canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Firavun'un Hikayesi - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

FİRAVUN'UN HİKAYESİ

Firavun dedikleri kimsenin adı kabus idi. Kabus, Mus’ab'ın oğlu Mus’ab da Reyyan'ın oğludur. Bunun kıssası, A'raf sure-i celilesinin tefsirinde beyan olunmuştur.

Kabus, Mısır'a sultan olduğundan dolayı adı firavundur. Mısır ülkesinde padişah olanlara firavun derler. İran ülkesinde padişah olanlara Kisra derler. Rum ülkesinde padişah olanlara Kayser derler. Çin ülkesinde padişah olanlara Fagfur derler. Bu Firavun dedik­leri, önceleri karpuz satan cimri bir kişi idi. Pazarda dilim dilim karpuz keser: (Bir dilimi bir pula) diye bağırarak sa­tardı. Topladığı karpuz çekirdekleri ile ambarlar doldurmuştu. Ondan sonra, Mısır'da bir kaç yıl karpuz yetişmedi, kıtlık ol­du. Kabus, bir kaşık dolusu karpuz çekirdeğini bir akçeye sattı, çok mal biriktirdi Sonunda, o mal gibi, aşağılık bir se­beple Mısır'a sultan oldu. Dörtyüz yıl yaşadı. Gayet yüksek bir köşk yaptırdı. O köşke, atla çıkar ve inerdi. Yokuşu çıkar­ken, atının arka ayakları, inişe inerken de ön ayakları uzar­dı. Bu sebeple:

مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْر۪يۚ

“Ben, sizin benden gayrı ilahınız olduğunu bilmiyo-rum.”[1] dedi ve öğündü. Kırk yıl sonra da:

فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ

“Ben, sizin yüce Rabbinizim.”[2]

Demeğe başladı. Alemlerin gerçek Rabbi ve mürebbisi ve maliki olan Al­lah azze ve celle hazretlerinin kullarına affu ve keremi çok­tur. Buyurur ki: Eğer, Firavun ene rabbüküm-ül-a'la (Ben sizin' yüce Rabbinizim) yerine bir kere

سُبْحَانَ رَبِّيَ الْاَعْلٰى

Sübhane Rabbiyel-a'la deseydi, izzetim hakkıyçün onun bütün hatalarını affeder ve cennetime koyardım. İmam-ı Gazali rahimehullah buyurur:

- Her nefs-i emmarede, bu kibirlilik davası gizlidir. Amma, Firavun bunu açıkladı. Kibirli olmayı terk etmek gerektir ki, kibirlinin yeri cehen­nemdir.

Firavun, kibiri yüzünden Hz. Musa'yı yok edebilmek için yet­miş iki bin oğlan çocuğunu öldürttü. Mısırdaki Nil ırmağına Bu nehirler, benim altımdan akar derdi. Nil’e emr eder dilediği tarafa akardı.[3] Nitekim Cenab-ı Hak Kur’anı kerimde buna işaret ediyor.

وَنَادٰى فِرْعَوْنُ ف۪ي قَوْمِه۪ قَالَ يَاقَوْمِ أَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِه۪ اْلأَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪ي أَفَلاَ تُبْصِرُونَ    

Firavun konusu Kur’anı Kerimde suya hükmedip “sular benim hükmümdedir. Tahtımın altından akıyorlar benim hükmüm-dedir.” deme ayeti Zuhruf Suresinin 51. ayetinde kısadan geçiyor. Evet şimdi burda okuyup dinleyenler itikatlarınız sarsılmasın Firauvna niye bu kadar mühlet verilip suyu durdurması yetmiş ikibin oğlan çocuğunu öldürmesi Allah diyenleri kaynar kazanlarda kaynatması yaptığı, köşküne çıkarken yol yaptırmış atıyla çıkar atıyla iner yukarı çıkarken atın ön ayağının kısalması inişe inerken arka ayağının kısalması bu nedir bu kadar dinsizlere mühlet veriliyor.

Nemrut göğe çıkmak için sandık yaptırıp o zamanın fennine göre semaya çıkıp Allah ile harp edeceğim deyip semaya ok atıp okun kanlı olarak üzerine düşmesi mel’un şeytana Allah’a asilik yaptığı halda kıyamete kadar ömür verilmesi dünya yüzünde bütün insanlara vesvese iğva vermesi bunların sonlarına bakınız. Çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimelerinde şöyle buyuruyor ki:

وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ ﴿182﴾ وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ﴿183﴾

Yani, “Bizim ayetlerimizi yalanlayıp kabule yanaşmayan kimseleri biz derece derece mertebelerini helaka yaklaştırırız ve onları bilmedikleri zannetmedikleri yönden defaaten onlardan intikam alırız. Ve onlara mühlet veririm ki azgınlık-larının kafirliklerinin hitam bulması için.” [4]

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍۜ حَتّٰىٓ اِذَا فَرِحُوا بِمَآ اُو۫تُوٓا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ

“Ne zaman ki kafirler vaaz ve nesihatları unuttular isya-na tuğyana devam ettiler. Biz azimüşşan onların üzerine her nimetin kapılarını açtık. Hatta onlar kendilerine verilen nimetlere ferahlandıkları zamanda biz onları azap ve kahrı-mızla helak ederek ansızın envai hayrattan ümitsiz oldukları halde azabımızla yakaladık.”[5]

Yani: Benim düşmanlarım ne kadar kuvvetleşir bana asilik isyan eder burunlarını kaldırır bana karşı tanrılık davalarınıda cesaretle yaparlar ise benim adetim onlara biraz daha mühlet verip müsaade ederim. Çünkü tamamen imansızlıkları kafirlikleri tamamen hitam bulması için. Onları sonunda istediğim zaman ne zaman istersem onları helak etmeye yok etmeye kadir muktedirim.

Bu saydıklarımız Firavun, nemrud, şeddat, şeytan bunlara verilen mühletler keramet değil iyi anlayın nedir. Biraz daha azabıma gazabıma layık olmaları artsın çoğalsın diye mühlet veriliyor. Evet Firavuna gelelim. Firavun o kadar asilikte isyanda ileri gide gide halka ben sizin Rabbınızım Allah’ınızım. Beni Allah bilmeniz lazımdır. Akan suyu durdurdum. Nil ırmakları benim saraylarımın altından akıtı-yorum. Benden başka Allah yoktur. Beni bilmeniz lazım dedi. Cenab-ı Hak biraz daha gazap, azap artması için mühlet verdi. Sonuna bakınız denildi.

