canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

VERA' - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

VERA

 

 

Hadisi Şerif: “Ya ibni Mesud! Nefsinizi hakkıyla tanıyıp, kontrol altında tutmadıkça, vera sahibi olmadıkça bu amel-lerden bir fayda göremezsin.”

Bakın bazı kimseler bu şekilde çoktan beri namaz kılanlarımız var. Bir de tarikatta çalışanlarımız var. Nefsinin terbiyesine hakim olmadığından kavlinde, fiilinde noksanlık vardır. Neden? Vera sahibi olmadığından yaptığı amellerden bir fayda göremiyor. Vera nedir? Vera hakkında peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadis-i şerifi var;

 عَنْ إِبْنِ مَسْعُودْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ، قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنْتَهَى اْلإِيمَانُ إِلَى الْوَرَعْ

“İmanın en yükseği veradır İman da ancak verada hıtam bulur.”[1] buyuruyor.

İmanın en yükseği deyince, demek ki bütün insanların içindeki iman aynı seviyede değildir.

Vera şudur; Bir belli helâl var, bir de belli haramlar var. Bir de haram ile helâlın arasında şüpheliler var. Kesin haram veya helal olduğunu bilmiyorsun. Bu gibi şüpeli durumla karşılaştığımızda onu haram kabul edip yapılmaması veradır. Gözüne, sözüne ve kalbine gelen şüphelilerden sakınca var ise imanını ikmal ediyor demektir. Şüphelilerden sakınca yoksa iman vardır. Ama zayıf. Zayıf iman da insanı menziline ulaştırmaz. Arızalı arabanın ulaştırmadığı gibi zayıf iman misali kökü kuvvetli olan bitki var. Bir de kökü zayıf olanı var. Zayıf olan, rüzgar değdiğinde ne tarafa esse o tarafa gider. İmanı zayıf olan da (vera sahibi olmayan) hangi meclise varsa hemen onların rengine boyanır. Bulunduğu cemaatede hemen uyar.

Küfe halkı Hz. İmam-ı Ali keremallahu veche Hazretleri Efendimizden dini eğitimi için alim istediler. Hz. imamı Ali kere-mallahu veche Efendimiz orada bulunanların içinden bir genç tayin edince oradakiler “Ya Ali bu kadar yaşlı olanlar var idi ilimleri yerinde tahsilleri yerinde. Ne sebepten bu genci tayin ettin” dediklerinde. O din eğitimi için gidecek gence sordu? “dini yapan nedir? Dini yıkan nedir?” Genç cevap verdi; dini yapan vera’dır, dini yıkan tama’dır. Bir memleketin alim ulemasının, halkın parasında hizmetinde tama’hı olursa orada din yıkılır” dedi. Bir memleketin alim ülamasının halkın parasında hizmetinde tama’hı olmaz ise orada din yapılır. Yaşatılır. Bir hadisi şerifte:

“Eğer siz beliniz bükülünceye kadar namaz kıl­sanız ya da dudağınız kuruyuncaya kadar oruç tutsanız, vera olmadan faide etmez.”[2]

Pirimiz Şeyh Abdülkadir Geylani kuddise sırruhu Efendimiz buyuruyor ki, bir kimse şu on şeyi nefsinin üzerine farz gibi görmeyince, vera’sı tamam olmaz.

1- Dilini gıybetten ve lüzumsuz kelamlardan hıfzetmektir.

2- Su-i zandan ictinab eder, yani herhangi bir şeyi gözü ile görmeden, kulağı ile işitmeden zanla hüküm vermemektir.

3- Halkı istihza ve maskaralıktan çok sakınmaktır.

4- Mahrem olanlara bakmamaktır ve göz yummaktır.

5- Sözünde durup sadık olmaktır.

6- Ucub’dan sakınmaktır. Ucub, ilmine, ameline mağrur olup, gaflete düşüp, kendi noksanlarını unutup, halkın noksanını arayıp, meclislerde kendini övüp, başkalarına kıymet vermeyip gururlan-maktır. Bundan çok sakınmak lazımdır.

7- Malını ve verilen ömür sermayesini Hak yoluna ve Hakk’ın razısına sarf edip, gayri meşru yerlere ve Allah’ın yasak kıldığı yerlere sarf etmemektir.

8- Gurur ve kibirlenmekten çok sakınmaktır.

9- Beş vakit namaza edep ve erkanı ile huzur-i kalp ile huşu ve edeb ile kılmaya devam etmektir.

10- Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı üzere istikamette olmaktır. Ehli sünnet dediğimiz Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve dört halifeleridir. Bunların itikatında olmaktır. Bunların dışında yetmiş iki tane sapık mezhebler vardır. Onların sözlerine itibar etmeyin. Onlara, sözlerine takılıp bağlanmayın. O bozuk mezhepli yanlış ictihatçılarla sohbette yapmayınız. Hatalı olan itikat temelini bozucu kelamlarından ve bozucu kitaplarından sakınınız. İtikatınıza noksanlık gelmesin. Ehli sünnet itikatı çok yerlerde yazıldı. Ondan ayrılmayınız.

