canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İSA ALEYHİSSELAM’IN ÜMMETİNDEN BİR KİŞİNİN NİL NEHRİNİN GÖZÜNÜ BULMAYA GİTMESİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

İSA ALEYHİSSELAM’IN ÜMMETİNDEN BİR KİŞİNİN NİL NEHRİNİN GÖZÜNÜ BULMAYA GİTMESİ

İsa aleyhisselam’ın şeriatında yürüyen ehli takva bir adam vardı. Merak edip nil nehrinin gözünü aramaya azmetti. Uzak yerden oraya azmetti. Issız bu şekilde vasayitte yok ayak yürümesi ile çok meşakkatlara katlanarak gide gide bir düz ova yazıya geldi. Bir arazi kenarında ağaçlar ağaçların altında cevher açkıların üzerine dolmuş hiç alan yok acayip kaldı. Bunları yanına yazdı.

Oradan geçti bir müddet ileriye geldi bir geniş ova ekin tarlası ekinlerin bir kısmı yeni çatallaşmış genç bir kısmı baş çıkarmış bir kısmı yetme zamanına gelmiş muhtelif şekilde böyle ekinleri bir de güçlü bir adam elinde bir orakla ekin biçen güçlü bir adam durmadan hem yeşil gençleri biçiyor. Hem yeteni biçiyor. Denize atıp deste yapıyor. Durmadan biçiyor adam buna taaccüp ediyor. Yeten eken biçiliyor yetmeyen gençleri de beraber biçiyor. Göcek baş çıkarmamış. Onu da geçiyor.

Bir müddet ileriye gelince bir kuyu su başında biraz toplum cemaat birikmiş herkes orda su helkeleri sırasıyla dolduruyorlar. Adamın biriside durmadan kuyudan su çıkarıyor çekiyor çevrenin kaplarını dolduruyor. Kendinin kabı boş buna bakıyor buna da hayret ediyor. Bu adam nasıl adam herkesin kabını dolduruyor kendi kabı boş onu da geçiyor bir müddet yine yolda yürüyünce bir adam görüyor yol kenarında bakıyor ki adam bir şelek odun biriktirmiş altına yatmış sırtına alıp götürmeye çalışıyor, Çabalıyor çabalıyor kalkamıyor. Götüremeyince bırakıyor dışarı sağa sola gidiyor bir kucak tekrar odun biriktirip kalkamadığı şeleğin üstünde getirip onu da koyuyor. Bakıyor adam yine yatıyor şeleğin altına didiniyor kaldırmaya olmuyor bırakıyor tekrar sağdan soldan bir kucak yine odun getirip yine yükleniyor.

Bu da acaibine gidiyor taacüp edip yanına kayıt ediyor. Adam hazır ki şeleği götüremiyor. Gidip yine ağırlaştırıyor. Bunu da geçip gidiyor. Bir müddet yürüyünce yol kenarında bir kuş yuvanın ağzından delikten kuş dışarı çıkıyor. Kuşa bakıyor tekrar geri çıktığı deliğe girmek istiyor. Varıyor deliğe uğraşıyor uğraşıyor çıktığı deliğe giremiyor. Aynı çıktı ama geri girme imkanını bulamıyor. Ona da taaccüp ediyor.

Oradan geçip biraz daha ileri gidince sözüm ona bir köpek yol kenarına oturmuş kancık bir köpek, köpek yatıyor ağzı kapalı duruyor. Karnındaki enikler durmadan ürüyor adama bunada taaccüb ediyor.

Ordanda geçtikten sonra ileride bir binaya geliyor binanın içinde yaşlı beyaz sakallı belide biraz bükülmüş ihtiyar hala gelmiş bir adam görüyor. O gördüğü acayipleri ona soruyor. İhtiyar diyor ki benim yaşım yüzelliye ulaştı ileri doğru yoluna git ilerde bir binaya rastgelirsin orda ortancıl kardaşım var onun yaşı yüzyetmişe ulaştı o sana belki cevap verir dedi. İleri yürüyüp ortancıl kardaşının yanına vardı. Onun yaşı görünüşü bu küçük yuzelli olandan dinç ve genç gördü bu konuları ona sordu. O dedi benim yaşım yüzyetmişe ulaştı. Daha ileri yoluyun üstünde en büyük kardaşımız var yaşı ikiyüzelliye ulaşmıştır ona sor o belki cevap verir.