En son Musa aleyhisselam’a Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselam ile haber verdi. Ya Musa bu gece benî İsrail kavmi ile Mısır’dan çıkınız firar edip gidiniz emri geldi. Artık Firaununda helaklığı zamanı yaklaşıyor idi. O akşam Cebrail aleyhisselam adam sıfatında gelip Firavunun sarayına beni Firavuna götürün dedi. Cebrail aleyhisselam’ı alıp Firavunun huzuruna getirdiler. Firavun söyle niye geldin dedi. Cebrail aleyhisselam dedi bir kölem var kapımda küçük yaştan beri kendisini besledim yedirdim, giydirdim ise de şimdi bana asi oluyor isyan ediyor. Sizden başka şikayet edecek kimse yoktur. Ben bu köleyi ne yapmam gerekir. Deyince Firavun, efendisine isyan eden asilik eden kölenin cezası denize atmak dedi. Cebrail aleyhisselam sen bana bir satır yazı bir de imzanı at ki bana kimse müdahale etmesin dedi. Firavun bir kağıda yazdı efendisine isyan eden asilik yapan kölenin cezası denize atılıp boğulmaktır. Altına da Firavun diye imza attı. Cebrail aleyhisselam’a verdi.

Bu haldan sonra gece Musa aleyhisselam ile beni İsrail’ler gece Firavunlar uyuyunca İsrail’ler Mısır’dan evlerini terk edip firar ettiler Allah’ın emri ile kaçtılar. Sabah olunca İsrail’lilerin Mısır’ı terk edip gittiklerini gördüler. Firavuna haber verdiler. Firavun iyi olmuş ellerinden kurtulduk deyince Firavunlar çağırı bağırı İsrail’liler akşamdan bizlere gelip altın bilezikler gerdanlar buna benzeyen ziynetlerimizi isteyip bizler düğüne görüşe gideceğiz bu ziynetlerden emanet olaraktan altından, gümüşten bu ziynetlerden veriniz diye yalvardılar bizleri kandırdılar biz de verdik. Deyince, Firavun biraz daha fazla gazaba gelip kükredi şişti. Artık helak zamanı da yavaş yavaş yaklaşmaya başladı. Ordusuna emredip ordu sayısı bir rivayette sekiz yüz bin bir rivayette ancak Allah bilirdi. Bunlar gazapla suvari olarak yaya olan gençler yaya olarak Benî İsrail kavminin arkasından süratla yürüdüler. Kızıl Denize Beni İsrail’ler yakın bir mesafede iken bunlar arkadan deptiler ulaştılar.

Beni İsrail kavminden Musa aleyhisselam el aman ya Musa ne yapalım şimdi arkadan düşman hızla yetişiyor önümüzde ise deniz var canımızdan umut kesilme zamanımız geldi. Musa aleyhisselam kavmine telaşlanmayın Rabbımın bana vaadi var onun vaadi haktır o bir şeyler yapar deyince, dediler ki; ya Musa tamam da zaman vakit mühlet kalmadı ki çok heyacanla söylediler.

Musa aleyhisselam elini kaldırıp dua yapınca artık Firavunuların çilesi de dinsizlikleri kafirlikleri de hitam bulunca Cenab-ı Hak Teala Hazretleri Musa aleyhisselam’a elindeki asayı denize vur ya Musa. Denize asa vurulunca su semaya kalktı on iki yol açıldı. Bir anda yolların çamurunu Cenab-ı Hak kuruttu geçin ya Musa.

Beni İsrail kavmi de on iki kabile idi. On iki yoldan kendilerini denize vurup öte tarafa geçtiler. Musa aleyhisselam elindeki asayı havadaki duran denize ey mübarek hemen çabuk yerine in diye asa ile işaret edince Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri Ya Musa acele yapma. Ben Firavunuların denize girmelerini bekliyorum diye cevap verdi.

Firavunlar çok şiddetli hızla geldiler ki denizde on iki kol açılmış Firavun kavmine bakınız deniz benim kudretimden size yol açtı daha benim tanrı olduğuma iman ikrar etmez misiniz. Emretti. Sürün yola bakalım bütün ordu askeri sivili kendileri yola vurdular.

Firavun ise korku ölüm korkusu içine girip titremeye başladı. Kendi yola girmedi. Bütün asker kavim yola girince Cenab-ı Hak’kın emriyle havadaki duran deniz yerine indi bütün Firavunun kavminin hepsini Cenab-ı Hak helak edip suya boğdurdu. Firavun ise çabalayıp denize kendini vurmayıp kaçmayı düşündü. Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselam’a emredip deniz aygırlarından bir dişi kısrak at’a bin Firavunun at’ının karşısına yakınına tut. Cebrail aleyhisselam bir anda deniz aygırlarından bir dişi kısrak at’a binip Firavunun erkek at’ının karşısına yakınına tuttu. Firavun atı zabtedemedi at kendini suya vurdu. Firavun daha ölmeden atın üstünde bağırarak Cebaril aleyhisselam’a yahu beri gelme atını yanaştırma ataımı zapt edemiyorum, diye son hızla bağırınca Cebrail aleyhisselam dedi ya Firavun sana bir haberim var. Telaşlanma Cebrail aleyhisselam koynundaki akşamki Firavunun yazdığı kağıt imzasını Cebrail aleyhisselam çıkarıp Firavunun karşısına tuttu. Firavun baktı ki kendinin yazı imzası efendisine isyan edip asilik eden kölenin cezası suya denize atıp boğulmaktır. Altında da Firavun diye imza atılmış. Bu vaziyette bir hikmet ordusunu halkını bütünü ile deniz içine alıp yutup boğdu. Firavun ise denizin kenarına attan düşüp yüzü üstüne namaz secdesi gibi ona misal olmasında yüz üstü o şekilde geberip helak oldu.

Şu konuyu da kısadan ilave bu kadar Firavunun ordusunu bütün kavmini hepsini su içine alıp helak etti. Boğdu. Firavun niye deniz kenarına atıldı. Buradaki hikmeti Cenab-ı Hak ayeti kerimesinde haber veriyor. Firavunu biz hayatta kalan bütün insanlara bir büyük ibret ders almaları için kenara attırdım. Bakınız. Düşününüz yirmidört saat öncesi kendini yaratanı tanımayıp asilik yapan isyan yapan Allah’lık davası çalan mel’unun yirmidört saat sonraki halına bakınız onu bütün insanlara bir ibret için düşünmeleri için onu biz kenara attık buyuruyor. Evet yekün hepsini yazsak çok uzayacak bu Firavunun önüne ve son halına bakın düşünün ibret alınız.

Nemrutları kavmini bir sivrisinek ile onları helak etti. Yer yüzünde böyle imansızları önünden biraz mühletler verip sonunda hep onları helak ettiklerini haber veriyor.

Şeytan bu kadar Allah’a yeryüzünde ibadetler yapa yapa ibadet kuvveti ile göklere yedi kat göklerden yukarı cenneti âlaya kadar vardı. Cenneti âlada uzun müddet meleklere vaaz verdi. Hocalık yaptı. Bu kadar çalışması bilgisi Allah’a yakın olduğu halda netice onda da nefis vardı. Nefsi kendini secde emrine boyun kestirmedi. Şeytanda nefis olduğundan nefsi kendini benliğe gurura kibire hasitliğe sevk etti. Onun için Allah’ın gazabına uğradı. Şeytanda olan bu nefis bütün insan oğullarında olduğundan her insan nefsini iyi tanıyıp kontrol altında tutması lazım.

