canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Dünya Sevgisi - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

Dünya Sevgisi

 

Resul aleyhisselam buyu­rur:

مَنْ أَحَبَّ دُنْيَاهُ أَضَرَّ بِآخِرَتِه۪ وَمَنْ أَحَبَّ آخِرَتَهُ أَضَرَّ بِدُنْيَاهُ فَآثِرُوا مَا يَبْقٰى عَلٰى مَا يَفْنٰى

“Dün­yayı seven, ahiretini ziyan eder, ahireti seven, dünyayı ziyan eder. O halde devamlı olanı, devamsız olana tercih ediniz.”[1]

Şu halde, dünya seven ahiret ziyanına katlanır. Ahiret seven de dünya ziyanına katlanır. Şu var ki, bu dünyanın zi­yanı dünyadadır. Ahiretin ziyanı ise gayet müşkildir. Zira, ebedi ziyandır. Dünyanın bekası yoktur, fanidir. Akibet, zi­yana varsa gerektir. Onun için, akıllı olanlar dünya için gam yemezler. İbni Abbas radıyallahu anh’ın rivayet ettiği bir Hadis-i şerifte de böyle buyurulmaktadır:

 اَلدُّنْيَا حَرَامٌ عَلٰۤى أَهْلِ الْآخِرَةِ وَالْآخِرَةُ حَرَامٌ عَلٰۤى أَهْلِ الدُّنْيَا وَالدُّنْيَا وَاْلآخِرَةُ حَرَامٌ عَلٰۤى أَهْلِ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ

“Dünya isteyene ahiret haramdır. Ahiret isteyene de dünya haramdır. Allahu teala'yı isteyenlere ise hem dünya, hem ahiret haram olur. Allahu teala'yı iste­yenlere, Allah'tan başka murat olmaz.”[2]

Bir kişinin, bu dünyanın fani ve ahiretin baki olduğunu bildiği halde, bakiyi bırakıp faniye talip olması elbette iyi alamet değildir. Bunun sonu, Allah korusun imanın zevali­dir. Arifler demişlerdir ki:

اَلدُّنْيَا كَالْمَرْءَةِ الْفَاجِرَةِ وَلَا يَرْضٰى بِصُحْبَتِهَااِلَّامُحَنَّثُ

“Dünya o fahişe kadın gibidir ki, kim olursa olsun evine gider ve koynuna girer, yüzüne güler amma kimseye vefası yok­tur. O halde, böyle bir kadına gönül verip musahip (sohbet) olunmaz. Ancak muhannes yani alçak tabiatlı kim-seler sohbet eder.”

Bir Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

إِنَّ أللّٰهَ تَعَلٰى قَسَمَ الدُّنْيَا ثَلَاثَ اَجْزٰۤاءٍ جُزْءٌلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَجُزْءٌ لِلْمُنَافِق۪ينَ وَجُزْءٌ لِلْكَافِر۪ينَ فَالْمُؤْمِنُ يَتَزَوَّدُ وَالْمُنَافِقُ يَتَزَيَّنُ وَالْكَافِرُيَتَمَتَّعُ

“Allahu teala, dünyayı üçe ayırdı. Bir cüz'ünü mü'minlere ver­di. Bir cüz'ünü münafıklara verdi ve bir cüz'ünü de kafirlere verdi.” Mü'minler, dünyada ahiret azıklarını hazırlarlar. "Mü­nafıklar, dünyanın süsleriyle süslenirler. Ka-firler ise, gece gündüz yer, içer ve ahiret amellerini terk ederek dünya zevkleri ile meşgul olurlar.”[3]

Eğer, bu dünya bizden önce de peygamberlere verildi, nasıl ettiler diyecek olursan; biz de cevap verir ve deriz ki, pey­gamberler gerçi dünyaya malik oldular, amma kabul etme­diler. Saklayıp gönül vermediler. Nimetlerinden faydalanma­dılar. Allahu Teala her ne verdiyse, onlar da Hak yoluna ver­diler ve kendileri arpa ekmeği yedi-ler ve aba giyindiler. Pey­gamberlerin hikayelerini işitmedin mi? Halil Peygamber aley­hisselam, bir kerre (Allah yarlığasın!) diyene bir deve verdi. Kabe'yi yaptı, konuklarına envai türlü yemekler yedirdi, ken­disi arpa ekmeği yedi. Süleyman Peygamber aleyhisselam kaftan kafa hükmederdi. Bütün cihanın padişahı idi. İnsan­lar, cinniler, vahşi hayvanlar ve kuşlar onun eli altında idi Kendisi, zenbil örer ve nefsine onunla nafaka edinirdi. Aba gi­yerdi.

