canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Bela Sebepleri - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

BELÂ SEBEPLERİ

 

1- İstikametini imtihan için, 2- Derecesini artırmak için, 3- Dergahından sürmek için, 4- Kötü amelinin cezası için,

İstikametini imtihan şudur: Nefsin senden keramet ister, Allah senden doğru istikamet ister. İstikametten ayrılacak mı diye bela ile imtihan eder. Hadis-i Nebi sallal­lahu teâla aleyhi ve sellem: Belanın hayırlısı o beladır ki sahibini tebdil etmeye. Belayı hasene dediği şu ki insana geldiğinde itikadını istikametini bozmaz belki daha kuvvetleştirir.

Derecesini artırmak için olan bela şudur: İnsan ibadetle bir dereceye kadar varabilir. O dereceden ileriye bela çekmeden geçilmez.

Dergahından sürmek için: Maazallah bu öyle kötü bela ki belayı seyyie dediği bela budur yani Cenab-ı Hakk'ın gadabı ilahisinden verdiği beladır ki bu bela kime gelirse sahibini tebdil eder (değiştirir) o kulu bu belayla kendinden uzaklaştırır. Bu kötü belanın sebebi. Kul Allah’a asilik, itaatsizlik ve Allah’ı tanımazlık kanunlara uymaz burnunu kaldırır Allah’ın kendisine güceneceği gazap edeceği işlerde sakınmadan Allah’a asi olur. Allah’ı unutur. Allah’ta ne zaman bir kimseye gücenir ise kötü bela taktir eder ve verir. Kötü belada gelince sahibini bozar. Yani itikatını her halini bozar. Sapıtır. Bil ki Allah gazap ettiğinden dolayı kötü bela taktir edip vermiştir.

Kötü amelin cezası: Bir kimse belaya düşünce her ne durumda ise sonunda yine aynı durumda olur ise o bela hayırlıdır. Yani Kötü bela gelince o kimsenin amelini, itikatını, konuşmasını bozar. Deneme derece için yükselmek için gelen bela o kimsenin itikatını, halını bozmaz. Belki daha da kuvvetleştirir.

Hadisi şerif

قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَيُّ النَّاسِ أَشَدُّ بَلٰۤاءً قَالَ الْأَنْبِيٰۤاءُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ثُمَّ مَنْ قَالَ ثُمَّ الصَّالِحُونَ إِنْ كَانَ أَحَدُهُمْ لَيُبْتَلٰى بِالْفَقْرِ حَتّٰى مَا يَجِدُ أَحَدُهُمْ إِلَّا الْعَبٰۤاءَةَ يُحَوّ۪يهَا وَإِنْ كَانَ أَحَدُ هُمْ لَيَفْرَحُ بِالْبَلٰۤاءِ كَمَا يَفْرَحُ أَحَدُكُمْ بِالرَّخٰۤاءِ

Ebu Said el-Hudri der ki, “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:

-‘Ey Allah’ın Resulü! İnsanların hangisi en şiddetli belaya uğrarlar?’ diye sordum. O da:

- “Peygamberler” buyurdu. Ben:

- (Onlardan) sonra kimler? dedim. O da:

- “Salih kimseler. Onlardan herhangi biri fakirliğe cidden öyle mübtela olur ki, büründüğü abadan başka hiçbir şey bulamaz ve biriniz mutlulukla sevindiği gibi onlardan her-hangi birisi belaya uğramakla cidden sevinir.” buyurdu.”[1]

Maddi bir kazanç elde etmek için önce bir zahmetlere sıkıntılara tahammül etmek var manevi yönünden Cenab-ı Hak’kın lutfu ihsanı ilahiyelerine kavuşmak içinde her insanın götürebildiği kadar bir iptila belası meşakkat çekmesi vardır. Aşıkların sözlerinden bir tanesini buraya ilave edelim. Ne diyorlar bakınız. Meşakkat çekmeyen terakkiyi bulmaz. Belasız vusleti cenan olmaz. Artık bir makama varır ki ehli tarik dediğimiz sadıklar o makamdan ileri bir makama geçmek için bir imtihan bela meşakkat çeker sabreder. Arkasından in’amı ihsani ilahiyelere layık olur. Bir hadisi şerifin mealinde: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki: “En büyük belalar ile imtihandan geçenler Peygamberlerdir. Ondan küçük belalar ile imtihan olunanlar evliyalardır, salihlerdir. Ondan küçük belalar ile imtihan olunanlar onların yolunda yürüyenler içindir.”

