canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Kuvvet Beştir - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

Kuvvet Beştir:

 

1- Nusrat-ı İlahiye yardımı: Birinci nusrat-ı İlahiye şudur ki, Ce­nab-ı Hak’kın yardımı kuluna bir sebeple olur. Kul yardım ister o zaman Cenab-ı Hak yardım eder. Fakat kul anlayamaz. Çünkü bir sebebe sarar ve­rir ya bir mü'min ya bir kafir eliyle onu sebep gösterip o işi olur. mesela bir kimse çok sıcak yerde, yâ Rabbî, ba­na bir serinlik ver, dese Hak bir yel verir. Kul zanneder ki öyle kendi esdi. Yel, rüzgar olmasa bunaldık der. Halbuki rüzgar sebepdir. Bunun gibi sebepler ile verir.

2- Melaike yardımı: İkinci, melaikeler yardımı şudur ki Cenab-ı Hak’kın melekleri yardımcıdır. Bir kimse Cenab-ı Hak’kın esmaül hüsnasından bir isim ile Hak’ka yalvarsa, o ismin huddamı melek vardır. O ismi okuyan, kimseye görünmeden yardım ederler. Her bir esmanın böylece hud­damı isme bağlıdır. Fakat şu işim şöyle böyle olsun, diye dünya işi için esma çekmek haramdır. Ya küffar ile muharebede veyahut din için yarar şeylerde caizdir. İstanbul'u Kayyum esmasiyle Akşemseddin ve Sultan Muhammed Fa­tih aldılar idi.

3- Ruhlar yardımı: Ruhlar yardımı şudur ki, Cenab-ı Hak’kın sevdiği birçok enbiyalar ve evliyalar vardır ki onlar ölmemiştir, hala çağıran­lara yetişirler. Her nerede olsalar ve her neye çağrılsalar hemen yeti­şirler. İmdad etmeleri ve tasarrufları her zaman kıyamete kadar bakidir.

Bunlar zamanlarında ehl-i tarikat idiler. Herbirlerinin tarikları var­ dır. Her kim tarikatı inkar eder ise bunların yardımlarından mahrumdur. Yazıklar olsun, kendi müslüman olup da bunlardan mahrum kalana.

4- Diri olan evliyalar yardımı: Dördüncü, diri olan evliyalanın yar­dımı şudur ki, Cenab-ı Hak yolunda çalışanlara öyle kuvvet verir ki, dünyanın dört köşesinde hükmü yürür. Bunlarda neler zuhur eder ise Pey­gamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem büyüklüğündendir, onun şanıdır. Ağası yiğit olunca etbaı da yiğit olur. Resulün sallallahu aleyhi ve sellem kendi büyük ise ümmeti de büyük olur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadisi şerifinde:

Sizler bir vadi, ve dağlar geçersiniz ki illa sizin ile ge-çerler, halbuki onlar şehirde evlerindedirler. Bunlar çağıranlara yetişirler.

5- Eldeki silahlardır: Beşinci kuvvet zahirde eldeki kuvvettir Cenab-ı Resulullah sallallahu teâla aleyhi ve sellem buyurmuştur ki,

Yazıklar olsun, bu kadar kuvveti bırakıp yalnız bir kuvvetle kalanlara o bir de faide etmez, buraya kadar yazdığımız alem-i ğaybden süzülüp gelen şekli söyledi ve gösterdi. Bak bundan sonra bu bulunduğu­muz alemden geri

وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

 “O'na rucu, gitmeyi söyler ve gösterir.[1]"

Sevgili kardeşim, iyi düşün, yukarıdaki yazılı alemlerin ve berzahların, nurların, makamların yollarını geçmek, Hak’ka varmak ne ka­dar güçdür, yalnız varılmaz, kılavuz gerektir. Bu mahlukat o nuraniye­tiyle Hak’ka bağlıdır, zulmaniyetiyle alem-i kesrettir. Yani bu göze gö­rünen ve cisim sahibi olanlardır. Mesela nuraniyet-i İlahiye su gibidir. Mahluklar balık gibidir.

 Her şeylerin hakikatı hakikat-ı İlahiye bağ­lıdır. Cümle haki-katların hakikatı Hz. Muhmmed Resulullah sallallahu teâla aleyhi ve sellemin hakikatıdır. Bir ismi hakikatül hakayıkdır. Hakikat­ların haki-katı demektir. Kur'an'ın lisanı vahy-i İlahidir ve bakidir. Dinin maksadı ve hedefi, varacağı istikameti Huda'ya, Hak’ka varmak­dır.

Bu dediğimiz varmak umumidir. İnsan hululiye değildir. İnsanın ru­han yükselip ve yükselerek şehevatten temizlenerek alem-i nuraniyete vasıl olmasıyladır ki mesela demirci demiri ateşe koyunca kara ve siyah­dır. Sonra ateşin kuvvetiyle aynı ateş gibi olur. Demirin vücudu görünmez olur. Fakat yine de demirde vücud vardır.

İşte böylece nur-ı İlahiyeye vasıl olanlar kendilerinde vücud göremezler. Hak'tan gayrı hepsi fani olur. Fakat o kulda kulluk vücudu vardır. Fakat nurdan kendini göre­miyor. İlmi nafi kalbde Allahu teala'yı arif olmaktır. Yani her şey onun birliğini, varlığını gösteren ayettir.

Muhyiddin Arabi kuddise sirruh buyurdı ki, arifler iki türlü­dür: Biri kalbim Rabbim den haber verdi derler de araya kalbi vasıta ederler. Bizce bu bile makbul değildir. Arif odur ki, bilavasıta yani hiç vasıta­sız ilmi Cenab-ı Hak’dan alır, söyler. Asıl arif budur demiştir. Asıl alim budur kardaşım. Bunun mirascısı müminlerdir. Her kim sıdkı hulus ile çalışır ise Cenab-ı Hak verir. Fakat bu ilmin ehlini bul­malıdır.