Yürüyüp yoluna devam etti o en büyük ikiyüzelli yaşında olan kardaşlarının yanına gelip orda misafir oldu. Bu ikiyüzelli yaşındaki en büyük kardaşlarını öteki kardaşlarından daha genç, daha dinç gördü. Sonra bu yolda görmüş olduğu acayip halları ona aktarıp bunlardan bir malumatın varsa bize özetini bildirir misin? deyince adam söylemeye başladı.

O ilk geldiğin arazinin çevresindeki ağaçların cevher dolmasının sebebi o tarlayı ilk imar eden ikinci bir imar edene satmıştı. İkinci tarlayı alan adam imara başladı. İçinden iki küp altın çıkardı çok miktarda altınları aldı satın aldığı tarla sahibinin yanına vardı. Kardaşım bu tarlayı ben senden aldım. Fakat dış toprağını aldım. Bunun içindeki defineye ben kıymet vermedim.

Bu altınlar senin hakkın bunları teslim al. Tarlayı satan adamada diyor ki: “benim tarlanın içindeki altından ma’lumatım yok tarlayı pazarlıkta ben sana satarken tarlanın içini dışını olduğu gibi sattım. Senin hakkın benim hakkım değil. Bunlar senin nasibin” deyip o da almadı bu da almadı. Durum zamanın hâkimine aksetmiş oda halledemedi. Zamanın hükümdarına aksetti. O geldi, bu meseleyi dinledikten sonra, tarlayı ilk satan adama dedi ki, senin kızın var mı? Adam var dedi, alana sordu senin oğlun var mı? O’da var deyince. Hükümdar, sen kızını Allah’ın emriyle bunun oğluna ver bu tarladan çıkan altınlarda bunlara miras olsun biri senin evladın, biri de senin evladın, diyerek bunları gönderdi. O sene bunlar bu meseleyi halledince oradaki ağaçlar meyve yerine cevher verdi. Hep cevher döktü.

Bunu mâlumat verdiler. Zamanın hümdarına ki, bu senin adaletinden, Allah bunu böyle yaptı. Al bunu götür hazineye, bu hak senin dediler. Hükümdar dedi ki, yok bu sizin ikiciğinizin tevekkül, imanınız ve adaletinizden Allah bunu böyle yaptı. Bu sizin hakkınız diyerek almadı. Onlar da almayınca, öyleyse olduğu gibi kalsın kıyamete kadar da bu adalet söylensin ellemeyin dedi. Her sene o ağaçlar meyve yerine cevher dökmeye başladı onun aslı budur dedi. Haber verdi. Oradan beriye geldin, geniş bir yazı, ovada ekinler gördün bir kısmı yetmiş bir kısmı da göcek yetmemiş genç, adam durmadan biçiyor. Genci ve yeteni denize deste yapıyor. Cenab-ı Hak sana Bu dünyanın misalını göstermiş. Dünya arazisinde Âdemoğulları biçilen ekin gibi kimi genç kimi ihtiyar fakat ecel yetince Azrail aleyhisselam ne genç der ne ihtiyar hepsini biçer mezara deste yapar. Ondaki hikmet budur.

Cenab-ı Hak sana onu öyle göstermiş beri geldin bir su kuyusu, başında cemaat toplanmış orda herkes su kaplarını çevresinde durdurmuşlar adamın birisi de durmadan kuyudan suyu çekiyor çevrenin kaplarını dolduruyor kendisininki boş kalıyor. Herkesin kabını dolduruyor kendi kabı boş. Bunlarda bazı alim ülamalar gelecek natikaları kuvvetli, kelamı kibarları kuvvetli halka konuşurlar hayrete düşürürler. Kendileri icra yapmazlar herkese söylerler kendilerinde amel yok o da onların alemetidir.

Oradan beri geldin yol üstünde bir adam ki şelek odun biriktirmiş o günah şeleği idi diyor. O ana kadar günah şeleğini yığmış altından kalkamaz hale gelmiş ikinci gün sabahleyin kalkıyor yine diliyle, kavliyle, gözüyle şurdan buradan bir kucak yine günah biriktiriyor. Evelki günah şeleğinin üzerine yine getirip yığıyor. Altından kalkamaz hale geliyor tekrar bir daha gidiyor o da ahir zamanda böyle gafil cahil insanların hareketlerini Cenab-ı Hak sana göstermiş.

