canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İnsan Azdıran Şeyler - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

İNSANI AZDIRAN ŞEYLER

 

İnsanları azdıran iki şeydir; biri menfaat, paradır, biri de kadındır. Yıktığı bu ikisiyledir. Hak yolunda çalışıp, derece kazanıp, nefs-i emmareden nefs-i levvameye geçer. Sonra nefs-i mülheme makamına varınca yükselir. İhvan arasında hürmeti, sevgisi artar. Kendine zan artar. Artık ihvanlar; malını da, parasını da, namusu-nu da emanet ederler. O zaman bu adam nefsin, şeytanın hilelerini tamamen öğrenmemiş ise, nefis, sen büyük adam oldun, kimseden korkun kalmadı. Bak, bu kadar insan elini, ayağını öpüyor. Sözün, nüfusun geçiyor. Artık bu devam edecektir; korkma, der. Şeytan da buna dair bu itikadını kuvvetlendirici rüyalar, haller gösterir. Artık kendi aklına geleni tasdik eder ve yapar. Çünkü nefis, şeytan ibadetten alıkoyamazsa, başka oyun ve tuzaklar kurar. Para, men-faat ve kadınları havale eder. Bu tehlikeli tuzaklara düşürmek peşinde durur. Riyaya mail, iftihara, nama, şöhrete düşürmek, Ce-nab-ı Hakk’ın rızasından şaşırmak peşinde durur. Cenab-ı Hak, cümle ehl-i imanı bu nefis, şeytan ve onun avenelerinin her türlü hile ve belalarından muhafaza eylesin (Amin).

Evvela tarikata girip; ibadete, zikrullaha çalışır, nefs-i levvameye ve mülhemeye geçerse, nefsin düşmanlığını, şeytanın büyük düşman olduğunu ve hile, tuzaklarını bilmez ise, Kur’an’ın emir ve nehyini, hadis-i şerifin emir ve nehyini bilmez ise, bir kamil mürşidin sözüne riayet etmez ise ve o kamil mürşidine tam teslim olmaz ise, o zaman şeytan bu açık yollardan yol bulur. Nefsin heva-sıyla birleşir, Allah’ın rızasının dışına çevirir. Allah muhafaza eylesin (Amin).

Daima niyetinde Allah’dan başka arzuları kalpten atıp, daima kalpte Allah’ın rızasını tutmak azminde olunursa, Cenab-ı Hak ona göre o kimselere iyilikler halk eyler. Doktorun hastayı muayeneden geçtikten sonra reçete yazdığı gibi, ziraatçının evvela toprağı imarını iyi imar edip, sonra atacak tohumunu eletip, iyi eletip, gayrı yabancı tohumlarını seçerse, öyle toprağa atar. Çıkan mahsul kuvvetli olur. Tekrar o mahsul yetişip kemal buluncaya kadar, o mahsule zarar veren her türlü yabani bitkileri çapalayıp ve zarar veren her türlü haşaratlara karşı ilaç sıkılırsa, öyle güzel yetişip varidat alınıyor. Aynı Cenab-ı Hakk’ın rızasına kavuşmak ve O’nun dostlu-ğuna kavuşmak azminde olan sadıklar da yaptıkları ibadetlerini ihlasa getirmeye çalışmışlardır.

Riyadan, iftihardan, kibirden, gururdan, ucubdan, hasetten, buhuldan, hırs ve tamahdan, gazabdan, dünya sevgisinde, hürmet hizmete matlub menfaate meyletmek sakıncalı olup, amellerini ihlasa getirip, öyle amelleri makbule geçmiş, yazmış olduğumuz konudaki kötü ahlaklar ve güzel ahlaklar, yazacağım kelamlar, Şeyhim Bilal Babam Hazretlerinin kelamları.