Vera konusunda Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri izin verirse onun izniyle riyasız, süm’asız, iftiharsız yazılmasını Cenab-ı Hak ihsan eylesin. Amin.

Önce Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadisi şerifi ile başlayalım inşaallah hadisi şerifin mealinde imanın en yükseği vera’dır imanda ancak verada hitam bulur buyuruyor. Yine Hadisi şerif:

رَكْعَتَانِ وَرِعٍ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفٍ مِنْ مُخْلِطٍ

“Vera ile vera ehli olan bir kimsenin kıldığı iki rekat namazı verasız kimsenin bin rekat namazından efzaldır”[3] buyuruyor.

Vera konusunu Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes hazretleri izin verir ise onun bildirdiği kadar vera konusunu açalım inşallah özetlerini açalım inşaallah.

Veranın anlamı: (Herkesin anlayabileceği şekilde) Vera deni-len takvadan daha ileri oluyor. Takva Allah korkusu ile şüphelilerden çok sakınarak takva ile amel yapmak vera takvadan daha ileri daha şüphelileri çok ince süzgeçten süzer. Bazı yerlerde şeran yapılması mübah olanlara ruhsat verilmiş. Ehli vera ruhsatı da bırakmış. Çünkü onların azimleri yüce Rabbılarına vasıl olup kavuşmaktır. Başka arzuların hepsinden savuşmaktır.

Vera anlamı: Bir belli anlaşılacak haramlar var. Bir de helal olanlar var. Bu ikisinin arasında acaba harammı? Helalmı? acaba Allah’ımın rızası var mı? Yok mu? Her konularını, her işleri, her fikirlerini böylece çok düşünüp araştırır. Şüpheli anlayıp gördüklerini derhal yapmaz bırakır. Veranın özeti bir nevi böyledir. Mesala:

Vera ve takva kuvvetli olan kimseler, Allah’a gurbiyet yakin hasıl eden kimseler şer’i ruhsat verilmiş olanlar. Sekiz saat uyuma, sekiz saat çalışma, açlıktan sıkılırsa av avlamayı ve ağzında dişi kalmayan kimseler tüm takım diş yaptırıp, ağzındaki yapılan diş, çıkıp, yıkanıp takılacak şekilde olanlara buna zaruriyet karşısında takılmasına yapılmasına şer’an müsaade edilmiş. Velakin şeyhimiz Bilal Baba Hazretleri bunu yaptırmadı. Bizde dişlerim dökülünce danıştım şeriatın müsaade ettiği takılan dişleri, çıkarıp altını yıkayıp geri yıkanmasına şeriat müsaade ediyor dedi. İkinci danışmamda tek yalnız idi. Dedi yavrum şeriat bunu bu şekilde dişi takımıyla hepsi ağzından çıkıp geri yerine konana şeriat müsaade ediyor. Amma hakiki tarikat yolunda çalışıp ilerlemek isteyenler ve Cenabı Allah’a gurbiyet, yakınlık kazanmak isteyenlere nefsi mülhimeye kadar zarar vermiyor. Nefsi mülhimeden ileri mutmainneye geçmesine bu şekilde olan dişte mani oluyor. Cevabını alınca bizde diş taktırmadık. Öyle idare oluyoruz.

Kaplama sabit diş, diş üzerine geçirilmiş çıkmayan sabit diş. Ehli takva vera sahibi olanlar bundan da sakınmışlar. Halebi tercümesinde bir kimsenin dişleri seyrek olsa arası açık olsa açık olan yerlere hamur ve hamura benzeyen bir şeyler yapışsa altına su geçmese guslu sahih değildir buyuruyor. Burada sabit diş üzerine kaplama altından vesair madenden çürük dişlerin üstüne kaplama diş geçiriyorlar. Doktorların bir kısmı dişçi olanlar bu dişi taktıranların bir kısmına diyorlar ki bu sabit çıkmayan diş taktırmadan evvel abdest alırsın abdestli olarak dişin üzerine kaplama dişi taktırırsın abdestli taktırdığın için bu şekilde mesh sayılıyor caizdir. Diyorlar.

Fıkıh kitaplarında mesh konusu evinde mukim kalan kimseler onlara meshin hükmü yirmidört saattir yirmi dört saati geçerse meshin hükmü bozulur. Evinden bir sefere, yolculuğa çıkan bir kimsenin meshinin hükmü üç gündür. Üçgünden sonra onlara da meshin hükmü geçmiş olur.

