canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Ölüm Ahvali - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

 

ÖLÜM AHVALİ

 

Hayatta yaşayan, İslam olan kardaş bacılarımız. Arkadan gelen zürriyet nesillerimize hepiciğimize bir büyük ders ibret almak için vasiyetlerimiz olsun inşallahu teala.

Ölüm ahvalinden konuşmak icap etti. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mübarek sözleri ile başlanmış olsun.

O mübarek hadisi şeriflerinde buyuruyorlar ki. Yurdunuz olan evlerinizde oturup kalkıp yattığınız evlerinizi temelli bir kalırım zannı ile temelli kalacak bir yurt bilmeyiniz. Dünya devrinde yaşama müddetinizin sonunu düşünün evlerinizi mezarın çukuru bilerek yaşayınız. Dünya yüzünde hayatta olanlarımız mühüm bir keskin haber beklememiz lazım gelir. Çünkü yekün dünyaya gelen insan toplumunun ecel listeleri Azrail aleyhisselam’a vazife olarak verilmiştir. Bizler bu dünyada misalen bir askeri konağında yaşıyoruz. Yaşama vakti hitam bulup bitenlerin, Azrail aleyhisselam ölüm listesini alıp bu yaşama müddeti bu askeri konağında kalmak müddeti bitmiş olanların isimleri listeye alınıp ilan olunuyor. Acaba yâ Rabbî ölüm listesindeki ismim bugün mü yarın mı çıkacak bunu bize Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle beyan ediyor.

Hergün çıktığınız günleri son gün bilin ki yarın ikinci güne çıkacığınıza güvenciniz olmasın her ulaştığınız saatlerinizi son saat bilin ikinci saate ulaşacağınıza güvenciniz olmasın.

Dirilerin hayatta yaşayan diri olanların içinden ecel listesindeki ismim bugün ve şu saatte çıkabilir diyerek, nefsinizi uyarın. Şu kıldığım namaz sonunda ecel listesinde ismim dirilerden ölüler listesine geçebilir. Her an böyle yaşayınız ölümü çok çok yakın bilin, düşünün, unutmayın, namaz, zikir bütün ibadet, bütün zaman vakitlerinizde huzuru Allah’ta her ne kadar yâ Rabbî ben seni göremiyorsam sen beni göre duruyorsun, inanç itikatında yaşayınız ki nefsiniz sizleri uzun tûli emel, uzun saygı, endişe, hulleler ile Allah’ı, ölümü unutturup, uzaklaştırmasın.

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri Kur’anı Keriminde Elhakümüttekasür suresinde bizleri uyarıp ikaz olup tedarikli tedbirli hazır olmamız için uyarılar yapıyor. Dünyanın içindekileri evlat aileniz, malınız, mülkünüz, servetiniz, maddiyetiniz, halk arasında nam, şöhretiniz buna benzeyen dünyanın endişe hayalları geldisi gittisi şunu şuraya ulaştırayım şunu şuraya kavuşturuyum endişe hulleleri bu endişe çoklukları sizleri gaflete düşürdü sizlere ahretinizi Allah’ınızı ölümünüzü unutturdu. Uyanmadınız. Ayıkmadınız, hatta böyle gittiniz. Mezar ile karşılaşıncaya kadar uyanmadınız.

Bu hallardan uyanıp, ikaz olup bir an evvel tedbirli tedarikli olup hazırlıklı olmalıyız. Ne zamana kadar böyle gittiniz hatta mezar kabir denilen eve girinceye kadar ayıkmadınız. Mezarın eşilmiş çukurunu göz önünden gidermeyip unutmamak gerekir. Göz önünde hazır bilmek gerekir O mezarda sizlerin tahmin etmediğiniz şekillerde neler olacağını tekrar tekrar görüp müşahade edeceksiniz o anlarda pişmanlık mütesirlik ise fayda etmez. İmkanlar kalmadı bitti.

Yine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

İnsanoğulları öldükten sonra mezarda mahşerde ve sair yerlerde neler ile karşılaşacağını görseler idi dünyada ölünceye kadar belki de bir an ferah şad olup gülmezler idi. Belki de devamlı olarak ağlarlar idi. Yine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efen-dimize sordular Sahabeler tarafından ya Resulallah en akıllı adam kimlerdir? Bizlere haber versen ya Resulallah. Buyurdu ki;

En akıllı adamlar kendisini kim yarattı kim halk edip bu hala getirip nimetler verdi. O’nu hakkı ile yakinen bilip yakinen iman edip çünkü onu göz ile göremiyor isek de onun halk ettiği yarattığı yaptığı icat ettiği sanatlarını hikmetlerini o bize gösteriyor. Yedi kat yerleri, yedi kat gökleri, ay ile güneş ile ve insanları uyarıcı Resulları ile Resullarından zuhur eden büyük mucizatları ile evliya ulemalardan zuhur eden ilim irfan ile onlardan zuhur eden kerametler onların sebebiyle dertlilerin deva bulmasını, hastaların şifa bulmasını, müşküllerin hal olmasını onların sebebiyle gösteriyor. Bunların hepsi Allah’ındır. Allah’ın ayeti alametleridir. Ayetin anlamı alamettir. Enbiya evliyalardan zuhur eden keramet mucizatlar dertlilerin deva bulması onların sebebiyle müşküllerin hal olması yine Allah’ındır. Allah’ın ayet alametidir. Ayet alamet deyince işte gökte alamet ayet, ay’da Allah’ın ayeti, güneşte Allah’ın ayeti hepsi onun varlığının ayetidir. Yani Allah’ın varlığı haşa olmasa bunların hiçbiri olmaz olamaz.

Haşa eğer Allah’ın varlığı olmasa kendisi olmasa bir anda bütün yer gök yedi kat varlıklar bir anda hercü merc olur yok olur helak olur giderlerdi. Misalda hata olmasın ki, bir uçağı kullanan pilot ve yerde bir vesayiti idare eden şöfor ve pilot dediğimiz yok olsalar uyusalar kullandıkları uçak vesayitlerin bir anda nasıl helak olacağını yok olacağını düşünün. Onun gibi bu varlıklar onun varlığı ile var olmakta durmaktadır. Her şeylerin hakikatı Hak ile kaimdir onun varlığı ile kaimdir.

Her beş vakit farz namazlardan sonra selam verdiğimizde sünnet olarak ne söylüyoruz farz namazların arkasından iki tarafa selam verince sünnet olarak

اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَالْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

Allahümme entesselamu veminkesselam tebarekte ya-zelcelali vel ikram söylemekteyiz anlamı: Ey Allah’ım sen her şeylerden salim sakin selamettesin. Yani kullarındaki olan hastalıklar rahatsızlıklar ve düşman korkusu ve ölüm korkusu azap korkusu yokluk fakirlik korkusu soğuklara tahammül edememek var. Çok sıcaklara tahammül edememek var. Açlığa tahammül sabır edememek var. Ve buna benzeyenler daha çoktur. Yorgunluk tahammülsüzlüğü var uykusuzluğa tahammül edememek var. Kaza bela sıkıntılara tahammülsüzlük sabırsızlık var. Hastalıklara sabırsızlık var. Fakirliğe hastalıklara sabır edemeyip şikayetler var bizler yaratılan mahluklar bunların hiç birine sabır tahammül takatımız yok. Yâ Rabbî biz yarattığın mahlukuz bu saydıklarımızla beraber ölümde var ölümden sonra bize verdiğin vücuttaki sair nimetlerden emanetlerden sorumluluğumuz da var. Cehennem korkumuz da var. Mezar mahşer azap korkuların hepsi bizde mevcut vardır. Bu saydığımız konuların hiçbir tanesi sende yok Yâ Rabbî bunların hepsinden salim selamettesin ve hiç birinden korkun yoktur. Biz aciziz haşa senin hiçbir şeyde acizliğin de yoktur Yâ Rabbî cümlesinden beri’sin korku yok acizlik yok mütesirlik yok hepsinden sakin selamettesin Yâ Rabbî.