İhvanı mahveden şunlardır, bunlardan çok sakınmak lazımdır. Birinci, nefsin hevasına uyup, şeyhin karşısında yalan söylemek. Hisabına gelen gibi konuşup, hisabında dalavere etmek. Halk kendisini sevince, onlara yalan dalavere etmek, geri düşmektir. Kendi yalan dalaveresini unutur, Allahu Teala’nın gördüğünü dü-şünmez. Beni kesmişler, der. Allahu Teala kendine yapacağını düşünmez. Böylece kazandığı makamından düşer. Artık işi gevezeliğe başlar. Gülmek, şakalaşmak, gevezelik, boşboğazlık, maskaralık, bu haller ise ehlullahın kalbini öldürür. Büyük insan olmuş iken küçültür, düşürür. Allahu Teala’nın nazarından düşer. Bu düşenlerin alametleri var; Yalan söyler, sözünde durmaz, emanete hıyanet eder. Bu hadis-i şeriftir. İhvan olup, başa geçip, halife maka-mına geçtikten sonra, bu işleri yapanlar düşerler, yıkılırlar. Kusuru kendinde bulmaz. Söylese, beni kesmişler diyor. Kesmek nasıl, yukarıda kavak bahçesi olan gibi, kendi gözünün önünde olan ka-vağı, bu çürüktür, kötü deseler, kendi mal sahibi görüp, dururken, kimin sözüne bakar? Kendisi görüyor!

Bu geri düşenler evvela zikir ibadetle çalışıp halka sevildikten sonra, bu yazdıklarıma başlayınca, Hakk’ın nazarından düşer, sonra da halkın nazarından düşer. Nasıl düşmesin, ihvana yalan söyler. En ziyade helak olanlar, tarikatta yükselmiş olanlardır.

Hadis-i Şerif:

 

اَلْمُخْلِصُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظِيمٍ

 

“İhlasa yetişenler büyük muhataradadırlar”[1], demektir. Bu makamda içten nefis, şeytan ibadetine ucub ve eminlik, serbestlik getirir. Dıştan halk arasında, ihvan arasında hürmet, hizmet olunca emniyete düşmek, korkuyu atıp serbestlik, ihvana yalanlar söyleyip, onları kendi elinde tutmak ister. Onlar kendine, falan yere ver, diye emanet verseler, ona hıyanet eder, tamamen vermez. Bir de büyüğüne söz verir, ahd-i eman yapmış unutur. Onun sözünden çıkmayacağına söz vermiş ve vaad etti idi şimdi değişti. Şeyhinden soğudu, vaadinden döndü. Münafıklık alameti başladı. Birinci alamet bu.

İkinci alamet; yalan söylemek idi, bu da tamam.

Üçüncü alamet; emanete hıyanet idi, bu da tamam oldu münafık.

Hadis-i Şerif:

 

اٰيـَةُ الْمُنَافِقِ ثَلٰثَةٌ اِذٰا نَطَقَ كَذَبَ اِذٰا وَعَدَ اَخْلَفَ وَاِذٰءْ تُمِنَ خَانَ

 

Manası: “Münafığın alameti üçtür; Konuşur, yalan söy-ler, vaad eder, vaadinde durmaz, emanet verirsin, hıyanet eder”[2], demektir, diye buyurmuştur. Hal böyle olunca, Allahu Teala gazab eder, şeytan kendine güzel gösterir, şeytanın güzel göstermesi sünnete, şeriata kıymet vermediğinden fırsat buluyor. Emniyete düşürür. Bu zavallı, daha halka evliyalık satar, kendini şeyh oldum, zanneder. Halbuki halkın malında gözü var. Hocalar biraz sözü geçip yürüdü mü idi, ağalar, beyler kapısına düşüp, onlardan bir şeyler umarlar. Allahu Teala’nın kapısını bırakırlar. Hepsini değilse de, birçoğu böyledir. Dervişlerde yetişenlerde de birçoğu artık halkın hüsn-ü zannını kazandıktan sonra, nefis heva-sıyla başkalaşırlar. Artık helak olur giderler. Böyle olanlar nasihatte kabul etmezler. Ne kadar söylesen, istemezlerin sözleriyle söylüyor, derler. Hiç üstlerine almazlar. Böylece tepesi üstüne düşün-ceye kadar inat ederler. Bunların hepsi kerameti kendilerinden bildikleri içindir. Sünnet-i Resulullah’tan ayrılmayıp, büyüğünün sözünü baş tacı edip, kabul edip, ebediyen daim böyle olanlar, selamette ve terakkide olurlar.

 


[1] Münavi, Feyzu’l Kadir, c. 5, s. 510 (Mısır).

[2] Ramuze’l-Hadis, c. 1, s. 5/4, Camiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 1, s. 16/7 (1: 63/25)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>