canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Dünya Sevgisi - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

DÜNYA SEVGİSİ

 

Kalpleri dünya sevgisi öldürmek, şöyle ki, ahireti, Allah’ı unu-tup var gayretini ve düşüncesini hırs ve tamahla dünyaya sarf eder.

Hadis-i Şerif:

 

حُبُّ الدُّنْـيَا رَاْسُ كُلِّ خَطِيئَةٍ

 

Yani, “Dünya muhabbeti her günahın başıdır.”[1]

Hadis-i Şerif:

 

لِكُلِّ اُمَّةٍ فِتْـنَةٌ وَ فِتْـنَةُ اُمَّتِى الْمَالُ

 

Yani, “Her ümmetin helakini mucip bir fitne vardır; Benim ümmetimin sebeb-i helaki ise, mal-ı dünyadır.”[2]

Hadis-i Şerif:

 

مَنْ اَصْحَ وَهَمُّهُ الدُّنْـيَا شَـتَّ‍تَ اللّٰهُ عَلَيْهِ اَمْرَهُ

 

Yani, “Bir kimse uykudan uyanır uyanmaz, hemen her şeyden evvel dünyayı düşünürse, Cenab-ı Allah onun işini perişan edip, rahatını bozar.”[3]

Hadis-i Şerif:

 

هَاجِرُوا مِنَ الدُّنْـيَا وَمَا فِيهَا

 

Yani, “Dünyadan ve ziynet-i metaından muhabbetinizi kesiniz.”[4]

Hadis-i Şerif:

 

لَا تـَشْغِلُوا قُلُوبِكُمْ بِذِكْرِ الدُّنْـيَا

 

Yani “Dünya muhabbetiyle kalbinizi Allah’ın fikrinden ve zikrinden ayırmayınız.”[5]

Hadis-i Şerif:

 

اَكْبَرُ الْكَبٰٓائِرِ حُبُّ الدُّنْـيَا

 

Yani “Dünyaya muhabbet, günah-ı kebairin en büyüğüdür”[6].

Hadis-i Şerif:

 

لُعِنَ عَبْدُ الدِّينَارِ لُعِنَ عَبْدُ الدِّرْهَمِ

 

Yani, “Allah’ı ve Allah’a ibadeti ve Allah zikrini ve Allah fikrini ve ahireti unutur, bütün gayretini hırs ve tamahla dünyaya sarf edenler, mel’undur”[7] buyuruyorlar.

Peygamber Efendimiz buyurdu ki, dünya muhabbeti günahların başıdır, buyuruyorlar. Bu hadis-i şerife karşı dünyanın ve dünyanın içindeki mal ve parasından ve çabuk geçici zevk ve safasından, yani bizleri yaradan Allah’ımızdan uzaklaştırıcı hallerin cümlesinden Allah’a sığınmışız. Cümlemizi muhafaza eylesin, amin.

Bu hadis-i şerife karşı dünya ile ve ehl-i dünya ile yoldaş olup, ona muhabbet etmek ve onunla yoldaş olmak, ateş ile dost olmak gibidir. Ateşten sakınır gibi dünyadan ve ehl-i dünyadan sakınmak gerektir. Çünkü ateşin bir kıvılcımı bir şehri yakar, kül eyler. Dünyanın dahi zerre denli muhabbeti gönül şehrini fesada verir, iman nurunu söndürür.

Ehl-i tasavvuf misali; dünya ağulu bir yılandır. Her kim sakınmaz, Allah’dan uzak olup, Allah’ı unutur, hırs ve tamah ile dünyayı çok sever, gece gündüz onun derdiyle endişe fikriyle meşgul olup, dili kalbi ona teslim oldu, sevgilisi dünya oldu, derdi. Arzusu bes dünya oldu. Dünyaya sarıldı, dünya ile yattı, dünya ile kalktı. Gözü dünyaya bakar, kalbi dünya endişesini anar oldu. Dünya onları sokup, helak edip zehirledi.

Burada diyeceksiniz ki, dünyalık olmazsa hiçbir şeyler olmaz, diyeceksiniz. Allah’ın dostları ondan çok sakınmışlar, mümkün mertebe sevgisini kalpten dışlamışlar ve Allah yolunda yerleri gel-dikçe, ellerini açıp, dünyayı Allah yoluna vermişler ve endişe ve muhabbetinden de çok sakınıp, kendilerini dünya zehirli yılanına, maneviyatlarını sokturup helak ettirmemişler. Şu vakit ki, Resulullah aleyhisselamı, Hazreti Allahu Teala miraca davet ettiğinde, sekiz cennet cemii bezekleri ve hurileriyle ve gılmanlarıyla ve rıdvanlarıyla nurlanıp, sağ yanına getirdi ve dünyayı da süsleyip sol yanına getirdi, koydu. Ol iki cihanın fahri ve Hak Teala’nın Habibi ve cemii Peygamberlerin Sultanı Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, her ikisine dahi hergiz nazar etmedi. Ama dün-yaya çok kızdı, dedi: Kim, ey mekir eyleyici ve ey acıyı tatlı gös-terici ve ey hayız görmez ve ey yunur arınmaz, Benim kardeşlerim sana nikah kıydılar. Ama hemen tezcek seni üç talak ile seni boşadılar. Ben ise seni isteyip, seni dilemedim ve sana nikah dahi kıymadım ki, seni boşayım. Yürü, yanıma gelme, seni gözüm görmesin, Beni ve Benim arslanlarımı sana uyduramazsın ve Benim gerçeklerim sana hergiz meyil edip aldanmazlar, dedi, kovdu, giderdi.