وَمِنْكَ السَّلَامُ

Veminkesselam biz insanların yaratılmış varlıkların halı hayatta durmamız iskeletteki organların çalışması kanların devretmeleri görmediğimiz halda her alıp verdiğimiz nefesler gözdeki gördüğümüz görgüler kulaktaki işitmeler ve akıl idrak ile anlama-larımız ve aklımız zekamızın yerinde durmaları bu vücuttaki zahir ve batınının hepsinin hareketleri oturup kalkmalar yürümeler dillerden çıkan kelamlar bütün göz ile görünen yerde gökte hareketler ay ve güneşin devirleri ve layıkı ile ayarlı devir etmeleri bunların yekün hepsinin varlığıda senin varlığınladır Yâ Rabbî. Seninledir. Senin varlığın ile bunlar hayatta duruyorlar. Haşa sen olmasan bu düzen bu tertipte kurulan kurgular hepsi bir anda devrinden döner hepsi hareketten kesilir yok olur.

İşte bu varlıkların var olması hareket devir etmesi her birinin ayrı ayrı vazifelerinde kusursuz noksansız devir etmeleri ve durmaları bunların hepsi de sendendir. Senin varlığın iledir Yâ Rabbî. Cümle-mize iman itikatımız yönünde zanlardan kurtulup yakinimizi kuvvetleştirip hakkal yakin, aynel yakin bir halis rızalı imana itikata istikamete yönelmelerimizi hidayet eyle Yâ Rabbî Habibiyin hürmetine amin. Ya Muin.

 

Cümle işler Halık’ındır kul eli ile işlenir.

Emri Bari olmadan sanki bir çöp mü deprenir.

 

Hak kulundan intikam almak ister ise yine kul eli ile alır.

Ledününü bilmeyenler anı kul etti sanır.

 

Yani burda iyi anlaşılması için Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri kulların layık olduğuna göre müstehak olduklarına göre yapar. Yine kul eli ile yapılır. İyi işleri hayır işleri ne kadar hayır işler var hayır işleri kötü insanların eli yapmaz. Kötü şer işleride iyi adamların eli ile yapmaz. Kötü işler kötü adamların eli ile yapar. Hayır işleride hayırlı adamların eli ile yapar.

Kulların layıkına göre hayır işe, şer işe layık olunca layıkına göre yapmaları vardır.

تَبَارَكْتَ يَا ذَالْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

Tebarekte ya zel celali vel ikram. Yâ Rabbî cömert sehavet ikramı bol cömertliği bol sehaveti bol olanların içinde senden fazla cömert sehavet bol bol ikram edici hiçbir kimse bulunmaz.

Yâ Rabbî bizlere ehli iman olan kardaş bacılarımıza lütfunla ihsanınla muamele eyle bizleri ikaz eyle bizlerin hatadan günahtan kusurdan başlarımız sakin selamet olamıyor. Öyle bir haldayık ki Yâ Rabbî senin emrine itaat ederek amelde yapsak senin hoşuna rızana tam uygun yapma imkanımız olamıyor. Yaptıklarımız amellerin çok kısmını riyadan iftihardan kurtarıp arıtamıyoruz. Sana layık ne amelimiz var ne kemalimiz var hiç sana yarar hoşuna gider bir halımız yoktur. Günah ise hata ise kusurlar ise isyanlar ise ne kadar edep haya haricinde yürümeler konuşmalar hareketler var ise bunlar bizde çok çok mevcuttur. Elimiz boş, yüzümüz kara, senden gayri bu derdimize yoktur çare. Çünkü senin affıyın merhametiyin şefkatiyin çok olup nahiyetinin olmadığını haber veriyorsun Yâ Rabbî.

İkram etmeyinde bol nahiyetinin olmadığını haber veriyorsun. Bir kulun emriyin haricine çıkıp asilik isyan yapınca derhal pişmanlık ile sana dönüp tevbe ederse o kulunu sen şunu yaptın diye helak etmiyorsun. Onu derhal kabul edip günahtan beraat ediyorsun. Günahını silmen var yâ Rabbî.

Kullara vücutta sair sayısız verdiğin tükenmez nimetlerin var veriyorsun. Haya, edep yönünde, hata yönünde olunca gazabınla onları helak etmiyorsun bekliyorsun belki pişman olur tevbe kılar af ederim bana günahsız gelir diye bekleyip mühlet veriyorsun. Bu kadar sayısız tükenmez nimetlere gark edince hata yapan kusur yapan kullarını helak etmiyorsun sana şu kadar nimetlerimi verdim. İhsan ettim diye başa da kalkmıyorsun. Senin bu dil ile bitmeyen güzelliklerini merhamet şefkatlarını affını düşününce yaptığın bol ihsan ikramları başa kalkmadığını düşünürsek tüylerimiz ürpermekte oluyor.

Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylani Efendimizin hakikatta zatınıza kavuştuğunda dediklerini kalbimizden geçirip sana sığınıyoruz. Sana dayanıyoruz. Senden umudumuzu kesmeyip affı mağfiretimizi istiyoruz. Pirimizin kendisi zatınıza hakikatte kavuşmasında söyledik-leri kelamları düşünüp senin rahmetine merhametine şefkatine ihsanına affı mağfiretine dayanıyoruz bundan başka hiçbir şeylerimiz yoktur. Yâ Rabbî.

Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylani Efendimizin zatı alilerinize maneviyatta kavuştukları zamanda söylediği kelamlar ile umut tutup umudumuzu kesmeyip aynen o hallarımızla bizi kabul eyle dergahından red etme umup istediğimiz tek senin rızan aşkın cemalindir. O sevgili dostun Pirimizin hürmetine bizleri umduklarımız-dan dergahından red edip boş çevirme Yâ Rabbî.

Pirimizin münacatı. Yâ Rabbî senin hazinende olmayan bulunmayan dört şey ile geldim. Başka hiçbir şeyim yoktur.

Biri yokluk ile geldimki, sana layık hiçbir halım ibadetim yoktur. Yokluk ile geldim. Kapına. İkinci niyaz ile üçüncü haced dördüncü acizlik ile geldim. Bunlar senin hazinende yoktur Yâ Rabbî.

Bizlerde bu şekilde yokluk ile niyaz ile hacet ile çok acizlik ile dergahına yöneldik bizleri onların hürmetine boş çevirme Yâ Rabbî, isteklerimiz arzumuz maksatımız tek senin rızana aşkına kavuşmak cemaline kavuşmak dostluğuna kavuşmak bunun dışında gayrilerin cümlesinden vazgeçip savuşmaktır.

Yâ Rabbî sana yarar rızana uygun ne ibadetimiz var ne itaatimiz var ne niyazımız var çünkü ibadet amellerde yekünü riyadan arınmış değil göstermekten arınmış değildir. Karışıklı münasip olmayan senin rızana uygun olmayan hallar çoktur. Bunların hepsini bir tarafa atmışız. Tek senden başka sökenecek dayanacak korkacak kimsemiz kalmamış tek sen varsın Yâ Rabbî senden de bizi uzaklaştırma red etme Yâ Rabbî Habibiyin hürmetine amin ya Muin.

Bu hacetlerimizi indi ilahiyende sevdiğin dostlarıyın hürmeti için red etme Yâ Rabbî.

