canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Ahlak-ı Zemime - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

AHLAKI ZEMİME

 

Nefs-i emmarenin sıfatları yedidir.

Her kimde bunlar var ise Allah’a düşman eder, sahibini cehen-neme götü­rür Maazallah…

1- Kibir, 2- Ucub, 3- Riya, 4- Buhl, 5- Hased, 6- Gazab, 7- Dünya sevgisi.

Nefs-i emmarenin bu yedi kötü ve çirkin sıfatlarını gidermeğe de aşağıda sayılan yedi şey sebeptir. Bu sayacağımız yedi şey, bütün ehli islamın gözlerini ve gönüllerini açan yedi hayırlı ve faydalı iştir:

1) Açlıktır.

2) Susmaktır. (Yani, az konuşmaktır.)

3) Az uyumaktır.

4) Halkın içine lüzumundan fazla karışmamaktır.

5) Daima her yerde mümkün mertebe kendi duyacak kadar La İlahe İllallah zikrine çalışmaktır.

6) Mürşid-i kamile erişmek, elini tutmak ve tövbe edip, ona teslim olmaktır. Kendi bildiklerini bir tarafa atıp şeyhin edebi ile edeplenip halı ile hallanıp ona teslim olmak.

7) Mürşid-i kamilin iradesi altında olmak ve onun emri altında bulunmaktır. (Onun her emrine itaat etmek­tir.)

Bu yedi şey, yukarıda sayılan yedi çirkin ve kötü sıfatı gidermeğe, yani nefs-i emmarenin fenalıklarını iyiliğe, iyi ve güzel ahlaka çevirmeğe sebeptir. Zira, Ashab-ı Resul ile Meşayih bu yedi şey ile çok menzil katetmişlerdir.

Bazıları buyurmuşlardır ki: Uzun ömürle, riyazet ve mü­cahede ile dönmeyen nefs-i emmarenin yaramaz sıfatlarını, Allahu Tealanın yardımı ve bu yedi sebeple döndürdük. Hatta, okumakla ve yazmakla bilinemeyen müşkil ilimleri, bu yedi şeyle meşgul olmak suretiyle Hak Teala bize açıverdi. Hasılı, dünya ve ahiret işlerini bu yedi şeyle bitirdik dediler.­ Hadisi şerif:

حُبُّ الدُّنْيَا رَأْسِ كُلِّ خَط۪يئَةٍ

“Bütün kötülüklerin başı dünyayı sevmektir.” [1]

Her kimde bu saydığımız yedi ahlakı zemimenin biri kendinde bulunursa o sıfat onu cehenneme çeker. Hadisi şerifin mealine göre

لَايَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ ف۪ى قَلْبِه۪ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

Yani; “Kibirli gururlu kimseyi beğenmez kendini çok beğenen kibir ve gururlu olan kimseler azap görmeden cennete giremez”[2] buyuruluyor.

Kibir Allah düşmanıdır, Ucub ameli yakar mahv eder, riya Allah’a düşman eder, ameli de mahveder.

Velhasıl bu yedi sıfatın hakkında kat'i surette keskin ayetler, hadis-i şerifler vardır ki, her kimde bu yedi ahlak-ı zemime kötü ahlaklar Allah’a düşman olmağa sebep olur. Allah’ta düşmanına azap eder. Çünkü bu kötü ahlaklar cehennem sıfatı, sahibini cehenneme çeker. Cenab-ı Hak’kın sevmediği, hoşlanmadığı en çirkin ahlaklardır. Bu ahlaklar sahibini cehenneme çeker. Cehennemde ne kadar kalacağı Cenab-ı Hak’kın lütfuna bağlıdır. Zerre kadar iman var ise cezasını çeker cennete getirilir.

