canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İmanın Koruyucuları - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

İMANIN KORUYUCULARI

 

İman beş kat bir kal’a içindedir

1- Yakin, yani zandan kurtulup yakin hasıl olmak ki her halımda Allah (c.c) beni görüyor. Her ne kadar ben onu görmü-yorsam da o beni yakinen görüyor inancına sahip olmak.

2- İhlas, odur ki bütün yapılan ibadet ve amellerde Allah’ın rızası olmaktır. Allah’ın rızasından gayri arzular ve maksatların hepsi atılıp yalnız Allah rızası kalmaktır.

3- Eda-i Feraiz, Yani farz olan ibadetlerdir.

4- Sünnetlerdir,

5- Edeptir.

Bir kimse bunlarla beraber edebi muhafaza ettiği müddetçe şeytanın o kimseye tamahı olmaz ancak edebi bozar terk ettiği zamanda şeytanın ona tamahı olur. Evvela onun sünetini terk ettirmeye, sonrada feraizini terk ettirmeye sonrada ihlasını terk ettirmeye sonrada yakînini zayıflaştırmaya tamahı olur.

İşte bu durumlara karşı insanın abdestinde ve namazında vesair ibadetlerinde ve alışverişlerinde ve bunlardan gayri cemii işi ve umurunda çok dikkat edip edebi muhafaza eylemesini kemali ile ihtimam göstermesi lazımdır.

Edep konuları daha iyi herkesin anlayabileceği şekilde misal ile daha anlaşılır. İnşallahu Teala, Bir yerde zahirde yüksek rütbeli bir amir olsa onun huzuruna gelmek isteyen bir kimseler daha huzura yaklaşmadan bir tertip düzen alırlar. Kendilerine bir çeki düzen verirler esvap ve kıyafetlerine bakarlar düzeltirler, kirli, pis pas olan yerlerini silip temiz edip huzura yönelirler. Huzura yaklaştıkça biraz korku edeple dış görünüş yerini daima düzeltirler. Böyle böyle yüksek amir huzuruna yakın olup huzurda bulundukları müddetçe edebe son derece riayet ederler. Amir huzurunda lüzumsuz kelamdan sakınırlar. Kahkaha ile gülmekten ve şakalaşmaktan çok sakınırlar oturuşlarında, duruşlarında, konuşmalarında korku edebe çok dikkatli olurlar.

Çünkü Yüksek amir huzurunda bulunuyorlar. İşte bu zahir bir misal örnektir ki: Bir kimsede Allahu Teala huzuru kalb ile ibadet ve zikrullah amellerinde ve nafile ibadetlerinde devam ede ede ruhen Cenab-ı Hak’ka yakîn hasıl etmeye başlar Cenab-ı Hak’ka manen, ruhen ne kadar yakin hasıl etti ise onun kadar hem Allah korkusu hem de edebi, hayası o kadar artar. Çünkü her zaman kendini Allah’a yakîn bilip edep haya korkusunu muhafaza eder. Dış zahir hallarda edep, Allah korkusu çok olunca o kimse bazı kalbine gelenlerden bile utanır haya eder. Aman yâ Rabbi tövbe der. İman zayıf iman var ama zan üzeredir. Ne zaman iman zandan kurtulur yakîn hasıl olursa haya edepte beraber artar. Kul ağır başlı, düşünceli bir insan olur.

5- Sadakat doğruluktur. O yediye karşı çok doğru olmaktır. Şeyhine karşı sadakati gayet doğru konuşmalı katiyen yalan söylememelidir. Şeyhin her işinde her halinde gerek hu­zurunda gerekse gıyabında başka yerde bile sadakatsizlikten korkmalı. Çünkü o Allahu Teâlâ ile sırdaştır. Allah ona bildirir diye korkmalı ve doğru olmalıdır.

Sadakat konusunda kelamı kibardan zuhura gelen sözler:

Sadakat İnsana yakışır karşıda görsede ikrah

Çeşmeyi insaf gibi akla bir mizan olmaz

Kişi kendi kusurunu bilmek gibi bir irfan olmaz

Yani: Kamil insanlar kendini ikrah edici hallardan sadakatını bozmaz. Büyük kamil insan nişanı kendisine taş çamur atan çocuğu çamura düştüğü zaman kamil insan onu elinden tutar. Çamurdan çeker selamete çıkarır.