İsa aleyhisselam’a buyurduğun gibi bana kavuşmak istiyorsan aç olmaklığı adet yap. Karnın dolu olmayıp kifayet miktarı ye, cemalime kavuşmak dostluğuma kavuşmak istiyorsan tecrid ol buyuruyorsun. Bu konularda da bizler aciz kullarını mahrum etme Yâ Rabbî bizlerde senin hidayet yardımınla aşkınla feyzinle tecrid olalım. Seni ancak seninle bilip seninle bulalım. Başkalarını kalbte eğleştirmeyip dışarı atıp, dışarı salalım.

Tecrid konusuda ileride tafsılatı ile yazıldı idi. Tecrid’in kısadan anlamı ise benim ilmim var sesim var savtım var bilgim çok maddiyetim var beyim var hanımım var evladım var insanlar arasında ismim çıkmış şanım var şöhretim var hatırım var buna benzeyen varlıklar var var. Sen bize hidayet eyle bunların hapsini kalbten atmayı hiçbir tanesinin sevgisi hayalları endişeleri arzuları kalbimizde kalmasın. Senden başka kimsemiz olmasın. Rızana uygun halda bizleride bunlardan tecrid olmuş kullarından eyle Yâ Rabbî.

Çünkü bu saydıklarımızın herhangi birileri kalbte olur yer tutar ise senin dostluğuna aşkına sevgine bunlar bize mani oluyor Yâ Rabbî. Bunların ile zahir dıştaki olan ilgimizi razı olduğun şekilde lüzumuna göre eyle Yâ Rabbî. Kalb mana aleminde senden gayri hiçbir sevgi kalbimizde yerleşip kalmasın. Nefsin çok çok sevdiği zevk arzu putlarından da kalblerimiz arınmış yalnız senin rızan kalmış olan bir kalbe bizleri sahip eyle Yâ Rabbî amin. Ya Muin.

Tekrar konumuza dönelim:

İşte akıllı olan adamlar dediği bunlara bakarak bunları bu hala tertip düzene getiren Allah’a yakinen kendi vücudunda bile onun halk ettiklerine bakınca hemen Allah’ın varlığını ispata geçer. Birliğine kuvvet kudretine iman eder. İman ettiği gibi onun ve resulünün bildirdiği emirlere son derece itaat eder. Nehyettiklerinden son derece sakınır. Gece ve gündüz onun sevgi zikri fikri korkusunu kalbe yerleştirir başkalarını çıkarıp atmaya çalışır. Daimi surette de kendisini ölüme hazırlıklı ve tedbirli bileti kesilmiş vesayit bekleyen bir adam gibi görürsünüz.

Kalbi daima Allah’tan gayrilerinden selamette tutmaya ve başka endişeleri atmaya çalışır görürsünüz. Çünkü mezara mahşere yüzde yüz varacağız. İşte oraya varmazdan evvel kalbteki Allah’tan gayrilerini, dünya endişeleri ile hayalları ile dünya muhabbetleri ile şehvani arzular ile bunlarınla beraber mezara mahşere gitmemek için burada gece ve gündüz mana aleminde, kalbinde derneşikli olup ancak Allah zikri, Allah fikri, Allah korkusu, Allah sevgisi ile gitmek arzu maksatında olur. İşte akıllı denilen bunlardır. Dünyavi nefsani, şehvani olan yekün arzuları kalblerimizde yerleştirmeyip bunların hepsini dünyada bırakıp ahrete, mezara, mahşere, huzuru Allah’a onun rızası ile aşkı ile gidilmesini cümlemize nasip müyesser eylesin. Amin.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yine bu konuda şöyle buyuruyor ki. Çok hırs tamahla sevdiğiniz, gece gündüz onun derdi ile endişesi ile muhabbeti ile meşgul olduğunuz dünya, sizleri sonunda acımadan göğsünüze tekme ile vurup, mezara indirecek.

Buna karşı sizler ciddi bir gayretle yekün dünya sevgi, endişe hayallarını ve sevgi muhabbetlerini kendi sizi mezara yitmeden siz daha ciddi davranın bütün dünyavi saygı sevgi endişelerini kalbinizde taşımayıp atınız. Atmaya gayretle çalışınız.

İkinci, mezara varmadan mezarınızı tamir edin. İmar edin mezarınıza öyle varın.

Üçüncü, Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretlerinin huzuruna varmadan dünyada elinizde imkanlar fırsatlar var iken Allah’ın sevgi rızasını ne yapıp yapıp kazanın elde edin huzuruna öyle varın buyuruyor.

Bu hususlarda kitapta yazıldı idi. Yine faydalı kelamların tekrarında fayda var hata yoktur. İsa aleyhisselam;

Yâ Rabbî sana senin sevgi dostluğuna sana kavuşmak istiyorum yâ Rabbi. Cemalini de görmek istiyorum yâ Rabbî deyip münacat edince Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri, ya İsa bana kavuşmak istiyorsan sevgi dostluğumada kavuşmak istiyorsan aç ol yani karnın tok olmasın. Açlığı adet yap. Cemalimi görmek istiyorsan tecrid ol. Tecrid’in anlamı: yani kalb aleminde benden başka hiçbir kimsen kalmasın tek istek arzun her hususta kalbinde ben kalayım. Bu konular her ne kadar İsa aleyhisselam’a söylendi ise de umum bütün ehli iman İslam olan ümmeti Muhammed’e beraber lazımdır.

Anlaşıldığına göre Cenab-ı Hak teala ve Tekaddes Hazretleri bizlerin dış görünüşümüze kıyafet düzgünlüğüne kelamı kibar konuşmalarımıza hiç birisine bakıp ihtibar etmiyor. Kalbe bakıp kalbte Allah’tan başka muhabbet sevdiği kimseler var mı başka Allah’tan gayri arzu istekler muhabbetler Allah’tan başka meşgul oldukları var mı. Bunlara bakmaktadır.

Allah ile dostluk kazanmak isteyenler Hak’tan gayrilerin, istekler, arzular, endişeler, maksatlar meşkuliyetler, hepsini ne kadar gayret edip onları kalbte yerleştirmez atılır kalbte düşündüğü yalnız Allah, korktuğu Allah, muhabbet ettiği sevdiği Allah, zikri, fikri, endişesi, düşüncesi Allah kalır. Başkaları o kalbten ne kadar arınır temizlenir ise onun kadar dostluk bağları bağlanmaya başlar. Cenab-ı Hak ona göre lütfu ihsanını ihsan etmeye başlar.

Bu işler ise keskin bir posta ile bekleyip alacağımız keskin bir haber vardır. Her an haberi beklemek gerekir. Bu da Azrail aleyhis-selam vakit yaşama süremiz dolup süratla bir ölüm haberi ile gelmesini beklemekteyiz. Bu bütün dünya yüzünde gelen insanlar bu keskin tehire bırakılmayan ölüm haberini her gün gece gündüz her saat ve her dakika ve her alıp verilen nefeslerde keskin haberi dikkatle bekleyip tedarikle hazır bulunmamız gerektir.

Her ibadetlerimizde namaz ve zikrimizde bu ölüm haberini mezarın çukurunu her an nefsin gözü önünde tutmamız gerekir. Ölüm haberi geldi gelecekmiş gibi bilmek gerekir ki, ancak, nefsin heva ve heveslerini, arzu, zevklerini, şehvani isteklerini, uzun ve endişe hayallarını malayani kelamları, tûli emelleri ancak huzuru kalb ile dil ile kalbin zikrullahdan ayrılmaması unutulmaması işte bu sayılanları unutmayıp her an nefsin gözü önüne getirip tutmak ile ancak saydığımız bu konular ile nefsin uzun endişe Hayallara gidiş yolları ancak bunlarınla o yolların önü kesilebilir.

