canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Havf Ve Reca - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

HAVF VE RECA

 

Allah yolunda ilerleyen için havf ve reca: iki kanattır. Yüksek ve beğenilen makamlara bu kuvvetlerle kavuşur. Çünkü Allahu Teala’ya kavuşmaya engel olan geçit çok yüksektir. Gerçek bir ümidle Allahu Teala’yı görmekten lezzet alan göz olmadıkça bu geçitler aşılmaz. Nefs de Cehennem yoluna sürükleyen şehvet ve arzular galiptir, hilecidir ve çekip götürmektedir Bu tuzağına, düşeni yakalar. Kalbine korku hakim olmayınca, ondan sakınamaz. Bunun için havf ve recanın fazileti büyüktür. Reca (ümid) kulu çeken yular gibidir. Havf (korku) ise kendisini kamçılayan kamçı gibidir. Biz önce recayı, sonra havf-ı anlatacağız. Havf Allahu Teala’dan korkmak, reca, Allahu Teala dan istek beklemek, ümid etmek demektir.

Reca: Bil ki, kerem ve fazilet ümidiyle Allahu Teala’ya ibadet etmek, cezasından korkarak yapılan ibadetten daha. İyidir. Zira ümidden muhabbet doğar. Muhabbet makamından daha yüksek makam yoktur. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

لَا يَمُوتَنَّ أَحَدُكُمْ اِلَّا وَهُوَ يُحْسِنُ الظَّنَّ بِاللّٰهِ

“Sizden birisi ölürken, mutlak surette Allahu Tealaya hüsn-i zan ederek ölsün.”[1] buyuruyor.

Enes radıyallahu anh der ki: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem can ver­mekte olan bir kimsenin yanına girmişti. Ona:

إِنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَخَلَ عَلٰى شَابٍّ وَهُوَ ف۪ي الْمَوْتِ فَقَالَ كَيْفَ تَجِدُكَ قَالَ وَاللّٰهِ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَ نّ۪ي أَرْجُو اللّٰهَ وَإِ نّ۪ي أَخَافُ ذُنُوب۪ي فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَجْتَمِعَانِ ف۪ي قَلْبِ عَبْدٍ ف۪ي مِثْلِ هٰذَا الْمَوْطِنِ إِلَّا أَعْطَاهُ اللّٰهُ مَا يَرْجُو وَآمَنَهُ مِمَّا يَخَافُ

- Kendini nasıl buluyorsun? diye sordu. Adam:

- Günahlarımdan korkuyorum ve Allahu Teala'nın rahmetini ümid ediyorum, dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

-“Mü’minin kalbinde korku ile ümit toplandığı müddetçe yüce Allah o kuluna umduğunu verir ve onu korktuğundan emin kılar” buyurdu.[2]

Allahu Teala, Ya'kup aleyhisselama vahiy gönderdi: “Yusuf’u (aleyhisselam) niçin senden ayırdığımı biliyor musun? Sen dedin ki, kor­karım onu kurt yer. Kurt’tan korktun ve bana güvenmedin, ümid etmedin. Kardeşlerinin dalgınlığından korktun, benim korumamı aklına getir­medin” dedi.

Ali radıyallahu anh günahlarının çokluğu sebebiyle ümidsiz olan birini gördü. “Ümidsiz olma, O'nun rahmeti, senin günahından büyüktür” buyurdu.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

إِنَّ اللّٰهَ لَيَسْأَلُ الْعَبْدَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتّٰى يَقُولَ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَ الْمُنْكَرَ أَنْ تُنْكِرَهُ فَإِذَا لَقَّنَ اللّٰهُ عَبْدًا حُجَّتَهُ قَالَ يَا رَبِّ رَجَوْ تُكَ وَفَرِقْتُ مِنَ النَّاسِ

“Allahu Teala kıyamet. günü, kuluna: Kötülük görünce, niçin nehy-i-münker yapmadın, der. Eğer Allahu Teala onun diline hüccet verirse ve insanlardan korktum, rahmetine güvendim, derse ona rahmet eder.”[3]

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün buyurdu ki:

