canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Rabıta - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

RABITA

 Bu gibi mü’minlere rabıta hakkında Kenzü’l İrfan’da zikredilen Hadis-i Şerif’de buyuruluyor ki;

 

اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْـبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا

 

Meali: “Mü’min, mü’min için duvar gibidir, birbirinden kuvvet alır.”[1] Fil-hakika, ne büyük bir hikmettir ki, mü’minler kamil-i ihlas ve muhabbetle yekdiğerine rabt-ı kalb edince, maddi olsun, manevi olsun, zuhur ve suduru memul ve melhuz olan me-kayid ve mefasid-i adadan masun ve mahfuz olur, yani her türlü sıkıntı ile karşılaştıklarında itikat ve sevgi ile Allah’ın sevdikleri mü’minlere kalben rabıta teveccüh ederse, sıkıntıların gideceği buyuruluyor. Çünkü hadis-i şerif’de;

 

اَلْمُؤْمِنُ اَفْضَلُ مِنَ الْـكَعْبَةِ

 

Yani; “Allah indinde mü’min-i kamil Ka’be’den efdal”[2], çünkü Ka’be-i muazzama Halilullah’ın yapısıdır. Mü’min-i kamilin kalbi ise Celilullah’ın yapısıdır. Hadis-i Kudsi’de buyuruluyor ki;

 

لاَيــَسْعُنِى اَرْضِى وَلَا سَمٰآئِى وَلَا عَرْشِى وَلَا كُرْسِىِّ اِلَّا قَلْبِ مُؤْمِنٍ

 

Yani; “Bana yerler, gökler, arş, kürsi geniş gelmedi. İlla mü’min kulumun kalbi geniş geldi”[3]Yine mü’min hakkında Kenzü’l İrfan (s. 64/359)’da geçen hadis-i şerif’de:

 

اَحَبَّ الْاَعْمَالِ اِلَى اللّٰهِ تَعَالٰى بَعْدَ الْفَرٰٓائِضِ اِدْخٰلُ السُّرُورِ عَلَى الْمُسْلِمَ

 

Yani; “Edâ’yı farzdan sonra Cenab-ı Hakk’ın ziyade sevdiği amel, Müslim bir kimsenin kalbini mesrur eylemektir.”

Kenzü’l İrfan (s. 81/495)’da geçen hadis-i şerif’de;

 

اَلْمُؤْمِنُ اَكْرَمُ عَلَى اللّٰهِ مِنْ بَعْضِ الْمَلاٰئِكَةِ

 

“Mü’min-i kamil olanlar indallah bazı melaikeden efdaldir”. Yine bunların hakkında ayet, A’raf Suresi 159’ncu ayette irşad ediciler olduğu;

 

وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰى اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ

 

Musa Aleyhisselam’ın kavminden bir taife haklı olarak nası irşad eder ve adaletle muamele ederler ve hüküm verirler. İşte Musa aleyhisselam’ın ümmetinde bunlar var olunca Resul-i Ekrem müteessir olmuş ki, benim ümmetimde yok mu acaba? Hemen A’raf Suresi’nin 181. Ayeti gelmiştir;

 

وَمِمَّنْ خَلَقْنَآ اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ

 

Tefsirde, halk ettiklerimizin içinde bir kimse var ki, halkı irşad eder ve muamelelerinde adaleti tutarlar ve iltizam ederler. Bu ayet-i kerime gelince, Resul-i Ekrem Efendimiz çok sevinmiş, “Elhamdülillah, benim ümmetimde Musa Aleyhisselam’ın ümmetinde Peygamberler nasıl irşad ve Hakk’a hidayet ettilerse, benim ümmetim de öyle irşad ederler”, buyurdu.

Hadis-i Şerif’de buyuruldu ki;

 

عُلَمٰآءِ اُمَّتِى كَـاَنْبِيٰآءِ بَنِى اِسْرٰآئِيل

 

“Benim ümmetimin uleması, Beni İsrail’in Peygamberleri gibidir”[4] dediği budur. Bu, ulema-ı ümmeti dediği; sarığı, cübbesi büyük olan, yarım noksanlar değildir. Bunlar hem şeriatla, hem de tarikatla çalışıp, esrar-ı ilahiyeye erenlerdir. Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurur ki; bu ulema kimdir, onu beyan eder. Ebu Nuaym kitabında Enes bin Malik radıyallahu anh’dan şu hadis-i şerif’i zikrediyor;

 

اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ فَعِلْمٌ ثَابِتٌ فِى الْقَلْبِ فَذَاكَ عِلْمُ النَّافِعُ وَعِلْمٌ فِى اللِّسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللّٰهِ عَلٰى عِبَادِهِ

 

Yani; “İlim ikidir: Biri kalpte sabit olan batın ve ledün maneviyat ilmidir. İşte en menfaatli ilim budur. Bir ilim de dilde, lisandaki ilimdir, kitaptır. Bu da Allahu Teala’nın hüccetidir”[5]diye buyurmuştur ki, ulema-ı ümmet bu iki ilim ile çalışıp, huzura erenlerdir. İşte vesile arayınız, Allahu Teala’ya yakınlık için dediği bunlardır. Bu Cenab-ı Hakk’ın sevdiği dostları.