Şeytan yapılan ibadetlerinin ilminin hepsini kibirle, gurur, benlik, hasitlik yüzünden hepsi yok olup Allah’ın gazabına çarpıldı. Bununlan beraberde yer yüzüne cennetten atıldığında Allah’a münacatlarda bulundu. Cennetten Cemalinden bütün nimetlerden mahrum kaldım. Birkaç arzu isteklerim vardır. Onlarıda bana ver bana da ne şekil azap edersen et diye ricada bulundu.

Birkaç isteklerinin içinde biriside kıyamete kadar ölmeyip yaşamak ömür istedi. Ne yapacaksın bu ömür ile Adem’in arkadan zürriyetlerine kıyamete kadar onlara vesveseler ile senin rızandan çıkarıp kaç tanesini benim gibi azabına layık edebilirsem bunlarınlan Adem’den intikam almış olacağım. Cenab-ı Hak Teala Hazretleri hazırkı yaptığın asilik isyankar olduğun bunlar bu günahların azap çekmene kafi gelmedi mi? Tekrar ikinci bir asiliklere yönelmek istiyorsun. Ben Adem oğlu zürriyetlerine Resullar, Peygamberler, Alim ülamalar gönderir onların kafalarını iyice ayıktırır ikazlar yaptırırım. Kitaplar gönderirim. Sanada ömür veriyorum. Kıyamete kadar yaşa ikinci bir asilik ikinci bir kafirlikle inadınla yürü Adem zürriyetlerine sana onları azdırman için cebir zorlama selahatını vermiyorum. Görükmeden bir kuru iğvana müsaade ediyorum. Benim gönderdiğim peygamberlere kitabıma alim ülemalarıma yüze yüz onların haber vermelerine ikazlarına inanmayıp senin göze gözükmeyerek cebir zorlama olmayarak kuru iğvana kapılıp kabuledenler senin olsun.

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ

“Benim kitabıma Bana Resullarıma inanıp itaat eden halis kullarıma elin erişemez.”[6]

Onların her bir bana sığınıp eûzu besmele çekmelerinde senin yüzatmış askerlerini yakar imha ederim. Bu şeytana böyle bu kadar mühlet, ömür, kuru iğvalara müsaade edilmesinde aklımızın kavrayamayacağı hikmetler çoktur. Şeytan bu işleri ilmi olduğu halde bilgisi olduğu halde ibadet kuvveti ile yedi kat göklerden cenneti alaya kadar çıkıp uzun süreler meleklere hocalık yaptığı halda Cenab-ı Hak’kın Adem aleyhisselam’a bütün meleklere şeytanda meleklerin içinde hocaları olarak Adam’e secde edin emri olunca فَسَجَدُوا bu emre bütün melekler hepsi itaat edip Adem Babamızın ayağı-nasecdeye kapandılar

 إِلاَّ إِبْلِيسْ  ”Yalnız iblis yani şeytan secde etmedi.” Emre itaat da etmedi şeytana Cenab-ı Hak:

 قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ

“Niçin bu emre itaat etmedin cevabına şeytan cevap verdi. Beni ataşın yalımından halk ettin Adem’i toprak, ça-mur balçıktan halk ettin. Benim izzetim benim şerefim Adem’den daha yüksektir. Adem’e benim ne ihtiyacım varki secde edeyim dedi.”[7]

Kibir, gurur, benlik, hasetlik yüzünden Allah’ın gadabına çarpıldı. Bu kadar bilgilere ilme sırlara vakıf haberdar olduğu bildiği halda emre itaat etmedi. Â’raf suresinde devamla Cenab-ı Hak haber veriyor ki;

Tekrar münacatla yeryüzünde kıyamete kadar yaşama ömrünü de bana ver yâ Rabbî. Bana da ne şekil azap edersen et dedi. Bunu Cenab-ı Hak hülasası Adem zürriyet, evlatlarına göze görükmeyerek kalbe bir kuru iğvaya müsaade aldı.

Adem evlatlarından Allah’a imanla ihlaslı ibadette ve dil kalb ile birleşip Allah’a zikir edenlerin kalbine sokulamaz. Zikrullahdan fikrullahdan gaflete düşenler Allah Resulullah’ın emrinin dışına çıkan-lara yanaşabilir. Yanaşmasında zor güç cebirde yapmaya müsaade yoktur. Gözükmeyerek bir iğva yapmaya müsaade aldı.

Bizler buna karşı Adem oğullarına nefsi ile şeytan düşman olunca Adem evlatlarına düşen vazife Allah’ın halk ettiği vücuttaki olan kalb merkezini sair organ azaları nefsin şeytanın gösterdiği teşvik ettiği yollara havas arzu zevklerine göndermemek için gece ve gündüz bu iki düşmanla ne kadar çatışır ne kadar mücadele ne kadar kendimizi ibadete verir Allah’a sığınır mücadele içinde azimli olur isek o mel’un şeytanın bizlere eli erişemez. Çünkü Allah’a itaat emirlerine devam Resulullah’ın sünnetlerine sarılır devam olunur ise huzuru kalb ve ihlaslı ve abdestli durulmaya devam olunur ise inşeallah Allah’ın yardımı ile onları bize Cenab-ı Hak galaba etmez. İnşeallah bizleri onların üzerine galip eder.

Her kimde ibadet yönünde itaat yönünde huzuru kalb ihlaslı olarak ibadet itaat zikrullahın çokluğu abdeste devam az yemeğe devam ölümü çok tefekkür yapmaya devamlı olur. Her an her yerde her zaman her vaktimizde bizleri yaratan yüce Rabbimizi her halımızı zahir batın kalbimize onu çok yakın hazır nazır bilir huzurlu durmaya dikkatli olur ondan çok korkarak edeple hayayı muhafaza eder isek inşallah o Rabbımız hem bizlere yardım nusrat hidayet lütfu ile ihsan eder hemde o düşmanların bütün kortuklarımız şerlerinden kurtarıp selamete çıkarıp muhafaza altında yaşamalarımıza Kur’anı Kerim’inde keskin olarak vaadler yapıyor. Onun vaadi haktır. Onun kadar da vaadinin üstünde duran kimse bulunmaz.

Evet Adem zürriyetlerine düşmanlığını daha cennette ilan eden mel’un şeytanda bu kadar yer yüzünde ibadet yapıp yedi kat göklerden cennete kadar gidip uzun müddetle meleklere vaaz nesihatlarda bulunup bu kadar bilgisi ilgisi olduğu halde Allah’a isyan asilik yaptı. Yer yüzüne gelince artık Adem babamız tevbeye devam etti. Yüzlerce sene göz yaşları döküp gözyaşları göl oldu.