لَوْ تَعْلَمُونَ مَۤا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَل۪يلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَث۪يرًا وَلَخَرَجْتُمْ اِلَى الصُّعَدَاةِ تَلْدِمُونَ صُدُورَكُمْ وَ تَجْأَرُونَ اِلٰى رَبِّكُمْ, فَأَتَاهُ جِبْر۪يلُ فَقَالَ: إِنَّ اللّٰهَ يَقُولُ لَكَ: لِمَ تَقْنُطُ عِبَاد۪ي؟ فَرَجَعَ إِلَيْهِمْ فَقَالَ: سَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَأَبْشِرُوا

“Benim bildiğimi siz bilseniz, az güler, çok ağlardınız. Sahraya çıkar, elinizle göğsünüze vurur, inlerdiniz.”Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam geldi ve Allahu Teala buyuruyor ki:

“Kullarımı, rahmetimden niçin ümit­siz ediyorsun.” dedi. Tekrar dışarı çıktı ve Allahu Teala'nın rahmet ve fazlından uzun uzun bahsetti, insanlara ümid verdi.[4]

 

إِنَّ اللّٰهَ تَعَالٰۤى أَوْحٰۤى إِلٰى دَاوُدْ عَلَيْهِ السَّلَامْ أَحَبَّن۪ي وَأَحَبَّ مَنْ يُحِبَّن۪ي وَحَبَبْن۪ۤي إِلٰى خَلْق۪ي فَقَالَ يَا رَبِّ كَيْفَ أَحْبَبْكَ إِلٰى خَلْقِكَ اُذْكُرْن۪ي بِالْحُسْنِ الْجَم۪يلُ وَاذْكُرْ آلَۤائ۪ي وَإِحْسَان۪ي وَذِكْرِهُمْ ذٰلِكَ فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْرِفُونَ مِنّ۪يۤ إِلَّا الْجَم۪يلُ

Allahu Teala, Davud aleyhisselama vahiy gönderdi: “Beni sev ve kullarımın kalbin­de beni sevgili eyle”, buyurdu. Seni nasıl sevdireyim, yâ Rabbî? deyin­ce, “Onlara nimet ve ihsanlarımı hatırlat ki, benden iyilikten başka bir şey görmediler”, buyurdu.[5]

Ölümünden sonra Yahya ibn Eksem'i rüyada gördüler. AIlah’u Teala sana ne yaptı? dediler. Dedi ki: Beni suale çekti. Ey Şeyh, sen böyle böyle yaptın, buyurdu. Çok korktum ve: “Yâ Rabbî! Bana seni böyle tanıtmadılar!” dedim. “Nasıl tanıttılar”, buyurdu. Dedim ki, bana Abdürrezzak, ona Muammer, ona Zühri, ona Hazret-i Enes (radıyallahü anh), ona Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona

Cebrail aleyhis­selam, ona da siz bildirmişsiniz ki:

أَناَ عِنْدَ ظَنِّ عَبْد۪ي ب۪ي فَلْيُظَنَّ ب۪ي مَا شٰۤاءَ

“Ben kuluma beni zannettiği ve ben den beklediği gibi olurum”. Ben sizden rahmet bekliyordum, deyince buyurdu ki: Cebrail (aleyhisselam) doğru söyledi. Resülüm sallallahu aleyhi ve sellem doğru söyledi, Enes radıyallahü anh doğru söyledi. Zühri doğru şöyledi. Muammer doğru söyledi. Abdürrezzak doğru söyledi. Sana rah­met ettim Bunun üzerine bana hilat verildi. Cennet hizmetçilerini yanıma gönderdiler eşi olmayan bir neşeye kavuştum. Hadis-i şerif'te buyruldu ki:

إِنَّ رَجُلًا مِنْ بَن۪ۤي إِسْرٰۤائ۪يلَ كَانَ يَقْنَطُ النَّاسُ وَيَشُدَّدْ عَلَيْهِمْ قَالَ فَيَقُلْ لَهُ اللّٰهِ تَعَالٰى يَوْمَ الْقِيَامَةِ الْيَوْمَ أَوَيْسَكَ مِنْ رَحْمَت۪ي كَمَا كُنْتَ تَقْنَطُ عِبَادِيَ مِنْهَا حَد۪يثِ إِنَّ رَجُلًا مِنْ بَن۪ۤي إِسْرٰۤائ۪يلَ كَانَ يَقْنَطُ النَّاسِ وَيَشُدَّدْ عَلَيْهِ

“Benî İsrail den bir kimse, insanları Allahu Teala nın rahmetinden, ümidsiz ederdi. onlara ağır işler söylerdi. Allahu Teala kıyamet günü ona: Kullarımı benim rahme-timden ümidsiz ettiğin gibi, bugün ben de seni rahmetimden ümitsiz ederim” buyurdu.[6]

