canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Riya Hakkında Hadis-i Şerifler Ve Konular - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

RİYA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER VE KONULAR

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sahabeler ile otururken benden sonra ümmetimin üzerine çok korktuklarım ve çok mütesir olduklarım vardır. Sahabeler sordular hangi hallarına korkup müteesir oluyorsun ya Resulallah buyurdular ki: Şirke kaymalarından çok korkuyorum çok müteesir olup üzülüyorum. Ya Resulallah senden sonra Senin ümmetin Ay’a Güneş’e Puta mı tapacaklar deyince yok Ay’a Güneş’e Puta tapmayacaklar hangi şirke kaymalarından korkuyorsun ya Resulallah diye sorunca Riya şirkine kaymalarından çok korkuyorum cevabını verdi.

Bu riya konusunu Cenab-ı Hak izin verirse anlaşılacak şekilde açalım.

Riya yaptığı amelini ibadetini hayratını orucunu Haccını sair bütün hayır işlerini yaparken halk görsünler beğenip iyi desinler ne güzel adammış desinler deyi halka amelini ibadetini hayratını halka göstermeye çalışıp halkın görmesinden iyi demisinden çok zevk alıp haz duyar. Hadisi şerifite:

حُبُّ الثَّنٰۤاءِمِنَ النَّاسِ يُعْم۪ى وَيُصِمُّ

yani halkın kendisini kendisine hürmet hizmet taltıf efendi bey denilmesine kendini meth ve sena edilmesine gurur duyar zevk alır haz duyar ise o kimsenin dini helaka gider. Üç aç kurdun bir koyuna saldırdığı gibi.[1]

Allah’ım ümmeti Muhammed’i cümlemizi bu ahlakı zemimelerin hepsinden ve bu riyadan kurtulmalarımızı Habibinin hürmetine hidayet etsin. Tekrar bir ayeti kerimenin mealini çok düşünüp derinden arayacak olursak bizlerde ne kadar riyalar gösterişli işler amel defterlerinden meydana çıkar. Haşır suresi 59/18. ayet hemen kısadan

وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ayetin baş tarafı وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ evet burada Cenab-ı Hak izin verirse bu riya konularını Allah’ın izni ile açmaya çalışalım. Ve riyalı hallardan rızasız halların cümlesinden kaçmaya çalışalım. Ayetin meali Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri buyuruyor ki: Her nefis sahibi olan bakınız araştırınız. Muhasebeye çekiniz. Nefsinizi kontrol altında tutmaya çalışınız. Nefsininizin kalbinize sürdükleri havala-rından isteklerinden zevklerinden kaçmaya çalışınız. Cenab-ı Hak Teala Hazretleri her nefis baksın araştırsın arasın dünya hayatında iken elinde fırsat imkanları var iken ölüme mezara mahşere neler yapılmış ne hazırlıklar yaptınız nefis havası ile neleri yıktınız. Araştırın tekrar tekrar arayınız iyice bakınız.

Evet namaz kılıyoruz oruç tutuyoruz zekat veriyoruz hacca gidip geliyoruz. Kur’an okuyoruz. Mevlitler cematinde mevlitler okuyoruz. Cemaatlerde vaaz nesihatlar yapıyoruz. Bunlar amel defterine yazılmış. Neler yapılmış ise Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleride bizlerin menfaatimiz için bu yaptığınız amellerin ibadetlerin farz ve sünnetlerin nafilelerin sair yaptığınız ibadetlerinizi teftiş yapın muhasebe edin araştırın arayınız bakınız buyuruyor. Nasıl indimde makbule kabule ve rızama uygun bir vaziyettemi yapılmış yoksa bu ibadet bu amelleri yaparken dilden kalbden niyetten riya karışmış mı iftiğarlar karışmış mı iyice dikkatle arayınız bakınız.

Evet bu emire karşı şöyle bir müsait zamanda bir kontrola oturup kendimizi bir muhasebeye çekersek gençlik devirlerimizde sair vakitlerimizde Kur’anlar okumuşuz amel defterine yazılmış mevlitler okumuşuz yazılmış. Yüce Allah’ımızı zikir etmişiz yazılmış. Biraz cömertlikler yapılmış yazılmış vaazlar nesihatlar edilmiş bunlar da yazılmış sair farzlar, nafileler hayratlar cömertlikler yazılmış amma Cenab-ı Hak Teala Hazretleri ne buyuruyor:

مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Buyuruyor ki, sizlerin elinizle dilinizle ayaklarınızla bedeninizle maddiyetinizle cömertliklerinizle aşikara ve kalben gizli hallarınızın hepsinden haberdardır hepsi ona malumdur. Buyuruyor.