İkinci takva, vera sahibinin şüphelileri kabul etmeyip çok ince süzgeçlerden süzüp sakındırıyor. İkinci bir konuda Mayalı ekmek maya ve nişeli sucuk ve lokumlarda maya bulunuyor. Bu konuyu da kısadan vera sahipleri terk etmişler. Velakin şehirlerde mayasız ekmek imkanı varsada çok az. Her evlerde mayasız hamur yoğurup açma ekmeği yapma imkanları çok az evlerde bulunuyor. Bu da şeyhimiz Bilal Baba hazretlerinden dinlediğim rivayet.

Türkiye’de Suriye’de şeyhler arayarak hepsinin evlerinde tekkelerinde üç beş gün kalarak daha sonra Maraş’ta Nakşi şeyhlerinden doksan yaşlarında bir şeyh, ismi Abid Baba derlerdi onun evinde de kaldım. Abid Babanın keşfide açıktı. Kendisi Nakşi Şeylerinden idi. Bir cenaze oldu. Beraber cenaze namazına gittik. Kendisi öne geçti. Cenazeyi sordu kadın mı? erkek mi?. Müridlerinden ileri çıktılar. Keşfi açık ya, Abid Babaya, Efendim sen bir teveccühünü çevir. Cenaze kadın mı? erkek mi? ona göre namazı kılalım.

Cenazenin yakın akrabası da oarda yok imiş. Cenaze hasta-haneden çıkmış. Cemaate dedim ki, hastahane buraya yakın, biriniz gidin hastahaneden sorun kadın mı? erkek mi? ona göre kılınsın deyince. Abid babanın adamlarının bir kısmı bana kızdılar. Tekrar yine Abid Babaya zorladılar. Efendim teveccühünü çevir cenaze erkek mi? kadın mı? Cenazeyi kıldır diye zor ettiler.

Abid baba namaza durdu kıldırdı. Kadın mıydı? Erkek miydi? Burası tam aklımda kalmadı. O sırada hastahanaden haber geldi Abid babanın niyet ettiği er veyahut kadın niyeti ile kıldırdığı namaz yanlış çıktı. Abid baba biraz üzüldü tekrar namaz kılındı. Eve geldik. Abid baba beni yanına çığırttı. Bu dedi gördüğüm cenaze neden ne sebepten şeytan bunu bana yanlış gösterdi? Ne sebepten diye sorunca kendi yaşlı adam doksan yaşlarında keşfi açık nakşi şeyhlerindendir. Birden bire söyleyemeyince sen bunu anladın gördün biliyorsun. Ben niçün yanlış gördüm şeytan bunu bana niçün yanlış gösterdi söyle. Sen bunu biliyorsun deyince söylemeye mecbur olduk.

Abid babanın bir de bununla beraber sorusu ben huzur mura-kabamda mahvi fenaya geçiyorum. Fenada çok durup eğleşe-miyorum. Geri ayıklığa sahve çıkıyorum. Sen bunu da biliyorsun. Bunu da söyle diye emir verince cenazedeki yanılmayı dışarıda namaz kıldığımız toprakların üstünde sığırların pislikleri var idi temiz değildi. Şeytan ordan yol bulup cenazeyi sana yanlış gösterdi. Sen bunu anladın ben niçün anlayıp göremedim. İkincide ben rabıtamda huzurda mahve fenaya geçiyorum çok duramadan geri ayıklığa çıkıyorum bunları da söyle dedi.

Mahve geçip fenaya geçtiğin duramayıp ayığa çıktığının sebepleri var. Nedir sebepleri? deyince. Sen devamlı olaraktan camide cemaatin önünde devamlı imamlık yapıyorsun. Burası herhalde çok kolay iş değil ki onu söylüyor. İkinci ihvanlarınla sohbet yaptığın zamanlarda sohbet bittikten sonra ihvanların yanında çok fazla oturuyorsun. Sohbet ve işin bitince kalkıp kendi odana gelip huzurla murakaba ile meşgul olacaksın. Üçüncü sebep ise devamlı evinde mayalı ekmek yiyorsun sebepleri bunlardır dedim. O zaman ağladı. Bunun üçü de bende mevcuttur.

Mayalı ekmek konusu kısadan hamurun içine evvelden ekşimiş hamur çok süre dura dura hamur ekşiyor kokuyor ona maya diyorlar bu uzun süre hamur halında çok kalan hamur çok ekşiyip kokunca nimetlikten çıkıyor. Köylerde ve eskiden şehirlerde de bastık, dilme, kırma sucuk yaparlar idi bunlarında içine nişe katarlar idi. Nişe de mayanın aynı yoldaşıdır. Nişeyi de bir büyük kazanın içine bir miktar temiz buğdayı dökerler üstüne su koyarlar ağzını da kapatırlar. Tahminen fark ettiğim kadar köylerde gözümle gördüm ongün onbeş gün kadar o buğday suda ıslı kalınca, şişince kokmaya başlar.