Hadis-i Şerifte bildirildi ki:

إِنَّ رَجُلًا يَدْخُلُ النَّارَ فَيَمْكُثُ ف۪يهَا أَلْفَ سَنَةٍ يُنَاد۪ي يَا حَنَّانُ يَا مَنَّانُ فَيَقُولُ اللّٰهُ تَعَالٰى لِجِبْر۪يلِ اِذْهَبْ فَائْتِن۪ي بِعَبْد۪ي قَالَ فَيَجِۤىءُ بِه۪ فَيُوقِفُهُ عَل۪ى رَبِّه۪ فَيَقُولُ اللّٰهُ تَعَالٰى كَيْفَ وَجَدْتَ مَكَانَكَ فَيَقُولُ شَرَّ مَكَانٍ قَالَ فَيَقُولُ رُدُّوهُ إِلٰى مَكَانِه۪ قَالَ فَيَمْش۪ى وَيَلْتَفِتُ إِلٰى وَرٰۤائِه۪ فَيَقُولُ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلٰۤى أَيِّ شَىْءٍ تَلْتَفِتُ فَيَقُولُ لَقَدْ رَجَوْتُ أَنْ لَا تُع۪يدَن۪ي إِلَيْهَا بَعْدَ اَنْ خَرَجْتَن۪ي مِنْهَا فَيَقُولُ اللّٰهُ تَعَالٰى اِذْهَبُوا بِه۪ إِلَى الْجَنَّةِ

“Bir kimse bin sene cehennemde kalır. Sonra: ya hannan, ya Mennan der Allahü teala Cebrail aleyhisselam’ma git kulumu bana getir der Allahu Teala ona Cehennemdeki yerin nasıldı diye sorar en fena yer olarak buldum der. Götürün bunu cehenneme buyurur cehenneme götürürken geriye bakar Allahu Teala niçin bakıyorsun buyurur. Zannettim ki beni cehennemden çıkardıktan sonra bir daha cehenneme koymayacaksın der. Allahu Teala cennete götürün buyurur bu ümidi ile kurtulur.”[7]

Gelecekte iyi bir şey bekleyenin, bu bekleyişine reca [ümid] denir. Ahmaklar bunu anlayamazlar hepsini ümid ve reca sınırlar. Sandıkları gibi geğildir. Bir kimse iyi bir tohum arar, yu­muşak toprağa, eker, otları ve zararlı bitkileri temizler, zamanında sular ve bundan mahsul bekler. Allahu Teala yıldırımdan korursa ve afetleri giderirse, bu beklemeye ümid denir. İyi tohum aramaz, tohumu sürülmüş toprağa ekmez, otları Ve dikenleri temizlemezse, sulamazsa ve buna rağmen mahsul beklerse buna ahmaklık denir.

Bir de var ki, iyi bir tohumu sürülmüş bir toprağa eker, otları temizler fakat su vermez. Yağmur yağmasını bekler. Orası her ne kadar az yağmur alan bir yer de olsa bunun ürün alması imkansız değildir ve buna temenni denir. Bu gibi, doğru iman tohumunu göğüs tarlasına koyarsa ve kalbini fena ahlak dikenlerinden temizlerse, taat ve ibadete devamla iman ağacını sularsa ve ölüm zamanına kadar her türlü afetlerden uzak olmasını Allahu Teala'dan dilerse, son nefeste de böy­le selamette olmasını arzularsa buna ümid denir. Bunun alameti de mümkün olan hiç bir şeyde kusur etmemektir ve yapması ge­rekenleri geciktirmemektir. Çünkü yapması gerekenleri tehir etmek, ümidden değil, ümidsizliktendir. Ama, eğer, iman tohumu çürük olursa, yani yakini doğru olmazsa, yahut doğru olup kalb kötü ahlaktan temiz­lenmezse ve taat ile sulanmazsa rahmet beklemek ahmaklık olur.