ثَلَا ثَةٍ اَقْسَامِ اَفْضَلُ عَلَى الْاَرْضِ اِلٰى آخِرْ

"Yeryüzünde Allah indinde efdal olanlar üçdür. Biri Alim Biri asker, biri tüccardır.”

Alimler odur ki Bütün ümmetin ziyasıdır ışığıdır. Kendi istiratini menfaatini bir tarafa atıp gece ve gündüz Allah’ın kullarını Allah’a sevdirmek. Allah’ıda kullara sevdirmek. Yanlış itikatlarını düzeltip hiçbir menfaat beklemiyerek doğru istikamete çevirmek. Allah’ım öyle alim ülemaları ümmetin içinden tüketmesin.

Askerlerin kıymet ve dereceleri odurki. Askerlerimiz kumandan-larımız gurur kibiri atıp sırf Allah için din için namus için vatanımızın yurdumuzun gece gündüz koruyup muhafazası için gerekirse canlarını din yolunda vatan uğrunda feda etmeyi göze alarak din için vatan için namus için hudutlarda nöbet bekleyen asker kumandanlarımız. Eğer böyle cidden dinine vatanına yurduna bağlı olan ordu askerimiz olmasa bizler evlerimizde serbest rahat ibadetlerimizi yapamayız. Asker ve kumandanlarımızda bu vazifeleri hakkıyla kıymetini bilirlerse Bir hadisi şerif mealinde: Din için vatan için namus muhafazası için hudutta nöbet bekleyen askerlerimiz çok büyük derece ve mükafata layık olurlar.

Üçüncü vatanımızın içinde maddiyet sahibi olan zengin cömert tüccarlar bunlardada Allah’a karşı iman, imanla beraber din sevgisi, vatan sevgisi ve namuslarını koruma sevgisi için maddiyatlerinden icap ettiği zamanlarda hiç maddiyatını kısıp esirgemeden orduya, fakir hakiki ülemalara çok geçimi dar olan dul ve yetim fakir fukaralara kısıtlamadan gereğinden fazla yeri gelince maddiyetini oralara aktarır. Bunların üçünüde Cenabı Allah çok sever. Ve çok ikram mükafatlarını verir. Bunun üçüde İslamiyetin bel kemiğine benzer. Üçünüde tüketmesin Cenab-ı Hak, Allah rızası için her hu-susta sayı gayretlerinde devam sebat versin. Üçünede Cenabı Allahu Teala Hazretleri yardımcı olup yaptığı vazifelerini sırf Allah için yapmaya devam ve sebat versin amin ya Muin.

 Bir açıklama daha iyi anlaşılması için: Zahirde ordumuz askeriyemiz vazifelerini bilenler var ki din düşmanı olan imansız kafirler din düşmanı vatan namus düşmanı olan düşmanlardan yurdumuzu muhafaza etmektir. Vazifeleri bunlara misal veriyorum: Vatanın hangi cepheden düşman zuhur eder ise askeriye birliğimiz derhal vazifelerini bilip birleşip düşmana karşı bir vücut gibi karşı çıkıyorlar. Kıtaları havacı, kara, bahriye ne olursa olsun sen şu kıtadansın ben bu kıtadanım demiyorlar vazifelerini bilip derhal kumandanlarına bağlı rabıtalı olup bir yumruk gibi birleşip düşman karşısına çıkıp ya şehit ya küffarın helakına azim ediyorlar. Hemde Allah indinde derece kazanıyorlar.

Bura biraz anlaşıldı ise gelelim insan toplumunun muhafazasına çalışıyoruz. İnsanları dalalet yolundan kurtarıp hidayet yolu doğru müstakim yoluna Allah rızasına kavuşturuyoruz diyen yekün alim ülema ehli Tarık olan şeyhler ehli şeriatım diyen fıkıh ilminde kalan hocalar ve bunların peşinde yekün bağlı olan insan toplumuna cevaplar.

Sizler iyi dikkat edelim. Bir vatan din, namus bekçisi olan ordularda düşmana karşı tek vücut olup sen şu bölüktensin ben bu bölüktenim senin kıtan ayrı benim kıtam ayrı biribirlerine adavet buğuzlar varmı? Araştırın tekrar tekrar hep birleşip vazifelerini bilip din düşmanlarına karşı derhal birleşiyorlar. Düşmanı ya yok etmek ya şehit olmak vazifelerini biliyorlar.

Üzülü üzülü müteesir olarak konuştuklarım. Umum insan toplumunun içinde alim, ülema, hoca, şeyh, derviş, mürid ismi altında yaşayanlar sizlere konuşmak istiyorum. Bir kısım hallara vakıf olduğumdan söylemeye mecbur kaldım. Soruyorlar. Sen bizim tarika-tımızdan değilsin bizim zikrimizin içine girme geride dur. Buna benzeyen şeyh ismini markasını taşıyanlardan bizzat müridlerinden haberler alıyorum. Şimdi halı hazırda asrımızda olanlara söylüyorum.

Ben şeyhim ben mehdiyim. Diyenler namazı terk edenler. Zındık oluyorlar. Hem mehdiyim hem şeyhim hemde insanları Allah yolunda onların muhafazasına çalışıyorum diyorlar. Hemde dini İslamiyeti bir taraftan paltalayıp harap ediyor.

 İnsan toplumunun itikatlarını Allah Resulullahın gösterttiği iman itikattan saptırıp şeytana nefislerine teslim edip onlara asker yapıyorlar. Bu kadar üzüntü ile konuşuyorum kadınları mahremlik olan suru muhafazayı kaldırmış kadınlarda sitir olan mahremlerini sitir eden elbiseler soyulması daha söylenmeyecek fiiller sizleri bu şekilde kemala ulaştırıyorum diyen zındıklar türemişler.