Oradan beriye geldin, yol üstünde bir kuş gördün, o kuş kendi yuva deliğinden dışarıya çıkıp tekrar geri ne kadar uğraşıp çıktığı deliğe giremeyen kuş Âdemoğullarının ağzındaki dilidir diyor. İçinizden bir kelam zuhur edince her geleni dışarı bırakmayın Allah korkusuyla huzur ve rabıta ile kelamı içeride düzeltin olgunlaştırın öyle konuşun. Dışarı attığın kelamı tekrar ne kadar çalışsan geri yerine koyma imkânı yoktur. Oda insanoğlunun dilidir diyor. Onun için bir yerde söylerde

Kalb gerek ki hulusu alıp oraya derc ede.

Derc kürtçe toplama ambar yapma kalbin vazifesi hulusu, Allah’ın razı olduğu ihlaslı kelamları, tevhid biderlerini, ilmi hikmetleri, Allah sevgisini kalbe ambar etmek.

Dilde gerek ki anı andan alıp harc ede

Dil ne yapsın. Kalbde ne varsa dil kalbin tercümanı. O da insan oğlunun dilleri ki atılan bir kelam ne kadar çalışsan geri yerine koymanın imkanı yok. Onun için dile sahip olmak lazım geliyor. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki.

طَيِّبُواأَفْوَاهِكُمْ فَاِنَّ أَفْوَاهِكُمْ طَرِيقُ الْقُرْأَنِ

“Ağzınızı temiz kullanın dilinizi temiz kullanının ağzınız, diliniz Kur’an yoludur.”[1] Zikrullah yoludur.

Oradan beriye geldin o gördüğün yol üstündeki yatan köpek ki, kendisi durup karnından enikleri ürüyen, ahir zamanda öyle bir hal gelecek alim ülemalar, müminler, annesi, babası, büyükleri toplum cemaatte olduğu halde bazı nesiller türer, ne edep, ne erkan, ne saygı, ne tazim bilmezler. Annesine, babasına, mü’minlere, âlim ülemaya hiç bir şey konuşturmazlar, kendileri konuşurlar. Kimseye söz vermezler o da onlardır.

Oradan beriye geldin ki, bizim en küçük kardeşimiz, yüzelli yaşında, beli bükülmüş, saç, sakal ağarmış, ihtiyar olmuş.

İkinci ortancıl kardaşımı gördün yüzyetmiş yaşında ondan genç kır kır sakallı dinç beni gördün bana da taaccüp ettin ben ikiyüz elli yaşındayım kara sakallıyım onlardan daha dinç daha genç bundaki hikmet ne dersen bunları da sana söyleyim.

Bunlardaki hikmet, o küçük kardaşımız, Allah Muin olsun, dünya mihnet, darlığı başında gayet çok, fakir, kisveti, yemesi, içmesi çok meşakkatli maddiyeti dar, dünya mihnet ateşi kendini yakıyor. Akşamda yorgun vaziyette işinden eve gelir, huysuz bir kadını var, gecede sabaha kadar maddi manevi adamın huzurunu bozuyor. Kafa yorgunluğu huzur bozukluğu vücut yorgunluğundan daha çok eşedtir. O kardaşımız hem dışta fakirlik ateşi, hem içten o kadının huysuzluğu, huzursuzluğundan o hale geldi.

Ortancıl kardaşımızın kadını kendine uygun ama maddiyeti biraz zayıf meşakkat çok olduğundan ona da o tesir oluyor.

Bana gelince genç gördün, benim maddi yönden hiç zerre kadar bir sıkıntım yok manevi yönünden kadınım da bana yardımcı. Allah yolunda her hususta benden daha cömert, benden takva, benden daha vera sahibi vakar sahibi bana yardımcı her hususta onun için ben ihtiyar olmadım diyor. Kafa yorgunluğu vücut yorğunluğundan daha eşedtir.

 


[1] Ramûz-el-Ehadis c.2.s.314/4

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>