Bizler mahlukuz Cenab-ı Hak bizleri halk eden halıkımızdır. Bizler nefis şeytan dünya karşısında olduğumuzdan tamamen kusur ve hatalardan salim olmamız mümkünü zordur. Onun için iki konu bize düşen birisi bizi halk eden yüce Rabbımızdan çok fazla korkmak ki acaba fiilimizden kavlimizden vesair hareketlerimizden düşünce ve fikirlerimizden hangileri Rabbımızın hoşuna gelmez ve bize gücenir diye çok korku üzerimizden bir an kalkmaması gerekir. Ve çok korkmamız gerekir. İkinci başlıklı konumuz: Ümitsizliğe düşmeyiniz ayetin mealine göre ancak kafirler umutsuzluğa düşerler. Şu ayeti buraya yazmamız münasip düştü.

وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ ﴿﴾ يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ ﴿﴾

Bu ayetin mealinde Cenab-ı Hak Teala hazretleri kendisinin halk ettiği bütün insanlara ne kadar büyük lütfunu şevkat merhametini acımasını esirgemesini büyük günahkarlara bütün insanlara büyük müjde beşaretler veriyor. Ayetin mealinde insan oğullarına lütfunu affını açıp ilan edip haber veriyor. Her kim üç büyük kebair günahları yapar ise üç büyük kebair günahlar ayetin nuzulüne sebepte İbni Mesud hazretleri Peygamberimiz sallalahu Teala aleyhi ve selleme sordular ki:

Allah indinde en büyük günahlar hangisidir Ya Resulallah sorusuna cevap. Bir Allah’a şirk koşmak, Allah’tan gayri puta, ay’a, Güneş’e başkalarına Allah’tır, Tanrıdır diye tapmaktır. Bundan sonra büyüklerden hangisi ya Resulallah sorusuna Rızk korkusundan çocuklarını evlatlarını katil etmek burayı iyi araştırırsak çocuğun yaratılmasına dünyaya gelmesine kendimiz zaif görüşümüzce onları ana rahminde katil edip yok etmek. Bu da sıraya girmektedir. Çünkü ana rahmindeki o nutfa Allahu Tealanın dilemesi ve iradesi ile halk olunmaktadır. Katledip cinayet edenler haşa Allah’a karşı benim görgüm görüşüm daha üstün anlamına gelmekte büyük bir tehlikedir. Günahtır. Allah dilemese murad etmese o halk olunmaz nice zengin servet sahipleri çocuk yapmaya ne kadar maddiyetler harc ediyorsa da ellerine geçmiyor. Üçüncü soru bundan sonra büyük günahlar hangisidir ya Resulallah sorusuna cevap: Komşusunun namusuna tecavüz etmek. Her kim bu üç büyük kebair günahları cesaret eder yapar ise ayet haber veriyor.

“Bu üç büyük günahları yapanların ceza yerleri cehen-nemin taban katlarında en kızgın en sıcağı şiddet tesirli olan esame cehennemine konmasını ve günden güne orada azabın çeşitleri şiddetleri artarak ebedi esame cehennemin-de kalacağını ayeti kerime haber verdi. [8]

Ayetin arkasından devamına dikkatle tekrar tekrar bakalım. Kulağımızı açalım ne kadar yüce Rabbım kulların üzerine şefkatını merhametini sevip onları esirgemesini ve affı mağfiretini açıktan açığa haber veriyor.

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ﴿70﴾ وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَابًا ﴿71﴾

Ayetin mealine göre. Bu üç büyük kebair günah ile cezalanıp esame cehennemine konulmasını emir buyurduk-tan sonra ayetin devamında bu üç kebair günahı yapanlar. Cidden Allah’a iman edip bir daha bu günahları yapmamak niyeti ile sıdkı hulus ile tövbe eder ve birde ihlaslı ameli salihaye başlar devam ederse bu kimselerin bütün yapmış olduğu günahları affı mağfiret edeceğine yüce Rabbımız vaad ediyor. Ve Eğer bir kimse tevbe eder ameli Salih işlerse o kimse Allah’ı rücu eder. Ve tevbesi Allah indinde makbul olduğundan tevbesi azabı giderir sevap getirir.” [9]