Bizlere düşen vazife bu yekün yaptığımız ibadetlerde nerelerde tökezleyip riya karıştırdık. Cemaatlerde güzel Kur’an okuduk. Kur’an okurken sesimi savtımı biraz daha yükseğe kaldırayım dinleyenlerin hoşuna gelsin ne güzel okudu. Desinler riya fikri araya sokuldu mu? Soktuk. Allah korkusu kalbten çıktı.

Halkın görsün iyi desinler diye riyaya kaçtık zikrullahlar yapılmış amma mahracını güzel çıkarıyor Allah’ı çok güzel zikrediyor desinler riyası Zikrullaha da karıştırıp sokulur mu? Evet bazı yerde onuda sokmuşuz. Sesi güzel kaidesi makamıda çok güzel kasideler söylenmiş yazılmış içlerinde söylerken daha güzel sesi yükselteyim daha güzel bir kaideye bir makama uydurayımki halk daha iyi beğensinler konuları böylede riya karıştı mı evet. Onuda karıştırmışız.

Halımıza göre cömertlik fakir fukaraya sadakalarımızda iyi desinler cömert desinler riya fikri bunlarda o hayrın içine sokulmuş mu evet bu hayır işlerin rızalı işlerin içine bu mahallerinde riyalar karıştımı evet farkına varamadık nefsin isteğini önleyemedik buralarada riya karıştırmışız bunlar amel defterlerine kayıt olunmuş.

Kur’an okurken mevlitler okurken imamlık yaparken sureler okunurken cemaatlerde konuşurken bu hallarda bu hayır işine günahlar karıştırmışız. Şerri hayra karıştırmışız bunlar yazılmıştır Allah’ada ma’lumdur Allah’da bunların hepsinden haberdardır. Evet namazlarda kılmışız onlarda kayıt olmuş yazılmış. Namazlarda Kur’an okumaklarda mevlitler okumakta sair vaaz nesihatlar konuşulmakta bunların hangilerine nerelerinde huzur var Allah rızası var ve huzurlu korku huşu ile haya edeple yapılmış ve hangileri nereleri huzursuz huşusuz hayasız edepsiz ihlassız yapılmış ise bunların hepsinden Cenabı Allahu Teala Hazretleri haberdardır.

Kısadan bu yapılanları araştıralım riya karıştırdıklarımıza iftiharlar karıştırdıklarımıza halkın meth ve senalarında aldığımız zevkler bunları bu hayır amelin içinden seçip seçerek atalım. Buradan tevbe istiğfarlar ile bunları yapılan amellerin içinden seçelim. Allah indinde makbule gececek ve onun rızasına uygun hoşuna gelecekleri koyup gerisini istiğfar tevbeler ile amel defterinin içinden sildirip temize çıkaralım. Geride kalan hayat ömrümüzü nefeslerimizi artık dikkatli olup hayırlara rızalı işleri şerleri riyaları iftiharları zevkleri nefis hava arzuları bir daha bu amellerimizin içine sokup karıştırmayalım.

Amellerimiz ibadetlerimiz az da olsa temiz ihlaslı rızalı olmasına gayret gösterip ciddi olalım. Yapılan amellerde rıza ihlas Allah’ın hoşuna gelen rızasına uygun ameller azda olsa sahibine kifayet eder. Yapılan ibadetler ameller hayratlar cümlesinde ihlas huzur huşu korku edep ihlas Allah rızası bulunmaz ise karışıklı şerri hayra karıştırarak yapılan ameller ibadetler yekünü sahibine hiçbir fayda sağlamaz.

Bir ziraatçı arazisine ektiği buğday ekinlerini Mayıs Haziran ayları mevsiminde ekinlerin kelle baş gösterme zamanı gelir çiçek açar Allah’ın emri ile çiçeğin arkasından arpa buğday habbeleri yavaş yavaş zuhur etmeye başlar. Amma Allah korusun zahir batınımızı bu ekinler bu sırada iken bir şiddetli poyraz ayaz eserse estiği zaman o mahsullerdeki görüken buğday arpalar hepsini poyraz çalar kurutur imha eder. Ziraatçı seneden beri hizmet ettiği gösterişli ekini biçer döver savurur sap saman kalabalığı çok içinde ekmek yapacak hiçbir buğday habbesi yok boş saman.