Evet zahir askeriyeden örnek alınız sizler diyorsunuz ki biz manevi Allah’ın askeriyiz kendinizi meth ve sena ediyorsunuz. Askeriyede din düşmanlarına karşı bölünme yok birleşme var birlik olup düşmana karşı tek vücutla beraber kuvvetleşip bunlara karşı ya onları imha ya şehit olmak var. Ehli Tarık olanların şeyhler müridler ehli şeriatım fıkıh üzerinde kalıp çalışanların içlerinden Allah’ın Resulullahın işaret ettiği gösterdiği doğru yolda yürüyüp gece gündüz hiçbir karşılık menfaat beklemiyerek Allah’ın kullarının dinlerini namuslarını iman itikatlarını muhafazaya çalışan kardaşlarımıza Allah yardımcı olsun onlara duadan başka diyeceğimiz bir şey yoktur.

Fakat hallarına vukuf olduğumuz bir kısım insanlarda bölünmeler var bir tarikatçı bir tarikatçıya buğuzlar var. Bunlar iyilerin dışında adavet var gıybet var hasitlik var kıskançlık var. Şeriat ve sünneti ortadan kaldırmak var. Kadınlar ile ilgilenmekte şeriatın dinin ayetlerin hudut sınırlarını ortadan kaldıranlar sizlere ne oldu sizler Allah korusun bir taraftan insanları bölüyorsunuz parçalıyorsunuz tarikattan hakikattanda dem vuruyorsunuz.

Dinimizce bir beyi ile hanımı ancak bir ıssız odada bir ıssız yola gidebilir. Helalı olmayan nikah düşecek bir kadın tarikat bacında olsa emmi, dayı, teyze kızıda olsa bunu Allah ve Resulullah men etmiş bir ıssız odada bır ıssız yola gitmeyin üçüncü şeytan olur. Maneviyatınızı harap eder bu emir hudut sınırlarına dikkatli olun şeytan yol bulmasın tekrar tekrar haber veriyor. Cenab-ı Hak cümlemize Alim ülema tarikat ismi altında cümleten biz Allah’ın kullarını kötülüklerden koruyup eyliğe getireceğiz diyenlere yapılacak vazifelerimizi bildirsin ve mesul olacak sorumlu hallardan cümlemizi korusun.

Hangi alim olursa olsun. Hangi hoca imamlık yaparsa yapsın. Hangi şeyh şeyhlik yaparsa yapsın. Bunların hepsi halktan beklenen hürmeti, hizmeti, matlup, menfaatleri, hepsini atıp sırf Allah rızası için Allah’ın kullarını uyandırıp, ikaz, irşad edip, Allah’ın kullarını Allah’a sevdirmek Allah’ıda onlara sevdirmek. Onların kalbini temize çıkarıp ahrete öyle yolcu ettirmek. Allah’ın halk ettiği kullarını zahiren batınan onları muhafazasına çalışmak. Onları korumak, herkes kendi bulunduğu mıntıkalarda yerlerde insanları nefis şeytan canavarının tuzağından kurtarıp iman itikatlarını düzeltip öyle Allah’a yolcu etmek.

Bu mesuliyet çok ağır bir mesuliyettir. Bunlar cahillere ilmi olmayan gafillere bir örnek bir numunedir. Halkın yekün cümlesine kavlinde fiilinde yeme ve içmesinde arzu ve maksatında örnek numune olanlar sizler numuneyi bozarsanız Allah Resululullahın emri olan takvayı bozar çiğnerseniz. Cahiller gafiller size bakıpta sizden takvayı şüphelilerden sakınmayı öğrenecek idi. Sizlere bakacaklar idi. Sizler hakkıyla Allah’tan çok korksanız serbest olmasanız idi. Her halınızda şüphelilerden sakınarak takva üzerinde olsanız idi. Onlarında şüphelilerden sakınarak takva sahibi olmasına sebep olacak idiniz.

Bu dediklerimiz içinde iyileri var takva sahipleri var Allah’ın kullarını iyiye çeken var karşılık beklemeden onları maneviyatta günah ocağından çekip kalplerini Allah’ın zikriyle temizleyip kalplerinde Allah’tan gayrilerini çıkarttırıp Allah’a yöneltenler vardır. Onlardan Allah razı olsun diyoruz.

Sözlerimiz yarınlara Atalardan bir söz var yarım doktor candan eder yarım alim seni dinden eder. Bunlara sesleniyoruz zamanımızda önce bir kısmını söyledik şeyhlik yapanların içinde ve hocaların içinde serbest bid’at olan sigarayı içen alimler şeyhler sizlere söylüyoruz çevrenizdeki size bağlı olup sizlere bakıp sizlerin yeme içmenizden edeplerinizden bir örnek alıp zahirle batınlarını temizleyip Allah’ın zikriyle nurlandırıp bu şekilde temiz nurlu bir kalp ile ahirete yolcu olmayı umuyorlardı.

Sizlerde onların içinde serbest sigara içerseniz. Onlarıda sigara içmeye alıştırırsanız. Bir taraftan da bid’atlara alışırsanız. Bir tarafta hakiki Allah dostları olan halktan hiçbir menfaat karşılık beklemiyerek gece ve gündüz Allah’ın kullarını şeytan canavarının pençesinden tuzaklarından ve nefsin fesat zevk arzularından kurtarmaya çalışan böyle bir Allah dostlarınında arkasından durmaz, aleyhinde atarsınız, gıybetinide yaparsınız, bu fiilinizide kullara aşılarsanız. Allah ve Rusulullahtan çekinip utanıp korkmazmısınız.