Her kim bu üç büyük kebair günahı yaptı. Ceza yeri esame cehennemine kararlaştı. Fakat illaki bunu yapanlar kendini yaratan halk eden Allah’ı tanır onun var olduğunu bir olduğunun güç kudret sahibi olduğuna inanıp iman eder birde Allah’ın emirlerini ihlaslı huzuru kalb ile ameli saliha yapmaya başlar bir dahi böyle yaptığı günahlara çok pişman müteesir mahçup olarak göz yaşı ile bir dahi yapmamak niyeti ile sıdkı hulus niyeti ile tevbe ederlerse o kimseler bütün yaptıkları günahları affı mağfiret oluyor. Bütün günahların altı borçlunun borcunun yazılıp silindiği gibi siliniyor. Daha en büyük şefkat merhametini lütfunu açığa çıkarıyor kullara bu kadar büyük dağlar kadar yığılan günahların hepsini sevaba tebdil ediyor. Ne kadar günah kazandı ise affı mağfiret olduktan sonra günahın bedelleri hepsi sevaba tebdil ediyor. Burada Cenab-ı Hak’tan umut kesmeyeceğiz tevbeye çok çok müteesir mahçup olaraktan devam edeceğiz kendimizi daimi sürette o günahlarımızı unutmayarak hem tevbe hemde Allah’a karşı kendimizi daima suçlu mahçup olarak yaşayacağız.

Daha ayetin sonunda tekrar yine bir af müjdesi geliyor arkada iki sefer olması birinci bütün günah cezalarından kurtulması af olunması ikinci haber büyük müjde ile günahın af olundu yığılan günahlarınıda sevaba tebdil etti. Ne kadar şevkatı merhameti çok Allah’ım ne kadar esirgemen çok Allah’ım. Bizleride bu günahlara tevbe ile pişman mütesirlik ile mahçup vaziyette boyun bükerek gözyaşları dökerek tevbe edenlerden ve tevbelerini kabul edip günahlarını sevaba tebdil eylediğin kullarından eyle yâ Rabbî amin ya Muin.

Dikkat! Allah’ımızın vaadi başkalarının vaadine benzemez vaadinde duran ondan sadık kimse bulunmaz. Bu kimse bu günahları affa uğradıktan sonrada Cenab-ı Hak bakınız Lütfu ilahiyesini şefkatini açığa çıkarıp gösteriyor. Bu günahların aftan sonra bu kadar yığılan günahları sevaba tebdil edeceğini haber verip kullara beşaret veriyor. Bizler ayetlere dikkatle tekrar tekrar iyi bakacağız Hadisi şeriflere dikkatli iyi bakacağız. Bu ayetin hükmüne göre günahımız isyanımız kusurumuz çok ama onun rahmeti şefkati daha artık çoktur. Onun rahmetinden umut kesmiyeceğiz.

نَبِّئْ عِبَاد۪يٓ اَنّ۪يٓ اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ

Cenab-ı Hak ayeti kerimesinde Günahkarlara günahını bilip tövbe edenlere bir kurtuluş müjdesini haber vermektedir. Yani,“Ey Habibim kullarıma haber verki günahını bilip tövbe edenleri af ederim. Ve Benden rahmet dileyenleri mağfiret ederim.”[10]

Bana karşı asilik yapıp isyan edip burnunu kaldırıp kanunlarımı tanımaz isyanda bulunanlara azabım elimdir. Bu konuda büyük günahkarlara Cenab-ı Hak gene bir kurtuluş beşaret vermektedir.

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰىٓ اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ

Yine Ayeti kerimede buyuruluyor ki:

“Ya Habibim o kullarıma deki Ey kendi nefislerinin üzerine günah isyanda azapta israfa geçen kullarım. Siz Al-lah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyinki ve günahınızın büyüklüğüne nazar ederek tövbenizin kabul olunmayacağını zannetmeyin o Allah tövbe ve iman edenlerin günahları her ne kadar büyük olursa olsun cümlesini afv ve sitr eder.”[11]

Yüce Rabbımız halk ettiği yarattığı kullarının üzerine kendisinin ne kadar onları sevdiği ne kadar büyük günahlarını suçlarını af edeceğini tekrar tekrar haber verip bildiriyor. Gerekse günahkarlara gerekse bütün nefis şeytan karşısında olarak hata isyan günah kusurlardan kendimizi kurtaramayanların hepsine büyük beşaretler müjdeler haber vermektedir. Ayeti Kerime zümer suresi kerime 53. Ayetinde haber vermektedir. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi vesellem Mekke’den Medine’ye hicretlerinden bir müddet sonra birinci rivayet ayetin nüzulüne Mekke’den tahminen beş altı yedi kimseler çıktılar Medine’ye azm ettiler. Gelenlerin içindekiler birisi vahşi Hamza pehlivanı şehit eden kimse obirleri Halid Pehlivan değilde Halid Bin Velid buna benzeyenler Medine’ye azm ettiler. Biz Muhammed’in yanına gidiyoruz amma bizi ne Muhammed kabul eder nede Allah kabul eder.