Onun olduğu eve tâ dışarı uzaktan girerken kokusu dışarı vurur. Tamamen kokup şişer nimetlikten çıkar. O zaman onu sıkarlar buğdayın iç özünü alırlar serer kuruturlar. İşte sucuk, bastık, kırma denilenlerin içine bunu karıştırırlar, çalarlar.

Burada hikaye gibi uzattık bunları da, maya yönlerini de ehli takva ehli vera sahibine göre şüpheli olduğundan bunları da yemezler. Amma şimdi şu halda mayasız, nişesiz bastık, sucuk, lokum gerekse çarşıda lokantalarda mayasız ekmek bulunmayan yerlerde zaruriyet karşısında vera takva sahibide mayasız bu ekmek bulunmadığından yemişler. Hem de gördüm yediklerini. Amma ehli takva, veraya göre köylerde şehirlerde eski ocak üzerinde mayasız hamurdan ekmek yapan yerler var. İmkanı olursa onlar daha güzeldir. İmkanı olmaz ise zaruriyet karşısında herkeste takva vera sahibi olanlarda yemişler.

Hatta ehli vera, saç ve sakallarını taramasında elbiseler giyilmesinde bir haram görükmüyor amma tekrar tekrar ayna karşısında çok düzeltmeler, takva ehli üstünde fazla durmaz. Vera durdurmaz. Aynaya bakmak sünnet ise insanda ağızdan, gözden, burundan akıntılar olma ihtimali olduğundan onları silmeye yarar. Bir sefer bakıp tekrar tekrar düzeltip insanlar yanına giderken tekrar tekrar sakalını düzeltmek kendisine süs vermek bunları vera sahibi yapmaz. Yaptıysa da derhal Allah’tan utanıp tevbe eder.

Haşr suresindeki; Bakınız amellerinize, dikkatle bakınız. Arayınız. Allah indinde yararlı mı, zararlı mı, riyalı mı, rızalı mı iyice araştırın. Yaramaz olup, Allah’ın rızası olmayan, yapılan amellere pişman olarak tevbe ediniz. Onları burada bırakınız. İbadetler, zikirler, Kur’anlar muktedir olanlar vaazlarında halka görünüş yerlerde Kur’an okurken, namaz kıldırırken, zikir yaparken, mevlidler okurken, kasideler beyitler söylerken Cenab-ı Hak bakınız. Araştırınz muhasebeye çekiniz dediğine göre bizler insanlar arasında bu amelleri ibadetleri yapıp beyitler, Kur’anlar, mevlidler, kasideler okumuşuz, yapmışız ve vaazlar yapılıp konuşmuşuz. Araştırın bakınız.

 Hangi yerde hangi anlarda Allah’ı unutup halk görsünler, beğensinler, iyi desinler diye bu ibadetlerin, kasidelerin, seslerinizi yükselttiğiniz vakitleri iyice araştırın. Hangileri riya ile amel defterine yazılmış. Hangileri rızalı olarak deftere yazılmış. Hangi ibadetler, namaz, zikir, Kur’an, sair yapılan ibadetler okunan Kur’an, beyitler mevlid, kasideler hangileri Allah’ın rızasına uygun bir halda huzurlu, korku, huşu, edeble, haya ile Allah’ı hazır bilerek huzurlu yapılabilmiş. Hangilerini Allah rızasının fikren, kalben Allah rızasının dışına kayarak nefsin riya teşvikine uyarak yapılabilmiş. Arayınız, araştırınız, teftiş ediniz, bakınız.

 Vera kuvvetli ise iman kuvvetli ise seçer, nerelerde nefsin arzu, zevkine, vaktini geçirip nefis havasına uymuş onlarınla yaptığı ibadetler makbula geçermi? Geçmez mi? Hatta iman, vera çok yakınen kuvvet bulursa bir gün evvel gece ve gündüzünü kontrol edebilir. Amel, ibadetler, düşünceler, zikir, fikirlerde nerelerde yanılmış nerelerde Allah rızasının dışına riyaya, süm’aya görsünler diye yönelmiş, vera, iman bunları seçer.

Günlük geçirdiği vakit saatlerini, dakikalarını nefes alıp veren anlarını düşünür tekrar tekrar müteessir, mahsun, mahçup olur. Niye, hakkıyla yaradanın hoşuna gelecek şekilde yapamayıp nefsi kendini yanıltıp halkın görmesine kaymış. Nefsine uymuş iman kuvveti vera kuvveti bunları seçer bilir. Vera hakkında hadisi şerif:

لَوْ صَلَّيْتُمْ حَتّٰى تَكُونُوا كَالْحَنَايَا وَصُمْتُمْ حَتّٰى تَكُونُوا كَالْاَوْتَارَ فِمَا يَنْفَعَكُمْ اِلَّا الْوَرَعَ الشَّاف۪ى

Şöyle buyuruluyor ki; “Bir kimse geceleri sabaha kadar namaz kılmaktan beli yay gibi eğilse, gündüzleri oruç tutmaktan kendisi zayıflayıp dudakları kurusa o kimsede vera yok ise bu yaptığı amellerden bir fayda göremez”[4] buyuruluyor.