Bir de yemeyi, az, kifayet miktarı yemekle, dil ile kalbi birleştirip lailahe illallah zikri ile meşgul olmak, bunlar ile inşallah nefsin uzun endişelere hayallara tûli emellere gidiş yollarının önünü Allah’ın lütfu ile bunlar keser.

Bir de bunlarınla beraber mümkün oldukça mezarları ziyaret edip çok derinden düşüncelere dalarak kendisini aynen mezarın içine girmiş gibi bilerek nefsini öğütleyip kalbini yumşatmak gerekir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin her sözleri kanuni şifa, kim tutar ise bulur sıhatle sefabizi uyarıyor. Mezardan bize haber veriyor ki o mezar denilen bir yerin çukuru öyle kalmayacak ya cennet bahçelerinden bir bahçeye çevrilip mezar genişlenip ziyalandırılıp ihlaslı yaptığı ameller kendisine mezarda hem yoldaş hem hizmetçi olup cennetteki makamını göre-cek, cennetteki nimetlerinin bir kısmını mezarda bulacak insanların daha ileri mahşerdeki hal ve ahvalları mezarda belli olacak. Veyahutta o mezar yer altı, çukur görülen yer öylece kalmayıp cehennem azap çukurlarından bir azap çukuru olacak. Mezar sıkıştırılacak, Allah’ı unutup isyan asilikle yaptığı günahlar korkunç surette yılan, çiyan, korkunç sıfatlarda canavar şeklinde azap çukuru olacak. Ve azap melekleri azap edecelekler. Bunlar kıyamete kadar azap edecekler. Cehennemdeki göreceği azapların bir kısmını mezarda görecek. Allah ehli iman cümlemizi korusun. Amin.

Bu konularda bir gün imansız dinsiz inkarcı bir kafir Hazreti İmamı Ali kerremallahu veche Efendimiz ile karşılaşıp münakaşa yaptı. Allah’ı inkar öldükten sonra dirilmeyi, mezarı, mahşeri, cenneti, cehennemi buna benzeyenlerin hepsini inkar etti. Böyle bir şey yoktur. Olmaz olamaz deyince Hazreti İmamı Ali kerremallahu veche Efendimiz o imansıza dedi ki senin bu inanmayıp, inkar ettiklerin ki, bizde senin o inkar ettiklerinden Allah var var olduğuna imanımız var. Ölümden sonra dirilmek var. Mezar azabı var. Sorgu hesap cennet, cehennem var. Ceza yeri var, mükafat yeri var. Daha buna benzeyen Cenab-ı Hak’ın bildirdikleri iman edip itikat ettiklemiz var. Sen ise bunların hiç birisine inanmıyor itiraz edip yoktur diye inkar ediyorsun. Şimdi bizlerde bunların hepsinin var olduğuna şahidiz, imanımız var. İmanımızın gereği Allah’a ibadetler itaatlerde yapıyoruz.

Gelelim şimdi işin nihayeti arkasında eğer senin dediklerin gibi olur ise bizim de vardır diye ibadet itaat etmelerimizden bizlere bir zarar olur mu? Söyle bakalım. Şayet işin arkası neticeleri senin yanlış zannın gibi olmaz da bizim iman itikatımız gibi olur ise sen ne yapacaksın onu bana söyler misin? Deyince, Cenab-ı Hak’ın lütfu, gidecek yol yönleri iki üç kelamla bağlayınca kafir imana geldi. Cenab-ı Hak ehli iman kardaş bacılarımızı cümlemizi kuvvetli yakınen bir imana itikata sahip etsin. İnşaallahu teala.

Bu konuları uzutmaktaki gayemiz Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri ayeti kerimesinde:

كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِۜ

Yani “her nefis ölümle yok olacak”[1] ikinci bir ayeti kerimesinde:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ

Mealinde, “her nefis sahibi olanlar nefsini muhasebeye çeksin mezar için mahşer için ne gibi ameller yapmaktadır kendi kendini kontrol yapsın.”[2]

Yaramaz hata günah yapmış ise onları sıdk-ı sadakatla tevbe istiğfarlar ile onları defterden Allah’a münacatla sildirsin onların yerine riyasız iftiharsız gurursuz temiz ihlaslı ibadet zikrullah ile amel defterini öylece doldursun. Öyle yolcu olmayı cümlemize Cenab-ı Hak nasip müyesser eylesin. amin

Şu ayetide ilave edelim:

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿﴾ اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ ﴿﴾

Meali: “Dünya aleminden mezar alemine, mezar aleminden mahşer alemine gelenleriniz, dünyadaki malınızdan, evladınızdan, halk arasındaki şan şöhretinizden, tanınmanızdan, hiçbirinden sizin için bir fayda yoktur. Yalnız Allah korkusu ile ihlaslı huzuru kalb ile ibadetle zikrullahın çokluğu ile Allah’a tevbe, istiğfarlar ile bir de Allah dostlarından hakiki bir mürşidi kamile Allah için kalben sevip rabıtalı olmakla, kalbteki Allah’tan gayri arzuların hepsini atıp, kalbi selamete çıkarıp, Hak’tan gayri o kalbe gelenleri yerleştirmeyip atıp, Allah zikri ile Allah sevgisi ile kalbi selamete çıkarıp, birde kalbi nurlandırdınız ise öyle bir selamet kalb ile temizlenmiş nurlu bir kalb ile geldiniz ise ancak onların size faydası vardır. Başkalarından hiçbir fayda yoktur.”[3]

Bu ayeti kerimenin anlamına göre, Allah’a hakkıyla inançlı olanlarımız nasıl temiz, selamet bir nurlu kalp ile dünya aleminden ahret, mezar alemine yolculuk acaba nasıl olabilir. Bunun çarelerini yine yüce Rabbımızdan umup beklemekteyiz. Allah dostlarının sözleri bütün adem oğullarına uyarı yapıyorlar. Beyazidi Bestami hazretlerine sordular:

Allah’ın nazar ettiği kalbi temizleyip, nasıl selamete çıkardınız.? Ve yüce Rabbımıza nasıl kavuştunuz? Cevap:

Otuz sene kalbimin kapısında gece ve gündüz nöbetçilik yaptım. O kalbe Allah’tan başka kalbe sokulup gelenlerin cümlesini kalpte yerleştirmiyerek, eğleştirmeyerek, gelenlerin hepsini kalpten atmak sureti ile ve kalbi selamete çıkarıp, korku huşu ile kalbi huzurdan uzaklaştırmayarak, kalbi daimi surette huzuru Allah’ta tutmak suretiyle Rabbıma kavuştum buyurdular.

Bu hususlarda yemek aşırı çok yinir ise kalp ölür. İleriyi, geriyi düşünemez hala gelir. Yemeği az yemeyi adet etmek. Kalp ile dil birleşerek çok zikrullahta fikrullahta olmak, mezarı, ölümü çok yakın bilip tedbirli, tedarikli olarak mezar ve ahiret yolculuğuna hazırlıklı olup beklemek. Özrü yok ise abdestli durmayı adet yapmak. Hakkıyla kendisini uyarıcı, ikaz edici bir kamil, sünneti tamam, şeriatı tamam bir kamil mürşid bulup, O’nun izahatı altında ve O’na Allah için kendisini Allah’a yakın ettiğinden dolayı sevgi itikad ile kalben O’na teveccühü, rabıtası tamam olur ise, şeytanda zafer bulamaz inşeallahu teala. Kısadan sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sözlerine cidden kulak tutup unutmayalım. Hadisi şerifin meallerini yazıyoruz.