Çünkü Hamza pehlivanı şehit eden vahşiye Müslüman olma teklifi olunca beni Allah nasıl kabul eder acaba ben onun habibi olan sevgilisi Muhammed aleyhisselam’ın amcası Hamza’yı şehit ettim. Benim Müslüman olmam imkansız obirleride çok büyük günahların en büyük günahları yapan kimseler. Biz kabul olunmayız zöhimleriyle (düşünceleriyle) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e haber verildi. O anda derhal Cebrail aleyhisselam bu ayeti kerimeyi indirdi. Ayeti kerimenin mealinde: Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri buyuruyor ki:

 Ya Habibim Benim namı hesabıma de ki; Ey günah isyan hatalar katiller zinalar yönünde en ileri israf edip geçen kullarım çünkü onlar bütün katillerin fuhşiyetlerin en ileri safına geçmişler idi. Sizler niçin kabul olunmayız diye geliyorsunuz. Sizlerin günahlarınız Allah’ın rahmetinden merhametinden şefkatından daha çok artıkmıdır. Benim kullarım üzerine şefkatım merhametim affı mağfiretim esirgemem azabımdan artıktır. Buyurulunca hepsi imana geldiler. İman safına geçtiler.

Yalnız Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz amcası Hamza pehlivanı şehit eden Vahşiye dedi ki az sen cemaatlerde toplumlarda tam benim gözüme karşı olan yerlerde oturma az sen bir kenarlarda otur. Çünkü amcası Hazma Pehlivan Allah’ın yanında Resulullah’ın yanında bütün İslam alim ülamalarının yanında bizlerinde yanımızda şerefi derecesi makamı çok yüksektir bir zattır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cenaze namazlarını dört tekbir ile kıldırır idi. Hazma pehlivanın şehit düşmesinde onun cenaze namazını yetmiş tekbir ile kıldırdı. Ruhları için fatiha.

Buradaki uzatıp yazdıklarımız bazen sakat bozuk cebri mezhepleri kaderiye mezhepleri insanların kafalarını zihinlerini bozanlar çoğaldı. Ezel ervahta yaratıldığında anlıma Cenab-ı Hak levhi mahvuzda ne yazdı ise o gelir yazdığı takdir mukadder bozulmaz hatta cennetlik isen cennetlik cehennemlik isen cehennemlik dir diye insanların imanını itikatını bozuyorlar. Ehli sünnetten kendi yanlış görüş içtihatlarına çeviriyorlar çevirmelerine sebep oluyorlar. Okuyup dinleyenlere amel edenlere Allah’ın bizzat kendinin kelamları ile tastik olunuyor. Kendi kafamızdan bir şeyler ilaveler yoktur. Bunları okuyup dinleyenler şüphe tereddüt yaparsanız çok tehlike yönlerine düşersiniz çünkü ayetler bizzat Allah’ın kelamıdır. İşte iki ayet şimdiki düşünenlere kafi gelir. Takdir olunan esame cehennemine layık olanlar bütün günahlarını bilip bir daha yapmamaya tevbe ederek kendini Allah’a karşı mahçup mahsun olunarak tevbe eder ameli saliha ya başlayıp devam ederse yapılan küçük büyük bütün günahların affa uğrayıp ceza almışken cezaları af olup yaptığı büyük dağlar kadar ağır günahların hepsi günahların bedeli kadar sevaba tebdil edeceğini haber verip ilan ediyor.

Ne arıyorsunuz Allah’ın kelamının dışında nerde sürünüyor-sunuz. Bozuk mezheplerin peşinde ne arıyorsunuz. Allah’ın ve O’nun resulünün sözleri sizleri ikaz irşad etmeye inanmanıza kafi gel-miyormu dikkatli olun yanlış ictihatçılara kendi kafasından fetva verenlere bozuk mezheplerin ilaveleri yanlış konuşmalarına kafala-rınızı takmayın hatta bozuk mezhepler bozuk fikirli yanlış ictihatçılarla sohbitte yapmayınız yazdıkları kitaplarıda okumayınız itikatınıza noksanlık gelmesin çünkü onlar hadisten ayetten söyler mealini kendileri arzularına göre konuşup sizi bağlarlar Allah korusun.