Bun­ların hepsinin başı ve belası dünyayı sevmek yüzünden gelir. Her ne kadar iyilik var ise dünya sevgisini terk etmektedir. Her ne kadar kötülük gelir ise dünyaya tamah'dan gelir. Bir kimsenin malı olsa da yanında hiç sevgi kıymeti olmaz ise hiç malı olmayan gibidir. Nice fakirler var ki kalbi gece gün­düz dünya malı, ve sevgisiyle dolmuştur. Nice zenginler var ki kalbinde dünya sevgisi yoktur. Dünyayı seven kim olduğu şimdi anlaşıldı. Her kim bu yedi sıfatları tutar ise dünyada iken cehenneme girer Cehen­nem kendisi olur. Yüzü kararır, gölgelenir. Yedi cehennemi bulur. Hate­mallah sırrını alır.

Şimdi yukarıda bahsi geçen ahlakı zemimenin yedi sıfatını Tefsilatıyla sayalım

1- Kibirlenmek: Kendini büyük bilmek ben kemale erdim sanmak. Böylece korkuyu atmak ihvanlara hiddetli şiddetli olup darılıp azarlamak. Gönlünü kıracak sözler söylemek. Kendini büyük görmek. Kimde bunlar var ise Allahu Teâlâ onu düşman tutar, Maazzallah…

2- Ucub: Ameline ilmine mağrurlanmak gaflete düşüp kendi­nin noksanlarını unutup, halkın noksanını arayıp meclislerde kendini övüp başkalarına kıymet vermeyip, gururlanmak, bu da Allahu Teâlâ'nın düşmanıdır. Maazzallah…

Kibir Ve Ucub: Yani kendini büyük görmek, kôtü bir sıfattır. Hakkaten Allahu Teala ile beraberlik davasına kalkmaktır, Çünkü kibriya ve azamet (büyüklük) Allahu Teala'ya mahsustur. Bunun için Kur'an-ı Kerim.'de, cebbar ve mütekebbir (mağrur ve gururlu)lar için çok ağır ayet-i kerimeler vardır: Musa aleyhisselam ağ­zından şöyle buyurur:

وَقَالَ مُوسٰىٓ اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟

“Hesab gününe inanmayan bütün kibirlilerden be­nim ve sizin Rabbinize sığınırım”[3] Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ ف۪ي قَلْبِه۪ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

“Kalbinde zerre kadar kibir olanlar Azap görmedikçe Cennete giremez.”[4] Kalbinde zerre kadar imanı olan kişi günahlarından dolayı Allah’ın murad ettiği kadar cehennemde azap gördükten sonra tekrar cennete girerler. Yine buyurdu:

لَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَذْهَبُ بِنَفْسِه۪ حَتّٰى يُكْتَبَ فِي الْجَبَّار۪ينَ فَيُص۪يبُهُ مَا أَصَابَهُمْ

“Öyle kimse vardır ki, ki­birlenmeyi meslek haline getirir. Buna devamla ismi cebbarlar defterine yazılır ve cebbarlara verilen azab ona da verilir.”[5]

Haberde geldi ki: “Süleyman aleyhisselam cinlere, kuşlara ve insanlara bir yere toplan­malarını söyledi. İkiyüz bin insan ve ikiyüz bin cin toplandı. Bir rüz­gar kendisini kaldırdı, göklere kadar yükseltti. Meleklerin seslerini ve tesbihlerini duydu. Yerin derinliklerine, denizlerin diplerine kadar indir­di. Sonra bir ses duyuldu ki, eğer Süleyman'ın (aleyhisselamın) kalbinde zerre kadar kibir olsaydı, onu havaya çıkarmadan önce, yerin dibine ba­tırırdım.[6] Yine buyurdu:

يُحْشَرُ الْمُتَكَبِّرُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ف۪ي صُوَرِ الذَّرِّ تَطَؤُهُمُ النَّاسُ لِهَوٰۤائِهِمْ عَلَى اللّٰهِ تَعَالٰى

“Kıyamet günü kibirli olanlanrı Allahu Teala'­nın indinde küçüklük ve hakirlikleri bakımından, insanların ayakları Altında kalmış zerreler gibi haşrolunur.”[7] Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلٰۤاءَ لَمْ يَنْظُرُ اللّٰهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Kim böbürlenerek elbisesini sürüye sürüye yürürse kıyamet günü Allahu Teala ona bakmaz”[8] buyurdu

  Üstünlük Takva İledir: Cenab-ı Hak insanları derece bakı-mından eşit yaratmış, peygamberlerden başka kimseye özellik tanı-mamıştır. İnsanlar kavim ve kabilelerinden dolayı üstün olamayacağı şu ayette açık olarak bildirilmiştir.