“Oturduğunuz evlerinizi temelli kalıcı bir yurt bilme-yiniz. Evlerinizi mezarın çukuru bilin. Her çıktığınız günleri son gün bilin. İkinci güne çıkacağınıza güvenciniz olmasın. Her saatlarınızı son saatmış gibi bilin. Öyle yaşayınız ki nefisleriniz sizi Allah huzurundan, zikrinden alıkoyup, unutturup, uzaklaştırmasın.”

İşin daha özetine gelirsek yine bir Hadisi Şerif’te mealen şöyle buyuruluyor:

“Cenab-ı Allah sizin suretinize, görünüşünüze, giyimi-nize, konuşmalarınıza bakmaz. Ancak kalbinize ve kalbi-nizdeki düşünce, niyetlerinize, arzu, maksatlarınıza bakar.”

Bu hadisi şerifin mealine ve bu ayeti kerimenin mealine çok derinden dikkatla düşünerek tekrar tekrar dikkatle üstünde azim ve gayretle durmaya çalışalım.

Kalbe Cenab-ı Hak’tan gelen var. Melaikeden gelen var. Nefisten gelen var. Şeytandan gelen var. Cenab-ı Hak ile melekten gelenler zarar vermez. Nefis ile şeytandan gelenler, hemen geldiği zaman Allah zikri ile fikri ile kalpte eyleştirilmez, kalpte onlara yer verilmez, kalbi zikrillaha fikrullaha çevirir ve kamil mürşidede teveccühünü çevirirse onlar kalbe zorlayıp kalpte yer tutup eyleşemezler. İnşeallahu teala.

Allah’a ibadet itaat etmekten kesilir, kalp dil ile Allah’ı zikret-mekten kesilir, yemesini aşırı bol yer, çok uyur, gaflete düşer, ölüm, mezar, ahiret ahvalları unutulur ise ozaman şeytan ile nefisten gelen kötü, hayırsız, dünya endişe hayalları, tûli emeller, nefsin arzusu, şehvani gayri arzular, şeytanın vesvese iğvaları kalbe yerleşir, aynı fotokopi filmleri gibi kalbe yerleşir kalpten çıkarılmaz kalır ise çok tehlikeli bir duruma düşmüş olunur ki ayeti kerimenin mealinde:

Mahşere varıldığı zaman size dünyadaki malınızdan, ev-ladınızdan, hiç birinden bir fayda yoktur. Yalnız kalbi dikkatli olup Allah’tan gayri kalpte yerleşmiş filmler, fotokopyalar, endişeler hepsi dünyada kalpten çıkarılmış atılmış, kalp Allah korkusu ve zikrullah ile istiğfar ile Allah’tan gayrıları o kalpten atarak, kalbi temizleyip Allah aşkı ile nurlandırıp, öyle kalbi selamete çıkarıp temizlenmiş nurlanmış bir kalp ile geldiniz ise ancak size onun faydası vardır. Başka hiçbir şeyin faydası yoktur buyuruyor.

Kalbe Hak’tan gayri gelenleri eyleştirmemek ve kalbe yerleş-tirmemek sureti ile hemen kalbten atılırsa kalp yine Allah’a, Allah zikrine, fikrine döner, Allah ile meşkul olur ise inşaallah zarar vermez. Yani kalp her ibadetlerimizde Hak’tan gayri endişe hayallardan mümkün mertebe her zaman, her vakitlerimizde Hak’tan gayri endişe hayallardan ilgi alakayı kesmeye çalışalım. Nefsin çok meyyal olduğu arzu isteklerine meyil etmeyip, onun dediklerini yapmayarak, nefsi tıpkı bir deli kimse mesabesine koyup hiçbir sözüne kulak asmayarak, nefis ile dargın, gırgın onun ile irtibatları kesip dargın küskün-lüğümüzü devam ettirmeye çalışalım.

Onun ve dünyanın sevgilerinden kalbte bir şeyler koymayalım. Allah sevgisi ile O’nun Resulünün sevgilerini sair bütün sevgilerin en üstünde tumayı tercih edelim.

Cenab-ı Hak’a münâcât dualarımızda, yâ Rabbî ehli imanı bizleri de beraber sen hidayet et. Ve yardımcımız ol. Kalblerimizi, dilimizi ve bütün organlarımızı, senin rızandan, aşkından, huzurundan uzaklaş-tırıcı olanlara, bizleri onlara verme. Sen lütfunla, ihsan yardımınla bizleri Senin rızana, aşkına, şevkına, huzuruna çekip huzur ve rızanda gaim, daim olaraktan bizleri muhafaza altında yaşatıp, sevgi rızanla ömrümüzün hıtamına kadar bizlere yardımını esirgeme, bizlere sahip ol. Yâ Rabbî Senin hidayet ettiğin, rıza yoluna ve doğru, sıratı mustakim olan yoluna hidayet kılıp, sevk ettiğin kullarından eyle yâ Rabbî. Senin emrine itaat etmeyerek, isyan ederek, dalalet ve şekavet yoluna gidenlerin gittikleri yollara bizleri gönderme, bizlere lütfunla sahip ol yâ Rabbî. Ve son nefesimizde yine lütfunla, rızanla, sevginle dünya aleminden ahiret alemine göçen kullarından eyle. Habibiyin hürmetine yâ Rabbî. Ya Rabbena Sen bizlere lütfu kereminle, aşkından, feyzinden bizlere ihsan edip aşkını sevgi şevkın, muhabbetiyin dadını bizlere ihsanınla tattırıp, Senin sevginden gayrı sevgileri attır ki yardımınla senden gayrı endişe, hayallar, sevgiler kalbimizde kalmayarak ancak kalbimizde yalınız Senin sevginle huzuruna ulaşmayı nasip müyesser eyle yâ Rabbî.

Bu konulara karşı huzuru kalb ile farz nafile ibadetlere devam, temizliğe, abdestli durmaya devam, gece teheccüt namazına devam, misvak kullanmaya devam, her zaman her vakitte işiyin başında dışın dünya ile ise de iç kalbin Allah zikri ile fikri ile meşkul, sünneti ve şeriatı tamam olarak bir de Allah dostlarından sünnet ve şeriatı tamam olup bütün bidatlerden arınmış, ilminden hakkıyla ruh gıda alıp fayda gürülen haya ve edebi tamam olan bir mürşidi kamile teveccüh rabıtası tamam olur ise şeytanın gelecek yollarını Allah’ın yardımı ile kapatmış olur. Nefsin arzu zevklerine kalpte yer kalmaz. Nefis ve şeytandan gelecekler hemen gelirken kalbe yerleştirilmeden, kökleşmeden, fotokopyaları kalbe geçmeden inşaallah atılırsa, kalp nurlanıp Hak’tan gayrileri kalpten atılmış olarak Allah’ın izni ve yardımı ile nurlu bir selamet kalp ile inşaallah mahşere gitmiş olur.