Hz. Süleyman Peygamber aleyhisselam Allahu Teala Hazret-lerine yâ Rabbî cennette her nebiye bir fukarai sabirini refik yoldaş edeceğini bildiriyorsun. Benim cennetteki refikimi yoldaşımı bana buradayken göster yâ Rabbi. Deyince Cenab-ı Hak Ya Süleyman ikindi vaktinde şehrin Şimal (Kuzey) tarafına çık karşından gelen ilk kişi cennette refikindir. Süleyman Peygamber aleyhisselam ikindi vaktinde şehrin o tarafına çıktı. Karşısından ihtiyar bir fakir sırtında odun şeleği ile geldiğini görünce Süleyman aleyhisselam ileri varıp ihtiyar fakire selam verdi. İhtiyara bu odunla ne yaparsın diye sordu? İhtiyar odunu satar çocuklarımın geçimini sağlarım dedi. Süleyman aleyhisselam benim yanıma gel üç öğün yemeği bir sofrada beraber yiyelim sanada ufak bir maaş bağlayayım ihtiyar halinde seni bu zahmetten kurtarayım deyince. İhtiyar tebessümle güldü. Süleyman aleyhisselam gülmesinin sebebini sordu. İhtiyar cevap verdi: Ya Süleyman senin bana teklif ettiklerinde, ben kendi halımdan şikayetim yok. Şakirim. Ya Süleyman yani sen şu geçici olan saltanatınla ins ve cin ve uçan kuşlara hükmedip Süleyman oldun ise ne oldu. Bunların hepsi muhakkak geçicidir. Benim indimde bir kerre huzuru kalb ile

سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُلِلّٰهِ وَلَۤااِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظ۪يمِ

“Subhanallahi vel hamdü lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havla vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” tesbihinin zevkini derecesini bütün dünya malına seninde Süleyman’lığına değişmem deyince Süleyman aleyhisselam sen benimle cennette refik olmaklığa layıksın. Cevabını verdi.

Tesbihin faziletleri: Hadisi şerif.

فَاِنْ بَخِلْتُمْ عَنِ الْمَالِ اَنْ تُنْفِقُوهُ وَخِفْتُمْ بِالْعُدْوَانِ تُقَاتِلُوهُ وَخِفْتُمْ عَنِ اللَّيْلِ اَنْ تَسَاهِرُوهُ وَلَمْ تَقْدِرُوا عَلَى النَّهَارِ اِنْ تَصُومُوا فَاسْتَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُلِلّٰهِ وَلَۤااِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلاَّ بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ* فَاِنَّهُنَّ كَلِمَاتُ اَحَبُّ إِلَى اللّٰهِ مِنْ جَبَلٍ ذَهَبٍ اَوْ فِضَّةٍ يُنْفِقُ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ

Yani, “Eğer malınızı maddiyetinizi Allah yoluna sadaka etmede buhul eder de yapamaz iseniz ve fisebilullah Allah için kaza ve cihat etmede ölümden korkarsanız ve geceleri uyanık olup sabahlara kadar ibadet ve uyanık olmağa takatiniz yetmez zayıf olursanız, ve gündüzleri oruç olmaya gücünüz yetmez ise işte yukarıda yazılı olan “Subhanallahi vel hamdü lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” tesbihini huzuru kalb ile çok çok zikretmeye devam ediniz. Zira bunlar bir büyük kelime-i şeriftir ki fisebilullah fakir fukaraya Allah için altın ve gümüş dağıtmaktan Allahu teala indinde daha sevgili-dir.”[4]Ayet-i Kerime:

وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ

"Ahiret daha hayırlı (ni'metleri daim) ve bakidir."[5]

Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, birçok gazalardan ganimet malı getirirdi, hepsini fakirlere dağıtırdı. Öyle zaman olurdu ki, dokuz günde bir arpa ekme­ği yerdi.

Demek ki, peygamberlerin itikadı böyle idi. Sen, bir dünya menfatinden ötürü bir kerre sübhanallah demeği terk edersin. bu ömrü yok yere çürütürsün. Bunun sonu pişmanlıktır. Sonradan piş­man olacağına, şimdiden pişman ol. Bu murdar dünyanın muhabbetini gönlünden gider, çünkü senin helak olman, dün­ya kaygusundan olsa gerektir.