Cenab-ı Hak Teala, Resulüne hitap edip, dedi: Kim, ey Habibim, sekiz cennet senin aşıkındır, seni sevenlerin yeridir. Niçin bakmazsın? Resul pür usul der, İlahi, Ben Senin evini görmeye müştak değilim, Benim arzum Senin hazretindir. Ben Seni isterim. Seni görmeyi, dedi. Ya Rabbi, şu gözü ki, Ben Senin tecellin için ve cemaline bakmak için saklıyorum, onu Senden gayrı dünyaya, cennete nasıl baktırayım, dedi. O zaman Cenab-ı Hak Teala, ey Habibim! Kuş kanadıyla, er himmetiyle, gayretiyle erer, neye erer ise, dedi. Eğer Sen cennete bakıp aldansa idin, Seni cennete koyardım. Çünkü Sen hiç birine aldanmadın. Cennete ve dünyaya hiçbirine meyl etmedin. Ey Habibim, gel kim Sen Benim cemal-u didarıma layıksın, dedi.

Ey kardeşler, ey bacılar, bizler de o sevgili Peygamberimize ümmet olmak istiyor isek, mümkün mertebe O’nun sünnetlerine ve her haline hakkı ile uymamız gerektir. Bizler de dünya ve dünyalık olan mala, mülke, evlat ve servete, nam ve şöhrete, hürmet ve hizmetlere aldanmayalım. Sevgi ve muhabbetlerinizi kalbimizde taşımayalım. Bu dünyalıklar bizleri Allah sevgisinden ve Allah zikrinden bizleri alıkoymasın. Ehlullahın sözleri dünya bir deniz, bizler de bir gemi misaliyiz. Vücut gemisini dünya denizinin üzerin-de gezerken çok dikkatli olalım. Vücut gemisini delip, suyunu içimize alıp, dünya denizine vücut gemisini batırıp, helak olmayalım. Dünyaya çalışıp, meşgul olduklarımızda, dünyayı bir tuvalethaneye benzetmişler. Tuvalethane sevilecek, istirahat edilecek bir yer midir? Onunla uğraşıp muhabbet ediyorsun, Allah dostları zaruri sıkıntı olduğu hallerde dünya tuvalethanesine ihtiyaç için girmişler. Girerken dikkatli olup, sıkıntı def için girmişler. Sıkıntıyı def eyleyip, temiz çıkmışlar.

Maksadımız dünya muhabbetinden çok sakıncalı olmaktır. Çünkü kalp, Allah (c.c.) sevgisi için yaratılmıştır. O kalp, Allah’ın nazargahıdır. Allah korkusu ile yıkayıp, Allah’tan başkalarını o kalpten gayretle atmaya çalışacağız.

Şuara Suresi 89. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki:

 

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿﴾ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍۜ

 

Yani, yevmî mahşer günü geldiğinde, size dünyadaki malı-nızdan, evladınızdan hiç birinden bir fayda yoktur. İlla bir temiz kalp ile geldiniz ise, size o kalpten fayda vardır.

Hadis-i Şerif:

 

اِنَّ اللّٰهَ لَا يـَنْظُرُ اِلٰى صُوَرِكُمْ وَاَعْمَالِكُمْ بَلْ يَنْظُرُ اِلٰى قُلُوبِكُمْ وَنِيَّاتِكُمْ

 

Yani “Allah’u Teala sizin suretinizi düzeltip; cübbe sarık, hırka, tacınıza ve ibadet ile halka görünüşünüze bakmaz. Ancak sizin kalbinizde kurup, kendi düşüncelerinizi halka bildirmediğiniz şeylere ve niyetinize, ne niyette olursa ona bakar.”[8]

Niyetinizi daim iyilik, yani Allahu Teala’nın kullarının hepsini Hakk’a vasıl edip, kendi onlara hizmetçi gibi kalmak niyetinde olanı hepsinden yüksek eder. Kulun niyetindekini bilir, kalplere her daim bakar. Kendi nefsini düşünmeyip, Allahu Teala’nın kullarını düşü-nen kimseyi Cenab-ı Hak düşünür. Daima kendini düşüneni, O düşünmez. Marifet ehli olmaya, muhabbet-i ilahiyeyi kalbimize doldurmaktan başka maksadımız olmasın.

Marifet odur ki, Allah sevgisinden başka kalpte her türlü düşünceleri kalpten sürüp çıkarmaktır. Çünkü Cenab-ı Hak kalbi kendinin sevgisi için ve kendi sevgisi için ve bakıp, nazar edeceği ve ilham edeceği ve ilmi hikmet zuhur eden ve Cenab-ı Hakk’ın esrar-ı sırrı olan bir kalbe sahip olmayı, Cenab-ı Hak bizlere ihsan eylesin, amin.

Bu kalbe sahip olan, bu kalp fabrikasını ihlaslı ve rızalı, zik-rullah ve fikrullah ve havfullah üretiminin devamlı çalıştırılmasını cümlemize Cenab-ı Hak, Habibinin hakkı için ihsan ve hidayet eylesin, amin!

İşte kalp fabrikası durmaz, tenimizden ruh çıkıncaya kadar durmayıp, çalışmakta olan kalp fabrikasının ne üretimi ile meşgul olduğunu anlayıp, Allah’ın rızasında zikri ile, fikri ile, aşkı ile, şevki ile ve havfı ile çalıştırılmanın devamını cümlemize ihsan eylesin, amin!

 


[1] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 104/665.

[2] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 105/667.

[3] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 105/668.

[4] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 105/669.

[5] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 105/670.

[6] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 115/671.

[7] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 106/674.

[8] Müzekkün Nüfus, s. 215.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>