Bunu misal verdik. İnsanların içinde de münafık kısımları var şeytan ve nefsin esiri olmuş ehli sünnet itikatının dışına sapmış dalalet yoluna şeytan yoluna girmiş şeriatı sünneti hiçbir gale almamış bırakmış bid’atlere gark olmuş kimselerde misali poyraza benzer, ayaz havada poyraz nazik ekinleri çalıp tanesini kurutup yok ettiği gibi bu sınıftaki insanlarda eline geçen kandırabildiği insanları poyraz çalgını yapıyorlar Allah Ümmeti Muhammedi cümlemizi sonuna kadar bu gibi poyraza benzeyen bozuk fikirli bozuk mezhepli yanlış ictihatçıların şerrinden muhafaza eylesin amin ya Muin.

İşte Ayaz açık havada poyraz o andaki bütün meyva sebzeleri ekinleri dokanıp kavurup helak mahvettiği gibi ehli ibadet olan kimseler riyayı hakkı ile öğrenip bilmeyenler yapılan amelleri nasıl ki açık hava şiddetli poyraz rüzgarı ekinler vesair sebze meyva ağaçlarını imha yok ettiği gibi kurumaya yönelttiği gibi riya poyrazıda yapılan bütün amel ve ibadetleri bütün hayırları riya poyrazıda imha eder harap eder. Yok eder. Kurutur. Poyraz dediğimizi iyi anlamanız için kuzey yönünden açık bulutsuz hava şiddetli çok fazla soğuklarla beraber kuzeyden esen rüzgara poyraz derler. İşte aynen riyasını bilmeyen ihlasını bilmeyen bir alimden öğrenmeyen kimselerin yaptığı amellerine ibadetlerine riya karışırsa poyraza benzeyen daha şiddetli olan riya poyrazı ibadet amelleri hepsini kurutur yok eder Allah cümlemizi korusun muhafaza etsin.

Ehli ibadet olanlarımız ehli tarık tarikat ehli olanlarımız gerekse şeriat amelinde fıkıh alimlerimiz hocalarımız kitapla ibadetle ilimle halkı ikaz irşada çalışanlarımız ahlakı zemimelerin hepsini birden anlamaya ve en fazla daha ibadetlerimizi yok imha edici riya poyrazından kurtulmak için çok dikkatli olup bu riyayı iyi anlayıp bunun mazaratından kurtulmuş riyadan ahlakı zemimeden kurtulmuş tedavi olmuş ve bu ahlakı zemime hastalığının tedavisini öğrenmiş başından geçmiş olan bir kamil mürşide kamil alimlerden izahat alıp öğrenmek lazımdır. Bunun üstünde çok dikkatli olmamız gerekiyor ki yapılan amellerimiz indallah’ta rızaya uygun olarak makbule geçsin. İnşallahu teala.

Önde yazılı olan ahlakı zemimeler Kibir, riya, ucup, hased, buhul, gazap, dünya sevgisi bunların her birisi şiddetli esen poyraza benzer şiddetli esen ayaz havada poyraz bütün topraktaki biten mahsulları sebze ve yekün meyveleri yakıp kaynar kazanda kaynatmış gibi yok hala getirip imha edip öldürdüğü gibi saydığımız Allah’a düşmanlık eden kötü huy ahlakı zemimeler yazıldı. Her birisi aynen şiddetli esip mahsulları meyveleri yok ettiği gibi bu ahlakı zemimelerde bütün yapılan amel ve ibadetleri hayratları poyraz gibi yok etmektedir. İşte amellerimizi imha eden ahlakı zemime poyrazlarından kurtulan sebze meyveler sağlama çıkar kıymet değerinde piyasada satılır.

Bir cariye hizmet yaptığı efendisine hakkıyla bağlı olan ve hakkıyla bağlı olduğu efendisine güvenen inanan dayanan onun efendisinin kendisinin her umurunu her noksanını her ihtiyacını fazlasıyla temin eden böyle bir cömertliği bol sahavati bol affı afetmesi bol ayıp ve kusurlarımızı yüzümüze çarpmayan güç ve kuvvetine hiç kimsenin kuvveti kudreti sehaveti affı merhameti bedel olmayan böyle bir zatın cariyesi bunu bildiği halde başka kimselere görükmek onlara tanınmak kendini onlara tanıtmak fikrinde olur ise o efendisinin indinde itibarı kalmaz, itimat etmez.