Her kimde­ dünya arzusu varsa, şeytan ona musallat olur. Şeytan her zaman ister ki, kişiye dünyayı sevdirsin. Bilir ki, dünyayı sevdiği için, dünyadan ahirete perişan gidecektir. Hasan Basri hazretlerinin müridleri şikayet ettiler Ya şeyh! dediler. Şeytandan gayet incindik. Hep bi­zi yaramaz işlere kışkırtıyor. Elinize geçen dünyayı sıkı tu­tun, size lazım olacak diyor ve bizi hayırdan men ediyor. Hazret-i şeyh, gülümsedi. Şimdi burada idi, o da sizden şikayet etti. Dedi ki:

“Şu ademoğullarına nasihat eyle de, benim hakkıma tamah etmesinler. Kendi haklarına razı olsunlar. Ne zaman ki, Hak Teala beni huzurundan kovdu, dünya ve cehennemi bana mülk eyledi. Cenneti ve kanaati onlara verdi. Şimdi, bunlar kendi haklarını bıraktılar, benim mülküme tamah ediyorlar. Ben de, onların imanlarını almayınca dünyayı ken-dilerine vermi­yorum.”[6] Müridleri, başlarını önlerine eğerek huzurundan çık­tılar. ­

Şimdi, siz de şeytanın mekrinden emin olmak isterseniz varın hırs tamahla dünya sevgisini kalbinizde kökleştirmemeye eğleştir-memeye gayret edin gücünüzün yettiği kadar kalb ile dil birleştirilip lailahe illallah zikrine bağlayıp devam ediniz.

Hadisi şerif:

اِزْهَدْ فِي الدُّنْيَا يُحِبُّكَ اللّٰهُ وَاِزْهَدْ ف۪يمَا ف۪ۤي أَيْدِيِ النَّاسِ يُحِبُّكَ النَّاسُ

Yani: “Dünya sevgisini dünya muhabbetini dünya endişe fikrini dünya endişe hayallarını kalbinizden çıkarıp atın ki Allah’ın sevgilisi muhbubu olasınız. İnsanların elinde olan parasından hizmetinden yedirip içirmesinden tamahınızı kesin ki halk sizi sevsin.”[7]

Bir gün, Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi üzerinden bir şeyi def'etmeğe çalışırken gördüler. Bu arada (Def ol benden ırag ol) buyuruyordu. Sordular Ya Resulullah! Mübarek nefsinizden neyi def ediyor­sunuz? Saadetle buyurdular. Dünya, bana temessül ederek kendisini arzediyor Ben de onu kendimden def ediyorum. Irağ ol dediğim odur.

Onun gibi bir sultanü'l-enbiya, kendisinden dünyayı def'­ eyledi. Bizim de terk etmemiz gerekmektedir.

Bir gün yine Resul-ü Zişan aleyhi ve alihi salavatullah-il Mennan Efendimiz, Ebu-Hureyre radıyallahu anh’a buyurdu:

- Ya Ebu Hureyre! Gel sana dünyanın misalini gös­tereyim. Sonra, Ebu-Hureyre'nin elinden tutarak onu mezbele ile dolu bir dereye götürdü ve saadetle buyurdu:

- Bu dereye bak ya Ebu-Hureyre!

Ebu-Hureyre baktı ve gördü ki, kuru insan kafaları, es­ki bezler, hayvan leşleri ve kemikleri ve daha bir sürü şey o derede birbirine karışmış, Resul aleyhisselam buyurdu:

- Ya Ebu-Hureyre! Bu gördüğün kuru kafaların sa­hipleri kimi yiğit, kimi kocamış, kimi kadın, kimi çocuk baş­ları ve kemikleridir. Evvelce bunlar da bizim gibi insan idi­ler. Bunların da hırsları vardı, bunlar da yemek yer ve ne­fis elbiseler giyerlerdi şimdi kuru kemik olup yatıyorlar.

Etleri ve derileri çürümüş, toprak olmuş, o türlü nefis yiyecekler yi­yen ağızları çenelerinden ayrılmış. Bunların içlerinde öyle kişiler vardı ki, haram - helal demezler durmadan mal devşi­rirlerdi, para biriktirirlerdi. Kalın döşeklerde yatar ve sa­raylarda otururlardı. Şimdi, görüyorsun ki, bu mezbelelik­te birer ciyfe olarak yatıyorlar. Gelen geçen üzerlerine ba­sıyor, çoğu bunlardan iğreniyor. Amma, aklı başında olan­lar bundan ibret alırlar. Şu çöplükte gördüğün rüzgarın sa­vurup dağıttığı paçavraların kimisi sof, kimisi ipek, kimisi yünlü idi. Bu iskeletlerini gördüğün kimseler onları giyer ve öğünürlerdi. Görüyorsun ya, onları da yel savurup çü­rütmüş. Sonra şu koyun kemiklerine de bak; aralarında at, katır, deve ve merkep kemikleri de var. Bunlar da, bu ku­ru kafaların malları idi. Kimisine biner, kimisinin sütünü içerlerdi. İşte, Onlar da perişan bu çöplüğe atılmış, bir za­manlar hepsi ayrı ayrı birer güzellik gibi görünen şu insan­lar, şu hayvanlar ve şu kumaşlar, sonunda bir çöplükte bu­luşup karışmışlar.