Şeytan hiç hata yapmamış gibi sen işi böyle ayarlamışsın deyi yaptığı itaatsızlıkları suçunu haşa Allah’a yükledi. Adem babamız ise suçu tamamen kendi üstüne alıp yâ Rabbî sen bana rahmet merhamet şefkat edip acımız isen affı mağfiret etmez isen ben sana asilerden oldum. İsyankar olanlardan oldum. Zalimlerden oldum emrine muhalefet edenlerden oldum. Diye yüzlerce sene gözyaşı döktü.

Mel’un şeytanda birinci secde emirlerine itaat etmeyip suçu Allah’a yükledi lânet toku boğazına geçti. Daha bu yaptığı asilik kafi gelmiyormuş gibi tekrar bir daha asilik için ömür istedi. Bir daha Adem evlatlarına suçsuz yere onlara musallat olmayı Allah’ın yolundan saptırmayı hedefe aldırdı. Cenab-ı Hak ta bu kadar olaylara asilik yaptın bu yetmiyormuş gibi bir daha Adem evlatlarına suçsuz yere musallat olup yoldan çıkarmak azminde mi olacaksın. Bana mühlet ver yâ Rabbî onlarıda senin emrinden ne kadar çıkarabilir benim gibi sana asi yapar isem Adem aleyhisselam’dan böylelikle intikam alacağım.

Bu evelki suçun yetmedi bu evvelki asiliğin yetmedi bunu mu istiyorsun tekrar Adem evlatları ile bir dahamı uğraşmak istiyorsun. Aha bu göze gözükmeden zor güç cebir yok bir kuru iğvana müsaade ettim. Ömürde verdim. Sana öyle bir gazap ile azabım olacak ki hiç başkalarına benzemez çünkü sen bu işleri bildiğin halde anladığın halde bile bile yapıyor suçu da kendi üstene almıyorsun. Bu gibi anlayıp işin hakikatını bildiğin halda öyle bir gazabıma azabıma seni giriftar kılacağım ki bütün yaratılmışlar senden büyük bir ibret alıp bana sığınsınlar.

Demek ki ilmi olup her şeyleri anlayıp bile bile anlaya anlaya Allah’a asilik yapanların Allah’ın kullarını Allah yolundan çıkarıp azdıranların cezaları çok ağır kat kat olacak ümmeti Muhammedi cümlemizi Rabbim muhafaza etsin. Bu şeytan ile nefis Adem zürriyetlerinde olmasa idi melekler gibi nefissiz şeytansız karşımızda düşmansız yüce Rabbımıza itaatla çalışsak rızasına kavuşsak ne olurdu bunlar niçün böyle yaratıldı. Niçün bunlara müsaade olundu diyenlere cevap:

Bunların özet anlamı Allah’ımızın bildirdiği kadar nefis ile şeytan dünya bunlar insan oğullarına derece kazanmaları için bir büyük imtihandır. Her kim ikazlar ilanlar yapılıp eğri yol doğru yol cennet yolu cehennem yolu tekrar tekrar Kur’an ile Resullar ile Âlim ülamalar ile bildirdiği halda kimler Allah Resulullah tarafına emrine itaat edip yönelecek, kimler nefsine şeytanına yenilip onların hava arzusuna kapılıp nefsine şeytanına itaat edecek. Burası büyük bir imtihan bunlarınla her kim Allah yolunda vücuttaki olan aza organları kalbi bunlara teslim etmemek bunların emrine itaat etmemek ve bunlara karşı çıkıp cihad harp açmak azminde ne kadar çatışması var ne kadar sürtüşmesi var ne kadar mücadele yapması var ise onun kadar Allah indinde derecesi makamı yükselecek. Demek ki bunlar imtihan derece yükselmek için.

Bir kısa misal verelim. İçindeki yaşadığımız vatan yurdumuz bir tarafından düşman yol bulup taarruz etti. Vatanımızı yurdumuzu namuslarımızı peyumar etmek için vatanımızın muhafazasını ve yurdumuzun bekçiliğini yapan ordu kumandanlarımız hep birleşip yurdun ne tarafından düşman taarruz ediyor ise hep birlikte düşmana karşı göğüs gererek din için vatan için namus için canlarını bu azimde canlarını cesetlerini feda ederek şehid olmayı gözlerine alıp düşmana karşı çıkıp azimleri düşmanı vatan yurdumuza sokmamak onların gücünü kuvvetini yok etmek bu yolda gerekirse canlarınıda terk etmek azmiyle bunlar bu yolda ne kadar mücadele çatışmalar sonunda yurdu düşmana teslim etmezlerde onlara galip gelirler düşmanı yok ederler. İşte o zaman yurdumuzun muhafazasına çalışan bütün kumandanlar askerler düşman karşısında ne kadar fedakarlık cesaretlik gösterdiler vatanı düşmana teslim edip yurda sokmadılar. İşte bunların şerefleri izzetleri hatta rütbeleri yükselir dereceleri artar. Bunu misal verdik.

Her kimde vücut kalb yurdu vatanını zalim nefis mel’un şeytana teslim etmemek azminde azaları onlara teslim etmemek Allah’ın nazargahı olan kalbi onların fena çirkin askerlerini kalbe sokmamak kalbe sahip olmak. Allah için nefsi ile şeytanı ile ne kadar cihad gayret mücadele gösterdi ise Allah indinde onun kadar derecesi terfiyesi maaşı kat kat yükselir. Şimdi anlaşıldı ki nefis ile şeytan derece kazanmak içinmiş.

Ebu Cehil’de bilirdi inadından dönmez idi. Küfrü inadı denilir onlara. Şeytanda bile bile inadı küfürdür Musa Peygamber aleyhisselam şeytana dedi ki senin için Cenab-ı Hak’ka af olunman için recada bulunacağım dedi. Musa aleyhisselam münacatta şeytanın affı için Cenab-ı Hak’ka münacat edince. Ya Musa Ben ona melekler ile hep beraber Adem’e secde edin emrini verdim. Bu emre itaat ederek bütün melekler secde ettiler şeytan secde etmedi. Emrime itaat etmeyip ben Adem’den yükseğim şerefim ondan yüksektir. Onu balçıktan halk ettin. Beni ateşin yalımından halk ettin diye kibirlenip gururlanıp asilik yaptı. Emrime itaat etmedi. Git şeytana söyle gitsin Hindistan’da Adem’in mezarına secde yapsın kendini af edeyim deyince Musa aleyhisselam bu emri şeytana haber verdi. Şeytanın inadına bakınız bu inad hallarını terk etmeye çalışınız. Şeytan ben Adem’in dirisine secde etmedim ki şimdi ölüsüne mi secde edeceğim dedi.