Yarın huzuru ilahiyede mahşerde nasıl Allah Resulüne cevap vereceksiniz. Peşinize takılanları manevi yönden tedavi değilde iman, itikatlarını, takvalarını bozduğunuzdan, yakayı nasıl kurtaracaksınız?

Cenab-ı Hak size sormaz mı? Bunlar senin peşine takıldılardı. Sende hakkıyla takva ve bid’atların küllisinden sakınma olsaydı ve kötü ahlakı zemimelerden sakınma olsaydı onlarda sana bakar öyle yetişirlerdi. Onlar bilmiyorlardı. Sen bunların maneviyatlarını bozdun. Sen hem kendi suçunu hemde bunları bid’atlere alıştırdığın için bunların cezasınıda yüklen bakalım denilmesinden hiç düşünüp korkmuyor musunuz?

Allah’ın kullarını böyle bozuyorsunuz. Aynen şunun gibi ki ormandaki yetişmiş çam kerestesi bu doğrama kapı, pencere masa hertürlü işe yarar olan bir kereste eline geçti bunu yapayım derken bozdun. Hiçbir hacet olacak şekle getirmedin heder ettin yok ettin.

İşte yarım değilde kamil olan hocalarımız, kamil olan şeyhlerimiz ve bunlardan ve bunların eli altında yetişip kamil olan ehli Tarık, ehli şeriat, bunların özetli olarak her ikiside insanların içinde kendilerine teslim olan insanlar bir ormanda yetişen güzel bir çam kerestesi gibidir. Bunları eğer o sanatın tam ehli ise o keresteleri heder etmez. Hızarlardan planyalardan işkencelerden ölçülü olaraktan çok üstünde durarak o keresteyi güzel kullanımlı bir hacet yaparlar ayak altına atılmaz hale getirirler.

Gerekse tarikatçıyım gerekse hocayım diyenlere söyleniyor. Sizlerin Allah’ın halk ettiği insanların fıtratinde çok nurani İslam olaraktan yaratılmış onlardan peşinize takılanları heder edip hakkıyla bir hacet yapılmasından sıfıra çıkarıyorsunuz, bozuyorsunuz. Yarım sanatkar ustanın keresteyi bozup da hiçbir işe yaramaz hala getirdiği gibi sizde o insanların itikatlarını, imanlarını, ihlaslarını, zihinlerini bozuyorsunuz. O keresteyi yarımlar heder ettiği gibi sizde insanları heder edip bozuyorsunuz.

Ayet okuyorsunuz. Allah’tan korkun. Ayetlerin hepsini kabul etmemiz lazım hepsinden haber vermemiz lazım. Bir kısımları ayetleri kendi arzusuna göre hoşuna gelen yeri okuyorlar gerisinde olan ayeti kapalı bırakıyorlar. Açma hoşuna gitmiyor. Allah’tan korkunuz Allah’ın ayetlerini kesip üstünü basırmayınız. Peşinize takılan insanları ve sözünüzü dinleyen insanları yarım sanatkarlar gibi keresteyi hacet yapayım derken bütün keresteyi heder edip işe yaramaz bir hala getirip hacet olmadan mahrum edip bozduğu gibi Allah’tan korkun insanların kafasını bozmayın.

İkinci konu ayeti kerime Kur’anı kerime bağlıyız diyorsunuz. Kur’anı kerim rehberimiz diyorsunuz diliniz ile Kur’anı Kerime bağlıysanız rehberimiz diyorsanız Kur’anı Kerimin emirlerine niçin uymuyorsunuz. Bu ayetler hoşunuza mı gelmiyor?

 وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

Bu ayetin mealinde:

“Ey Allah’a inandım onun kelamlarına Kur’anı Kerimine inandım diyenler Allah’ın ipine yani dinine hep beraber yapışınız. Bölünmeyiniz tefrika yapmayınız fırka fırkaya ayrılmayınız.”[2]

Hem içinizdeki düşmanlara hem dıştaki düşmanlara karşı beraber olun. Beraber Allah’ın dinine yapışın zayıf düşmeyiniz, diyor. Bu ayetleri okuyup daha buna benzerleri haber vermeyip ayetleri kendi kafalarına göre hoşlarına giden şekilde te’vil edip tefsir edenlere yazıklar olsun Allah onların şerrinden korusun. Kısadan çok uzuna gitsek de çok derine gidiliyor Allah’ın kulları hadisin mealine göre bu halkı Allahu Teala Hazretleri seve seve halk etmiştir. Yek vücut alimler ehli Tarık ehli şeriatım diyenlerin hepsinin vazifesi hadisi şerifin mealine göre bu halkı Allah’a sevdirmek Allah’ıda bunlara sevdirmek Allah ile bunların arasını açmamaya çalışmak bunların hepsi Allah’ın seve seve yaratıp halk ettikleridir. Bunları yanlış itikatlardan yanlış bozuk mezheplerden yanlış ictihatçılardan bunları bütün kötülüklerden Allah’a yöneltmek doğru istikamete yöneltmek Allah sevgisini bunlara aşılamak vazifeler budur.

Sözümüz Allah’ın kullarını güzel aşıya, sadıkların aşısına aşılı-yanlara onların kerestesini bozmayıp bir hacet gibi temize çırkarıp hacet yapanlara o hacet ki onların iman itikatlarını düzeltip amellerini ihlasa getirip bütün bid’atlerden kurtarıp sünneti Resulullaha bağlıyanlardan ve Allah rızasına kavuşturup doğru istikamete yönelten kardaşlarımızdan Allah kat kat razı olsun sözümüz bunları bozanlara idi.