Aynen bizlerde bütün her halımızı ahvalımızı bilen suç ayıplarımızı yüzümüze vurmayan, yanıldıklarımızı itiraf eder boyun büker özürler dilerisek derhal bütün kusurları affetmesi olan böyle bir Rabbımız zahirimizi batınımızı görürken bilirken her umurumuzu rızklarımızı temin ederken buna karşı nankörlük yapıp amellerimizi ibadetlerimizi o içimizi dışımızı niyetimizi kalbimizi bilmekte dururken birde insanlara tanınmak insanlara kendimizi gösterip riyalanmak iyi desinler beğensinler diye riyaya meyyallı olursak o cariye o köle efendisinin nasıl gönlünden, gözünden düşer ona artık itimat etmez sevgiside kalmaz yaptığı hizmetin de hiçbir kıymet değeri kalmaz. Kul da hem Allah’a ibadet itaat zikir namaz sair ibadetlerini yapar ibadetlerinide halka göstertmeyi sever insanların görmesinden zevk alır. İnsanlara amelini gösterişli yapar ise ölçün, Allah indinde kıymet değeri kalır mı? Yaptığı ameller Allah indinde makbule geçer mi?

İşte bu konularda amellerini yalnız halk ister görsün ister görmesin isterse iyi desinler isterse kötü desinler amelin mükafatını akıllı olan düşünür. Amelin mükafatını gösterdiği halk mı verecek yoksa beni yaradan Hak mı verecek ehli takva yolunda olanlar bu gibi gösterişli riyadan çok sakınıp amellerini daima ihlasa getirmişler ve Allah’tan gayet çok korkmuşlar. Allah’ta onları korktuklarına uğratmayıp selamete çıkarmış.

Hz. Ömer (radıyallahü anh) başını önüne eğmiş, zahidlik iddia eden bir kimse gördü: “Ey efendi, ezik boynu düz tut huşu kalpde olur, boyunda değil.”, buyurdu.[2]

Ebu Umame, mescidde secdede ağlayan birisini gördü. “Acaba camide yaptığın bu işi, evinde de yapıyor musun?”buyurdu.[3]

Ali radıyallahu anh buyurdu: “Mürâinin iki alameti vardır! Yalnızken tembel olur, insanları görünce gayretli ve istekli olur. Medh edince, fazla amel yapar, kötüleyince de az yapar.”[4]

Katede (r.anh.) buyurur: “Kul riya yapınca, Alluh-u Teala: Bakın Benim kulum Benimle nasıl alay ediyor? der.”[5]

4. Buhul cimri: Kimseye yedirmez içirmez eli sıkı namert olup cömert olmayan kimsedir. Bu kimse ne kadar ibadet etse cennete giremez. Bu da Allahu Teâlâ'nın düşmanıdır. Çünkü halka evliyalık satar. Allahu Teâlâ için malından sar­fedemez. Hocayım Alimim der, Allahu Teâlâ'ya güvenmez. Ariflik, alimlik ve evliyalık iddiasını eder. Halkı aldatıp onlardan toplar. Dünyalarca ibadet ve zikir yapsa namaz kılsa cennete giremez Allahu Teâlâ'nın yaman düşmanıdır. Maazallah.

Buhul, Cimri, Pinti adam ne yer nede yedirebilir titrer bir kimseye bir şey yedirecek olsa cesaretle yediremez korkaraktan titreyerekten yedirir. Allah’a güvenci kısa olur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bir gün Kabe-i muazzamayı ziyaret ederken, Kabe örtüsüne yapışmış bir kişinin şöyle niyaz­da bulunduğunu gördüler: İlahi bu ev hürmeti için beni yarlığa..

Efendimiz, kendisini ikaz buyurdular: ­

- Böyle deme!

- Ya ne diyeyim?

- Benim hürmetim için yarlığa de.. Zira, Mü'minin hür­meti, bu evin hürmetinden fazladır.