Allah’a ibadet itaat hizmet zikrullaha çalışmaktaki gayemiz maksatımız arayıp arzu ettiğimiz onun rızasını bulup amellerimizi onun hoşuna gelecek şekilde olmasını arayıp onun üstünde durulması lazım gelir. Allah dostlarından söylenen sözler

Veli olmaz bir kişi taşlanmayınca. Yani münkirler, münafıklar, mütârizler Allah’ın sevdiği veli kullarını evvelden beri hakkında kötü kelamlar konuşarak gıybetlerini yaparak onlara adavet kin buğuz yapmışlar. Veli kulları da bunların bu yaptıklarına göre Allah’ı sevmek sevilmek yolunda Allah’ın kullarını uyarıp ikaza çalışma yolunda onların adaveti bunları da daha çok gayrete getirmiş tekrar söylüyorum veli olmaz bir kişi taşlanmayınca yekün dünya sevgi endişeleri hayalları kalbten gidip boşlanmayınca. İbadet çokluğuna itibar yoktur. Yapılan yaptığın ibadetlerden Allah hoşlanmayınca. İşler hepsi burda toparlanır. Eğer yaptığın ibadetleri halis niyet ihlaslı yaparak aradığın istediğin arzu ettiğin Allah ve onun rızası aşkı sevgisi olarak onun hoşuna getirebilirisen Cenabı Allah’ta senin ibadetin hoşuna gelir seni sever ise sende onu daha candan ileri seve bilirsen iki dünyanın saadeti serveti rahatı selameti hepsi bunun içinde mevcuttur.

İkinci Ayetin Mealinde Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretle-ri buyuruyor ki:

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالًاۜ ﴿103﴾ اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا ﴿104﴾

“Dünya aleminden ahret mahşer alemine gelenlerin içlerinde en zararlıklı en hüsran zarar ziyan içinde şaşkın vaziyette gelenleri sizlere haber vereyim mi” buyuruyor. Onlar dünya aleminde kendilerine bir müddet yaşama ömür süresi verilmiş idi. Onu da kıymetini bilmeyerek iyi güzel bir iş yapıyorum zannıyla o hayatını o vakit zamanlarını kadrini kıymetini bilmeyerek Allah’ın rızasının dışına nefsinin şeytanın hava iğvasına sefahat zevk yollarına harç edip onun bunun hakkını alıp gıybetlerine geçip onlarında günahlarını yüklenip hem kendi cezasını hemde hak sahiplerinin cezasını çekerler. Dünya ticaret aleminden en ziyankar en zararlıklı gelenler bunlardır.[4]

Cenab-ı Hak Teale ve Tekaddes hazretleri ümmeti Muhammedi ehli iman olan kardaş ve bacılarımızı cümleten bir an evvel erken gafletten uyanmalarımızı ikaz irşad olmalarımızı hidayet kılsın amin. Ya Muin.

Çünkü gaflet içinde uyku gibi kalbi gaflete düşen kimseler ömrünü hayatını nasıl nerelere harç sarf ettiğinden haberdar olamıyorlar.

Ancak kalbleri gaflet uykusundan uyanık olanlar ömrünün kadrini kıymetini bilip zay etmiyorlar. O ömrü hayatını vakit saatlerini zay etmeyip onu Hak yoluna sarf edip anlıyorlar. Çünkü geçen ömür günler zamanlar nefesler ne yapsak tekrar bir dahi ele o fırsat geçmez ki onu yerine kullanalım.

Ayık olanlar kalbi uyanık olanlar o ömrü gece ve gündüzlerini saatlerini alıp verdiği nefeslerini lüzumsuz yerlere harç etmeye kıyamazlar. Dillerini gıybetten lüzumsuz faydasız kelamlardan malayani kelamlardan tutarlar. Dillerini konuşturmazlar faydalı menfaatli olan kelamlara Kur’an’a, Zikrullah’a faydalı olan kelamlara açıp konuşurlar. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in her halından evsafından fiilin-den kavlinden büyük bir ders ibret alıp ona göre dilimizi gözümüzü sözümüzü kalbimizi ona göre ayarlamamız lazımdır. Peygamber Efendimizin mübarek sözlerinden hal ve evsafından az bir miktar söyleyelim. İnşallahu Teala.

 

Onun sözleri her derde kanunu şifa,

Kim tutar ise bula sıhatla sefa.

Zatı mahbubi hüda, Hulki azim

Adı Mahmudu Muhammed hem rahim,

 

Hiç dünya gailesi endişesi ile yatmadı,

Ahiret gamı hiç dilinden gitmedi,

Söylemezdi her giz zay olan kelamı,

Daima söyler idi İlmi hikmet vesselam.

 

Menbaul edep idi ol hayrun nas,

Kibirlenmezdi giyerdi eski libas,

Kendisi şah iken giymezdi harir,

Kaçmasın benden deyu her bir fakir.

 

Gönlü engin idi kendi alişan,

Verir idi kabe kavseynden nişan,

Hiç gitmez idi abdestsiz bir yere,

Hiç yatmaz idi abdestsiz döşeğine.

 

Gönlü daima mevlasında dilde Rabbena,

Gah dua eder Hak’ka Gahu sena,

Gel nazar kıl bu hisale sen dahi,

Acep bizde var mıdır birisi ey ahi.

 

İşte en evvel alemlere rahmet ziya nur olan sevgili Peygam-berimizin halına kavline fiiline evsafına hakkıyla tabi olmayı cümlemize nasip müyesser eylesin amin.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hayatta iken kendi giymiş olduğu hırkayı şerifini Yemen’de Veysel Karani hazretlerine verilmesini vasiyet yapmış idi. Kendisinin vefatından sonra vasiyetini yerine getirmek için Hazreti İmamı Ali kerremallahu veche ve Hazreti Ömer radıyallahu anh Efendilerimiz hırkayı şerifi alıp Yemen’in Karan köyüne gelip Veysel Karani’yi sordular. Dışarı kır dağda deve yaydığını haber alınca dışarı yabana gidip Veysel Karani hazretlerini yabanda deve güder olduğu mekanda buldular. Çağırıp sohbet esnasında Hırkayı Şerif’i emaneti ehline teslim ettiler.

Veysel Karani Hazretleri Hırkayı Şerif’i giymeyip bir tarafa koydu. Namaza durdu. Rüku secdeler yapıp ikinci secdeden başını kaldırmadı. Biraz uzun müddet secdede yattı. Hazreti Ömer radıyallahu anh Efendimiz: “ya Veys biz uzak yerden geldik. Başını secdeden kaldır birkaç kelam sohbet edip geri gitmemiz gerekir” deyince başını secdeden kaldırıp selam verip döndü. Dedi ki kardaşım biraz daha sabır etseniz ne olurdu. Biraz acele ettiniz buyurdu.

Ben secdede yattığımda yüce Rabb’ıma münacatta idim. Bu Hırkayı Şerif’i gönderen senin sevgili habibindir. Onun hürmetine onun ümmetinin affını ve mağfiretini Habibin hürmetine reca ediyorum. Ya Rabb’i, münacatında ya Veys ol Habibim hürmetine onun ümmetinin üçte birisini afettim buyurunca tekrar münacata dalıp yine reca ettim. Ya Veys onun hürmetine üçte ikisini mağfiret ettim buyurdular. Yine secdeden başımı kaldırmazam o hırkayı şerifide giymezem hepsini affetmeni reca ediyorum, münacatında idim. Hepsinin af olunması için acele yaptınız. Birisi kaldı idi. Af olunmak için münacatta idim buyurdular.

Dediler Ya Veys biz uzak yerden geldik geri gitmemiz gerekir. Biraz birkaç kelam nasihat eder misin buyurdular. Veysel Karani Hazretleri buyurdu ki sizin olduğunuz memlekette ölenler varmı? Adamlar ölüyor mu? dedi. Dediler ya Veys dünya yüzünde ölü olmayan ölmeyen hiçbir yer var mı? Deyince öyleyse kendi yakınlarınızdan sevgililerinizden kendi ellerinizle onları mezarın çukuruna koyup toprakla kapatıp defin ediyor musunuz? Evet ediyoruz. Deyince bu şekilde bu ölüm nasihatı size yeter.

