canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Dilin Afetleri - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

DİLİN AFETLERİ

Gıybet Ve Sui-Zan

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَح۪يمٌ

Ayet-i Kerime:

“Ey iman edenler zannın çoğundan sakınınız zira zannın bazısı vardırki haramdır. Ve birbir-lerinizin kusurlarını araştırmayın. Bir kısmınız bir kısmınızı çekiştirmeyin. Hiç sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemeyi ister mi? Bundan iğrendiniz değilmi? O halde gıybet etmek-ten Allah’tan korkun. Muhakkakki Allah tövbeleri kabul eden rahimdir. Çok merhametlidir.”[1]

Belki senin zannettiğin gibi çıkmaz, arkadaşının hakkında zanla konuşursun. Halbuki o senin zannındır o belki hiç de senin zan-nettiğin gibi değil. Sonunda pişmanlık senin üstüne gelir. Haksız zanda bulunduğun için Allah sana gazap eder. Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki.

لَمَّا عُرِجَ ب۪ي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمُشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ فَقُلْتُ مَنْ هٰۤؤُلٰۤاءِ يَا جِبْر۪يلُ قَالَ هٰؤُلٰۤاءِ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ وَيَقَعُونَ ف۪ي أَعْرَاضِهِمْ

“Mîrac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı. "Ey Cebrâil! Bunlar da kim?" diye sordum:"Bunlar, insanların etlerini yiyenler:(gıybet eden) ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir.”[2] dedi.

Gıybet ekseriya dil ile olur. Allahu Teala'nın korudukları hariç bundan kimse, kurtulamaz. Çok büyük günahtır: Allahu Teala Kur’anı Ke­rim'de bunu, ölü kardeşinin etini yemeye benzetiyor. ResuIullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

إِيَّاكُمْ وَالْغِيْبَةَ فَإِنَّ الْغِيْبَةَ أَشَدُّ مِنَ الزِّناَ فَإِنَّ الرَّجُلَ يَزْن۪ي وَيَتُوبُ فَيَتُوبُ اللّٰهُ سُبْحَانَهُ عَلَيْهِ وَإِنَّ صَاحِبَ الْغِيْبَةِ لَا يُغْفَرُ لَهُ حَتّٰى يَغْفِرَ لَهُ صَاحِبُهُ

“Gıybetten sakınınız; zira gıybet, zinadan daha şiddet-lidir. Çünkü zina eden kimse tevbekar olur, Allah’ da kendisini af eder. Fakat gıybet edilen, af edinceye kadar, gıybet eden af edilmez.” [3]

Yani gıybetini yaptığı kişi ile helallaşmak gereklidir. Yine buyurdu: Süleym ibn Cabir (Radıyallahü'anh) anlatır: Resulullaha. aleyhisselam'a bana beni koruyacak bir şey öğretiniz dedim.

لَا تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا وَلَوْ أَنْ تَصُبَّ مِنْ دَلْوِكَ ف۪ي إِنَۤاءَ الْمُسْتَق۪ى وَأَنْ تَلْقٰي أَخَاكَ بِبِشْرٍ وَإِنْ أَدْبَرَ فَلَا تَغْتَابَنَّهُ

“Kendi kovandan başkasının kabına su doldurmak olsa bile iyi işi küçük görme, müslüman kardeşine doğru ol, yanından kalkınca gıybet etme”, buyurdu.[4]

Cabir radiyallahuanh anlatır. Resulullahsallallahu aleyhi ve sellem ile se­ferde idik. İki kabre uğradı ve

إِنَّهُمَا يُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ ف۪ي كَب۪يرٍ: أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ يَغْتَابُ النَّاسَ وَأَمَّا الْآخَرُ فَكَانَ لَا يَسْتَنْزِهُ مِنْ بَوْلِه۪

“İkisi de azabtadır. Biri gıybet ettiği için, biride elbi-sesini sidikten korumadığı için buyurdu.”[5]