Burda Cenab-ı Hak ile şeytanın arasındaki mukavele kıyamete kadar ömür veriyorum. Cebir zorlama selahiyetini vermiyorum. Biraz daha azabıma gazabıma layık olmak için verdim. Bu ömrü ne yapacaksın bakalım. Adem oğullarından benim emrime ayetlerime gönderdiğim Resullarıma ve alim ülemalara onlara itaat edip dediklerini tutanlara benim emrimi tutanlara elin erişemez onlara yanaşamazsın sana insanları azdırmak için cebir zorlama selahiyetinide vermeyeceğim bir kuru vesveseni ver bakalım bu kadar açık ilan olunarak benim ayetlerime, Resullarime alim ülemalarıma ayan açık söyleyip haber verdikleri halda senin göze görünmeden bir kuru vesvesene inanıp kapılıp benim zikrimden itaat ibadetimden i’raz edip uzağa gidenleri sana bırakıyorum. Onlar ne zamanda senin sözünden iğvandan nefsin hava arzu fesatlarından da döner günahlarına bir dahi yapmamak niyeti ile tevbe ederler ise bütün günahlarını af eder cennetime cemalime kavuştururum.

Her bir Müslüman bu konulara karşı nefsi ile şeytanı ile Allah yolunda ibadet itaat zikrullah yolunda ne kadar nefsi ile şeytanı ile çatışması var cihad etmesi var onun kadar Allah indinde yüksek makam dereceler var mükafatlar var ikramiyeler var cennetler var yüce Rabbimizin cemali var. Allah’ım Ümmeti Muhammedi cümlemizi bu zalim mel’un şeytanı zalim nefsimizi bizlerin üzerlerimize galip etmesin. Onların bizleri azdırmalarına fırsat vermesin. Bizleride yüce Rabbimiz kendi emrine ibadetine itikata bağlayıp sonlarımıza kadar muhafaza altında yaşayıp rızasından ayırmasın.

Buna istidrac derler ve bu gibi şeyler insanı Allahu Teala'nın ukubetine uğratır. Bu hal dervişlere de vaki olur. Her neye emredip hükmetse öyle olacağı zannı gelir. Fakat, dervişler bununla meşgul olmazlar. Zira; bu mu­rat için olunca istidrac olur. Bu kitabın daha sonraki ba­hislerinde istidrac neye derler, keramet neye derler, velayet neye derler, inşaallahu teala açıklanacaktır.

Evet, Firavun bu istidraca inandı ve dünyaya haris oldu ve bu istidrac ile İlahlık davasına kalkıştı. Keremi çok Allah azze ve celle hazretleri, İlahlık davası edene de muradını ve dileğini verdi. Bu vergi onları sevip dost edindiğinden dolayı değil inadından dönmeyip ban karşı asiliğinizi isyanızı hatanızı daha artırın size birazda daha mühlet meydan veriyorum. Ne gibi hünerleriniz var ise yapın gösterin. Size azabınızın üzerinize gazabımın artması için mühlette veriyorum. Bu inattan dönmeyip devam ederseniz istediğim zaman sizin hırtlağınız elimdedir. İstediğim zaman sizi helak ederim. İstemeyerek sevmeyerek azapları Allah’ın onlara gazabının artması için müsaade edilen verilenlere istidrac denilir. Kendinden uzaklaştırıp azabını gaza-bını onun üzerine biraz daha artırmak için verilenlere müsaade olunanlara istidrac derler. Cenab-ı Hak onlara sevdiğinden değil azap gazaplarının artması için verir. Zira, kafirler istidraca aldanır ve sonunda imansız ahirete giderler.

Bu dünya dedikleri bir zehirli yılandır. Her kim, ona ya­kın olursa, sonunda onu sokar ve zehirler. Yılanın birisinin koynuna girdiği halde ona zarar ver­mediği pek nadirdir. Meğer ki, yılancı olsun da sokar sok­maz ilaç ile tedavi eylesin.

Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh buyurur: Birgün yolda giderken, Rabia hatun ile karşılaştım. İki avucunu yummuş gidiyordu. Kendisine sordum:

- Ya hatun, avuçlarında ne var? Bana dedi ki:

- İpliğimi iki akçeye sattım, o iki akçeyi iki avucuma aldım, gidiyorum dedi. Latife ettim:

- Ey ahiret hatunu. İkisini bir avucuna alsan da, bir elinle tesbih çekip Allah Allah desen olmaz mı? Bana şu cevabı verdi:

- Ya şeyh! Bunların ikisi bir araya gelince, fitne dü­zerler. Kişiye Allahu Teala'yı unuttururlar. Ba­na fitne ve hile edeceklerini bildiğim için, ben bunların iki­sini asla bir araya getirmem.

  Hak Teala'­nın Habibi ve bütün Peygamberlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem mi’raca çıktığında cennet ziynetlenip sağına geldi. Dünya ziynetlenip soluna geldi. Bak ya Muhammed denildi. ikisine de nazar etmedi. Fakat, dünyayı çok azarladı:

- Ey hilekar ey, vefasız, ey acı ve tatlı gösterici, ey buğday gösterip kepek satıcı, ey düşmanla dostu bir tutu­cu, ey hayız görmez, yıkanır arınmaz, ey ahdinde durmaz aldatıcı ve büyüleyici, ey veliler al­datıcı, Benim Resul kardeşlerim seni aldılar ise de bir anda seni üçten dokuza boşadılar. Ben seni hiç almadım. Var git, yanıma gelme.. Gözüm seni görmesin. Sen, beni ve benim arslanla­rımı kendine uyduramazsın, Benim gerçek yiğitlerim hiçbir zaman sana meyledip gönül vermezler ve senin hilelerine al­danmazlar, buyurarak dünyayı kovdu.

Daha sonra, Habib-i Kibriya Efendimiz dönüp cennetle­re bir kerre nazaretmedi. Hak Teala, Resulüne hitap ederek buyurdu:

- Habibim Ahmed ve Resulüm ya Muhammed! Sekiz cennet, senin aşıkındır. Seni sevenlerin yeridir. Niçin bakmı­yorsun?

Aleyhissalatü vesselam Efendimiz niyazda bulundu:

- İlahi! Ben, senin cennetteki evlerinin aşığı değilem ben senin aşağınım. Çoktan beri seni cemalini görmek için sakladığım bu gözlerimi başkalarına bakmak revamıdır? Yâ Rabbî deyince Hitab-ı İlahi şeref-sâdır oldu ki:

- Ey Habibim! Kuş kanadı ile, insan himmetiyle erer neye ererse! Eğer o gösterilen herhangisine meyil edip aldansaydın, bu dereceye bu makama ulaşamazdın. Sende gerçek ümmet isen, ol hazretin yürüdüğü yol­dan yürü.. Ol server-i Enbiya, iki cihanın muradına aldan­madı. Sen ne oldun ki, cihanın muradına bulaştın,? Şimdi, gel himmetinin kanatlarını aç, iki cihandan öteye uç, Hak’kın ce­malini görmeğe can gözünü aç..