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ

“Ey insanlar! Muhakkak ki, Biz sizi bir erkek ile dişiden yarattık ve sizleri şubelere ve kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız. Şüphe yok ki, sizin ind-i ilâhide en mükerrem olanınız en ziyâde takva olanınızdır. Muhakkak ki Allahu Teâlâ alîmdir, habîrdir.”[9] Cenab-ı Hak Kur’anı kerimde buyuruyor ki:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

“Allah’ın ipine hepiniz beraber sarılınız, tefrikaya düş-meyiniz.”[10]

Şimdi bu bize farz oldu. Namaz neyle farz oluyor kardeşim, وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ yani “namazı kılın[11] dedi. Namaz bize farz oldu. Cenabı Hak teala hazretleri başka bir ayette buyuruyor ki birbirinize hüsnü zanda bulununuz, sui zanda bulunmayınız.

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَح۪يمٌ

“Ey imân edenler! Zannın çoğundan sakınınız Şüphe yok ki, zannın bâzısı günahtır. Casusluk yapmayın (gizli hallerinizi araştırmayın) ve bâzınız bâzınızı gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeye iğrenmez mi? (Bilakis) Onu kerih görmüş olursunuz. Artık Allah'tan korkunuz, şüphe yok ki, Allahu Teâlâ tevbeleri kabul edicidir, çok esirgeyicidir.”[12]

وَلاَتَجَسَّسُوا “Birbirinizin aleyhinde uğraşmayınız, birbirinizin ayıbını aramayınız, birbirinizi gıybet etmeyiniz. Siz ölmüş kardeşinizin etini yemek ister misiniz? Bir adam din kardeşini gıybet ederse o ölmüş kardeşinin etini yemiş gibidir.

اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ

“Şeytan sizin aranıza fitne fesat koymak ister. Aranızı bozup, birbirinize düşürmek ister.[13]

Şeytan niçin bizim aramızı açmak ister.? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “İki üç mü’min bir araya gelse şeytan fırsat bulamaz.” Demek ki birlik ve beraberliğimiz devam ettikçe şeytan ve şeytanın askerleri bize de zafer bulamaz. Bunların bizim üzerimize zafer bulması ancak birliğimizin bozulması ile olur.

Bu konuda Mevlana hazretlerinin “hatasız dost arayan dostsuz kalır” sözünden yola çıkarak birbirlerimizdeki ayıp ve kusurlarımızı örtmeye çalışmalıyız. İnsanlarda beşeriyet olduğundan her an hata yapabilirler. Önemli olan insanın kendi hatasını anlamasıdır. İyi ve kötü insan nasıl olur? bir insanın iyiliği kötülüğünden fazla ise o insan iyi sayılır. Kötülüğü iyiliğinden fazla ise kötü sayılır. Yani bir din kardeşimiz bizim hoşumuza gitmeyen bir hareket yaptı diye ona kötü diyemeyiz. Halbuki kendimizde bir çok hatalar var ki onu hiç görmeyiz. Hazreti Ali buyuruyor ki:

“Bir kimse başkalarının hataları ile meşgul olursa kendi hatasını göremez, kendi hatası kusuru ile meşgul olanda başkasının hataları ile meşgul olmaya zaman bulamaz.” Yani misali ayna gibi aynayı kendine çevirsen içinde kendini görürsün. Karşıya çevirsen çevirdiğin yeri alır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

مَنْ سَتَرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمُ سَتَرَهُ اللّٰهُ فِي الْاٰخِرَةِ

“Kim bir mü’min kardeşinin bir ayıp ve kusurunu örterse Cenab-ı Hak’ta ahirette o kulunun ayıp ve kusurlarını örter.”[14]

اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ

“Muhakkak şeytan sizlerin içün düşünür murad eder. Düşünüp murad ettiği nerede hakiki mü’min birliği Allah, Resuluna bağlı olanları parçalamak biri birlerinden ayırmak murad eder. (Ne ile ayırt edecek) Onların arasına lüzumsuz dedikodular ile biri birlerine bağlılık rabıtasını koparıp sen şunu yaptın sen şunu dedin bu gibi dedikodu konular ile biribirlerinin kalblerine adavet buğuz sokar. Bundan sonraki tuzağı içkiye, kumar tuzağına düşürmek üçüncü sizi Allah’ın zikrinden, namazından alıkoymak içindir.”[15]

Gurur: Mağrur olanlar, kendine ve amellerine hüsni zan edenlerdir. Bunun zararından gafildirler. Sahteyi halisten ayıramamış, sarraflığı iyi öğrenememişlerdir. Renk ve şekile bakıp aldanmışlardır. İlim ve ibadet ile meşgul olup, gaflet ve dalalet perdesini yırtanların çoğu mağrurdurlar! Bunun için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “okuduğuna ve ilmine mağrurlu, kibirli olan okumuşların şerrinden Allah’a sığınınız.” deyi buyuruyor.

Mağrurlar çoktur. Onların fazlalığı hesaba gelmez. Fakat bunlarda dört tabakadır. Alimler, sofiler, mal sahipleri (zenginlerdir) mağrur alimlerdir. Bunların bir kısmı bütün ömürlerini ilim öğrenmeye sarf ederler. Fakat amelde kusur ederler, elini dilini diğer azalarını günahtan koruyamazlar. Zannederler ki ilimleri sayesinde bir dereceye gelmişlerdir. Amellerinden dolayı kendilerine azap yapılmaz zannederler.

Bunların hali şuna benzer ki: hastalıgın sebebini bilen ve bütün gece ilaçların ismini tekrar eden, güzel bir dille bunu yazan ve bu ilaçların ismini tekrar edip asla ilaç içmeyen kimseye benzer. İlaç kullanılmadan ismini tekrar etmekle insana nasıl şifa bulabilir?

3- Riya: Yaptığı ibadetini halkın görmesinden zevk alır. Gösterişli yapar göstermeyi sever halka iyi tarafını gösterir. Kılığını kıyafetini düzer. Mesela Hacca gittiğini göstermek için başına hacı sarığı sarar. Sofu desinler diye sofu kılığına bürü­nür. Bu da Allahu Teâlâ'nın düşmanıdır. Maazallah…

Peygember Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Benden sonra ümmetimin üzerine şirk’e kaymalarından çok korkarım” ashablar dediler ki: Ya Resulallah Senden sonra ümmetin putlara mı tapacaklar?” Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Yok putlara tapmayacaklar, hangi şirke ya Resullallah deyince, riya şirkine kaymalarından korkarım. Yapılan bütün amelleri ibadetleri riya şirkinden kurtarmayı Ümmeti Muhammed’e Cenab-ı Hak hidayet kılsın amin. Riyanın en tehlike özü her halında ve amel ibadetinde halkın görmesinden zevk almasıdır. Ve halka gösteriş yapmayı sevmesidir. Halkın iyi demesinden zevk alır. Niyetinde de iyi desinler niyeti ile yapar. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki:

قُلْ اِنَّمَآ اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰىٓ اِلَيَّ اَنَّمَآ اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in zahirde sureti ma’rufa ve bazı beşeri sıfatlarda insanlar ile müsavi olduğu ve vahiy ve nübüvvet ve risalet cihetleri ile onlardan mümtaz ve serefraz bulunduğu beyan buyrulmuştur.

فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَآءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا

“Her kim Rabbısının cemalına kavuşmak isterse ameli Saliha devam etsin.”[16] Ameli Saliha bütün amellerde, arzusu, isteği Allah’ın rızası olmalıdır. Allah rızasının dışında amellere karışacak olup ameli bozan riya, iftihar, benlik, kibir, ucup, hased, buhul, cimri, gazap, dünyavi, şehvani arzuların bunların, pirinç tanesinin içindeki tohumlar topraklar, taş ve darıları yani pirinçten gayrileri teker teker seçip atılması lazım geldiği gibi amellerin içinede karışan ameli yok eden Allah’dan gayri arzu, maksat ve istekleri Allah rızası dışında olanları seçip atmak gayretinde bulunması lazımdır. Yine buyuruyor:

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿4﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿5﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَآؤُ۫نَۙ ﴿6﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿7﴾

“Korkular olsunki, namazı gevşek, gelişi güzel ve götse-riş (riya) ile kılarlar.”[17]

Bir kimse, Resullallah'a sallallahü aleyhi sellem’e kurtuluş hangi şeydedir? deyince,

إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضٰى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اِسْتُشْهِدَ فَأُتِيَ بِه۪ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ ف۪يهَا قَالَ قَاتَلْتُ ف۪يكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ قَالَ كَذَبْتَ وَلٰكِنَّكَ قَاتَلْتَ ِلأَنْ يُقَالَ جَر۪ۤيءٌ فَقَدْ ق۪يلَ ثُمَّ أُمِرَ بِه۪ فَسُحِبَ عَلٰى وَجْهِه۪ حَتّٰى أُلْقِيَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ وَقَرَأَ الْقُرْآنَ فَأُتِيَ بِه۪ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ ف۪يهَا قَالَ تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ وَعَلَّمْتُهُ وَقَرَأْتُ ف۪يكَ الْقُرْآنَ قَالَ كَذَبْتَ وَلٰكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ لِيُقَالَ عَالِمٌ وَقَرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ هُوَ قَارِئٌ فَقَدْ ق۪يلَ ثُمَّ أُمِرَ بِه۪ فَسُحِبَ عَلٰى وَجْهِه۪ حَتّٰى أُلْقِيَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّه۪ فَأُتِيَ بِه۪ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ ف۪يهَا قَالَ مَا تَرَكْتُ مِنْ سَب۪يلٍ تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ ف۪يهَا إِلَّا أَنْفَقْتُ ف۪يهَا لَكَ قَالَ كَذَبْتَ وَلٰكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ هُوَ جَوَادٌ فَقَدْ ق۪يلَ ثُمَّ أُمِرَ بِه۪ فَسُحِبَ عَلٰى وَجْهِه۪ ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ

“Kıyamet günü bir kimseyi getirirler. Ne kadar ibadetin vardır? denir. Canımı Allah yolunda feda eyledim, Allah yolunda harb ederken öldüm der. Yalan söylüyorsun, filan kimse kahramandır desinler diye harbe gittin; alın Cehen-neme götürün, denir. Dışın böyle idi ama meleklerde dışına vakıf dışını görüp biliyorlar idi melekler yazdılar. Fakat biz senin bâtınına vâkıf idik. Kalb niyetinde halk görsünler ne güzel şecaatlı pehlivanmış niyeti ile yaptın bu da riyaya karıştığından benim indimde riyanın riyalı adamın kıymet değeri yoktur götürün bu niyetinden dolayı cezasını çeksin.

Başka bir madden servet sabibi zengin olan kimseyi soruya getirirler. Sana Allah tarafından bu kadar nimetler servetler verildi. Bunları ne yaptın. Rızalı yerlere Allah için harc ettin mi deyince evet hayır yollara fakirlere lazım gelen yerlere verdim. Deyince Cenab-ı Hak Teala Hazretleri bu verdiklerini melekler senin zahirine vakıf olduklarından yazmışlar. Fakat biz senin batınına vakıf idik. Sen bunları riya niyeti ile iyi desinler cömert desinler beğensinler ismim halk arasında söylensin maksatı ile verdin benim rızamın dışına çıktın bundan sana bir hayır yoktur. Götürün bunlarında cezasını çeksin.