Ya Veys biraz daha konuşur musun deyince. Sizlerin bu insanlar içinde bilip tanıdıklarınız var mı? Evet var dediler. Siz halk içinde tanıdıklarınızı bildiklerinizi ve halkı unutunuz sizi yaradan yüce Allah’ımızı hakkı ile bilir tanırsanız. O size yeter kafidir. Buyurdu.

Biraz durunca yine Ya Veys biraz daha konuşmanı artırır mısın? Deyince bu insanlar bu halk içinde sizleri bilenler tanıyanlar var mı? Evet bizleri bilip tanıyanlar vardır. Öyleyse kendinizi halkın içinde sizi bilenlere tanıyanlara sizleri unutturun. Sizleri hakkı ile Allah’a bildirin. Allah sizleri bilir tanır, sizleri unutmaz ise bu sizlere yeter. Başka da bir kelam konuşulmadı.

Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin bizzat ağzından dinlediğim: Bu halk kırk elli seneden beri bir tarafı durmadan beni meth ederler. Kırk elli seneden beri durmadan bir tarafı da beni zenb ederler aleyhimde konuşur kötülerler. Yavrum ben bu halkın kırk elli seneden beri beni meth etmelerindende usanmışım aleyhimde zenb etmelerinden de usanmışım bütün gayem arzum maksatım sizlerin içindir buyurdular.

Halkın görmesinde manevi yönünden ne menfaat var. Hürmetinden hizmetinden ne fayda sağlayabilirsin. Biraz imanda zayıf olanlar maddiyeti düzgün servet sahibi olanlar devlet memuru bakanına milletvekiline buna benzeyen devlet adamlarına bunun dışında zengin servet sahibi kimseler ile bilişmeye tanışmaya konuşmaya kartlar almaya biçare şaşmış o kadar düşkün olmuş halk ile tanışmaya halkın zenginlerine yanaşmak bilişmek tiryakisi olmuş içine yerleştirmiş bu akılla bu sevdadan bu maksat arzulardan bir an evvel gardaşım kurtulmaya bak bunlardan mümkün mertebe mecburiyet olmaz ise soğuk dur yanaşma bunlardan dünyadan ehli dünya olanlardan bir an evvel usanmaya bak seni yaratan her halına vakıf olan yüce Rabbın ile ısınmaya bak o yeter sana.

Bunların ile tanışır. Konuşur ise o kadar iftihara gurura düşüyor. Gubarıyor Allah akıl versin size hakkıyla Allah ile tanış Allah ile O müsaade eder ise ilham ile konuş Allah’ı sev Allah ile biliş Allah’a yanaş başkalarından ileriye savış seni yaradana Hak’ka kavuş vesselam.

Bu halk ile çok düşkün olmaklık senin nefsini tanımamaya halk perde olur. Bu nefsin ise seni yaratan Allah’ını tanımamaya perde olur. Onların ikisinden de kurtulmaya çalış. Mecburiyet olmazsa halkın içine sokulma. Mecburiyet olursa da kendi huzuru rabıtanda sabit durup onların rengine boyanma ha!

Yalnız Cenab-ı Hak Teala Hazretleri sana lütfundan halkın uyanması için ikaz olması için ve rızayı doğruyu eğiriyi anlaşılması için bu yönlerden sana biraz ilim ihsan etmiş ise bunu da ihtiyacı olan yerde saklama ilmini sarf et. Yalnız ilmini sarf ederken o insan toplumlarından hürmet hizmet matlup menfaat karşılıklar bekleme sırf Allah rızası için onlardan kaç tanesi uyanır ikaz irşad olurlar ise burada da Allah’ın rızası çok. Onları nefis şeytan pençesinden kurtarıp Allah’a yönelmelerine sebep olduğun için.

Senin güvendiğin halk bügün seni sever çok sürmez yarın döver aleyhine geçer. Seni sevdi konuştu ne menfaatı bekleyeceksin. Hakkıyla senin Allah’ı sevmen sevgilerin en üstünde tutman başka sevdiklerini kalbten atıp unutman her hususlarda arzu hacet isteklerini umduklarını O’na havale eder O’nu vekil yapabilirsen bu güzel niyetin kalbin O’nun hoşuna gelir ise iki dünyan selamet saadette bir kimsesin.

Bu konularda her dünyaya gelen her nefis sahibi olan bunlardan büyük ders ibret almamız lazımdır. Çok derinden tekrar tekrar düşüncelere dalıp hesap edelim. Bu ölüm listesinde ismimiz dolmuş süremiz bitmiş Azrail aleyhisselam listeden dirilerin içinden ismimizi ölüler içine kayıt edilerek keskin ölüm haberi ile ruhumuzun almak emri ile geldiği anda her nefis sahipleri düşünelim. Bu ölümü sevdiklerinden evlat, ayalın, ayalın beyleri hangileri bu ölümü maddiyetle güçlükle acaba tehire bıraktıran bir kimse var mı? düşünelim. Ruhumuz iskeletimizden çıkıp iskeletimiz mezara indiğinde dünyadaki aile ve ailesinin beyi ve evlatların eşin dostlarından düşünelim. Bu mezarda hangilerinden mezara girip bir yardım imkanı olan acaba var mı? yok. Başa baş bizzat Cenab-ı Hak’tan başka hiçbir yardım yapacak kimse yoktur.

Dünyada iken Allah’a çok itaat ibadet ve Allah’tan çok korkarak bir anda olsa Allah korkusunu kalbten yürekten çıkarmayarak emirlerine itaat ihlasla halis niyet ile ibadetlerimizde son derece ciddiyetimizi kullanarak korku huşu ile arzu maksatımız hem korkmak hemde onun rızasını aşkını ummakla başkalarını işte mezarda ölümde mahşerde hiç birilerinden fayda menfaat olmayan endişe hayalları sevgileri kalbten atar Allah ile dostluk kazanabilirsen hem farz hem nafilelere huzuru kalb huşu edeple devam eder isteği tek Allah sevgisi arzu istek Allah ile dostluk ve Allah’ın sevgisi ve Allah’ın aşkı rızası olarak başkalarının küllüsini kalbten eğleştirmeyip atarak tecrid olarak eğer niyetin kalbin korku huşuyla ibadetin zikrin Allah’ın hoşuna gider seni severse işte iki dünyanın saadeti serveti rahatlığı hoşluğu hepsi onun içindedir. Buraya çok emniyet verelim. Bu konu üstünde çok durup ayrılmayalım unutmayalım. Tecrid dediğimiz:

Allah’tan başka kalbte hiçbir arzu istek sevgisi kalmamış ancak Allah rızası Allah sevgisi Allah aşkı kalmış olmak. İşte bu konu Cenab-ı Hak ehli iman olan kardaşlarımıza bizlere bütün zürriyet nesillerimize bu konuları Rabb’ım talim eyleyip cümlemizi ikaz irşad olmayı başkalarından tecrid olup kendisinin dostluğuna layık olup ebedi dostluğundan ayırmayıp dostluğu ile rızası ile son nefesimize kadar yaşamaları ve bu şekilde sevgisi rızası ile beraber ruhumuzun esanlık kolaylık ile huzuruna kavuşmalarımızı Habibi Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine kabul eylesin amin. Ya Muin.

Cenab-ı Hak Teala Hazretleri ayeti kerimesinde:

فَلَوْلَآ اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ

“Evet ölüm döşeğine hepiciğimiz yatacağız ölüm saatimiz gelip cesetteki ruhumuz vücuttan çekilerek boğaz hırtlak denilen mahale geldiği zamanda”[5]

Ayetin devamında: (Vakıa: 84)

وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ

İşte bu sevdiğiniz yakınınızın bu halini gösteriyorum bunun halını bu halda artık burdan alakası kesilip can hulkuna gelip daraldığı zaman nasıl bir zahmet meşakkat içinde olduğunu görüyorsunuz. Eğer maddiyet ile imkanını bulsanız. Bunun ruhunu geri yerleştirip zahmetten kurtarırsınız amma bunlar ile hiçbiriyle imkanını bulmanız mümkün değildir.