- Ya Resulullah! Ben günahkar bir insanım, çok büyük günahlarım vardır. Malım ve davarım çoktur. Fakat, ne za­man birisi gelse ve benden bir şey istese, hemen yüreğimden sıcak bir ateş çıkar; son derece öfkelenirim, benden bir şey istediği için o kimseye kızarım ve ona hiçbir şey veremem. İki cihan serveri, o adamın bu itirafı üzerine:

- Irak ol benden ya fasık! buyurdular. ırak ol ve beni de ateşinle yakma! Nefsim kudret elinde bulunan Allahu Azim­üş-şana yemin ederim ki, eğer bin yıl ömrün olsa, gündüzle­rini oruçla ve gecelerini sabahlara kadar namaz kılmakla ge­çirsen, cimri buhul nakis olduğun için kıyamet gününde seni yüzü üzerine cehenneme atacaklardır.[6]

Evet, cimrilik küfürdendir, küfür cehennemdendir. Cömertlik, imandandır ve iman cennettendir. Onun için, cim­rilerin ahretteki yerleri cehennemdir.

Cimrilik, nefs-i emmarenin çirkin ve kötü sıfatlarındandır. Cömertlik ise, nefs-i mutma'innenin sıfatlarındandır. Allahu Teala katında sevgilidir.

Cimrilik eder ve malını fakirlerden esirgersen, ayet ve hadislere göre nefsi emmarenin çirkin sıfatlarından olan cimrilik ve sair kötü ahlaklar eğer kendisini kötü ahlaklardan arındırıp temizlemezse sahibini cehenneme çeker. Eğer cömert olur ve malını Allah yolunda fakirlerden esirgemezsen, yine ayet ve Hadislere göre cömertlik Allah’ın sevdiği güzel ahlaklardan olduğundan sahibini cennete çeker. Fakat, cömertlik de bir kaç mertebedir. Zekatını çıkarıp verene de cömert derler. Abdullah ibn-i Zübeyir, Resul aley­hisselamın alem-i cemale intikalinden sonra Ayşe anamıza yüz seksen bin akçe hediye verdi. İşte, Allah yolunda cömert­lik böyle olur. Yoksa, zamanımızın zenginleri gibi, bir miktar yardım ettigi zaman onu da daima ya­nına gelip giden ve yüzüne gülenlere verir. Yahut, kendisine yaramayan eski ve işe yaramaz şeyleri verir.

Tefsiri Keşşaf'tan rivayetle naklolunmuştur:

Hak teala hazretleri, meleklere buyurur:

- Getirin o malları ki, dünyada dünya beyleri veya ave­neleri ile buluşmak ve bir hacetlerini arzetmek maksadı ile verilmiştir. Melekler bu ilahi emir üzerine bu eşyaları getirirler. Bunlar, halis kan bedevi atları, nefis kumaşlardan dikilmiş elbiseler, yünlü ve ipekli nefis kumaşlardır. Hak teala hazretleri, tekrar irade buyurur:

- Getirin o malları ki, dünyada benim rızam için fakirlere verilmiştir. Melekler, bu eşyaları da getirirler. Bunlar da, parça parça ekmekler, bakır akçeler, bir pul, iki pul, eski ve yamalı gömlekler, eski takkeler, gayet zayıf koyunlar, sığırlar ve keçilerdir.

Herkes, verdiği hayır ile huzur-u Hak’ka getirilir. Bazı kimselerin sadakaları iyi ve güzel ise de, bazılarının ki yuka­rıda tarif olduğu gibi eski püskü şeyler, zayıf hayvanlardır. Melekler derler ki:

- Ey miskin Ademoğlu! Reva mıdır ki, Allah rızası için şunlar gibi eski püskü, işe yaramaz şeyler verdin de, abes yerlere, şöhretlere, şehvetlere, fesatlara, riyalara, dalkavuk­lara bunlar gibi nefis şeyler verdin. Varın gidin ey hayasız­lar, tekdiriyle layık oldukları yerlere gönderirler.

Kişinin hayrat ve hasenatı yarın kıyamette Hak teala hazretlerine arz olunduğundan ötürü, Resul-ü ekrem sallalla­hu aleyhi ve sellem Efendimiz, fakirlere verdiği akçeleri yıkar, temizler öyle verirdi.