İşte, dünyanın misali de budur. Dünya­nın da, önünde sonunda olacağı budur. Ya Ebu Hureyre! Sen de, ben de bundan ibret almalıyız, böyle olacağını anlamalı­yız. Bugün, elimizde bulunanların hiçbirisi bizim değil­dir. Bizden önce her birinin birer sahibi vardı, biz­den sonra da yine her birinin birer sahibi olacaktır. Sen, onları şimdi kendinin sanırsın. Ya Ebu-Hureyre! Var şimdi ölmeden evvel bu dünyayı terk et, bu dünyadan gönlünü arındır. Dünya seni terk etmeden, sen dünya­yı terk eyle. Elinde bulunandan fakirlere ver. Yoksa, sen de yarın böyle olursun. Bu dünyaya aldanma ve bunun ra­hatına mağrur olma! Bu dünyaya gelenlerden hangisi ağlamadı. Bu dünyada kim rahat oldu ki, ona mihnet bulaşma­dı. Her kim ki, bu dünyaya yüz tutarak şenlik eylese, so­nunda gam ve tasa görünür.[8]

Bu dünyada hiç tasasız insan gördün mü? Herkesin kendisine göre bir tasası var. Herbirinin, kendisine göre bir kavgası vardır.

Sultan İbrahim bin Edhem, onun için sultanlığı terk edip dervişliği ihtiyar eyledi. Kendisini mürşid eşiğine bırakarak cihanın tasasından kurtuldu.

Lokman hekim, oğluna vasiyyet ederdi:

- Aman oğul! Dünyayı ver, ahireti satın al. Sakın, ahi­reti dünyaya verenlerden olma..

Bilmiş ol ki, bu dünya bir gölgeye benzer. Sen, onu du­rur sanırsın amma, o yürür. Lakin, sen yürüdüğünü göre­mezsin. Biraz sonra bakarsın ki, gitmiş. İnanma bu gölgeye ki, bunun zevali tezdir. Onun için, Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

اَلدُّنْيَا سَاعَةٌ فَاجْعَلْهَا طَاعَةً

“Bu dünya bir saattir. Onu ibadetle geçiriniz.[9] buyur-muştur.

Bu dünyanın latif bir misalini daha söyleyim: Mesela, bir kimse bir gece rü'yasında sultan olur, tahta çıkar oturur. Sağında ve solunda vezirleri, bir izzet, bir ik­ram ona kulluk ederler, hürmet gösterirler. sanır ki, bütün bu gördükleri gerçektir. Bu hal kendisine gerçekten vaki ol­muştur. Bu halde iken, gözlerini açar ve uyanır ki, yatağın­da yatmış ve uyumuş ve bütün gördükleri rü'yadan ibaret imiş. Ne beylik var, ne sultanlık? Ne vezir var, ne kapıcı, ne hüküm, ne hükümet?

Bu kişi, o zaman nasıl melul olur ve nasıl tasalanır. Bu dünyanın en büyük hoşluğu padişahlıktır. Hal­buki, o da birgün ölür ve kabre götürülür, bırakır giderler. Sen de bir gün olur uyanırsın ki, üryan püryan bir beze sar­mış ve bir çukura yatırıvermişler ve seni de bırakıp gitmiş­ler. Bütün dünya saltanatı, rü'ya gi­bi gelir geçer. Eğer salih amelleri ol­mazsa, nefs-i emmarenin o çirkin sıfatlarının hepsi korkunç bir canavar şeklinde gelir ve o daracık çukurda onun üzeri­ne saldırırlar. üstelik, o çukurun içinde de yılan, çıyan, kurbağa ve saire gibi hayvanlar da, türlü nimetlerle beslenmiş ve semirmiş o nazik vücudu kemirmek için hare­kete geçerler. O nefs-i emmare sahibinin üstüne, bir taraftan o sıfatının korkulu canavarları ve diğer taraftan da yılan, çıyanlar üşüşerek kendisine azap ederler. Kabirde, nazik tenini dünya canavarları yiyip dururken, o hayıflar eder, pişman olur, ömrünü yok yerlere harcadığını anlar. Meğer, o eğlence sandığı şeylerin hepsi birer gam imiş, o rahat dediği mihnet imiş.