Vera sahibi olup Allah’ın lütfu, hidayeti ile nefsini şeytanını ve dünyasını Allah’ın lütfu ile bildirmesi ile nefsini, şeytanını, dünyasını hakkı ile bunları anlayıp bilmesinde, nasıl anlayıp bilmesi lazım, bizleri yoktan yaratan halk eden yüce Allah’ımızın rızasına, feyzi ilahiyesine, muhabbetine kavuşmalarımıza ve ruhen yüce Rabbımıza yakın olup yaklaşmalarımıza mani olan, engel olanlar işte zalim nefis, şeytan, dünya bunlardan her an emin olmayarak bunlara inanıp güven-meyerek vera sahibi olanlar keşfine, kerametine, halk arasında hürmete, hizmete, taltife meyyal etmemişler bunlardan çokta sakınmışlar.

Vera sahibi, kendisine yapılan hürmet, hizmet, meth ve senalardan zevk alıp iftihara düşmezler. Bunlardan hoşlanmazlar. Allah’tan gayri sevgi, arzular, vera sahibi olan ehlullah, Allah’tan gayrilerden, gayri sevgilerden hoşlanmazlar. Onlara hoş gelmez. Acı gelir. İşi uzatmayalım, kısadan toparlayalım.

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretlerinin ayetlerinde her nefis sahibi baksın. Araştırsın. Arasın. İbadet, ameller yaparken kalbler, halk görsün, beğensinler, buna benzeyen riyaya, gösterişlere, bunlara meyyallı olaran amellerini araştırır. Böyle amellere karşılık mükafat olmayacağını düşünür. Derhal bunlara tevbeye devam eder. Geri kalan hayat, nefeslerine kadar böyle Allah’ın hoşuna uygun gelmeyen gösterişli, riyalı işlerden sakınıp rızalı ameller yapmaya azimli dikkatli olur.

Her insan buluğ çağından beri arayınız emrine karşı, buluğ çağından bu ana kadar yaşadığımız vakit zamanları, bunların içinde yaptığımız bütün ibadetleri, Kur’an, namaz, sair konuştuğumuz vaazlarda, iman vera hakkıyla kuvvetleşip kemal bulmuş ise üzülerek bu amelleri iman ile vera seçer. Allah’ın hoşuna gelmeyenleri seçip seçip atar. Tevbeye devamla kalan yaptığı yapacağı amelini fikrini Allah korkusu ile ihlasa getirmeye çalışırlar. Cenab-ı Hak’ta kendinden korkup böyle karışıklı ibadetine tevbe edenleri af eder. Şurada bir hadisi kutsiyide ilave yapalım artık çok uzatmayalım.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mi’racta Cenab-ı Hak Teala Hazretlerinin sevgili habibine kelamlarından bir tanesi

اِطْعَمَ الطَّعَامْ، وَل۪ينَ الْكَلَامْ، وَالصَّلَاةِ بِالَّيْلِ وَ النَّاسِ نِيَامْ

Anlamı: “Ya Habibim aç kullarıma sırf benim rızam için yemek yedir. İftihar, riyadan sakınarak o kullarımı mülayim, yumuşak kelamlar söyleyerek onları benim rızama kavuşmalarına güzel, yumuşak kelamlarla onları ikaza uyanmalarına çalış. Üç geceleri istirahat için verildi isede bir kısmını istirahatini temin edince gecelerin bir kısmınıda halk uykuya yattıkları zaman benim rızam için kalk gece ibadetine, abdeste, namaza zikrullaha devam et.”

Mi’raçta sevgili habibine uyarıcı kelamları her ne kadar habibinin ise onun emri nehyi bütün insanlara aittir. Ya Habibim tebcil, tekbirden çok sakınıp hazer eyle, sakın ya Habibim. Mazlumun bedduasından hazer eyle. Emri bil ma’ruf nehyi anilmünker eyle. Emrettiğim beş vakit namazı vaktinde huşu, edep, haya ile eda eyle. Zira din bunlarınla kaimdir. Baş tarafına geri dönelim. Anlamıyanlar olabilir. Tebcil dediği nedir? Tekbir dediği nedir? Tebcil denilen: Halkın sana hürmetinden, hizmetinden, taltifinden seni meth ve sena etmelirinden çok sakın ve sakıncalı ol ya Habibim. Tekbir denilen: Nefsin havasına, şeytan iğvasına uyupta kendinizi büyük bilmekten, bilgin bilmekten gururdan, büyük bilmekten, büyüklenmekten çok sakın ya Habibim.