Yani bir kimse her ne kadar büyük günah işlese hakkıyla iman eder. Ve Günahlarına pişman olur bir daha yapmamak niyeti ile tövbe eder. Ameli Saliha devam ederse Cenab-ı Hak’kın bütün günahlar için affı mağfireti vardır, buyuruyor.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَةَ اللّٰهِۜ

“İman edip, arzularını, şehir ve evlerini bıra­kıp hicret, edenler ve kafirlerle cihad eyleyenler, bizim rahmetimizi ümid ederler.”[12] buyuruyor.

Recaya Kavuşmanın Yolu:

İbrahim ibn Edhem rahmetullahi aleyh buyurdu: “Bir gece yağ­mur yağıyordu. Tavaf yapamadım, Yâ Rabbî, beni günahdan koru, hiç günah işlemeyeyim dedim. Kabe'den bir ses duydum: 'Sen günahsız olmak istiyorsun. Bütün kullar da senin gibi istiyor. Eğer hepinizi günahdan korursam, ihsan ve rahmetimi kime aşikar edeyim?’ Bütün dünya lezzetlerinden geçmek, Cehennemde bir gece kalmamaya karşılık olsa değer. Nitekim Ömer radıyallahu anh buyurdu ki: Eğer Cennete bir kişiden başka kimse girmeyecek deseler, o kişinin kendim olduğunu ümid ederim. Bir kimseden başka Cehenneme kimse girmeyecek deseler, korkarım ki o bir kimse ben olurum” buyurdu.

Havf: Bil ki, havf Allah'tan korkmak ve büyük makamlardandır. Fazileti, sebep ve neticelerine bağlıdır, sebebi anlatılacağı gibi ilim ve marifettir. Bunun için Allahu Teala Kur’anı Kerim’inde:

اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ

“Allah'tan ancak alim kulları korkar.”[13] bu­yuruyor. Resu-lullah sallallahu aleyhi ve sellem:

رَأْسُ الْحِكْمَةِ مَخَافَةُ اللّٰهْ

“Hikmet ve ilmin başı Allah korkusudur”[14] buyuruyor.

Neticesi ise, iffet. Vera ve takvadır. Bunların hepsi de seadetin anahtarıdır. Çünkü şehvet ve arzular terk­edilmedikçe ve bu yolda sabredilmedikçe, saadet yolu bulunamaz. Şeh­vet ve arzuları korku gibi hiç birşey yakıp yok edemez. Bunun için Allahu Teala ken-disinden korkanlar için hidayet, rahmet, ilim ve rıza­yı üç ayette topladı -ve

هُدًى وَرَحْمَةٌ لِلَّذ۪ينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ

“Hidayet ve rahmet Allah için günahlardan kaçanla-radır.”[15] Havfın neticesi olan takvayı Allahu Teala kendine izafe ediyor.

لَا يَلِجُ النَّارَ أَحَدُ بَكٰى مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَعَالٰى حَتّٰى يَعُودَ الْلَبَنُ فِي الضَّرْعِ

“Allah korkusundan ağlayan, memeden akan süt geri memeye girmeyince, O kul Cehenneme girmez.”[16]Aişe radı-yallahu anha der ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:

 وَقَالَتْ عَائِشَة رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللّٰهْ: أَيُدْخِلَ أَحَدُ مِنْ أُمَّتِكَ الْجَنَّةِ بِغَيْرِ حِسَابٍ قَالَ نَعَمْ مِنْ ذِكْرٍ ذُنُوبَهُ فَبَكٰى

“Ümmetinden, Cennete hesabsız girecek kimse var mı-dır? diye sorunca, Resûl-i Ekrem: “Evet girecektir günahını düşünüp, ağlayanlar” [17] buyurdu. Yine buyurdu:

مَا مِنْ قَطْرَةٍ أَحَبُّ إِلَى اللّٰهِ تَعَالٰى مِنْ قَطْرَةِ دَمْعٍ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَعَالٰۤى أَوْ قَطْرَةِ دَمٍ أُهْر۪يقَتْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى

“Allahu Tela katında, Allah korkusundan akan gözyaşı damlasından ve Allah yo­luna akan kan damlasından sevgili damla yoktur.”[18]

Hanzala radıyallahu anh der ki:

كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَوَعَظَنَا فَذَكَّرَ النَّارَ قَالَ ثُمَّ جِئْتُ إِلَى الْبَيْتِ فَضَاحَكْتُ الصِّبْيَانَ وَلَاعَبْتُ الْمَرْأَةَ قَالَ فَخَرَجْتُ فَلَق۪يتُ أَبَا بَكْرٍ فَذَكَرْتُ ذٰلِكَ لَهُ فَقَالَ وَأَنَا قَدْ فَعَلْتُ مِثْلَ مَا تَذْكُرُ فَلَق۪ينَا رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ نَافَقَ حَنْظَلَةُ فَقَالَ مَهْ فَحَدَّثْتُهُ بِالْحَد۪يثِ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَأَنَا قَدْ فَعَلْتُ مِثْلَ مَا فَعَلَ فَقَالَ يَا حَنْظَلَةُ سَاعَةً وَسَاعَةً وَلَوْ كَانَتْ تَكُونُ قُلُوبُكُمْ كَمَا تَكُونُ عِنْدَ الذِّكْرِ لَصَافَحَتْكُمُ الْمَلٰۤائِكَةُ حَتّٰى تُسَلِّمَ عَلَيْكُمْ فِي الطُّرُقِ

“Resulullah'ın yanında idik. Bize nasihat ediyordu. Kalbler daralıyor, gözler yaş doluyordu. Sonra evime geldim. Hanımım benimle konuşmaya başladı ve dünya sözleri konuştuk. Hatırıma Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem sözleri geldi. Ağlayarak dışarı çıktım. Feryad ediyor ve «Ah! Hanzala münafık oldu», diyordum. Ebu Bekir'e (ra" dıyallahu' anh) rastladım. Münafık olmadın, dedi. Resulullah'ın (aley­hisselam) huzuruna gittim ve Hanzala münafık oldu, dedim. «Hanzala asla münafık olmadı», buyurdu. Bu halimi ona anlattım. Buyurdu ki:: “Eğer Hanzala, yanımızda olduğu gibi, kalsaydın, göklerdeki melekler, yollarda ve evde sizinle musafaha ederdi. Lakin ey Hanzala! Her zamanın bir hali vardır.”[19]

Yahya ibn Muaz (rahmetullahi aleyh) buyurur «Mü'minin günahı korku, ceza ve rahmet ümidi arasında, iki aslan arasında kalmış tilki gibidir, buyurdu.

Yine buyurdu: “Zavallı insan, Cehen­nemden fakirlik gibi korksaydı, Cennete girerdi.” Kendisine kıyamette kim daha emindir dediklerinde: “Bugün daha çok korkandır”, buyurdu. Muhammed ibn münker ağladığı zaman, vücudunu gözyaşı ile siler ve“Duydum ki gözyaşı değen yeri Cehennem ateşi yakmaz”, derdi.

Sıddık radıyallahu anh buyurur: “Ağlayınız, ağlayamazsanız, kendini­zi zorla ağlatınız.” Abdurrahman ibn Ömer radıyanahu anh bu­yurur: “Allah korkusundan akan bir damla gözyaşını, bin altın sadaka vermekten çok severim.”

Bilmiş ol ki, havf, kalb hallerinden bir haldir. Kalbde meydana gelen uzaklık ateşidir. Bunun da bir sebebi ve neticesi vardır. Sebebi ilim ve marifettir.

 


[1] Müslim, Cennet (2877); Ebu Dâvud, Cenaiz (3113); İbn Mâce, Zühd (3167)

[2] Tirmizî, Cenaiz (983); İbn Mâce, Zühd (4261)

[3] İbn Mâce, Fiten (4017)

[4] İbn Hibbân, Sahih, 1/319

[5] Gazali, İhya, Bedir Yayınları, İstanbul 1975, 4/266

[6] Gazali, İhya, 4/266-267; Beyhaki, Şuabu’l-İman

[7] Gazali, İhya, 4/267; İbn Ebi Dünya, Husnu’z-Zan; Beyhaki, Şuabuliman

[8] Furkan 25/68-69

[9] Furkan 25/70-71

[10] Hicir 15/49.

[11] Zümer 39/53.

[12] Bakara 2/218

[13] Fatır 35/28

[14] İbn Ebi Şeybe, Musannef, 7/106;

[15] A’raf 7/154

[16] Gazali, İhya, 4/301; Tirmizi, Nesai, İbn Mace

[17] Gazali, İhya, 4/301

[18] Gazali, İhya, 4/301-302 Tirmizi

[19] Müslim, Tevbe (2750)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>