Ali ibn Hüseyin radıyallahu anh gıybet eden birini gördüğünde, “Sus! Bu, Cehennem köpeklerinin yiyeceğidir”,buyurdu.[6]

Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem,

أَتَدْرُونَ مَا الْغِيْبَةُ قَالُوا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ قَالَ ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ ق۪يلَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ ف۪ۤي أَخ۪ي مَا أَقُولُ قَالَ إِنْ كَانَ ف۪يهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ اغْتَبْتَهُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ ف۪يهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ

“Bir kimse hakkında bir şey söylendiğinde o kimse onu duyduğunda rencide olup üzülüyorsa o söz doğru bile olsa gıybettir.”[7] buyurduğu şekilde olan her şey gıybettir. Aişe radı-yallahü anha buyurur:

عَنْ عَائِشَةُ فِي الْمَرْأَةِ الَّت۪ي دَخَلَتْ عَلَيْهَا فَإِشَارَتِ بِيَدِهَا أَنَّهَا قَص۪يَرةٌ فَقَالَ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ اِغْتَبْت۪يهَا

“Evimize gelen bir kadın hakkında elimle kısa boylu olduğuna işaret ettim Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem gıybet ettin buyurdu.”[8]

Bil ki gıybet, yalnız dil ile değil, göz, el, işaret ve yazmak ile de olur ve hepsi haramdır. Bir kimsenin halini bildirmek için, topal yürümek, gözünü şaşı yapmak gibi taklidini yapmakta gıybettir. Fakat ismini söylemeden, bir kimse böyle yaptı demek gıybet olmaz. Bundan da, orada olanlar kimi kastettiğini anlarlarsa gıybet olur, haram olur. Çünkü maksat ne olursa olsun anlatılmaktır. Cahil abidlerden çokları vardır ki, gıybet ederler ve gıybet olmadığını zannederler. Yahut bir kimsenin yanında onun söylediği sözü söyleyip, “Allahu Teala'ya hamd olsun ki, bizi bu işten korudu” derler. Bu sözü ile, diğer kimsenin bu işi yaptığını anlatırlar. Yahut, “Filan kimse çok iyidir, halleri güzeldir, ama o da bizdeki gibi huylara müpteladır. Böyle afet ve gevşek iş yapmadan pek az kimse kurtulur”, derler. Hatta kendi kötülüklerini söyleyip baş­kalarının kötü olduğuna işaret ederler. Bu da gıybettir.

Bir gün Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer (Radıyallahü anhüma) beraber gidiyor­lardı. Birbirlerine, “Filan kimse çok uyuyor” dediler. Sonra Resullah sallallahü aleyhi ve sellem’den yiyecek istediler.

لِيَأْكُلًا بِهِ الْخُبْزِ فَقَالَ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ قَدِ ائْتَدَمْتُمَا فَقَالَا: مَا نَعْلَمُهُ قَالَ: بَلٰۤى إِنَّكُمَا أَكَلْتُمَا مِنْ لَحْمِ أَخ۪يكُمَا

“Siz yemişsiniz”, bu­yurdu. Ne yediğimizi bilmiyoruz, dediler. “Kardeşinizin etini yedi­niz” buyurdu.[9] Hadisi şerifte;

مَنْ أُذِلَّ عِنْدَهُ مُؤْمِنٌ فَلَمْ يَنْصُرْهُ وَهُوَ يَقْدِرُ عَلٰى نَصْرِه۪ أَذَلَّهُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلٰى رُؤُسِ الْخَلٰۤائِقِ

“Bir müslüman kardeşini gıybet edene karşı onu himaye etmeyip bırakanı, Allahu Teala da, en lüzumlu zamanda bırakır”[10] buyuruldu.