Sıdk, ihlasa yakındır ve derecesi büyüktür. Bunun kemal mertebe­sine çıkana sıddık denir. Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de sıdkı övüyor. Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem kemal hangi şeylerdedir, diye sorduklarında:

“Doğru sözde ve sıdk üzere amelde” buyurdu. O halde sıdkın manasını öğ­renmek mühimdir. Sıdk doğruluk demektir. Bu sıdk ve doğruluk altı şey'de olur. Hepsinde en üst dereceye çıkan sıddık olur

1-Dildedir. Hiç yalan söylemez, ne geçmiş haberler­den ve ne bulunduğu halde, nede verdiği sözde yalanı görülür. Eğri sözden kalb de eğrilir, doğru sözden de doğrulur. Bu sıdkın en yükseği iki şey'­ledir. Birincisi: Doğru sanılsın diye kapalı ve kinaye ile söylememektir. Fakat yer olur ki, doğru söylemek iyi olmaz, harbde, aile içerisinde ki huzursuzluğu gidermek ve insanları barıştırmak için yalan söylemeye izin vardır.

Burada üs­tün derece elinden geldiği kadar ima ile konuşmak, açıkça yalan söylememektir. Söyleyen sadık olursa maksadı ve niyeti Allah için ve hayırlı bir iş için olursa sıdk derecesinden düşmez. ikincisi: Müna­catta Allahu Teala'dan kendisi için sıdkı taleb etmelidir. “Yüzümü sana döndüm” dediği zaman, kalb yüzü dünyaya dönmüş ise yalan söyle­miş olur ve yüzünü Allahu Teala'ya dönmemiş olur. “Senin kulunum ve sana tapıyorum” dediği zaman dünyaya şehvet-lerinin bağı ile bağ­lanmış olup şehvetlerine hakim olmazsa, belki de şehvetleri ona hakim olursa, yalan söylemiş olur. Çünkü o, kime. bağlanmışsa onun kuludur. Bunun için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dünyaya bağlanana,

“Altun ve gümüşün kulu”[1] buyurdu. Yani Dünya muha-betinden kalb selamete çıkmayınca Allah ile dostluk kazanamaz. Allah ile dostluk kazanmak için Allah’dan gayri sevgileri kalbten atması lazımdır. Yani Halkın kendisine hürmet, hizmet yapmalarından iftihara düşmemek ve zevk almamak lazımdır. Kendi benliğinden kurtulmak, ananiyetinden kurtulması nefsi mutmaine makamına ayak basınca nefis sukunete erer. Kendisinde ana niyetinden benlikler o zaman kalmaz.

Cüneydi Bağdadi Hazretleri; “Sıdk ile taleb eden elbette ona erişir. Hepsine erişmese bile bazısına erişir.” buyurmuştur. Ve Ebu Saidil Hudri hazretleri; “Düşümde gördüm ki; semadan iki melek indiler ve bana sıdk nedir dediler. Bende onlara ahde vefa etmektir, dedim. Melekler doğru söyledin dediler” diye rivayet etmişlerdir. Ve Zunnun r.ah.; “Sıdk Allah’ın kılıncıdır. Her ne şey üzerine olunsa onu keser.     

6- Havf korkmaktır. Şeyhime bir küstahlıkta bulunurumda Allahu Teâlâ bana gadap eder diye korkmaktır. Şeyhine bir mürid karşılıkta bulunup onu tanımamazlık yapsa Allah ona gadap eder. Çünkü onu şeyha getiren Allah’ tır. Onu tanımamak Allahu Teâlâ'yı tanımamaktır. Resulü Ekrem Efen­dimizin yanına eshablar varınca mübarek yüzünü gadaplı görünce hemen orada durmazlar giderlerdi. Bunun gadabı Allahu Teâlâ’nın gadabıdır derlerdi.

Şeyhin gadabı da aynı onun gibidir. Çünkü şeyh Resulullahın halifesidir. Yukarda geçti.