 Yine sözümüz insanları tertemiz ruh aleminden İslam olarak dünya alemine gelince itikatlarını kafalarını bozanlara onları şeytan-dan nefisten korumayıp onların tuzağına düşürüp şaşkın nefsin zevkine düşkün sünnetten mahrum Allah’ın rızasının dışına çıka-ranlara bütün üzülüp söylediğim bunlaradır. Tekrar bunlara son sözüm dikkat etsinler bütün ehli imana lazım. Hadisi Şerif:

إِنَّ جَهَنَّمَ رَحْيٌ تَطْحَنُ عُلَمٰۤاءِ السُّۤوءِ

Ne buyuruyor iki cihan serveri sultanı embiya işte bu ümmetin ruhlar aleminden lekesiz, kusursuz, nurlu, tertemiz bu dünya alemine gelip böyle temiz insanları itikatlarını, ihlaslarını bozup, bozuk mezheplere, yanlış ictihatçılara aşılayıp, ehli sünnetin dışına çıkarıp, onları bozanlar. Bu hadisi şerifin mealindeki olan ihtardan korkmuyor musunuz? Mealini açıklayalım. İşte bu gibi kendisi bozulmuş keres-tesini heder etmiş bozuk itikata bozuk mezheplere mal olduğu gibi insanlarıda durmadan kendi gibi bozuk mezheplere Allah’ın hoşlan-madığı yanlış itikata istikamete bid’atlere aşılıyanlar. Dikkat edin. Hadisin mealinde ne buyuruyor.

İşte bu gibi kötü okumuşlar yoldan sapıp Allah rızasından kopup insanları da Allah’ın rızasının haricine çıkaranlar bu sınıfta olanların cümlesini Cenab-ı Hak teala Hazretleri şöyle ikaz ediyor:

“Cehennemde ataştan bir değirmen halk etmiş gece gündüz o değirmenin vazifesi böyle insanların Müslüman-ların itikatlarını bozan azan kötü okumuş olanların o cehen-nemde ateşten değirmende cesetleri, kafaları durmadan üğünecektir.”[3]

Bu kafada bu zihniyette olan okumuş olanlar Allah’tan korkunuz Resuldan utanınız Allah’ın kullarını Resulullahın ümmetlerini bozmayı-nız. Ehli sünnet itikatından Allah rızasından harice çıkarmaya sebep olmayınız. O ateşten değirmende üğünmeyiniz. Tedbirli olunuz. Hiç kimseleri âla almayıp burnunuzu kaldırıp serbest korkusuz ayet hadisleri hoşunuza gelen gibisöylemeyiniz. Allah bunların şerrinden ümmeti Muhammedi korusun amin ye Muin.

Hadis-i şerife bak, dikkat et:

اَلْخَلْقُ كُلُّهُمْ عَيَالُ اللّٰهِ فَاُحِبُّهُمْ اِلَى اللّٰهِ اَنْفَعَهُمْ لِعِيَا لِه۪

“Halkın hepsi Cenab-ı Hak’kın ayalidir. Hak’ka en sevgili olanıda onun ayaline faidesi ziyade olanıdır.[4]"

Kardaşım, nice zatlar var ki, gece gündüz kendi menfaatini unutup halkın menfaatine çalışırlar. Onlara uyar isen muhakkak seni de arif ederler. Kur’an-ı Kerim’de:

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِن۪ينَ

 “Şol kimseler ki cehd ile bizim için çalışır ise biz de ona irfan yolunu gösterir ve hidayet ederiz.”[5]

Eğer sen Cena bı Hak’ka bildiğin ile çalışırsan seni o kendinin sevdiği kullara yoldaş eder. Ayetin mucibince seni ne güzel kimselere arkadaş, ahbab, dost eder. On­ların sebebiyle de arif-i billah eder. Amma onlara itiraz eder de yalnız kalır isen, sana nasib yokdur. Bu yukarı yazılı haller yalnız adam işi değildir, Fakat şu da var ki, hadis-i şerif.

اَلرِّضَاعُ يُغَيِّرُالطِّبَاعُ

Yani “Süt veren ananın sütü çocuğun tabiatını değiş-tirir.”[6] dediği şeyh ana gibidir. Şeyhin kamil ve tamam olması lazımdır. Yani arif-i billah olması lazımdır. Müridin hali, tabiatı aynı şeyhindir. Dirilik, hayat madeni onlardır. Hadis-i şerif:

اَلْأَخْيَارُ قُبُرُ الْأَسْرَارِ

“Bunların cesedinde hayat-ı hakikiye vardır.”

عَنْ أَبِي سَعِيدِ الْخُدْرِىُّ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ وَاَب۪ى اُمَامَة رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ وَاِبْنُ عُمَرْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قاَلَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰه تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِ تَّقُو فِرَاسَةُ الْمُؤْمِنُ هُمْ يَنْظُرُ بِنُورِ اللّٰهِ تَعَلٰى

“Mü'minlerin ferasetinden sakınınız, onlar Hak’kın nuru ile bakarlar, kalbinizdeki sırları bilirler.”[7]

 Kardeşim, eğer nefsin kabz içinde ise asar-ı Hak’kı seyre çık; dün­ya boş değildir. İlm-i hakikatın ziyadeliği ilelebeddir. Asla nihayet yoktur. İnsan-ı kamil suret-i İlahiyeye ayinedir ve ayine onun mer-tebesine göre zuhur eder. Onun ilmi ve tecellilerine son yokdur. Ruhun kemaline daima ziyadelik vardır. Hadis-i şerif

مَنِ اسْتَوٰى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْبُونٌ

  “Her kimin iki günü biri birine benziyorsa aldanmış-tır.”[8] buyurdu. Hadisi şerif:

وُجُودُكَ ذَنْبٌ لَايُقَاسُ عَلَيْهِ ذَنْبٌ اٰخَرُ

   “Vücudun öyle bir günahtır ki o başka günahla kıyas olunmaz.”[9]

