canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Havfın Elde Edilmesi - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

HAVFIN ELDE EDİLMESİ

 

Bilki din makamlarının birincisi yakın ve marifettir. Marifet korku korkudan zühd, sabır, tevbe, sıdk, ihlas, zikre ve fikre devam doğar. Bundan da ünsiyet ve muhabbet hasıl olur. Muhabbet makamı, ma­kamların sonudur. Rıza, tefviz (her işi Allah'a bırakma) ve şevk zaten muhabbete bağlıdırlar. Demek ki, kendini ve Rabbini bilmek demek olan marifet ve yakınden sonraki Saadet havftır (korkudur). ondan sonra olanlar onsuz olmazlar. Bu havf (korku) üç yolla elde edilir: İIim ve marifetle. Kendini ve Allahu Teala'yı bilen zaruri ola­rak korkar. Çünkü aslanın pençesine düşen ve aslanı tanıyanın bir ted­biri ve çaresi olmaz. Ancak elinden korku gelir. Allahu Tealanın kemal üzere Celal ve kudret sahibi olduğunu ve hiç kimseye muhtaç olmadığını kendinin ise aciz ve zavallı olduğunu bilen, hakikatte aslanın pençesinde olduğunu anlar.

Sıddık-ı Ekber radıyallahü anh o büyüklüğü ile bir kuş gördü­ğü zaman “Keşke kuş olsaydım”, derdi. Ebu Zer radıyallahü anhu, keşke bir ağaç olsaydım, dedi. Hazret-i Aişe radıyllahü anha, keşke adım ve sanım olmasaydı, dedi. Hazret-i Ömer radıyallahü anh ba­zan, Kur'an-ı Kerim'den bir ayet duyduğu zaman düşer, kendinden ge­çerdi. Hasta olurdu. insanlar kaç gün geçmiş olsun demeye giderler­di. Yüzünde, ağlamanın tesiriyle iki siyah çizgi vardı. Keşke Ömer'i anası doğurmasaydı derdi. Bir defa bir kapının yanından geçiyordu. Bir kimse namazda Kur'an-ı Kerim okuyordu.

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌۙ

“Muhakkak ki Rabbinin aza­bı olacaktır”[1]

Ayet-i kerimesine gelmişti. Bunu duyunca, hayvandan düştü. Bu manaya dayanamadı. Kendisini eve götürdüler. Bir ay hasta yattı Kimse hastalığının sebebini anlayamadı. Ali ibn Hüseyin Zeynel­ Abidin, abdest aldığı zaman, yüzünün rengi sararırdı. Sana ne oldu'? de­diklerinde “Kimin huzuruna çıkacağımı biliyor musunuz?” derdi. Mü­sevver ibn Muhrebe, Kur'an-ı Kerim okumaya dayanamazdı. Bir gün tanımadığı bir kimse:

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًاۙ

“Hatırla o günü ki, muttekileri binekler üzerinde Cennet-te bulundururuz.”[2]

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًاۢ

“Mücrimleri susuz olarak Cehennem ateşini tatmaya göndeririz” [3]

Ayet-i kerimesini okuyordu. Ben muttekilerden de­ğil, mücrimlerdenim, deyip bu ayeti bir daha oku dedi. Bir daha okudu. Feryad etti ve can verdi.

Hatem-i Asem der ki: Güzel, süslü yerlere al­danma. Cennetten daha iyi yer yoktur. Adem aleyhisselamın ne gördüğünü biliyor musun'? Çok ibadet ediyorum diye övünme. İblis'in ne gördüğünü biliyor musun? Binlerce sene ibadet etti. ilminin çokluğuna güvenme. Bel'am-ı Baur ilimde o derecede idi ki, İsm-i Azamı bilirdi. Hakkında ise:

فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِۚ

“Onun gibi­ler köpek gibidir.”[4]

buyuruldu. İyi dostlara güvenme. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem akrabası, yakınları, onu çok gördüler, onun sohbe­tinde bulundular fakat müslüman olmadılar. Buyurdu.

Sözüne güvenilip itimat yapılacak adamın takvasına bakılır. Allah’tan çok korkup her an Allah’ı hazırda bilip bütün şüphelilerden sakıncalı takva vera sahibi ise o kimselere güvenilir. Sözlerine itimat yapılır.

Bu söylediğimiz yedi şey bir müridde tamam olursa muhak­kak o dilediğini alır

Bu yedi şey yediye tamam gerektir dedik. Şeyhe olanını yazdık.

1- Allahu Teâlâ'ya 2- Resulullah’a 3- Şeyhine 4-Şeriatına 5-Tarikat dergahına 6- İhvanına 7- Bütün Ümmeti Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem

Bu Allahu Teâlâ'ya, Resulüne, şeyhine yazdığım gibi bunların hepsine hepsi tamam gerektir. Yani şeyhine olduğu gibi hepsine de muhabbeti, itikadı, teslimiyeti, edebi, sadakatı, havf ve ri­cası tamam olmalıdır. Böyle olan müridin her işi kolay olup as­la yıkılmaz muradına erer.