Sakın, sana verilen bu mal artık sorulmaz zannetme! Bu malları kendinin de sanma! Mal, o vakit senin olur ki, sen ölmeden evvel onu ahirete göndermiş olasın ve orada hazır bulasın.[7]

Şu malları ki, Hak teala sana verdi ve sen de onları ya kendini övenlere veya şöhretlere, yahut Şeddad gibi yük­sek yapılara ve Firavun gibi yemelere ve içmelere, sözün kı­sası olmayacak batıl yerlere harcadınsa, mutlaka cezasını göreceksin. Zira, mal kişiye ayreti olarak verilmiştir, alınır ve başkasına verilir. Nitekim, senden önce de bir başkasında idi, ondan sana geldi. Çevrende daima görüp durursun ki, bunca zahmetlerle biriktirilen bir çok mallar başkalarına mi­ras kalır. Mirasçılar o malları afiyetle yerlerken, o malı biriktiren de azabını ve hesabını görürler. Acaba, bun­lardan neden ibret almazsın? Neden kendine gelmezsin ey ga­fil adam? İnsanım, diye, dava edersin. Ne olur, şu derdine bir deva ve çare arasan, nefsani hevalardan vazgeçip, fani kapılardan uzak olsan. Şu meşhur hikayeyi işitmedin mi?

Sultan İbrahim bin Edhem, Belh şehrinin padişahı idi. Kırk veziri vardı. Günde 400 koyun boğazlanır ve saray hal­kına yemek hazırlanırdı. Bir söz ile aklı başına geldi, tövbe etti ve bu fani padişahlığı terkederek baki mülkte sultan oldu. Onun tövbesinin sebebi şudur:

Bir gün, evinden dışarı çıkmış, divanda oturuyordu. Bir arap, bir deve katarını çekerek saray kapısından içeri girdi. Hiç kimse, onu önleyemediler. Kapıcılar ve çavuşlar vesair halk, ne kadar uğraştılarsa da, onu dışarı çıkaramadılar. Sul­tan, bu hali görünce kendisi kalktı ve devecinin karşısına di­kilerek:

- Ey kişi! dedi, nereden gelip nereye gidiyorsun?

- Bir deveciyim, bu kervansaraya konmağa geldim.

- Ne acep söylersin? Burası kervansaray değil, padişah sarayıdır.

- Pekala, şimdi bu saray senin midir?

- Benim mülkümdür.

- Senden evvel kimindi?

- Babamındı.

- Ondan evvel kimindi?

- Dedemindi.

- Peki, şimdi onlar nerede?

- Onlar öldüler, gittiler. Şimdi, bu saray benimdir.

- Ya İbrahim! Ben, sana demedim mi? Bu saray değil, kervansaray imiş. Onlar konmuş ve göçmüş, sen de göç ben konayım.

İbrahim Edhem hazretleri, derhal remzi (işareti) anladı. Bir gün kendisinin de ölüp toprak olacağını bildi; kendisinin de, padişahlığının da fani olduğunu anladı. Bir kerre ah eyledi ve padişahlığı hemen terketti. O tacı, tahtı, sultanlığı, rahatı, refahı ve saadeti döktü gitti Bir eski aba giydi, vardı Mekke-i mük'erremede mücavir oldu, yerleşti.

Ey nefis! Eğer gücün yeterse, muhakkak gözünü aç ve dervişliği yaşamaya bak.

İbrahim Edhem kuddise sirruhu, sırtıyla odun getirir satardı. Kazandığının yarısını kendi harcar yarısını da Mekke-i mükerremedeki müca­virlere sadaka eylerdi. Yedi yıl bu yolda nefsiyle mücahede etti. Yatsı abdestiyle, her gece sabah namazını kılardı. adam olan işte böyle olur.[8]

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki.

"Benî İsrail'den üç kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de âma. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi.

Melek önce alatenliye geldi. Ve: "En çok neyi seversin?" dedi. Adam:

"Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!" dedi. Melek onu meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu:

"Hangi mala kavuşmayı seversin?"

"Deveye!" dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek:

"Allah bunları sana mübarek kılsın!" deyip (kayboldu) ve kelin yanına geldi.

"En ziyade istediğin şey nedir?" dedi. Adam:

"Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesi" dedi. Melek, keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar:

"En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam:

"Sığırı!" dedi. Hemen kendisine hamile bir inek verildi. Melek:

"Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!" diye dua etti ve âmanın yanına gitti. Ona da: "En çok neyi (istersin?)" diye sordu. Adam:

"Allah'ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!" dedi. Melek onu meshetti ve Allah da gözlerini anında iade etti. Melek ona da:

"En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam:

"Koyun!" dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi.

"Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi dolusu develeri, diğerinin bir vadi dolusu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu.

Sonra melek, alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve:

"Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkânlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve şu malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim!" dedi. Adam:

"(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!" dedi ve yardım talebini reddetti. Melek de:

"Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen alatenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi" dedi. Ama adam:

"(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden tevarüs (miras) ettim!" diyerek onu tersledi. Melek de:

"Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin!" dedi ve onu bırakarak kel'in yanına geldi. Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da:

"Eğer yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin!" deyip, âmaya uğradı. Buna da onun eski hali heyeti üzere (yani bir âma olarak) göründü. Buna da:

"Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânı kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!" dedi. Âma cevaben:

"Ben de âma idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk çıkarmayacağım!" dedi.

Melek de:

"Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi" dedi (ve gözden kayboldu)."[9]

Malı olmayanın hali, hırs, değil kanaat olmalıdır. Malı olanın ise cimrilik değil, cömertlik olmalıdır.

5- Haset: Kendi gibi olan arkadaşını hasetler, şeytan ha­setliğinden lanet tokunu giydi. Kendi melaikelere hoca idi. Adem Aleyhisselamın hoca olacağını anladı haset damarları kaynadı. Bir hoca bir hocayı bir derviş bir dervişi hasetlerse şeytan ile boynundan zincirlenip cehenneme giderler. Hasetlik kendi yolunda olan arkadaşının ilerlediğini istemeyip gözü gö­türmeyip çekemeyerek onun aleyhinde olmaktır. Bu da Allahu Teâlâ'nın yavuz düşmanıdır. Maazallah.

6- Gazap Öfkelenmek: Kızmak, kükremek, darılmak böylece Allahu Teâlâ'yı unutup nefsin şeytanın keyfini getirmek. Sen aczini bilsen gazaplanmazsın. Allahu Teâlâ'yı unutmazdın. İnsan öfkelenince Allahu Teâlâ'yı unutur. Sen karşındakini kabahatinden dolayı cezalandırırsın. Seninde Allah'a karşı kabahatlerin var, O’nun da seni cezalandıracağını düşünmez misin? Elbette görürsün arkadaşı ihvanı azarlarsın. Ne hakkın var. Sen Allah için yol gösterici bir kimsesin gazaplanmaya ne hakkın var. Bu da Allahu Teâlâ'nın düşmanıdır. Gazap sırf Allah (c.c.) için olmalıdır. Bu da dine şeriata. tarikata muhalif bir şey için olmalıdır.

Şeyhimiz Bilal Baba Hazretleri buyurdu ki bizim ve bizim gibi hakkıyla yetişmiş kamil müridlerin vazifeleri hazır ki Müslüman olanları kafirliğe münafıklığa salmamak onlara sahip olup Allah’ın rızasına yöneltmek Allah’ı kullarına sevdirmek kullarıda Allah’a sevdirmektir. Hiçbir müridi kabahatından dolayı suçundan dolayı ret etmek yoktur. Biz ve bizim ıhvanlarımızın vazifesi nereden arızalandı nereden yıkıldı arızasını bulup yoluna devam etmesini sağlamaktır. Kendileri bizleri ne zaman inkar ederlerse o zaman kendi kendilerini tart ederler bizden tart etmek yoktur dedi kendide inkar etti mi? bir devletten bir devlete firar eden adam gibi olur. O şeyhın manevi vilayet tasarrufunun dışına çıkar inkar etmediği müddetçe o şeyhın vilayet dahilinin içinde tasarrufunun hükmünde yaşar dedi. Her valinin bir vilayet dahili var vilayetin dahiline hüküm eder her velininde vilayetine dahil olanlar tasarrufunun içindedir inkar edenler vilayetinin dışına çıkarlar Ama pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani Efendimizin tasarrufu insi cini kaplamış vilayeti gavsul azam bütün dünyaya yere göğe hükümetmiştir.

 


[1] Halebi sağir kenarı s. 372-373(Osmanlıca baskı)

[2] Gazali Kimya-i Saadet/411

[3] Gazali, Kimya-i Saadet/411

[4] Gazali, Kimya-i Saadet/411

[5] Gazali, Kimya-i Saadet/411

[6] Müzekki'n-nüfus

[7] Müzekki'n-nüfus

[8] Müzekki'n-nüfus

[9] Buhârî, Enbiya 50, Müslim, Zühd 10, (2964)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>