 Bu mürid olan kimselerde insanda kendine emniyet verdiği benlikdir. Bunun gibi büyük günah yoktur demiştir. Kardaşım, seni bu kendi benlik bağın bağlamıştır. Kendinde bir bilirim de­mek vardır. Emin ol ki Allahu teala Hak’kı için Allah yolunda biz ehl-i him­met elinde olmadıkça ve onunla bu yola çalışmadıkça bildim demek yalan­dır. Yukarı kitabın başından aşağıya kadar oku, sonra bir düşün, bunlar yalnız o şeyhlerdir. Bilirsin, Hazreti Adem aleyhisselam cen-netten yer­yüzüne indi. Şaşdı kaldı. O kadar ilim sahibi olmuş iken Cebrail aleyhisselam gelip şu şuna yarar, bu buna yarar, şunu şöyle edeceksin, bunu böyle edeceksin, dedi, gösterdi. Mürşidlik eyledi. Hazreti Musa (aleyhisselam büyük Peygamber iken Cenab-ı Hak ile konuşur iken Hızır aleyhisselam’ma gönderdi.

Git, bu ilmi iste, sana öğretsin dedi. Hızır aleyhisselam açıktan gösterdi. Musa aleyhisselam bildi ki bu ilim mürşide uymakla imiş. Bu işaretler bize yetmez mi? Resulullah sallallahu teâla aleyhi ve sellem Efendimiz Habi­b-i Huda iken Hira dağında meleği ilk görüşünde korkup eve gelip hasta olup yattı. Cebrail aleyhisselam sonra mübarek başını tutup koltuğunun altına alıp ikra, oku dedi.

مَا اَنَا بِقَر۪ينِ

 Dedi. “Ben okuma bilmem”. Yine koltuğuna başını alıp sıktı. üçüncüde okudu. Kardeşim, vallahi sen de birinin koltuğuna Allah için başını eğmedik­çe, sen bu ilme sahip olamazsın. Resulullah sallallahu teâla aleyhi vesellem Cebrail aleyhisselam’dan büyükdür ve Hak’kın dostudur. Neden Cebrail aleyhisselam ona mürşid oldu. Anla, tarikatı inkar eden biçareler hidayetten mahrum olanlardır. Tarikatta Hz. Ebubekir, Hz.İmamı Ali ve evladları ve bu kadar evliyalar, şeyhler, meşayihler pirler, yoludur. Yazıklar olsun, inkar edenlere. Fakat şu var ki Cüneyd-i Bağdadi kaddesallahu sirrehu buyuruyor ki

اَلطَّرِقُ كُلِّهَا مَسْدُورَةٌ اِلَّا عَلٰى مَنِ اقْتِفٰى أَ ثَرُ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“Tarikat yolları kapalıdır. Yalnız Resulullahın izi üzerin-den gidenlere açıktır.” demiştir. Şeriat üzere olmalıdır. Hadisi Şerif:

إِ تَّقُوا مَوَاضِعُ التُّهْمِ

Yani: “Su-i zanna sebep olan hareketlerden sakınınız.”

Şeriat perdesini yırttı dedirmeyiniz. Bir şeyhin şeriatı tamam ise her şey tamamdır. Cenab-ı Hak tarikat ehlini şöyle bildirmiştir ki:

وَلَا تَطْرُدِ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُۜ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ

 “Mürid olup livechillah Allah için akşam sabah Rable-rinin zikrine devam etmekte bulunanları meclis-i nebevile-rinden uzaklaştırma! Eğer onları meclisinden uzaklaştırırsan zalimlerden olursun. ”[10]

 Fahri Razı, Tefsiri Hazin ve Tefsiri Kâzınin beyanlarına nazaran bu ayetin sebebi nuzulü müşrüklerin Resulullah’a müslümanın fukarasını meclisinden uzaklaştırmasını teklif etmeleridir. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem eshabın fakirleri ile sohbet esnasında Kureyşin zenginleri geldiler. Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bunlarla nasıl sohbet edersin biz sana iman edersek bunlaramı tabi olacağız bunları yanından uzaklaştır. Sana tabi olalım Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ben mü’minleri uzaklaştırmam deyince biz geldiğimizde huzurundan kalksınlar biz gititiğimizde onlar gelsinler dediler. Hz. Ömer radıyallahu anh Ya Resulullah sözlerine muvafakat et. Bakalım ne yapacaklar. Sözlerinde sebat edeceklermi. Yoksa küfürlerinde ısrar mı edecekler, dedi. Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de belki iman ederler arzusuyla muvafakat edince kafirler bu şekilde bir ahdname yazılmasını istediler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de Hz. Ali’ye Ya Ali Ahidnameyi yaz. Demesi üzerine yukarıdaki ayet nazil olmuştur.[11]

 Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden Ayinet Bin Hasan ve Ümiyet Bin Halef ve onların emsalları Kureyş büyükleri hakkında nazil olmuştur. Çünkü onlardan Ayinet İslam olmazdan evvel huzuru Resulullahda Eshabın fakirlerinin bulunduğu zamanda Resulullah’a bunların ter kokusu sana eza vermezmi biz Mudur kabilesinin büyükleriyiz biz iman edersek her kabile iman eder. Bunları yanından def et ki biz sana iman edelim. Zira biz bunlarla bir arada bulunmayı nefsimize ar ederiz. Ar ettiğimiz için iman etmeyiz dedi. Bu sözde Kureyişin zenginlerinin ekserisi müttefikti. Bu söz üzerine aşağıdaki ayet nazil olmuştur.[12]

 Burda Habibine sallallahu teâla aleyhi ve selleme onların sözlerini dinlemeyip sahabenin o fakirleri ile bulunmaya sabretmesi hakkında ayeti kerime geldi.