Yani Allah’a kavuşmak dostluk azminde olup azimli çalışanlar her fert manen kendisinin götürebildiği kadar iptilası belası meşakkatlar çekmesi vardır. Sonunda da Cenab-ı Hak’kın lutfu ihsa-nına layık olmaları vardır. Cenab-ı Hak bu yolda sıdk ile çalışanlara ve cümlemize bu gibi imtihanlarda sabır sebatla doğru çıkmayı nasip eylesin. Götüremeyecek ve tahammül edemeyecek hallardan cümlemizi koruyup her türlü imtihanlarda doğru çıkanlardan eylesin amin.

Bu meşakkat bela musibetler insanların başlarına iki yönden gelmektedir. Birisi: Enbiya, evliyaların başına gelenler. Derece yükselmek için gelen belalar. İkinci: Kötü bela kulların allahsızlık yapıp çok kötü yaptıkları fiillerin cezasıdır. İyi Bela, Belai hasene demişler. O kimselerin tevekkül, teslimiyetini istikametini denemek için, sebatından gevşemez ise arkasında Allah tarafından büyük ihsanlar vardır. İyi bela o kimsenin başına gelir geçer halını bozmaz. İtikatını bozmaz. Değiştirmez belki de daha kuvvetleştirir. Belai hasene budur. Kötü bela kul Allah’ı gücendirdiğinden Allah ona gazabından kahrından verdiği kötü bela. Bu adamın başına bunlar gelince tevekkülünü teslimiyetini her halını bozar değiştirir. Bu kötü bela belai seyyie dedikleri budur.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl ki halkı ikaza başladı. Münkir münafıkların dinsizlerin ayaklanması, ateşlenmesi de fazlalaştı. İslamiyeti yaymak için taife gittiğinde Taif halkı senin bu kadar güç kudret sahibi Rabbin varken, yer gök onun elindeyken bize ne ihtiyacın var, diye taşladılar. Mübarek topuğuna taş değdi ayakkabısı kanla doldu. Din için Allah için nelere katlandılar nelere? İslamiyeti böylece kurmuşlar, onun için sıkıntılı zilletli gamlı kederli zamanları çok olurdu. Cenab-ı Hak Teala hazretleri Peygamberimizi bazı kere teselli eder sabırla müjdelerdi, bir ayeti kerimesinde;

سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْو۪يلًا۟ ﴿﴾ اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِۜ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا

“Ya Habibim sen bu müşriklerin arasında bu zahmetlere bu horluklara düştüğünden dolayı müteessir olma, zira senden evvel Resul kardeşlerinin de başlarından bunlar geçmiştir. Onlarında halkı kendilerini böyle işkenceye, zillete düşürmüşlerdi. Bu Onlardan beri sürüküp gelen bir sünnettir, أَقِمِ الصَّلاَةَ “sana emrettiğim beş vakit namaza devam et![2]

وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰىٓ اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

“Ya Habibim Rabbıyın indinde dereceyin daha yüksek olmasını istersen beş vakit namazdan sonra gece kalkıp teheccüd namazına ve gündüzleri duha yani kuşluk namaz-larına devam et. Rabbın sana makamı Mahmud verecektir. Yani evvelin ve ahirine şefaat makamıdır.”[3]

Rabbinin indinde derecen makamın daha yüksek olmasını istiyorsan, beş vakit namazlada kalma, gecelerde teheccüt namazına devam, gündüzlerde duha namazına devam et, Rabbın sana makamı Mahmud verecektir. Makamı Mahmud evvelin ve ahırine şefeat maka-mıdır. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem teheccüt namazını hiç geçirmedi. Namaz kılarken kıyamda çok durduğundan mübarek ayakları şişerdi. Teheccüt namazını On iki rekatten yukarı, dörtten aşağı kılmamış.

رَكْعَتَانِ فِي جَوْفِ اللَّيْلِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا

“Gece kalkıp en aşağı iki rekat bir namaz kılmak, dünya malının hepsi senin olup onu Allah yoluna fi sebilullah sadaka yapmaktan daha hayırlıdır.”[4] Çünkü kimse görmüyor; riya karışmadığı için daha hayırlı oluyor.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ

“Yani ey Allah’a iman edenler, inananlar ben sizi imtihan ederim, musibetler veririm sıkıntı, elem, keder, açlık gibi korku gibi şeyler veririm.”[5]

Bu sizi denemek içindir. İmanınız, itikatınız sarsılacak mı, bozulacak mı, bozulmayacak mı? Tuttuğunuz yola devam edecek misiniz yada ayrılacakmısınız? Yani sizin bağınıza bahçenize işinizde ticaretinizdeki zararlılıklar ve vücudunuza hastalıklar veririm buyuruyor. Bunları verdiğim halde sabredenlere وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ müjde ver, bu kadar saydığım belalar başına geldiği halde sabredenleri müjdele cennetim de cemalım da onlar içindir. Onlar kimlerdir?