Sen öyle zannedersin ki, bugün sen alemde padişahsın, veya vezirsin veya izzetli ve hürmetli bir kulsun. O ku­runtuları bırak! Bütün bunlar sana bir rü'ya gibidir, tez uyanır ve gerçeği anlarsın. Layık olan odur ki, insaf ede­sin, önünü ve sonunu düşünesin.. Evvelini sorarsan, sidik yolundan gelmiş bir katre meni idin. Sonunu sorarsan, çü­rümeğe mahkum bir murdar gövdesin. En sevgili dostları­mızı, analarımızı, babalarımızı, ciğerpare yavrularımızı öl­dükten sonra birgün yanımızda alıkoyabiliyor muyuz? Ace­le götürüp toprağa koymuyor muyuz? Bir iki gün ölüsü kal­sa, kokusundan kimse yanına varamıyor.

Evet; evvelin bir katre su idi ki, o su donuna bulaşsa onunla namaz bile kılamıyordun. Sonun da, kokmağa ve çü­rümeğe, yılan ve çıyanlara yem olmağa mahkum murdar bir gövde olduğuna göre, bu iki murdarın ortasında bu, ululan­mak neye? Bu hükme ve hükümete, bu izzet ve devlete, bu geçici rahat ve saadete aldanıp itibar ederek ahiret tedariki­ni terk eylemek nedendir bilir misin? Çünkü, nefs-i emmare­nin çirkin ve kötü huyları ile huylandın, sana kibir, ucub, mal sevgisi, makam sevgisi, hırs ve hased üstün geldi. Oy­sa, buna benzer kötü ve çirkin sıfatları kendilerine huy edi­nenler, bu sıfatların yarın korkunç birer canavar şeklinde kendisine yoldaş olacaklarını nasıl unutabilir? Hiç düşünmez misin ki ululukta, hükümde ve hükümette rahat bile olsan, sonunda Azrail elinde zelil ve hakir kalacaksın.

Şunlar kim, kenduyu sultan sanurlar;

Ölüp toprak olunca utanırlar...

O mülk bu yalancı fani dünyadır. Mülk, bu mülktür. Süleyman nerede?

Ey gafil biçare:        

Filan hasta olmuş, falan ölmüş diyorsun da, o günlerin senin de başına geleceğini neden dü­şünmüyorsun? Ergeç Azrail elinde hor ve zelil olacağını ne­den aklına getirmiyorsun? Ey dertsiz: nasıl olur da, bu fani cihana ve bu vefasız ömre kibirlenirsin? O haram en­dişeler'le huzur-u Hak’ka varır, el bağlayıp durursan acaba Hazret'ten utanmaz mısın? Şunu bilmez misin ki, bir kişi elini bağlayıp namaza durmuş iken, gönlü bir başka endi­şeye kapılsa, iki kıbleye tapmış gibi olur. Biri, namaz kılar­ken yüzünü döndüğü kıbledir ve diğeri de aklına gelen o en­dişedir, ondan iki kıbleye tapmış gibi olur. Böyle namaz kı­lan kişilerin, yarın huzur-u Hak’ka çağırıldıklarında yüzleri enselerine dönmüş olacaktır. Melekler derler ki:

- Ya Rab! Bu kulun neden senden yüzünü çevirir? Hitab-ı İlahi gelir:

- Bu kulum, namaz kılarken yüzünü kıbleye döndürdü amma, gönlünü başkasına çevirdi, onun için şimdi yüzü ben­den döndü. Bazı meşayih buyururlar ki:

- Namaz kılarken, gönüllerini Allahu teala'dan ayıran­ların, kabirlerine bir melek gelir ve yüzlerini kıbleden dön­dürür. Ondan sonra münker-nekir gelir ve o kişiye türlü azap ederler, Allahu âlem.

Bir gün Hz. Yakup aleyhisselam namaz kılıyordu. Yu­suf aleyhisselam da kundağının içinde yanı başında yatıyor­du. Yakup aleyhisselam namaz kılarken, göz ucuyla oğlu Yu­suf aleyhisselama baktı. Hak teala, derhal Yakup aleyhisse­lama buyurdu:

- Ey Yakup! Hazretime ibadet ederken, oğlun Yusuf'u gönlüne getirir ve göz ucuyla ona bakarsın. İzzetim hakkı i­çin, sana ahirette edeceğimi, dünyada edeceğim ve benden gayrıya nazar eden gözlerini, onun ayrılığı ile ağlamaktan bo­zartacağım. Benden gayrıya meyleden gönlü, onun gamı ile dolduracağım.

