

يَقُولُ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ: إِذَا كَانَ الْغَالِبُ عَلَى الْعَبْدِ الْاِشْتِغَالِ بِيَّ جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى فَاِذَا جَعَلْتُ بُغْيَتَهُ وَلَذَّتَهُ ف۪ى ذِكْر۪ى عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ فَاِذَا عَشِقَن۪ى وَعَشِقْتُهُ رَفَعْةُ الْحِجَابَ ف۪يمَا بَيْن۪ى وَبَيْنَهُ وَصَيَّرْتُ ذَالِكَ تَغَا لُبًا عَلَيْهِ لَا يَسْهُوا اِذَا سَهَا النَّاسُ اُولٰۤئِكَ كَلَامُهُمْ كَلَامُ اْلاَنْبِيٰۤاءِ اُولٰۤئِكَ الْاَبْطَالُ حَقًّا اُولٰۤئِكَ الَّذ۪ينَ اِذَا اَرَدْتُ بِاَهْلِ الْاَرْضِ عُقُوبَةً اَوْ عَذَابًا ذَكَرْتُهُمْ فَصَرَفْتُ ذَالِكَ عَنْهُمْ

“Kullarım, benimle iştigal etmeğe başlayınca, onların him­metlerini, maksatlarını, fikirlerini ve lezzetlerini zikrim üze­rinde, sabit kılarım. O bana aşık olduğu gibi, ben de ona aşık olurum. Benimle onun arasındaki perdeleri kaldırırım. Halk, yanıldığı zaman onlar yanılmazlar. Onların sözleri, Nebilerin sözleri gibi olur. Onlar, gerçekten benim yiğit ve bahadır kul­larım olurlar. Onlar hakkıyla ebdaldır. Ne zaman ki yer ehline azap etmek dilesem, onları zikrederim, onların sebe­biyle o azabımı, yer ehli üzerinden kaldırırım.”[3] buyur-mak­tadır.

Sual: Kul Allahu tealaya nasıl aşık olur? Allahu tealada, kuluna nasıl aşık olur? Allahu tealanın kuluna aşık ol­masının keyfiyeti nasıldır?

Cevap: Allahu teala hazretlerine aşık olmak odur ki, Hak muhabbetinde kul haddinden geçer. Allahu tealanın ku­luna aşık olması da odur ki, Hak teala kulunu kendi muhab­betinde haddinden geçirir.

Bu izahlarımızdan da anlaşılıyor ki, kişiye elbette Allahu tealayı sevdirecek birisi gerektir. Nitekim, aleyhissalatüvesselam Efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde' buyurmuşlardır ki:

اَلنَّاسُ نِيَامٌ فَلَا بُدَّمِنْ مُنَبِّهٍ

 “İnsanlar, uykudadırlar. Elbette onlara bir uyarıcı kişi gerektir.”[4]

 

Ehlullahın sözleri,

İkaz irşad eder bizleri,

Yaş ile doldurur gözleri,

Çeker götürürler seni aslına

 

Aslından sana getirirler haber

Uyarsan onlara olursun Hak yanında muteber

Acı zehir iken olursun şeker

Çeker götürürler seni aslına

 

Gıybetten tutarlar dilini

Cömertliğe açarlar elini

Aşk, şevk ile doldururlar gönlünü

Çeker götürürler seni aslına

 

Seni Sana bildirirler

Ölü kalbini diriltirler

Aşk ile gönlünü doldururlar

Çeker götürürler seni aslına.

 

Gel Allah dostlarından ayrılma

Köksüz ağaçlara sarılma

At gönülden gayriyi çokta yorulma

Gayret et yürü yoluna kavuş burada aslına

Hacı Mustafa GÜNEŞ

 

Derman arardım derdime derdim bana derman imiş

Burhan arardım aslıma aslım bana burhan imiş

 

Sağım solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü

Ben taşrada arar idim ol can içinde canan imiş

 

Öyle sanardım ayrıyam dost gayridir ben gayriyem

Benden görüp işideni bildim ki ol canan imış

 

Savmı salat ve haccı zekat sanma zahid bunlar ile işin tamam

İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş

 

Nerden gelir yolun senin ya nere varır menzilin senin

Nerden gelip nere gittiğini anlamayan hayvan imiş

 

Mürşid gerektir bildire Hak’kı sana hakkal yakîn

Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş

 

Her mürşide gönül verme yolunu sarpa uğratır

Mürşidi kamil olanın gayet yolu asan imiş

 

Anla heman bir sözdür yokuş değildir düz durur

Alem kamu bir yüz durur gören anı hayran imiş

İşit Niyazi’nin sözün hiçbir nesne örtmez Hak yüzün

Hak’tan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş

Divan-ı Niyazi kuddise sırruhu:

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

أَصْحَاب۪ي كَالنُّجُومُ بِأَ يِّهِمْ اِقْتِدَيْتُمْ اِهْتِدَيْتُمْ

 “Ashabım, tıpkı yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete erişirsiniz.[5] diye buyurmaktadır.

Ashab-ı çarı yar-ı güzinden birisi de Hz. Ali Kerremal­lahu vechehu ve radiyallahuanh hazretleridir. Bütünmeşa­yih, Hz. Ali Efendimize, ondan Resul-ü zişan aleyhi ve alihi salavatullah-il-Mennan Efendimize, ondan Cebrail aleyhissela­ma ve ondan da Rabbil-alemiyn hazretlerine ulaşır. Süluk silsilesinin nasıl olacağını da inşaallahu Teala aşağıda bildireceğiz.

Burada maksadımız: Şeyhe ne lüzum var? diye kendi­nizi kapıp koyuvermemenizi ve elbette her kişiye bir şeyh edin­mek lazım olduğunu anlatmaktır. 