Tekrar uyanmalarımız için misal verilecek o halde can hulkunda zahmetler içinde nefesler tıkanmış hırıltı halında olan ailenize beyinize evladınıza eşinize dostunuza bir deneme tecrübe yapınız. Bu döşekte yatan bu halda olan yakininiz hayatta iken neyi severdi bilirsiniz. Çok çok gece gündüz hırs tamahla çırpınır çalışır ah para vah para peşinde tırmanır her şeyleri bırakır Allah’ı ibadeti bir tarafa bırakır idi.

Şimdi misal veriyorum getirin bunu çok çok sevdiği yığdığı parasını getirin baş ucuna koyun işte bu hayatta iken seni çok severdi gece gündüz senin derdinden muhabbetinden endişenden fikrinden ayrılmaz idi. Seni çok sevdiğinden Allah’ı unutur ona da ibadet yapmazdı. Seni severdi. Sana tapardı gece gündüz senin derdinden sevginden yatamazdı buna acele bir imdat çare yapman lazımdır. Çünkü bunun sağ iken isteği sen idin. Arzusu sen idin dostu da sen idin sevgilisi de sen idin senden başka kalbinde isteği sevdiği sevgilisi yok idi. Böyle bir dostuna imdat yardım sırası geldi. Ne yaparsan yap acele bunu kurtar deyiniz. Acaba hiç zerre kadar bir faydası olur mu?

Onun ile çok sevip meşgul olup gece gündüz kalbinde taşıdığı Allah’ını unuttuğu için o kendisine azapla yardım eder. Benim elimden başka yardım gelmez beni çok sevenlerin yeri cehennem azabı olur. Cevabını alırsınız. Bunu hikaye değil, lakin iyice düşünüp ayıkılması için yazıyoruz.

Sorun bu adam daha başka paradan servetten başka daha neyi çok severdi sevdiklerini getirin ki bunu bu ölümden kurtarıp bu zahmetten selamete çıkarsın. Çok sevgili oğulları var idi. Oğullarına muhabbeti çok idi. Getirin bakalım oğullarını el kaldırıp boyunda bükerler. Bu anda buna böyle bir yardımda elimizden gelmez. Belki de yaratanı unutup itaat ibadetten gafil olup bizlere çok muhabbet kıldığından dolayı belki de azaba gazaba giriftar olabilir.

Uzatmayalım anadan babadan, çok sevgili ailesinden, beyinden gece gündüz hırs tamahla kazandığı servetinden parasından halk arasındaki nam şöhretlerinden hiçbir tanesinden hepsini başına toplasanız hiç birisinden zerre kadar ne yardım ne de menfaat görülebilinir.

Senin sevdiklerinden zerre kadar bir yardım, fayda olmadığı gibi ölüm hastalığının ilerleyip artıp hastalığın uzadığı zamanlarda belki de ölsede kurtulsak diye ölümünü isteyenler bile olabilir. Hepsi değil ama böyle kendini bilmezler de olabilir. Cenab-ı Hak cümlemizi o kendini bilmezlerden etmesin. Amin. Ya Muin.

Öyle ise o ölüm esnasında o dar zamanlarda büyük bir meşak-kat içinde daha sonra mezarın çukurunu da düşünelim. Dünyada paradan servetten hanımdan beyden evlat eş ve dostlarından hiç birisi ölümü tehire bırakamadılar. Hiçbir tanesi senin çektiğin zahmete ve mezardaki hal ve ahvaline yardımcı olamadılar. Hem de olamazlar. Öyle ise tecrid dediğimiz konuyu tekrar açıyoruz. Tecrid İsa aleyhisselam’a söylendi.

İsa aleyhisselam münacatında yâ Rabbî seni başka sevdiklerimin hepsinden Seni daha fazla sevmek istiyorum. Yâ Rabbî seni böyle başkalarının hepsinden daha çok çok fazla olarak sevmek istediğim gibi bunu ver yâ Rabbî. Birde senin cemalini görmek istiyorum bunlardan beni mahrum etme dergahından boş çevirme yâ Rabbi deyince Cenab-ı Hak teala ve Tekaddes Hazretleri buyurdularki.

Ya İsa beni çok çok sevmek istiyorsan ve beni hakkıyla dost etmek ve benimle dost olmak istiyor isen açlığa devam et. Yani çok yemeyi terk et. Az yemeyi adet et. Karnın tok olmasın karnın aç olsun buna devam et.

Ya İsa! Cemalimi görmek istiyorsan benim ile dost olmak istiyorsan tecrid ol. Tecrid; kalbini ben müşahade edip bakıyorum sende kalbindeki olan sevdikleriyin hepsini kalbinden at hiç benden başka kalbinde bir hoşlanıp sevdiğin sevgilin kalmasın hepsini kalbten at benden başka kimsen sevgilin kalmasın işte o zaman sevgime, dostluğuma kavuşur. Cemalimi müşahade edersin buyurdular.

Bizlerde kalblerimizi daimi surette kontrol yapıp araştıracağız Allah sevgisine Allah dostluğuna bizleri o dostluğuna mani olanlar dünyalık mı servet mi ve aile mi evlat mı bey mi. Hülasayı kelam bütün yekün istek sevgileri kalbten atmaya gayret gösterek. Bu şekilde onlardan sevgi dostluk muhabbet bağları kesilip yalnız isteğin Allah, sevdiğin Allah, güvendiğin Allah, arzu ettiğin Allah kalsın. Yâ Rabbî bu konulara kavuşmak için ancak senin hidayet yardımın ile sen bizleri ulaştırırısın bu hususta ehli iman olan kardaş bacılarımıza evlat ezvaç ve geriden gelen nesillerimize yardımını hidayetini esirgeme üzerimizden kaldırma yâ Rabbî sen bizlere öğret, sen bizleri ikaz irşad eyle yâ Rabbî. Habibin Muhammed’inil Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine amin ya Muin.

Bu konularda Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bu dertlere deva tarifi Allah’a sevip sevilme konusunda bir hadisi şerifi ile açıklamalar yapıyorum.

Hadisi şerifin ravisi An Ebu İmame radıyallahu anh alındığı kitaplar Tabarani fil Kebir, Ve Ziya el Makdisi fil muhtarat

حَبِّبُواللّٰهِ اِلٰى عِبَادِهِ يُحْبِبْكُمُ اللّٰهْ

Yani bu hadisin mucibince de çalışmamız amel yapmamız gerekir. Anlamı siz Allah’a sevilip Allah’ı hakkı ile sevince hakkı ile korkunca bu konuyu da Allah’ın kullarına aynı Allah korkusunu ve Allah’ın sevgisini Allah’ın kullarına öğretin aşılayınız. O zaman Allah indinde dereceniz sevginiz daha artar. Allah sizi öyle sever. Hem kendiniz hakkı ile Allah’tan korkar. Hem Allah’ı hakkı ile sever bu konuyuda Allah korkusunu Allah’ın sevgisinide Allah’ın kullarına öğretir Allah sevgisini onlara da aşılarsanız o zaman Allah sizi daha fazla sever kıymet dereceniz yüksek olur. İnşallahu teala.

 


[1] Âli imran: 3/185

[2] Haşr:59/18

[3] Şuara 88-89.

[4] Kehf 18/103-104

[5] Vakıa 56/83

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>