Ey kardeş:

Eğer, didara müştak ve Hak’ka talip isen, sana lazım olan odur ki, Allahu Teala'dan korkasın. Zira, korku kişiyi şev­ke yetiştirir. Şevk, aşka yetiştirir. Aşk da Allahu Teala'ya yetiştirir. Nitekim, Şeyh Zünnun-ü Mısrı'ye sordular:

- Allahu Teala'ya ne ile eriştin? şu cevabı verdi:

- Allah Korkusu ile hasta oldum. Şevk ile yandım. Aşk ile öl­düm ve Allahu teala ile dirildim. Demek ki, mertebeye erişmek için kişiye Allah korkusu gerek­tir.[8]

         اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ

Bu ayet hakkında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki herkim yatağına girip elhakümüttakasuru okursa o kimse seksen ayet okumuş yerine geçer başka bir rivayette de sekiz yüz ayet yerine geçer buyuruyor.

“Sizi çokluk aldattı[9]

Malım var oğlum var kızım var deyip çalıştınız çabaladınız dünyanın vardısı geldisi uğraşıp durdunuz kabre varıncaya kadar ayıkmadınız.

حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ

“Kabre varıncaya kadar ayıkmadınız[10]

Orası için hiç bir şey hazırlamamışız eyvah boşu boşuna ömrüm gitmiş diyeceksiniz

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ

 “Muhakkak kabre varınca yanıldığınızı anlayacaksı-nız.”[11]

Ömür boyunca oyalandığını anlarsın. O zaman başını pişmanlık taşına çalarsın. Şeytan sana kuş uçtu tavşan kaçtı diyerek senin güzel ömrünü heba edip seni aldatır buyuruyor. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:

 اَلدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ   

"Dünya, mü'mine hapishâne, (zindandır) kafire cennet-tir.”[12]

اَلدُّنْيَا ج۪يفَةٌ وَطَلَابُهَا كِلَابٌ

“Dünyayı iyi tanıyın, dünya yabana atılmış mundar, leş gibidir. Ahiretini Allah’ ını geldiği yeri unutup, var gücüyle dünyanın başına üşüşenler onun köpeğidir. [13]

Dünya ahiret çarkı Alah’ın elinde dururken dünyalık için Bir dünya adamının kapısına gidip boyun büküp, efendi beydir eğilir bükülür onun rızasını kazanmaya çalışırsa Allah’ın rızasından mahrum kalır. Cenab-ı Hak gönlümüzü gözümüzü tok etsin.

Hacılarımızın, tarikatçılarımızın, hocalarımızın sevilmedikleri bundandır.

اِزْهَدْ فِي الدُّنْيَا يُحِبُّكَ اللٰهُ وَاِزْهَدْ ف۪يمَا ف۪ي أَيْدِيِ النَّاسِ يُحِبُّكَ النَّاسُ

“Kalbinizden dünya muhabbetini silin, atın ki; Allah’ın dostu olasınız insanların elinde olan parasından, hizmetin-den, hürmetinden tamahınızı çekin ki, insanlar sizi sev-sin.”[14]

Dünya, sevgisi bütün kötülüklerin başı ve onu sevmek bütün günahların anasıdır. Allahu Teala'nın ve sevdiklerinin düşmanından daha kötü ne olabilir? Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

مَنْ اَصْحَ وَهَمُّهُ الدُّنْيَا شَتَّتَ اللّٰهُ عَلَيْهِ اَمْرُهُ

“Her kim uykudan uyanır uyanmaz yalnız dünyayı düşü-nürse Allah’ta onu perişan eder rahatını bozar.”[15]Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem ölmüş bir koyunun yanın­dan geçiyordu. Buyurdu ki:

لَوْ كَانَتِ الدُّنْيَا تَعْدِلُ عِنْدَ اللّٰهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ مَا سَقٰى كَافِرًا مِنْهَا شَرْبَةَ مٰۤاءٍ

“Bu murdarın ne kadar aşağı olduğunu, kimsenin buna bakmadığını görüyorsunuz. Muhammed'in (Aleyhisselam) nefsi yed’i kudretinde olan Allahu Teala'ya yemin ederim ki, dünya Allahu Teala'nın indinde bundan daha aşağıdır. Eğer Allahu Teala’nın indinde dünyanın bir sivrisineğin kanadı kadar kıymeti olsaydı, hiç bir kafire bir yudum su ver-mezdi.”[16]

Ömer İbni Abdulaziz hazretlerinden rivayet:

اِعْمَلُوا ِلآخِرَتَكُمْ اِتَّبِعُوهَا دُنْيَا كُمْ

Yani buyuruyorlar ki: Siz Allah’a olan kulluk vazifelerinizi ahirete ait olan amellerinizi hakkıyla ihlaslı yapışır çalışır iseniz. Dünyalığınız ahretinize bağlıdır. Ahiretiniz için Allah için ihlaslı amelleriniz dünyalığınızı kolaylık ile çeker getirir, buyuruyorlar.

Cenab-ı Hak Teala Hazretleri hadisi kudsilerinde buyuruyorlarki,

يَا دُنْيَا اُخْدُم۪ى مَنْ خَدَمَن۪ى

Yani, “Cenab-ı Hak Teala Hazretleri dünyaya emir buyu-ruyor ki kullarımdan benim rızamı tahsil etmek için hakkıyla benim razı olduğum şekilde bana hizmet eden kullarıma sende onlara hizmet et diye emir buyuruyor.”[17] Ferkad radı-yallahu anhdan mervidir ki;

مَكْتُوبٌ فِى التَّوْرَاةِ يَا إِبْنِ آدَمَ أَمَا تَسْتَحْىِ يَتْأَسَ رِزْق۪ى أَنَا أَرْزَقُ الْغُرَابَ الْأَيْقَعُ وَكُرْهُ وَالدُّوَادَ فِى الْبَحْرِ الزَّاجِرِ وَاعْلَمُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مِنْ نَبَاتِ الْأَرْضِ مَنْ يَأْكُلْهَا مَكْتُوبٌ ذٰلِكَ عِنْد۪ى ولَا يَخْفَا عَلَيَّ مِنْهُ شَيْءٌ

Yani “Tevratta yazılıdır ki; Ey Adem oğlu Rezzakı alem olduğunu tam itimatı olmayan insan utanmaz mısın ki benim vereceğim rızktan meyüs olup ümitsizliğe düşersin. Halbuki ben Ağaçların başında yuvanın içindeki ala karganın yav-rularının, denizlerin içindeki kayanın arasındaki kurtların rızkları bana aittir.”[18]

Bundan ne anlaşıldı. Bu konuya karşılık bir hadisi şerifi ilave ediyoruz. Hadisi şerifin mealinde: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki:

“Her kim Allah’ın dinine ve benim sünnetlerime çalışır muhafaza eder. Muhafazasınada çok önemli çalışır ise Cenab-ı Hak o kimselere ummadığı ve hesap etmediği yerler-den o kimseye kolaylık ile rızk kapılarını açacağını haber veriyor.”