Ya Habibim kullarıma haber ver söyle beni memnun ve razı etsinler birkaç şeyler ile

Biri daimi surette kalblerinde müteessirlik, mahsunluk, üzüntü, hüzün ile pişmanlıklar ile beni memnun etsinler. İşte burası hakkıyla vera sahibi olanlar bunun üzerinde durmuşlar. Konuşurken her kelamı çok korkup bir yerde tökezleme olur da riya karışıp Allah’ın hoşuna gelmeyecek şekilde bir hata olur diye her kelamlarında çok korkarak konuşmuşlar. Her hususlarda sesine, savtına, makamına ilaveler katmaya korkmuşlar. Buluğ çağından beri aradığı, araştırdığı amellerinde riyalar, iftiharlar, halka gösterişli olan zaman vakitleri düşünüp vera sahibi olanlar daima kendilerini Allah’a karşı mahçup müteessir, suçlu bilerek hüzün, üzüntü ile yaşamışlar.

İkinci: Emri ilahi kendilerine verdiğim azaların hepsi ile bana ibadet etsinler nefis arzu ettiği yollara âzâları oraya uydurmasınlar.

Üçüncü: ıssız yerlerde kimsenin görmediği tenha mahallerde hatalarını, kusurlarını anarak tevbe edip benim için gözyaşı döksünler.

Buraya münasip düşen bir hadisi şerifide vera konusunun arkasına Allah izin verirse ekleyelim İnşallahu Teala. Hadisi şerif:

مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ

Anlamı: “Her kim kendi nefsini hakkıyla anlayıp tanıdı ise bildi ise o kimse Rabbısını da anlayıp bilip tanıdı.”[5]

Nefsini bilmek kısadan Allah’ın lütfu ile nefsin karekterini, arzu meyyalları nereye çok, nasıl, yedi tane cehennemden alınmış Allah’ın en hoşlanmadığı ahlak, sıfatlar her nefiste mevcuttur. Bu nefsini hakkıyla bir mürşid eli altında anlayıp onun izahatı ile az yemekle, az uyumakla, zikrullahın huzuru kalb ile çokluğuna devamla, riyazetler, mücahedeler ile devam eder ise nefsine vücuttaki azalar itaat etmemeye başlar. Karşı cihad mücadele başlar. Nefis alışmış idi. Vücuttaki bütün aza, organları kendisi emri altında zevkine göre gözünü, dili, kalbi kendi arzusuna göre kullanmayı, emretmeyi, emri de tutturmaya alışmış idi. Bu durumda cihad başladı. Yılmaz ise Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri de bu kimsenin Allah için, Allah’ın verdiği azaları nefse teslim etmemek gayret cihadında çalışa çalışa devam ederse niyetide Allah rızası ve Allah’ın dostluğuna kavuşmak, başka maksatlardan savuşmak ise Cenab-ı Hak bu kula artık dar zamanlarda ciddi, ihlaslı böyle kullarına hidayet, ihsanlar etmeye başlar.

Kendi nefsinin hatalarını kusurlarını bildirip bazı kere de münasip gördüğü vakitlerde o kulun imanı, itikatı, vera’i kuvvet-leşmek için o kulda kalbini zalim nefsinin pislediği çirkin arzuları ordan silip süpürmeye gayret ede ede suretten mana alemine geçmesi olur. O zaman Cenab-ı Hak bu azimde böyle nefsine, şeytana karşı çıkan kulunu himaye etmeye başlar. Tecelli ilahileri o kulun kalbine tecelli eder. Aşkını, feyzini, sevgisini ihsan eder. Çünkü o kalb Hak’tan gayri nefsin havayı arzularını o kalbten çıkarıp temizlemek gayretinde olan kimsenin kalbine tecelli etmesinde aşkını, muhabbetini onun kalbine indirmesinde nefsin ne kadar çirkin Allah’ın hoşuna gelmeyen kötü huy, ahlakları, kibrini, gururunu, ucubunu buna benzeyen kötü ahlak huylarını Allah aşkı, Allah’ın tecelliyeti bunların hepsini yakar. Yok eder.

İman verası kat ve kat kuvvet bulmaya başlar. Rabbısından göze gözükmeyerek böyle manevi güç kuvvetler geldikçe Allah’ını da tanımaya, bilmeye başlar. Güvenci, inancı, dayanması tevekkülü kat kat artmaya başlar. İnşeallah iman, verası da hitam bulur. Anlayana inşaallah azimli tutanlara kafi gelir.