Kalb ile gıybet etmek, dil ile etmek gibi haramdır. Bir kimsenin nok­sanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir. Kalb ile gıybet, gözü ile bir şey görmeden, kulağı ile duymadan ve açıkça bilmeden bir kimseye sû-i zan etmektir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

إِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ مِنَ الْمُسْلِمِ دَمَهُ وَمَالَهُ وَأَنْ يُظَنَّ بِه۪ ظَنَّ السَّوْءِ

“Hak Teala üç şey'i müslümanlara haram etmiştir: Müslümanların canını, malını ve su-i-zan etmeyi”[11]

Açıkca bilinmeyen duyulmayan ve insaf ve adelete uymayan şeylerden kalbe gelenleri şeytan getirir. Allahu Teala:

يٰٓا أَيُّهَا الَّذ۪ينَ آمَنُوا إِنْ جٰٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُٓوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ

“Ey iman edenler, eğer bir fasık size haber getirirse onu tahkik edin. (Yoksa) bil­meyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.”[12] Bu­yuruyor.

Şeytan gibi fasık yoktur. Haram olan, o şey'in öyle olduğuna kalbin karar kılmasıdır. Gayr-i ihtiyarı kalbe gelip, gelmemesine uğraş­tığın düşünceler günah değildir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

ثَلَاثٌ فِي الْمُؤْمِنِ وَلَهُ مِنْهُنَّ مَخْرَجٌ فَمَخْرَجُهُ مِنْ سُۤوءِ الظَّنِّ أَنْ لَا يُحَقِّقَهُ

“Mümin su-i zandan tamamen boş olamaz. Fakat onun selameti, kalbinde hakikat olarak yer etmemesindedir.”[13] Şüp­heli olan şey'leri elden geldiği kadar iyiye yorumlamalıdır. Kalbe gelen kötü şeyler kalbte eğleşip yerleşirse zarar verir. Eğleştirmeyip atılırsa zarar vermez. Hadis-i Şerif:

لَيْسَ لِلْفَاسِقِ غَيْبَةٌ

Yani “Fısk ve fücuru açığa çıkanların gıybeti haram olmaz.”[14] Hadis-i Şerif:

مَنْ اَلْقىٰ جِلْـبَابَ الْحَيٰۤاءِ فَلَا غَيْبَةَ لَهُ

Yani, bir kimse utanmayı hayayı bırakır her türlü yeme-sinde, içmesinde, hiçbir şeyden sakınmaz ve insanların da haya edebini bozar, Yalandan, plandan, hile yapmadan sakınmaz. Diğer Müslümanlara zarar verir. İşte bu gibi olanların gıybeti haram olmaz.[15]

Bu gibi insanların halini haber verip, insanları bunların şerrinden koruyup, muhafaza etmeli. Bunların dışında kötülüğü açığa çıkmayan kimselerin gıybeti haram kılınmıştır. Gıybetten çok sakınıp, dilimize sahip olmak lazımdır.

Gıybet konuları ve dilden çıkan kelamlara dikkat olunması gerekiyor. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize her şeylerden haber verip anlattığı gibi bu vücuddaki olan gıybet, gereksiz, lüzumsuz kelam üreten dilden de haber veriyor. Nasıl kul-lanacağımızı bizlere anlatıyor. Bir Hadisin Mealinde Şöyle buyuruyor ki:

Dile bırakıp konuşacağınız kelamları çok iyi düşününüz. Tefekkür edin. Dilden çıkan kelamlar hem size hem dinleyen insanlara çok faydalı onları uyarıp ikaz edici güzel kelamlar ise dilinizi bırakın konuşturun. Konuşacak kelamlar size dinleyenlere hiçbir fayda yok zararı çok ise dillerinizi tutun. Bırakmayınız.