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ

“Cenab-ı Hak Teala hazretleri sabah ve akşam Allah’ın rızasını isteyip Rabbılarının cemaline mürid olmuş ve onun rızasını talep edenler ile beraber bulun.”[13]

Nefsini sebat ve sabırda onların sohbetlerinde daim eyle demiştir. يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ deyip Hakkın vechini cemalini isterler. Onlar ile birlikte sohbetlerinde bulun deyip o meclisin ne yüksek meclis olduğunu beyan eylemiştir. Resulullah sallallahu teala aleyhi ve selleme böyle emir olununca sana bu emir yok mudur? Ona ne dediyse hepimizedir. tarikata girmek için nice ayetler vardır ve nice hadisler vardır. Hidayette olan kimseye bu kadar yeter, vesselam

Yani Ya Habibim müşriklerin tekliflerini kabul edipte gece ve gündüzde yanındaki olan fakir sahabelerki onlar gece ve gündüzde Allah’a dua ve zikir ile meşgul ve daimi surette Rabbılarının cemaline aşıktırlar. Böyle gece ve gündüz rabbılarını dua ve zikreden Rabılarının cemalini görmeye aşık olan o fakir diye o müşriklerin sözleri ile sakın ya Habibim onları yanından uzaklaştırma ha o müşrikler isterse gelsinler isterse gelmesinler ayeti kerimesi nazil olmuştur. Bu ayeti kerimenin nuzul edip inmesinde ne anlaşıldı? Allah dostlarından Allah’ın fakir kulları Allah’ı zikreden fakir kulları bunları fakir diye hor gören hakir görenler kendini beğenip bunların ile alay istiza edip gülenler düşünüp büyük bir ibret alıp Allah’a ihlaslı itaatlı olup gece ve gündüz her an Allah’ı zikr eden zakir ehli zikr olan kulları kibirli gururlu kendini beğenip burnu kakkın ve zengin nefsine esir olanlar bu ayeti göz önünde tutarak böyle Allah’a aşık olan Allah’ın zikrine fikrine hamil olan kimseleri sakının Alay etmeyin. Hor görüp istiza edip onlara gülmeyin. Hakir görmeyin sonra büyük tehlikeye düşüp Allah’ın gazabına uğrayanlardan olmayınız kardaşım.

Şu ayette buraya münasip düştü:

وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۙ

Ayetin hemen baş tarafını biraz izah edelim.

“Veyl cehennemi ve huteme cehennemleri şol kimseler içindirki onlar hümeze lümeze ehli olanların içindir.[14]

Hümeze lümeze kimdir bunlar insan toplumunun içinde nefse şeytana yakalanıp esir köle olup onların emrinde yaşayanlar kendileri kendilerini çok bilgin bildiklerinden çok gururlu kibirli olduklarından kendilerinin dışında Müslümanların içinde fakir sefil görünüp tahsili kısa konuşmaları kısa bu hümeze lümeze ehli olan onları alay ederler. Hümeze lümeze yaparlar Hümeze onların ile birlikte bir cemaatte otursalar hümeze ehli olanlar biribirlerine göz ile bakarlar gözleri ile başları ile onları işaret ederler gülerler onları hiçbir gâle almayarak onlara gülerler hor görürler hümeze yaparlar.

O Allah’a yakın olmuş dış kısmı fakir olmuş onların gözlerine hor hakır görünmüş olan Allah’a itaat Allah’a gece gündüz zikir fikir eden fakırlara hümeze lümeze yaparlar. Hümeze onların beraber bulunduğu cemaatte Hümeze Lümeze ehli biribirlerini tanır göz ile him kaş ile o fakırları gösterirler gülerler onları hiç kala almayıp alay ederler. Him ile kaş ile

Lümezede o cemaatlerden kalktıktan sonra bu hümeze lümeze ehli olanlar hangi bir insan toplumuna cemaatine varıp otursa tekrar kötü fiillerini daha iyice açığa çıkarırlar. Allah’a iman ve ibadetli fakirlari cemaatlerinde him kaş ile biribirlerine göstererek gülüp maskaralık yaptıkları gibi birde hangi cemaatlere varırlar ise tekrar o günah yetmiyormuş gibi o fakir ibadetli kimselerin başka cemaatlerde onların gıybetine geçerler tekrar tekrar hümeze lümezelik maskaralık onları hor görerek onlara hem gülerler hemde cemaati güldürürler.

Bu örnek ise Peygamberimiz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında Mekke’deki müşriklerde aynı kafada zihinde olup Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e senin yanına geleceğiz amma senin yanında fakir fukaralar elbiseleri kokuyor yırtık hor. Giyimleri hor kendileri biçare iki üç kelamı bir arada layıkıyla söyliyemezler biz bunların ile beraber oturmaya tahammül edemeyiz dediler. Bizler gelince bunlar yanından kalkıp gitsinler onlarda gelince biz kalkıp gidelim dediler. Böyle bir mukavele yapmaya şart koştular. Yüce varlıkları yaratan yüce Rabbımızın bu mukavele hoşuna gelmedi.

Ya Habibim o müşriklerin sözleri ile mukavele yapıp o göze hor görünüpte onların hor göz ile baktıkları Allah’ı seven Allah’a gece gündüz dua edip Allah’ı zikr eden o fakir kullarımı sakın ha yanından uzaklaştırma onlar Rabbılarının cemaline aşıktırlar. O müşrikler isterse gelsinler istemezse gelmesinler. Sen o fakirleri yanından ayırma o fakirlerin kokusuna eza cefasına her türlü hallarına sabır et yanından uzaklaştırma ha tembihler geldi işte bu sınıfta olan hümeze lümeze ehli olanlar kendileri biraz maddiyeti olup maddiyetine dayandığından ya evladı ya malı mülkü ya serveti bunlara çok dayandığından çok eminliğe çok serbestliğe düştüğünden kendilerinden başka Allah’a itaatli ibadetli giyimleri hor biçare gözüken fakirleri cemaatlerde him kaş ile biribirlerine him kaş ederek öyle fakirlere gülüp istiza ederler.