Evet nefsini bilme konularında idik. Nefsin bir isminede Ruhi Hayvani denilmiştir. Her nefis sahibi olan, hayvanının huyunu bilmesi lazımdır. Hayvanın tepmesi kapması var. Hayvanın sahibi hayvanına yük vurmayı vazife yapmayı denemişler. Gıdasını az verme ile yani kifayet miktarı ikinci ölüm mezar Allah korkusunu nefsin gözü önünden gidermemek sureti ile dil kalb Allah’ı her yerde hazır, huzurda bilerek zikrullaha kendi duyacak kadar devam etme ile nefsin islahine zaptına kadir olmuşlar.

Evet şunuda ilave yapalım buraya:

اَجْعِ كَلْبَكَ حَتّٰى يُطِيعَكَ

Anlamı: Allah dostu erenlerin maneleri. Yani, vücuttaki amir olan nefsini açlığa alıştır. Açlık ile tâki nefis itin sana muti ola.

Nefsin Cenab-ı Hak’ka karşı, Cenab-ı Hak’kın sorusunda ey nefis sen kimsin ben kimim cevabına sen sensin ben de benim götürün cehennemde ataşa atın emir vermesi ile götürdüler. Yandı. Gelip yine sorusuna sen sensin ben benim cevabını verdi. Üç sefer Cenab-ı Hak’kın emriyle biner sene cehennemde yandı benlik davasından vazgeçmedi. Cenab-ı Hak gıda vermeyin üç gün gıdasını kesin emriyle üçgün gıda verilmeyip aç kalınca islah oldu. Beni Rabbıma götürün başkalarının gereği yokmuş bana Rabbım gerekmiş deyi Allah’a muti oldu. Onun için erenlerde, böyle nefis köpeğinizi aç durmaya alıştırın açlık zindanına hapis edin ta ki size muti olsun. oluncaya kadar deyu buyurmuşlar.

Bunlar olmaz da nefis hayvanını çok yiye yiye, içe içe karın büyütür, boynu büyür, şişer şehvet kalaba olur, o artık azgınlaşmaya başlar. Bu ruhi hayvani dediğimiz. Bir de Cenab-ı Hak’kın nurundan süzülüp Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem ruhundan yaratılan ruh var onada ruhi sultani denilmiş. Ruhi hayvani dört ayaklı hayvan misali. Ruhi Sultani çok akıllı insan gibi. Ruhi hayvani ruhi insana binek halk olunmuş Ama alttaki hayvan çok yiye yiye, içe içe çok kuvvetleşmiş, azgınlaşmış. Üstüne binen adam çok akıllı ama hayvan aygır olmuş. Güç yetmez olmuş üstündeki adamı dinlemez, yuları kırar istediği yöne sürükler.

Her nefis sahibi olanlar nefis hayvanını bilip nefsinden şeytandan emin olmayıp onlardan Allah’a sığınmak lazım. Çünkü Allah’ın hoşuna gitmeyen gazabına uğratıcı nefsin yedi tane Ahlaki zemime denilen kötü huyları var ki sahibini cehenneme sürükler nefisten, şeytandan emin olmayıp eminliğe düşmeyerek, Allah’tan çok korkarak, Allah’a sığınarak, şeytanı düşünerek, şeytan şeytan değildi. Şeytanı kendi nefsi, onda da nefis vardı. Kendi nefsi hasitliğe, kibire, gurur benliğe nefsi kendini sevk etti. O yüzden helak oldu.

Her nefis sahibide nefsim beni şeytan gibi kibire, gurura, benliğe, hasitliğe sevk eder diye titreyerek daima Allah’tan çok korkarak şerrinden Allah’a sığınmak lazımdır. Kibir, ucub, riya, haset, hırs tamah, pintilik buhul, gazap öfke, şehvani ve dünya arzularına meyyal vardır. Bağlıdır. Bunların herhangi birisine beni Allah’a kavuşmam için gösterilen doğru sıratı müstakim yolundan sapıtıp bu saydığımız kötü huy ve ahlak yönüne sevk eder diye eminliğe düşmemek, emin olmayıp bunlara fırsat vermeyerek Allah’a sığınmamız lazım. Ana başlıklı olarak kitabın çok yerinde yazıldı. Yedi tane ahlakı zemimelere sevk etmek gayreti var.

Dili gıybete, küfre, maleyani lüzumsuz sözlere kalbi, şehvani, dünyavi arzularına meşgul etmesi var. Allah’ın dostları olan mü’minlere buğz ettirmesi var. Buna benzeyen yaramaz huy, ahlak yollarının birisine beni gevşek bulupta doğru sıratı müstakim yolu ve doğru istikametten ayırıp bu fesat yollara Allah’ın gadabı olan bu fena yollara çeker, sevk eder diye çok korkup Allah’a sığınıp yalvarmak devamlı lazımdır.

Hazret-i Ebu Bekir radıyallahu anh buyuruyor ki; hiçbir kul yok ki, Cenab-ı Hak o kimseyi rızıklandırmasın. Ancak nail olduğu rızkın her türlü afattan kurtulması ve kendisinin olgun insanlar derecesine varması için, aşağıdaki on hasletin onda bulunması şarttır:

1-Sadakatinde devamlı olması, kalbinde kanaat bulunması.