 عَنْ أَب۪ي سَع۪يدِ الْخُدْرِيُّ رَفَعَهُ قَالَ إِذَا أَصْبَحَ ابْنِ آدَمَ فَإِنَّ الْأَعْضٰۤاءَ كُلَّهَا تُكَفِّرُ اللِّسَانَ فَتَقُولُ اِتَّقِ اللّٰهَ ف۪ينَا فَإِنَّمَا نَحْنُ بِكَ فَإِنِ اسْتَقَمْتَ اسْتَقَمْنَا وَإِنِ اعْوَجَجْتَ اِعْوَجَجْنَا

Vücuttaki olan azalar hergün sabahleyin dile müra-caatta bulunurlar ki el eman ey dil. Sizlere müracaat edi-yoruz. Sizler iyiye Allah’ın rızasına yönelir iseniz bizlerde iyiye Allah’ın rızasına beraber yöneliriz. Sizler kötüye, günaha, hataya, isyana yönelir iseniz bizlerde beraber günah isyanlara beraber yöneliriz.[16] Yine Hadisi Şerif

اَكْثَرُ خَطَايَا بَن۪ى آدَمَ مِنْ لِسَانِه۪

Mealinde: “İnsan oğullarının bir çok günahlarının sebebi dillerine (sahip) olmadıklarındandır.”[17]

Yine bir Hadisi şerif

اَحَبُّ الْاَعْمَالِ إِلَى اللّٰهِ حِفْظُ اللِّسَانِ

Mealinde: “Allah indinde efzal, sevgili Amellerden biriside diline sahip olmak.”[18] Gıybet konuları uzun uzadıya yazıldı. Hadisi Şerif

إِيَّاكُمْ وَالْغَيْبَةَ فَاِنَّ الْغَيْبَةَ اَشَدُّ مِنَ الزِّناَ

Mealinde “Gıybetin bir kısım daha çok günah olanlar var ki zinadan eşeddir.”[19] buyuruyor.

Öyleyse kardaşlar hakiki din yolunda sadık yoldaşlar. Hep bera-ber dikkat edelim. Azaları, organları Allah Resulullah ne emrettiler ise onların dedikleri yolda kullanmayı Cenab-ı Hak cümlemize nasip müesser etsin Amin.

 


[1] Hucurat 49/12

[2] Ebû Dâvud, Edeb 40 (4878, 4879)

[3] Tabarani Evsat c.6.s.348/6590(Kahire), Beyhaki Şuabu’l-İman c.5.s.306/6741(Beyrut), Deylemi El-Firdevsi bi me’sûr-ul-hıtab c.3.s.116/4320(Beyrut), Münavi Feyz-ul-Kadir c.3.s. 129 (Mısır)

[4] Gazali, İhya, 3/318, İmamı Ahmed’in Müsned’inden

[5] Gazali İhya 3/320(Bedir yayınları)-İbni Ebid-Dünya’dan

[6] Gazali Kimya-yı Saadet/349

[7] Müslim, Birr (2589); Tirmizi, Birr (1934); Ebu Davud, Edeb (4874)

[8] Ebu-l-Fadl-ul-Askalani Feth-ul-Bari c.10.s.469(Beyrut) İbni Ebi-d-Dünya fi kitab-ul-gıybet

[9] Gazali, İhya 6/514(Arslan yayınları)-Tabaraniden

[10] Müsnedi Ahmed c.3.s.487.(Mısır)

[11] Gazali, İhya, 3/335; Beyhaki Şuab-ul-İman c.5.s.297/6706(Beyrut),Ebu Naim Hilyetul Evliya c.9.s.292(Beyrut)

[12] Hucurat 49/6.

[13] Gazali, İhya, 6/531(Arslan yayınları); Taberani’den

[14] Kenzül irfan 1001 Hadis s.115/736

[15] Kenzül irfan 1001 Hadis s.115/737

[16] Müzekkin-nüfus s.303, Süneni Tirmizi c.4.s.605/2407(Beyrut), Müsnedi Ahmed c.3.s95/11927(Mısır), Beyhaki Şuab-ul-İman c.4.s.244/4945,4946

[17] Kenz-ül İrfan 1001 Hadis s.90/565

[18] Kenz-ül İrfan 1001 Hadis s.90/563

[19] Kenz-ül İrfan 1001 Hadis s.115/735

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>