Büyük bir şeyh müridi ile denize varmışlar, Şeyh müride demiş ki. Ben Allah diyeceğim sende şeyhim diye çağır. Bu denize girelim ötesine geçelim demiş. Şeyh başlamış. Şeyh önden ya Allah ya Allah deyip denize yürüyor Müredede sen ya şeyhim de yürü diyor. Bir müddet yürüyünce müridin içine tereddüt geliyor. Şeyhim ya Allah Ya Allah diyor bende ya şeyhim ya şeyhim diyorum. Bu halda şeyhe tapmış oluyorum. Bende ya Allah diyeyim Mürid ya Allah ya Allah deyince denize göbeğe doğru batıyor. Şeyh dönüp müride oğlum şimdi sen her halını şeyhin halı ile hallan her halını ihlasa getir. Temize çıkar şeyhin ihlası ile şeyhin itikatı tevekkülü teslimiyeti ile kemal bul içini temizle ondan sonra o halda Allah de denizde yürürsen batmazsın. O zaman kolay olur buyurdular.

Nefsi emare ehli üçtür: Eşrefoğlu Rumi Hazretleri kitabında yazmış ki Allah’ı Allah’ın emirlerini Resulünün emir ve sünnetlerini bir tarafa atmış nefsini kendisine ilah etmiş nefsi ne derse nereye emreder nereye sevk ederse onun peşinde onun emrinde yaşıyor. Bunların hakkında ayeti kerime de Cenab-ı Hak Teala Hazretleri buyuruyor ki:

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ

“Ya Habibim şol kimseleri görmüyor musun ya Habibim. Kendini yaratan Allah’ını bırakmış nefsinin arzularını hav-larını kendine ilah etmiş nefsi nederse ne emrederse onu yapıyor.”[5]

İşte Eşrefoğlu Rumi Hazretleride bu ayete istinad ederek kitabına yazmışki. Bu sınıfta Allah’ı bırakıp nefislerini kendilere ilah edenler. Nefislerinin emrini tutup nefsin emri havasından çıkamıyanlar. Üç bölüme ayırmış. Eşrefoğlu Hazretleri. Ya Kafir, ya Münafık, ya Fasık diye yazmış. Çünkü Ayetlere istinad ederek yazmış. Ayetin birini söyledik ikinci ayet:

وَمَآ اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوٓ

Anlamı; “Cenab-ı Hak buyuruyorki. Nefis amirinizden ayrılın. Nefis amirinizin arzu hava zevklerine tutmayın teşvik ettiği yönlere gitmeyin beri dönün Rabbınıza dönünüz.”[6]

Nefis amiriniz sizi azdırıcıdır. İtikatlarınızı bozdurucudur. Bütün şerre şekavete zinaya şehvete ne kadar kötülükler var ise sizleri o kötülüklere sevk edip. Sürükleyen nefis amirinizdir. Dikkatli olun ondan ayrılın Rabbınıza dönün. İşte Eşrefoğlu Rumi Hazretleride bunlara istinad ederek. Nefsi emare kavminin üç sınıf olduğunu yazıyor. Ya kafir, ya münafık, ya fasık yani öyle bir Rabbısını tanımayan Rabbısına sen sensin bende benim diye burnunu kaldırıp kibirlik yapan o nefsin rejmi hükmü altında yaşayıp ona itaat edenler o nefis onları hayra Allah’a yöneltmeyince ne olabilir. Kafirliğe yöneltme ihtimalı tehlikesi olabilir. Kafirliğe yöneltemezse münafıklığa emredip yöneltebilir. Bunlara yöneltemezse o kimse kötülüklerden fısıktan kendini koruyup kurtaramaz.

1- Kafir, 2- Münafık, 3- Fasık. Kafir odurki Allah’ı Resulunü Kur’an-ı inkar eder kafir olur. Münafık odur ki Allah’a imanı yok Resulüne imanı yok zahirde Müslümanları kandırmak için görünüşte namaz kılar. Halkın görmediği yerde kılmaz. Müslümanların yanında Müslüman gibi görünür. Kafirlerin yanında kafir olurlar. Fasık odur ki Allah’a kitabına resulüne inanır. Fasıkların bir kısmı namazda kılar. İbadette yapar. Fakat hakkıyla nefsinin terbiyesine hakim olup nefsini kontrol altında tutamaz. Hem ibadet yapar hemde günahtan tamamen başını kurtaramz. Bundan dolayı yaptığı günahı, ibadetini yok eder. Onun için bunlar fasıktır.

Has dervişin alameti, nişanı üçdür: Ya ağlaması ciddi olur ya da muhabbetlerle muhabbet eyler cezbe ya da sevgisi ciddi olup cezbe-i aşk, cezbe-i Rahman ile cezbelenir.

Aşıkın nişanı üçtür: Dünyaya buğz eder. Cefaya tahammül eder, belaya sabreder.

Sadık dostun nişanı üçtür: Dostun malını malın­dan, ırzını ırzından, canını canından ileri tutar. Yani dostunun yoluna fedayi olur.

Halim, af sahibi nişanı üçtür: Kendine küsenin kırılanın yanına gelir zi­yaret eder. Kendinin işini bitirmeyenin işini bitirir. düşmanına bile iyilik eder. Kendine zulüm edeni pişman edip dönünce onları af etmek.

Kalbe ilga olunanlar dörttür: Biri Rahmani, biri şeytani, biri meleki, biri nefsani. Kalb açılınca bunların dördü de bir bir arkasından gelir. Kalb açılmış bir kapıdır; iyi de girer, kötü de girer. Bunlar karışık yani Rahmani gelir ardından şeytani gelir. Zikir eder iken az gafil olunca şeytan sokulur.

 


[1] Tur 52/7

[2] Meryem 19/ 85.

[3] Meryem 19/86.

[4] Araf 7/176.

[5] Casiye 45/23

[6] Yusuf 12/53

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>