2-Sabrında kamil ve şükründe daim olması.

3-Zühd ile sırdaş, fakir ile yoldaş olması, zühd demek dünyadan ve dünya ehlinden çok sakınmaktır. Fakirle yoldaş olmak da öyle fakir ki, kalbinde Allah’tan başka kimsesi kalmayan fakirle yoldaş olmaktır.

4-Az yemeye rağbet ve tefekkürle meşgul olması.

5-Hüzünlü, ince bir kalp ile yaradandan çok korkması.

6-Tevazuyu elden bırakmadan devamlı olarak çalışması.

7-Halim, selim olup, vicdanının emrini tutması.

8-Faydalı ilim, hilm ile daim bulunması.

9-Aklın kemaline ve imanın kuvvetlenmesine gayret etmesi.

10-Haya ve edep ile kendini ziynetlendirmesi şarttır.  

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri de dünyaya emir buyuruyor:hadisi kutside

يَا دُنْيَا اُخْدُم۪ى مَنْ خَدَمَن۪ى

Yani, “Ey dünya, Bana hizmet eden kullarıma, sen de onlara hizmet et, diye buyuruyor.”[6] Yapılan hizmet ve ibadet-lerde Allah’ın rızası olsun.

Bir memlekette padişah dikme usulları varmış:

Bir memlekette padişah dikme usulleri varmış. Halk bütün toplanıyorlar oylarını veriyorlar padişahı seçiyorlar. Padişaha diyorlar ki biz seni şimdi padişah yaptık iktidarda, hükümde senin elinde her ne yapsan yapabilirsin ama senin müddetin bir sene. Müddetin bittikten sonra, filan yerde ada var seni o adanın içine bırakırız. Padişah iktidara geçince keyf, zevk, eğlence, şehvani şeytani dünyevi havai arzularına dalıyor. Adayı ve müddetinin bir sene olduğunu unutuyor. Bir sene geçince padişahlıktan indirip kendisini adaya atıyorlar. Adada yiyecek hiç bir şey yok aç perişan geberip gidiyor.

İkinci bir padişahı seçiyorlar ona da diyorlar ki senden önceki padişahın halini gözönüne al, bir sene sonra gideceğin yer o ada diyorlar. Şöyle böyle derken çok padişah adaya yolcu ediyorlar. birgün yine bir padişah seçiyorlar Ama bu padişah akıllıymış. Düşünüyor, buraya geldim hüküm irade de benim elimde ama devamlı bir servet saltanat değil bu Hükümün müddeti bitince buradan adaya gideceğim, benim ondan sonraki ebedi yurdum orası elimde imkan varken adayı şenlendireyim diyor. İktidara geçtiğinden itibaren o adaya bakım yaptırıyor ziraat yapıyor, şehir kuruyor, dükkan çarşı pazar kuruyor, sular çıkarttırıyor. Bir seneye kadar orayı muazzam bir şehir yaptırıyor. Kendisinden önce de ailesini yakınlarını adaya yerleştiriyor. Bir sene padişahlığı bittikten sonra onuda adaya atıyorlar. gitmeden Oraya yatırım yaptığı için ebedi padişahlığını orda devam ettiriyor.

Burada tasavvufun anlatmak istediği Ey Allah’ın kulları dünya hayatına geldiniz buluğ çağına ulaştınız iradeyi cüziye elinize verildi, bu iskeletin idaresi elinize verildi, hükmünüzde serbestsiniz bu padişah gibi, iradenizi kullanın ama bu irade elinizde çok sürmez padişahlığın müddeti bittiği gibi bu iradede sizin elinizden alınır. Ömür bittiği zaman doğru mezar adasına gideceksiniz. Mezarı unutmayın. dünya serveti dünya hayatı padişah devri gibi ama devamlı değil. Mezarı unutmayın gideceğiniz yeri şenlendirin.

 


[1] Süneni Darakutni, Ebu Nuaym Hilyetül Evliya C.9 S.249 (Beyrut) Abdullah Bin Musa El Beyhaki Kitabu-z-Zühdü-l-Kebir C: 2 S:311/ 826 (Beyrut), Deylemi El Firdevsü bi Me’suru-l-Hıtab C:1 S:417/1691 (Beyrut) 

[2] Gunyetu-t-Talibin c.1.s.198 (Osmanlıca baskı)

 

[3] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.32/177

[4] Gunyetu-t-Talibin c.1.s.198 (Osmanlıca baskı)

[5] Hilyetül Evliya c.10.s.208, Keşfüzzünun c.2.s.1362, İmam Münavi kunuzuddakaik-s.11. Deylemi-den

[6] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.50/284,Kudaî,İbn’i mes’ud radıyallahu anhadan.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>