Tekrar alim ülema şeyh isminde olanları getirecekler sizlere ilim verildi Kur’an ilmi fıkıh ilmi Akaidlerden verildi. Bunları insanların ihtiyacı olan yerlerde benim rızam için söyledin mi? İnsanları uyardın mı? İkaz edip doğru istika-mete benim rızama yönelttin mi? Sorusuna evet cevabını verince Cenab-ı Hak teala Hazretleri melekler bu amelin yazmışlar amma melekler senin zahirine vakıf idi. Zahirlerine göre yazmışlar. Biz senin batınına kalbine kalbindeki geçirdiğin niyetlere vakıf idik. Kalbin batınında bunları ilimden irfandan konuşurken işlerinde zenginler var idi. Onlardan menfaat bekleyip umduğun için o zenginlerin keyfine göre ilmini sarf edip konuştun. İyi desinler ne kadar güzel konuşuyor ikaz ediyor şatafatlı belağatlı konuşuyor desinler diye böyle kubararak, kubarır öyle konuşur idi. İyi desinler beğensinler diye zenginlerden umduğun maddiyet umup bekliyordun Hak’kı Hakkı ile konuşmadın o zenginlerin keyfine göre onları ürkütmeyerek onların hoşuna gelecek şekilde onları okşuyarak konuşur idin o şekildeki yaptığın konuştukların icratından sana bir fayda yoktur ceza aldı-ğından git cezasını çek derler.”[18]

Yani bu yaptıklarınızın içinde Allah rızasını aramıyor idiniz. Halka karşı gösterişli beğensinler iyi desinler fikrindeydiniz denir. Yine buyurdu:

إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ قَالُوا وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ الرِّ يٰۤاءُ

“Ümmetim için, küçük şirkten korktuğum kadar bir şeyden korkmam.” Küçük şirk nedir? Ya Re­sullallah, dediklerinde, “Riyadır” dedi.[19] Yine buyurdu:

تَعَوَّذُوا بِاللّٰهِ مِنْ جُبِّ الْحَزَنِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَمَا جُبُّ الْحَزَنِ قَالَ وَادٍ ف۪ي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَمَنْ يَدْخُلُهُ قَالَ الْقُرّٰۤاءُ الْمُرٰۤاءُونَ بِأَعْمَالِهِمْ

“Üzüntü mağarasından Allahu Teala'ya sığınınız”. Ya Resullallah, üzüntü mağarası nedir? diye sorduklarında," İnsanlar görsünler, beğensinler, iyi desinler fikri ile Kur'an-ı Kerim okuyanların Cehennemde bulunacakları bir vadidir.”[20] buyur-du.

Şeddat İbn Evs radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüm ağlıyordu. Ya Resulallah niçin ağlıyorsunuz? dedim.

إِنّ۪ي تَخَوَّفْتُ عَلٰى أُمَّتِي الشِّرْكَ أَمَۤا إِنَّهُمْ لَا يَعْبُدُونَ صَنَمًا وَلَا شَمْسًا وَلَا قَمَرًا وَلَا حَجَرًا وَلٰكِنَّهُمْ يُرٰۤاءُونَ بِأَعْمَالِهِمْ

“Ümmetimin şirke gideceğinden korkuyorum: Put'a, Ay’a ve Güneş'e tapmazlar, fakat başkalarının görmesi için iyi desinler diye riyalı ibadet ederler.” [21] buyurdu.

 


[1] Beyhaki, Şuabu'l-İman, 7/338; Ebu Dâvud, Edeb 125, (5150); Münziri, Terğib ve’t-Terhib, 3/178; C. Sağir muhtasarı c.2.s.298/1943(3:368/3662)

[2] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.117/749

[3] Mü’min-40/27.

[4] Müslim, İman (91)

[5] Tirmizi, Birr (2000)

[6] Kimya-yı Saadet s.429(Bedir yaynları)

[7] Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 10/334; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 6/288

[8] Buhari, Menakıb 29; Müslim, Libas (2085)

[9] Hucurat 49/13.

[10] Âli imran 3/103.

[11] Bakara 2/43-83

[12] Hucurat 49/12.

[13] Maide 5/91.

[14] İbn Hibban, Sahih, 2/292; Hakim, Müstedrek, 4/425; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 1/134

[15] Maide 5/91

[16] Kehf 18/110.

[17] Maun 107/4-7.

[18] Müslim, İmaret 152 (1905); Tirmizi, Zühd 48 (2383); Nesai, Cihad 22

[19] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/428, 429; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 1/102

[20] Tirmizi, Zühd 48 (2383)

[21] Gazali, İhya, 3/643; İbn Mace, Hakim

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>