Yakup aleyhisselam, işte bu sebepten oğlu Yusuf aley­hisselamı kaybetti, ağlamaktan gözleri görmez oldu, Yusuf'a kavuşuncaya kadar gönlünün hüznü gitmedi, uyku dahi uyu­yamadı.­

Hz. Yakup aleyhisselam, sûret gözüyle bütün ömründe bir kerre Yusuf'a nazar ettiği için bu muamelelere maruz kaldı, ya daima namaza durduğu zaman gönüllerine fesad endişeleri girenlere ne denilir? Bu dünyadan kişinin gönlü ne hal ile giderse, kı­yamet gününde o hal ile gelir. Zira, mahşer gününde ademoğullarının içini dışına döndürürler. Şu halde, o zaman insanın gönlü sureti olacaktır. Şimdi, bu kavmin bazıları­nın gönülleri de dönmüştür. Hazreti Hak’tan gayrısına te­veccüh etmiştir ve bazılarının gönülleri de büsbütün hay­van suretine değiştirilmiştir. Bazı insanların ahlak çirkin­likleri ondandır. Nitekim, Mevlana Celaleddin hazretleri bu­yurur:

Çirkinleşmez bedeni, dünyada bu ümmetin,

Gönül çirkinleşmesin, varsa akl-ü himmetin..[10]

(Ayet-i Kerime)

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَآ اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

“Ey iyman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ın zikrinden uzaklaştırmasınlar. Herkimide Allah’ın zikrinden uzaklaştır ise onlar hüsrana uğrayanlardır. ”[11]

 Seni gaflete düşürenlerin ve seni Allah’tan uzaklaştıranların cümlesinden sakınıp çok azimli gayrette ve cihada olması gerekiyor. Çünkü insan oğlunda nefis şeytan dünya var. Allah’a ruhan yakın olmalarımaz yolumuzun üzerine çıkanlar işte nefis şeytan dünya bir mümin gece ve gündüz her an bunların kalbe hücumlarından ve fesadlarından kalbi selamatde tutmak için büyük bir cihad harb içindedir. Yani hiçbir şey sizi Allah’ın zikrinden ve Allah’tan uzaklaş-tırmasın.

Yunus Emre Hazretlerinin buraya münasip düşen birkaç beyitlerinden yazıyoruz.

Aciz kaldım ya Rab şu zalim nefsin elinden

Gelip gecici olan şu dünyanın lezzetine doyamaz.

 

Vücuduna giymiştir gaflet gömleğin

Şu nazik ömrünün nasıl gelip geçtiğini bilemez.

 

İlahi bu gaflet gömleğin giyene

Müslüman mı dersin nefsine uyana

 

Kazanıp kazanıp verir ziyana

Allah yoluna bir pula kıyamaz.

 

Sağlığında kıymet vermez Ayet hadisine

Son deminde muhtaç olur nesine

 

Eletip koyuncak makberesine

Oğlum, kızım, malım diyemez.

 

İlahi ya Rab şu miskince Adem oğlanı

Varıp tutmazlar bir mürşidi kamilin elini

 

Haram helal kazandığı malını

Ellere nasip eder kendi yiyemez.

 

İlahi yâ Rab bu gafetten uyar gözümü

Dergahında Ya Rab kara etme yüzümü

 

Yunus eder gelin tutun sözümü

Dünyayı seven ahreti bulamaz.

 

Münasip düşen birkaç beyiti daha ilave yazıyoruz.

 

İçin dışın murdar iken, dost neylesin senin ile,

Gönül gözün nefs hava aşk neylesin senin ile,

 

Zikrullahla yoldaş olmadın, sadıklar ile haldaş olmadın

Olmaz yere verdin gönül, dost neylesin senin ile,

Dünya ile üns bağlayıp gönlün gözün kör eyledin.

Zulmet dolunca gönlüne nur neylesin senin ile,

 

Gerçek bize derviş gerek, dola cihan dava ile,

Duydun ise aslın işin, fal neylesin senin ile,

 

Dervişliği sanma heman, olur suret düzmek ile,

Dilde ise senin işin, hal neylesin senin ile,

 

Yunus Emre hoş dert ile, merdane sür devranını

Emrah isen, dost yoluna ar neylesin senin ile

 