رَحْمَةُ اللّٰهِ عَلٰى خُلَفٰۤاءِ,ق۪يلَ: وَمَا خُلَفٰۤائِكَ يَارَسُولَ اللّٰهِ؟ قَالَ: اَلَّذ۪ينَ يُحْيِى نَالسُّنَّت۪ي وَيُعَلِّمُونَهَا النَّاسَ

“Allah’ım halifelerime rahmet et. Halifelerin kimdir ya Resulallah deyince sünetlerimi ihya eder ve nasada öğretir buyurdu.”[2]

Yani diriltir. Şeriatımı tarikatımı bütün gaip olmuş sünnetlerimi diriltir ve nasa öğretir. İşte benim halifelerim bunlardır diye buyurmuştur.

Şeyhlerden mürşidi kamiller şeriatı, tarikatı hem kendileri tutar-lar zikrullahı halka aşılarlar. İşte bunların için Cenab-ı Hak kötülük yapanlara gadap eder. Helak eder. Evliyanın evliyaullah olduğunu bilmeden incidenlerin cezalarını ahirete bırakır. Bilen­lerin cezalarını bu dünyada verir. Müridde bilenlerdendir. Mansuru bağlayıp şehit ederlerken taş vurun demişler. Vurmuşlar, mü­ridinin birisi şeriatın hükmü yerine gelsin diye gül ile vurmuş âh! demiş. Niçin dedin deyince, onlar bilmiyorlar sen bu halin bu yolun ne olduğunu biliyorsun sana acıdım ah dedim. Onların taşları bana hoş geliyor. Bilmiyorlar sen biliyorsun zatın o müride acıdığından ah demiştir. Allah (c.c.) için meydana gelip Allahu Teâlâ'yı sevmek ve onun esrarına onun rızasına kavuşmak için delil tuttuğu kimseden korkmak Allahu Teâlâ'dan korkmaktır. Ben yalancı olurum. Bana gadap eder beni helak eder. Çünkü bu işin kökü Allah (c.c.) içindir ve içinde Allah, vardır. Korkar.

7. Ricadır, Yani nazdır. Şeyhine öyle inanmalıdır ki, hiç beni bırakmaz katiyen mahrum etmez benden geçmez diye güvenmelidir. Dervişin iki hali vardır. Biri naz, o biri niyazdır. Niyaz yazdığım havf, korkudur. Naz sağlam güvenmek inanmaktır. Bu şöyle anlaşılır. Beyazıdı Bestami Kaddese sırrahu hazretlerine birisi nasılsın demiş, demiş ki havf ile rica arasındayım. Bir havf gelince bütün alem cennete gider bir adam cehenneme gider deseler o benim derim korkarım. Yalınız bir adam cennete gider deseler O benim derim demiştir. Bu şöyledir. Ben kimseye muhtaç değilim. Ben kurtuldum deme Allah korkusunu kalbinden çıkarma Allahu Teâlâ'nın yolunda çalıştıktan sonra Allahu Teâlâ'ya güven seni mahrum etmez. O hak yemez müridin birisi Beytullah’ta yatarmış kalkmış, bana şimdi 100 dirhem helva bir kaç ekmek gönder ya Allah (c.c.) göndermezsen ismin hakkı için şu Beytullah’ın kandillerini kırarım demiş. Geri yatmış az sonra bir hamal istediklerini, yüz dirhem helva 3 ekmek getirmiş önüne koymuş yemiş kalanını hamala vermiş. Büyük evliyalardan biri seyredermiş, hamala sormuş kim dedi bunu sana deyince, rüyamda Beytullah’ta yatan adama götür dediler getirdim. Başka bilmem demiş. işte naz ile istemektir. Allahu Teâlâ'yı iyice benimsemiş demektir. Bu rica odur ki bir adamın kendi anası babasına güvenir. Naz eder müridde şeyhine öyle gerektir ki şeyhi­nin hiç ayrılmaz bir parçası kendi ondan o kendinden hiç geç­mez ve geçmeye imkan yoktur bilmelidir. O kendinden geçmez ve kendide ondan dönerse Allahu Teâlâ'dan dön­müş gibi bilmelidir. Ve her ne olursa olsun o kendini asla bı­rakmayacağına güvenmektir. Ricada budur.

 


[1] İmadu-l-İslam

[2] Ramuzel Ehadis c.1.s.291/1

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>