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ ﴿﴾ اَلَّذ۪ينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ قَالُوٓا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ ﴿﴾

 “Cenab-ı Hak Biz o sevdiğimiz kulları bir şeylerle dene-meler yaparız.” tevvekülünü teslimiyetini itikatının ne derecede olduğuna denemeler yaparız.”

بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوفِ

“Korkuyla” malından maddiyetinden darlık olur borç altına girer. Sıkıntıya düşer bunlarla sınarız. وَالْجُوعِ yani “açlıkla”وَاْلأَنفُسِ vucuduna gelen hastalık ve can korkusuyla bunlarla da karşılaştırırım. Bu denemelerde sabır sebat eder ititkadında sağlam durursa müjde et ya habibim وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ artık bu gibi ibtila zahmetlerde sebat sabırlı olanlara müjde ver. Onların imtihan zamanı bitip mükafat zamanı geldi onları müjdele buyuruyor. [6]

Cenab-ı Hak Teala hazretleri tarikat yolunda çalışanları imtihana koşuyor denemeler var. Bunu iptila hamuru ile bela hamuru ile yoğuruyor. Hastalıkla, varlıkla, yoklukla, dünyalıkla hepsi ile denemeler yapıyor. Başına kaza geliyor bela geliyor sıkıntı geliyor, yükseklikten horluğa, zillete düşürüyor onu iyice yoğuruyor. Bu esnada onlara karışmamak lazım. Yani Cenab-ı Hak sevdiği kullarına azap gazabı yoktur. Fakat o kulların tevekkülünü, teslimiyetini denemek var bu da derecelerin yükselmesi içindir.

Geçmiş zamanda sülûk (tarikat yolunda çalışanlar) ehlinden bir derviş sülûkü daha ikmal etmemiş yarıda imiş. Borç altında illet, (hastalık) gıllet (Maddiyet darlığı) zillet (horluk) içinden çıkmamış netice borç sahibi gelip halkın içinde o dervişi dövmeye. Başlamış başka bir şeyhın müridi de oradan geçermiş o hali görünce dayanamayıp döven adama bunu niye dövüyorsun dediğinde, onda alacağım var şu kadar zamandan beri vermiyor diyor onun da maddi durumu iyi kendiside ticaretle uğraşırmış ne kadar borcu var bunun diyor şu kadar al diyor dayak yiyen dervişin borcunu verip adamı dayaktan perişanlıkdan kurtarıyor. Onun borcunu verince zahiren sevap yaptı ama ötekinin de kemal sülüküne mani oldu. Bir zaman sonra tüccar dervişin işi kırılıyor şeyhına gelip durumunu anlatınca oğlum sen iyilikten veya kötülükten ne yaptın diyor.

Şeyhim bildiğim kadar. Kimseye kötülük yapmadım fakat çarşıda giderken bir dervişi dövüyorlardı bende sebebini sordum borcundan dolayı olduğunu öğrenince çıkarıp borcunu verdim onu o zilletden kurtardıktan sonra maddi işlerim kırılmaya başladı deyince şeyhi o tüccar müride dedi ki. O borçlusu o müridi döverken o dövülen mürid sülûk ehli idi. Yani ehli tarikatda olanların sülûk zamanları var. Sülûklerinin ikmal edilmesi var. Sülûkleri zamanında o dervişlere zilletler, gılletler yani fakirlikler hastalıklar halk arasında horluklar buna benziyenler ile Cenab-ı Hak’kın deneyip bunlar ile o Sülûkte olan dervişlerin Sülûklerini ikmal ettirip bunlar ile onu kemale ulaştırması var. O dövülen mürid Sülûkünün ikmaliyeti sonuna gelmiş idi.

Son iptila o borçlunun kendisini ele alıp hakâretle dövmesinde Sülûkü ikmal edip Sülûkünün sonunu bitirip ikmal etmesi o dövmesi ile beraber Sülûkü ikmaliyeti hitam bulacak idi. Sen gittin onu döven adamın elinden kurtarıp Sülûkünün kemal bulmasına mani olup yarıda koydun. Dokanmasa idin onun Sülûkünün ikmaliyeti iptilaları o dövülmekle bitecek idi. Onu yarıda koyduğun için işlerin kırılması ondandır. Git o hakaretten kurtardığın dervişi bul sende tekrar dövmeye vurmaya başla ne zaman derse ki Allah senden razı olsun derse o zaman bırak. Onun Sülûkü inşallah tamam olur. İkmal etmiş olur. Senin de maddi işlerin geri yoluna girer. İnşallahuteala.

 


[1] Beyhakî, Sünenü’l-Kübra, 4/352; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 2/443

[2] İsrâ 17/77-78

[3] İsrâ 17/79

[4] Müzekki-n-Nüfûs s.332 

[5] Bakara 2/155

[6] Bakara 2/155-156

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>