İşte okuyup dinleyen kardaşlar, bacılar hakiki Allah yolunda bize yoldaşlar. Gerekse beyitler gerekse dilden zuhur eden natikalar. Hepsinin hülasası bizleri yaradan yüce Rabbımızın nazargahı olan kalb alemine çok dikkatli bir nöbetçilik yapıp Allah’tan gayri nefisten, şeytandan ve dünya endişe Hayallarından bu kalbe sahip olup, selamette tutmaktır. Allah’tan gayrıları endişe filimlerini kalbe sokmamak ve o kalbe gelenleri yerleştirmeyip sürüp çıkararak ve kalbde kökleştirmeyerek kalbden atmak suretiyle azimli bir cihatta olmayı Cenab-ı Hak Ümmeti Muhammed’e bizlere de hidayet eylesin (Amin). Cenab-ı Hak’ka boyun bükerek O nu huzurda ve hazır bilerek dua yapmayı cümlemize yüce Rabbımız talim buyursun (Amin).

 Çünkü O nun hidayeti yardımı olmaz ise bizler çok aciziz. Dualarımızda yâ Rabbî senin nazar ettiğin kalblerimizi senden gayri taraflara kalblerimizin gidiş yollarını hidayetinle kapatıp hidayet yardımınla kalblerimizi sana çevir bizleri huzur ve rızana kavuştur. Senden gayrı bütün arzu ve maksatlardan bizleri savuştur. Senin ile sana, aşkına, rızana kavuşturup huzuru ilahiyene cümlemizi öyle kavuştur yâ Rabbî. Habibin sevgilin bizlerinde ulumuz baş tacımız olan Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi vesellem hürmeti hakkı içün onun hürmeti içün dualarımızı red etme yâ Rabbî bütün isyan günahlarımızı ona bağışlayıp dualarımızı onun hürmetine kabul eyle yâ Rabbî. Amin. Resul-ü Ekrem Efendimiz de:

حُبُّ الْمَالِ وَالشَّرَفِ يُنْبِتَانِ النِّفَاقَ كَمَا يُنْبِتُ الْمٰۤاءُ الْبَقَلَ

“Mal ve şeref sevgisi, suyun baklayı yetiştirdiği gibi, nifakı besler yetiştirir.”[12] buyurmuşlardır.

Bu ayet-i kerimeler ve Hadis-i şerifler ile Ashab-ı Re­sul aleyhisselam sözlerinden ve meşayih menkıbelerinden mu­hakkak olarak anlaşılmaktadır ki, dünya sevmekte hayır yoktur. Dünya sevgisi Allah’ın zikrini fikrini unutturur yalnız dil ile zikreylemek yeterli değildir. Bilakis, onun buyurduklarına tamamı tamamına uymak ve bu dünya üze­rinde şöyle akıllı yürümektir. Can ve gönülden Allah’ı zikreylemek gerektir.

Bir kişi, Fahr-i Kainat aleyhi efdal-üttahiyyat Efendimize geldi ve

- Ya Resulallah! Dedi. Benim gönlüm hiç ölümü anmaz, arzetsem de kabul etmez. Efendimiz saadetle buyurdular:

- Malın var mıdır?

- Evet, çok malım vardır.

- Var şimdi, o mallarını kendinden önce ahirete gönder. Çünkü, sana ölümü unutturan, hep o mallarının şerridir. Eğer, Hak teala yoluna vermezsen, sonra hasrete düşersin.

  O kimse, Resul-ü zişanın bu öğüdü üzerine bütün mal­larını fakirlere dağıttı, Hak yolunda onlardan fâriğ oldu.[13]

Sual - Bu malın hepsi yaramaz mıdır? Yoksa, iyisi ve hayırlısı da var mıdır?

Cevap - Mal iki türlüdür: Salih mal ve fasık mal..

Fasık mal, şerli maldır. Salih mal, hayırlı maldır. Me­sela; hayırlı mal, İbrahim Peygamber aleyhisselamın malı­dır ki, onunla Kabe’yi yaptı. misafirsiz yemek yemezdi. Ne za­man önüne yemek getirilse, misafir gelmesini bekler, biraz er­telerdi. Eğer, misafir gelmezse kalkar bir mil kadar yürür­dü, misafir arardı. Bulamazsa, biraz oturur yine kalkardı, et­rafı araştırırdı. Ta misafir buluncaya kadar yemek yemezdi.

Ey biçare! Aklını başına al, bugün fırsat elde iken mallarını Hak yoluna vermen ge­rektir. Kendinden önce ahirete bir şeyler göndermek gerek­tir. Yoksa, sen gidince bu malın alınır ve hiç sevme-diğin biri­sine verilir. Son pişmanlık fayda vermez Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

نِعْمَ الْمَالُ الصَّالِحُ لِلرَّجُلِ الصَّالِحِ

“Ne helal maldır o mal ki, salih insanın elinde bulunur.”[14] buyurmuşlardır.        