إِنَّ اللّٰهَ جَلَّ ثَنَاؤُهُ لَمْ يَخْلُقْ خَلْقًا أَبْغَضَ إِلَيْهِ مِنَ الدُّنْيَا وَإِنَّهُ مُنْذُ خَلَقَهَا لَمْ يَنْظُرْ إِلَيْهَا

“Allahu Teala yeryüzünde kendine dünyadan daha bü-yük düş­man yaratmadı. Dünyayı yarattığından beri ona bir kere bakmadı” [19] Yine buyurdu:

اَلدُّنْيَا دَارُ مَنْ لَا دَارَ لَهُ وَمَالُ مَنْ لَا مَالَ لَهُ وَلَهَا يَجْمَعُ مَنْ لَا عَقْلَ لَهُ

“Dünya evsizlerin evi, malsızların malıdır. Aklı olmayan-lar onda mal toplar. ilmi olmayanlar onun için birbirlerine düşman olur­lar. Onu isteyenlerde yakin yoktur.”[20] Yine buyurdu:

مَنْ أَصْبَحَ وَالدُّنْيَا أَكْبَرُ هَمِّه۪ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ وَأَلْزَمَ اللّٰهُ قَلْبَهُ أَرْبَعَ خِصَالٍ هَمًّا لَا يَنْقَطِعُ عَنْهُ أَبَداً وَشُغْلًا لَا يَتَفَرَّغُ مِنْهُ أَبَداً وَفَقْرًا لَا يَبْلُغُ غِنَاهُ أَبَدًا وَأَمَلًا لَا يَبْلُغُ مُنْتَهَاهُ أَبَدًا

“Sabahleyin kalkıp, arzusunun çoğu dünya olan kimse, Allahu Teala'nın sevdiklerinden değildir. Onun kalbinde dört huy bulunur: Bitmeyen üzüntü, tükenmeyen meşguliyet, zenginlik haddine ulaşmayan fakirlik, sonu gelmeyen bir ümid”[21]

Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışarı çıktı. Ashaba

 هَلْ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ أَنْ يُذْهِبَ اللّٰهُ عَنْهُ الْعَمٰى وَيَجْعَلْهُ بَص۪يرًا أَلَا إِنَّهُ مَنْ رَغِبَ فِي الدُّنْيَا وَطَالَ أَمَلُهُ ف۪يهَا أَعْمَى اللّٰهُ قَلْبَهُ عَلٰى قَدْرِ ذٰلِكَ وَمَنْ زَهَدَ فِي الدُّنْيَا وَقَصُرَ ف۪يهَا أَمَلُهُ أَعْطَاهُ اللّٰهُ عِلْمًا بِغَيْرِ تَعَلُّمٍ وَهُدًى بِغَيْرِ هِدَايَةٍ

“Kör olarak yaratılmadığı halde kör olmak isteyeni bilir misiniz? Bilmiş olun ki dünyayı isteyen, uzun ümid ve emellere kapılanın kalbini Allahu Teala bu istek ve emeli kadar kör eder. Dünyada zahid ve kısa emelli olana da Allahu Teala öğrenmeden ilim verir.”[22]

Bir gün Re­sulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışarı çıktı. Ebu Ubeyde ibn Cer­rah radıyallahü anh Bahreyn'den gelmiş, mal getir-mişti. Ensar mal geldiğini duyunca sabah namazında toplandılar. Namaz bitince hepsi Resulullah'ın huzurunda ayakta durdular. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem tebessüm edip buyurdu ki:

أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ اَنَّ اَبَا عُبَيْدَةَ قَدِمَ بِشَيْءٍ؟ قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ: فَأَبْشِرُوَا أَمِلُوا مَا يَسُرُّكُمْ فَوَاللّٰهِ مَاالْفَقْرَ أَخْشٰى عَلَيْكُمْ وَلٰكِنّ۪ى أَخْشٰى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا كَمَا بُسِطَتْ عَلٰى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَتُنَافِسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ

“Yoksa mal geldiğini mi duydunuz? ”Evet” dediler. Buyurdu: “Müjdeler olsun size ki, sevineceğiniz iş­ler oluyor. Ben, ise sizin İçin fakirlikten korkmuyorum. Korkduğum siz­den öncekiler gibi dünyanın akın akın size gelmesidir. Sonra onların yaptığı gibi, siz de o dünya için kavga eder, onlar gibi helak olursunuz diye korkuyorum.”[23]

Ateşle su bir yerde durmadığı gibi, dünya ve ahiret sevgisi bir kalbde tutunamaz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Veysel Karaniyi görmediği halde, onu överdi: Ömer bin Hattab'a radıyallahu anh onun hakkın da vasiyyet etti. Ömer radıyallahü anh Irak’lıları toplayıp, minbere çıktı ve “Ey insanlar! Irak’lı olanlar otursunlar”, buyurdu. Hepisi oturdu. Bir kişi oturmadı. Sen Karanlımısın buyurdu. Evet dedi. Üveys’i tanır mısın?, buyurdu Tanırım o sizin tarafınızdan anılmaya layık olmayan bir kimsedir. Bizim aramızda, ondan ahmak" ondan akılsız, fakir ve kimsesiz bir kimse yoktur dedi. Ömer radiyallahu anh bunu duyunca ağladı. Ve “Onu şunun için arıyorum ki, Resulullahdan sallallahu aleyhi ve sellem duy­dum ki; Rebia ve Mudil kabilelerindeki insanlar sayısınca kimse, onun şefaatiyle Cennete girer”, buyurdu. Bu iki kabile büyük kabilelerden olup, insanların sayısı çokluğundan belli degildi.

Sonra Herm ibn. Hayyan rahmettullahi aleyh der ki: “Bunu duyar duymaz küfeye gittim, onu tanıdım. Fırat nehrinin kenarında buldum. Abdest alıyor, çamaşır yıkıyordu onu anlattıkları gibi buldum. Selam verdim, selamımı aldı ve bana baktı. Musafaha edeyim dedim Elini vermedi. Dedim ki, Allah sana merhamet etsin, seni mağfiret etsin. Ya Üveys nasılsın? onu o kadar sevmiştim ki, içimden bir ağlamak geldi. Zayıf olduğu için İçim parçalandı.

O da bana baktı ve “Allah sana uzun ömür versin ey Herm ibn Hayyan kardeşim, nasılsın dedi. İsmimi ve babamın ismini nereden bildin ? Ve hiç görmediğin halde beni nereden tanıdın? Dedim ilminden ve haberinden hiç bir şey eksik olmayan bana, bildirdi. Ruhum ruhunu tanıdı mü’minlerin ruhları birbirini tanırlar, birbirini görmese­ler de, birbirleriyle görüşürler, dedi.