Bu günah yetmiyormuş gibi birde başka cemaatlerde tekrar dilleri ile onların gıybetine geçerler onların yürüme konuşma hareketlerini taklit edip gülüşürler hor görürler. Bunların yeri tafsi-latını yazsak arkası çok uzuna gidecek bunların azap ceza yeri ise hutema cehennemidirki bu sûre hutemayıda açıktan açığa beyan ediyor. Hutema denilen cehennem, ateşten değirmen bu hutema, hümeze lümeze ehli olan kimseleri azap melekleri oraya götürüp cesatı ile tutup o değirmenin yukarıdan içine atacak. Ateşten değirmen bunların bütün yek vücut gövdelerini üğüdecek. Ses çıkarıp kütür kütür sesli üğüteceğini haber veriyor. Böyle Cehennemin üst boğazından atılıp kütür kütür üğünüp alttan çıkınca yeniden vücut bulacak yine azap melekleri atacaklar bu şekilde azap görecekler Allah korusun.

Oranın azap mahalinin kapısı çok büyük ataştan kapıdır. Ataştan büyük kapının arkasından sürgüsü ataştan büyük amıdlar, çok büyük direkler çok kalın direklere amıd denir. Misali bunun gibidir.

Onların da kapının arkasındaki ataştan sürülen sürgüleri çok kalın çok büyük ataştan amıdlar ile sürgülenir buyuruyor. Dilimize kalbimize Rabbım sahip etsin kendilerimizi çok üstün çok bilgin çok görüşlü çok akıllı çok zekalı bilipte Allah’a itaatlı ibadetli olan biçare fakır görüken kimseleri çok sakınıp ihtiza alay edip onlara gülmeyelim. Hutema azap mahalini unutmayalım ha.

Bundan sonra dinle şunu. Ayet-i Kerime:

فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ

ikiye ayrıldı “Biri cennetlik, biri cehennemliktir.”[15]

Cenab-ı Hak cenneti nurundan yarattı, cehennem-i narından yarattı. Dünyada nurunu tutan cennete kadar gider. Dünyada narını tutan cehenneme kadar gider. Nar ateştir, kızmak öfkelenmek ateştir, cehennem eseridir. Halim selim olmak nurdur. Cennet eseridir. Bu dünyadan itibaren yukarı gittikçe nurdur. Buradan aşağı indikçe zulumattır, şiddettir, ateştir. İnsan alem-i ekberdir, esmaül Hüsnaların cemi insandadır. insanın kuşaktan yukarısı, yedi kat gökler ve kürsi, arş-ı a'laya kadarına benzer. Kuşaktan aşagısı yedi kat yer­ler ve tahtesseraya benzer. Her kim aşağı tarafın hevasına tabi olur ise cehenneme kadar gider. Bu dünyada iken yüzünde cehennem eserleri görünür, yüzünde nur olmaz. Her kim yukarının arzusuna tabi olur ise cenneti, ce­mali buluncaya kadar gider. Hadis-i şerifinde sallallahu teala leyhi ve sellem buyurmuştur ki:

 مَا مِنْ آدَمِيٍّ إِلَّاوَف۪ي رَأْسِه۪ سِلْسِلَتَانِ سِلْسِلَةٌ فِي السَّمٰۤاءِ السَّابِعَةِ وَسِلْسِلَةٌ فِي الْأَرْضِ السَّابِعَةِ فَإِذَا تَوَاضُعَ رَفَعَهُ اللّٰهُ السِّلْسِلَةِ السَّمٰۤاءِ السَّابِعَةِ وَإِذَا تَجَبَّرَ وَضَعَهُ اللّٰهُ بِالسِّلْسِلَةِ إِلَي الْأَرْضِ السَّابِعَةِ

“Hiçbir adam yoktur ki; muhakkak başında iki zencir vardır. Bu zencirin biri yedi kat öklerden yukarı gider. Bu zencirin öteki biride yedi kat yerin altına gider. Bir kimse alçak gönüllülükle Hak’ka boyun eğerse Allahu Teala o zenciri yedi kat göklerden yukarı kaldırır. Bir kimsede kibir eder Hak’ka boyun eğmez ise nefsin havasına tabi olur ise Allahu Teala onu yedi kat yerlerin altına çeker.”[16] dediği budur.

 


[1] Yasin-36/83.

[2] Âli İmran 3/103

[3] İbni Adiy El Kamil, İbni Asakir.

[4] Ramuz-el-Ehadis c.1.s.205/10, Hakim, Şirazi, Asakir, ibniebiddünya, Beyhaki şuabul iman, Tabarani kebir.

[5] Ankebut 29/69.

[6] Deylemi Elfirdevsi bime’sûrulhıtab.c.2.s.280/3299 (Beyrut), Münavi Feyz-ul-Kadir c.4.s.55. (Mısır), El Makdisi Ebul Muhammed Elmağna c.8.s.155 (Beyrut)

[7] Ramuzel hadis c.1.s.14/12

[8] Beyhaki Kitabuzzühd ül kebir c.2.s367/987(Beyrut), Ebu Naim Hilyetül evliya c.8.s.35 (Beyrut), Deylemi El firdevs ül bi me’sür il hitab c.3.s.611/5910 (Beyrut

[9] Muhammed Nuri Şemsüddin Miftâh-ul-Kulûb s.350

[10] Enam 6/52.

[11] Hulasatu-l-Beyan Fi Tefsiri-l Kur’an Cilt:5 S: 280

[12] Hulasatu-l-Beyan Fi Tefsiri-l Kur’an Cilt:9 S: 172

[13] Kehf 18/28.

[14] Hümeze 104/1

[15] Şurâ 42/7

[16] Ramuze-l-Ehadis c.2.s.380/2, Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.4.s.38/6121 (Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>