Şimdi, birkaç ayet-i kerime ve Hadis-i şerif ile akli delil­ler beyan ederek şeyhin lüzum ve ehemmiyetini sana bildire­yim ve herkese bir şeyh edinmenin lüzumuna seni inandıra­yım. Zira, mürşitsiz yola çıkan kişi, mutlaka azgınlığa düşse gerektir. Onun içindir ki, Resul-ü zişan Efendimiz:

عُلَمٰۤاءِأُمَّت۪ي كَاَنْبِيٰۤاءِ بَن۪ۤي إِسْرٰۤائ۪يلَ

“Ümme­timin alimleri, Beni İsrail peygamberleri gibidir.”[6] buyurmuş­lardır. Ümmetime, din yolunu gözetmekte ve göstermekte on­lara uymak gerektir, demek istemişlerdir.

Burada, alimlerden murat elbette ve elbette ilimleriyle amil olan alimlerdir. Onlar," meşayihten halkı hakka çekip götürenlerdir.

Abdullah ibn-i Mes'ut radiyallahu anh, aleyhissalatü ves­selam Efendimizden rivayet ederek buyurmuşlardır ki:

قَالَ خَطَّ رَسُولُ اللّٰهِ لَنَا خَطًّا فَقَالَ هَذَا سَب۪يلُ اللّٰهِ ثُمَّ خَطَّ خُطُوطًا عَنْ يَم۪ينِه۪ وَعَنْ شِمَالِه۪ وَهٰذَا سُبُلٌ عَنْ كُلِّ سَب۪يلٍ مِنْهَا شَيْطَانٌ يَدْعُۤوا اِلَيْهِ وَقَرَأَ وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطِى مُسْتَق۪يمًا فَا تَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُواالسُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪

“Bir gün, Resul-ü zişan Efendimiz yere kum üzerine kendilerine doğru düz bir çizgi çektiler ve (İşte, bu yol Allah yoludur,) buyurduktan sonra, o çizginin sağına ve soluna bir çok çizgiler daha çektiler ve (İşte, bunlar da her birinin başında şeytanın oturdu­ğu
yollardır ki, bu yollara girenler de şeytana uymuş olurlar.”[7]
 buyurdular ve şu iki ayet-i kerimeyi okudular:

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطِى مُسْتَق۪يمًا فَا تَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ ذٰلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Şüphe yok ki, bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun! Başka yollara tabi olmayın ki, sizi Hakk’ın doğru yolundan ayırıp, uzaklaştırmasın.”[8]

Böyle olduğuna göre, taliplere neden şeyh gerekmesin? Elbette bu yola giden aşıklara bir mürşit gerektir. Yön bilir, yol-yordam bilir bir kılavuz lazımdır ki, talipler bu şeytan yol­larına gitmesinler.

لَوْلَاكَ لَوْلَاكْ لَمَّا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكْ

“Ey habibim Ahmed resulum ya Muhammed sen olma-saydın bu alemi yaratmazdım[9]

Yani bütün cihanı senin hürmetine yarattım demektir. Eger bu yolda mürşit gerekmeseydi Cenab-ı Hak’kın bu kadar sevdigi habibi edibine Cebrail aleyhisselam’ı mürşid yaparmıydı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e hıra mağarasında kelimeyi şahadeti ögretip daha sonra abdest almayı, namaz kılmayı ve son ömrüne kadar ne yapması gerektiğini öğreten, mi’raca çıkmasında delil olan, mürşidlik yapan Cebrail aleyhisselam’dır. İlk insan Adem babamız dahi ekmeyi, biçmeyi, dünya ve ahiret hayatına dair bütün hususları bir mürşid vasıtasıyla öğrendi.

Dünya üzerinde gerek fen ilimleri ve gerekse din ilimleri hakkında bütün malumatlar, kitaplar mevcut olduğu halde ilim ve konusunda marifet kazananlar bir mürşid vasıtasıyla mesleklerinde yetişip ilim ve ustalık kazanıyorlar. Mürşidsiz hiçbir ilim ve sanat yoktur. İlk icatcılarda yine bir sebeple başarı kazanmışlardır. Kabil Habil’i öldürdüğünde ne yapacağını bilemeyerek şaşkın kaldığında Cenab-ı Hak bir karga göndererek ölüyü toprağa gömmeyi öğretmiştir.

كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًاۙ

Yani Cenab-ı Hak “Her şeyi bir sebebe bağlamıştır.”[10]

Mürşidin gerekliliğini ve vasıtayı inkar edenlerde eğer insaf varsa bu misallardan ve ayet hadislerden ayıkırlar vesselam.

 


[1] Müzekkin-nüfus s.414

[2] Al-i İmran 3/31.

[3] Ebu Nuaym Hilye c.6.s.165. (Beyrut), Ramuzel Ehadis c.2.s.517/3

[4] Müzekkin-nüfus s.416

[5] Münavi Feyzul kadir c.6.s.297 (Beyrut), Ebul Ala Tuhfetul ahvazi c.10.s.155-196 (Beyrut), Ebul Fadl Askalani Lisanul mizan c.2.s137/594 (Beyrut),

[6] Münavi Keşfuzzunun c.1.s.1. (Beyrut), Suyuti eddürer hadis no 294

[7] Müsnedi Bezzar c.5.s251/1865 (Beyrut), Süneni Said bin Mansur c.5.s.112/935 (Riyad)

[8] Enam 6/153

[9] Şerh ve tercümei delaili Abdulkadir s.152, Deylemi El firdevsü bime’sur c.5.s.227/8031 (Değişik bir lafızla)

[10] Kehf 18/84

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>