Bana Resulullah Efendimizden bir haber ver, dedim. Dedi ki: “Ruhum ve bedenim Resulullah’a feda olsun! Ben onu göremedim. Onun ha­ber ve hadislerini başkalarından duydum. O büyükten hadis rivayet etmek yolunu kendime açmak istemem. Hadisci müftü olmak da istemem. Çünkü benim meşguliyetim vardır bunlarla uğraşamam”. “Bana bir ayet oku, senden dinlemiş olayım, bana dua eyle ve vasiyyet eyle ki, onunla amel edeyim. Çünkü Allah için seni çok seviyorum”, dedim. Bunun üzerine elimi tuttu ve fıratın kenarına götürdü Euzü billahi mineşşeytanirracim, dedi ve ağladı. Sonra; “Benim Rabbim böyle buyuruyor. Sözlerin en doğrusu ve kuvvetlisi onun kelamıdır. İşte O Rabbim buyuruyor ki:

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَآ اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Bu dünya hayatı bir eğlenceden ve bir oyundan başka değildir. Ve hakikaten ahiret yurdu ise elbette ki, daimi hayat odur, eğer bilecek olsalar idi.”[24] ayetini okudu.

Sonra Öyle bir feryad etti ki, düşüp bayılacak zannettim. Dedi ki: "Ey Hayyan'nın oğlu ­baban Hayyan öldü. Senin de ölmen yakındır. Ya Cenete gidersin ya Cehenneme, Baban Adem aleyhisselam öldü. Annen Havva da Öldü. Nuh aleyhisselam öldü. Allahu Tealanın halili İbrahim aleyhisselam öldü. Allahu Teala'nın sırdaşı Musa aleyhisselam öldü. Allahu Tealanın halifesi olan Davud aleyhisselam öldü. Allahu Tealanın en sevgili Resulü Muhammed aleyhisselam öldü. Halifesi Ebu Bekir radiyallahu anh da öldü. Ömer radiyallahu anh kardeşim öldü. Ben onu çok severdim. Sonra, “Ey, vah Ömer! dedi. Allah sana merhamet etsin.”

Ömer radıyanahu anh ölmedi dedim. Allahu Teala öldüğünü bana bildirdi, dedi. Bunu dedi ve “Ben de, sende ölülerdeniz”, deyip salavat okudu ve hafifçe dua etti ve “Vasiyetim şudur ki. Allahu Teala'nın kitabına ve evliyanın yoluna sıkı sarıl ve ölümü bir an akıldan çıkarma; Kavmine gidince onlara nasihat et. Allah'ın kullarından nasihatı esirgeme. Ehl-i Sünnetten bir adım geri kalma ki, dininden olursun ve onunla Cehenneme düşersin”, dedi ve çok dua etti ve “Ey Herm ibn Hayyan, gideyim Bundan sonra ne sen beni görürsün ne de ben seni görürüm. Sen de bana dua et ki, ben de seni dua ile anarım. Sen bir taraftan git. Ben de diger taraftan dedi. Bir müddet onunla gitmek istedim. Müsaade etmedi. O ağladı ben de ağladım. Arkasından uzun uzun baktım. Köye girdi. O zamandan beri ondan bir haber alamadım.”[25]

O halde dünyanın afetlerini bilenler onların kalb hallerini ahlaklarının böyle olduğunu anlarlar. Peygamberlerin ve evliyanın yolu budur. Hakiki insan onlardır. Bu dereceye erişmezsen hiç olmazsa ihtiyaç miktarı ile yetinesin ve büyük tehlikeye düşmemek için bir defa olsun zevk ve taşkınlık yoluna sapmayasın.

Ömer ibni Abdulaziz Rahmetullahi aleyhi buyuruyorki.

اِعْمَلُوا لِآخِرَتَكُمْ اِتَّبِعُوهَا دُنْيَا كُمْ

“Ahiretinize amel ediniz dünyalığınız ona tabidir” deyi buyurmuştur. yani bir adam ahiretine çalışırsa dünya ona tabi olur dünyaya itibar etmeyip ibadete aşka muhabbete meylini veren kimsenin üzerine hem dünya akar hem ahiret çünkü Cenab-ı Hak Kur’anı Keriminde öyle buyuruyor:

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ

“Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.”[26]

Bir kimse dünyayı tercih ederde ahirete itibar etmezse ben onu hem dünyada hem ahirette mahrum ederim. Buyuruyor bir kimse ahiretine çalışır dünyalığınada kanaat üzere çalışırsa ben ona hem dünyasını hem ahıretini veririm buyuruyor.

اِعْمَلْ لِلدُّنْيَا بِقَدَرِ بَقٰۤائِكَ ف۪يهَا وَاَعْمَلْ لِلْآخِرَةِ بِقَدَرِ بَقٰۤائِكَ ف۪يهَا وَاعْمَلْ لِلّٰهِ بِقَدَرِحَاجَتِكَ اِلَيْهَ وَاَعْمَلْ لِلنَّارِ بِقَدَرِصَبْرِكَ عَلَيْهَا

 “Ey insan oğulları dünya için çalış dünyada kalacağın kadar, ahıret için çalış ahırette kalacağın kadar, Allah için çalış Allah’a ihtiyacın kadar, cehennem ateşinden kendini koru ve günahtan sakın ki ateşte yanmaya tahammülün kadar.”[27] diye buyurmuştur. Bu hadisi şerifin manası çok geniştir burada sözü çok uzatmamak için bunun üzerinde uzun uzun düşünmeyi size bırakıyorum.

 


[1] Kasas 28/38

[2] Nazi'at 79/24

[3] Fıkhı ekber şerhi saife 194

[4] A’raf 7/182-183

[5] En’am 6/44.

[6] Hicr 15/40

[7] Â’raf 7/12

[8] Müzekkin-nüfus

[9] Tekasür 102/1

[10] Tekasür 102/2

[11] Tekasür 102/3

[12] Müslim, Zühd (2956); Tirmizi, Zühd (2324); Ahmed b. Hanbel, 2/197,323, 389

[13] Münavi, Feyzu’l-Kadir, 1/112

[14] Hakim, Müstedrek, 4/348; Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 6/193; İbn Receb el-Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem, 1/10, 286, 300; Beyhakî, Şuabu’l-İman, 7/344

[15] Kenzü-l-İrfan Binbir hadis s.105/668. Münavi’den

[16] Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mâce, Zühd 11, (2410).

[17] Kenzü-l-İrfan Binbir hadis s.50/284

[18] 54 Farzın şerhi kırk sual kitabı kenarı. Saife: 12 (Osmanlıca baskı)

[19] Beyhaki, Şuabu’l-iman, 7/338

[20] Ahmed b. Hanbel, 6/71

[21] Hakim, Müstedrek, 4/352

[22] Ebu Nuaym Hilyet-ül- Evliya c.6.312- c.8.s.135 (Beyrut), Beyhaki Şuab-ul-İman c.7. s. 360/10582 (Beyrut)

[23] Sahihi Buhari.c.4.s.1473/3791(Beyrut), Sahihi Müslim c.4.s2273/2961(Beyrut)

[24] Ankabut 29/64

[25] Gazali Kimy-yı saadet s.378-379

[26] Şura Suresi 42/20

[27] El Verau li İbni Hanbel s.96(Beyrut), Ebu Nuaym Hilyetü-l-Evliya c.7.s.56(Beyrut)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>