Yani, ne güzel maldır o mal ki, sahibi salih kişidir, demek olur. Bundan da anlaşılıyor ki, ancak hayra sarfolunan mal hayırlıdır. Şerre harcanan mal da şerlidir ki sahibini cehenneme iletir. Hayırlı mal ona denir ki, sahibini cennete iletir.

Bu mal, bir merdivene benzer. Bazı İnsanlar vardır ki, o mer­divenle kuyuya inerler. Bazı İnsanlar vardır ki, aynı merdivenle köşklere çıkarlar. Onun için, malı hayırlı yerlere sarfetmelidir. Açları doyurmalı, çıplakları giydir­meli, borçluları borçlarından kurtarmalıdır.

Böyle yapanlar ahirette yüce mertebelere ve ali makamlara erişirler. Şayet fakirlerden esirgenir, ödünç ve dileğe verilmezse aşağıya, ce­hennem derelerinden bir dereye eriştirir. Neûzü billahi teala..

Bu dünya, derin bir suya, dünya ehli de gemiye benzer. Gemi, suyun içinde bulundukça su ne kadar fazla olursa olsun gemiye as­la zarar vermez, her tarafa yüzer ve maksuda ulaşır. Fakat gemi delinir delikten geminin içine su dolacak olursa, derhal batar. Şu halde, bu dünya malının muhabbeti kalbinde olmazsa kendini ibadetten Allah sevgisinden alıkoymaz ise ne kadar çok olursa olsun ziyan etmez. Fakirlere verilerek, hayırlar ihsan edi­lerek ahirette bunca mertebeler hasıl olur. Eğer, gönüle gi­rer ve sevgisini içeri doldurursa, elbette sahibini büyük bir tehlikeye ma'ruz bırakır Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

حُبُّ الدُّنْيَا رَأْسِ كُلِّ خَط۪يئَةٍ

“Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.”[15]

Dünya sevgisinden kaçıldıgı gibi dünyaya muhabbet sevgisi olanlardan da kaçınmalıdır zira ehli dünya ile çok meşgul olmak, ateşle meşgul olmak gibidir. Ateşden nasıl sakınılırsa, dünya­dan ve dünya ehlinden de sakınmalıdır. Unutmamalıdır ki, küçücük bir kıvılcım, bir şehri yakar ve kül eder. Dünyanın zerre kadar muhabbeti de, tıpkı bunun gibi gönül şehrini fe­sada verir, iman nurunu söndürür.

Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin dünya muhabbeti konusundaki tarifi:

Bir kimse dünyadan, işten güçten bütün elini çekip tenhada ibadetle meşgul olsa amma kalbinden dünya muhabbeti endişe hayallerini sürüp atmasa o kimse dünyanın tam ortasındadır. Yani Dünyayı terk edememiştir. Bir kimsenin de helal yönünden malı çok olsa yemesi içmesi kifayet miktarı olsa kalbinden dünyanın sevgi muhabbetini endişe ve hayallerini Allah zikri, Allah fikri ile sürüp çıkarmış olsa o kimse dünyayı terk etmiş sayılır. O malın çokluğu zarar vermez. Helal yönden malınız, paranız olsun yalnız sevgi muhabbeti Allah sevgisini Allah zikrini unutturmasın. Dışınız halk ile içiniz Hak ile olsun. Böyle olursa zarar vermez.

 

 


[1] Ahmed b. Hanbel, 4/412

[2] Deylemi Elfirdevsi bi me’surilhıtab c.2.s.230/3110 (Beyrut)

[3] Müzekkin-nüfus s.70

[4] Kırk sual kenarı 54 farzın şerhi/5-Ebu Naim Hilyetül Evliya c.4.s.165,166 (Beyrut)

[5] Â'lâ 87/17

[6] Müzekkin-nüfus

[7] Hakim, Müstedrek, 4/348; Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 6/193; İbn Receb el-Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem, 1/10, 286, 300; Beyhakî, Şuabu’l-İman, 7/344, kenzü-l-İrfan.

[8] Müzekkin-nüfus

[9] Müzekkin-nüfus

[10] Müzekkin-nüfus

[11] Münafikun-63/9.

[12] İhya c.3.s515 (Bedir yayın)ları, Müzekkin-nüfus

[13] Müzekkin-nüfus

[14] Beyhaki Şuabu’l-İman c.2.s.91/1248 (Beyrut)

[15] Beyhaki, Şuabu'l-İman, 7/338; Ebu Dâvud, Edeb 125, (5150); Münziri, Terğib ve’t-Terhib, 3/178;

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>