Hadis-i Şerif’de buyuruldu ki;

 

مَنْ عَرَفَ زَمَانَهُ وَحَالَ وَاِسْتِقَامَتْ وَطَرِيقَتُـهُ

 

Kitabın başında geçici zamanda, geçmeyen zamanı ve ebedi hayatını kazanmak için bir kamil mürşid elinden tutup; manevi, ahlaki zemime hastalıklardan kurtulmak için bir kamil mürşide ihtiyaç var. “Bunların nişanı kendi bulundukları zamandan haberdar olanlar, kendi halinden haberdar olanlar, kendi nefsini tanıyıp, kontrol altında tutanlardır.”[6] Ve sahib-i zaman olanlardır.

Sahib-i zaman şunlardır: Zahirde Hak ile halk arasında adl-i adaletle buyurur, bir tarafı Hakk’a, bir tarafı halka, yani Hakk’tan alırlar, halka verirler. Hasbeten lillah Allah için halkı irşada çalışırlar. Bunlar kıyamete kadar bitmeyecek inşaallah. Bu gibi sahib-i zaman olan mü’minlere uyulur, teslim olunursa; sadıklara uyarlar, beraber olmuş olurlar, inşaallahu Teala

Niyazi Mısri Hazretlerinin; her mürşide teslim olma, yolunu sarpa uğratır dediği, kendi maneviliğini anlamayanlar ve asliyetini anlamayanlardır. Yine Niyazi Mısri Hazretlerinin kelamı:

 

Nereden gelir yolun senin,

Ya kanda varır menzilin senin.

Nereden gelip gittiğini,

Anlamayan hayvan imiş.

 

Dediği, halinden, zamanından haberdar olmayanlardır.

Hadis-i Şerif:

 

رَحْمَةُ اللّٰهِ عَلٰى خُلَفٰآئِى

 

“Halifelerime Allah (c.c.) rahmet etsin”[7]Halifelerin kimlerdir, Ya Resulullah? Yani, "kendi zamanından haberdar olup ve kendi hal ve zamanından da haberdar olanlar,"[8] buyurur.

Kendi zamanını anlayıp zamanlarını boş yere geçirmezler. Mümkün mertebe huzur ve rabıtada kalbini, bir nefesini boş yere zayi etmezler. Her an Allah (c.c.)’ın korkusu kalbinden çıkmayarak arzu ve maksadı: İlahi ente maksudi ve rızake matlubi.Yani ilahi, maksadım sensin ve matlubum senin rızandır, der. Bu gibi hale huzura varıp, huzurda kaim daim olmak misali, bir şoför; hem ehliyetli, hem de o sanatın hakkı ile kamil ehli olursa, çıktığı yoluna devam ile göz uyumayıp, karşılaştıkları ile çarpışmaktan sakınmak, hem de direksiyona sahip olmak, hem de kullanmış olduğu vasıtanın arızasını düşünüp, kulağı daim arızasında dinlemekte olmaktadır. Bunun hakkı ile ehli olmazsa, yalnız ehliyet iş görmediği gibi felaket, dalalet olduğu gibi, bu yolda kamil olmayanlar, ehliyeti var, amma makineyi kullanmada ehli olmayan şoföre benzer. Güvenip sürdüğü vasıtasına binilmez. Çünkü tehlikedir. Onun için Niyazi Mısri Hazretlerinin: Her mürşide gönül verme, yolunu sarpa uğratır, Mürşidi kamil olanların yolları pek asan imiş, dediği yarımlar, noksanlardır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor ki:

 

اَشَدُّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَالِمٌ لَا يَنْفَعُهُ اللّٰهُ بِعِلْمِهِ

 

Yani, “Kıyamet gününde en ağır cezayı görecek olanlar, ilminden kendisi fayda görmeyenlerdir”[9]. İlim var, o ilim ile kendisini tedavi edemeyenler ve ahlakını düzeltemeyenlerdir. Bildiği ilmi ile ihlaslı amel ile çalışıp, kemal sahibi olmak lazımdır. İlimdeki maksat Hakk’ı, hakkı ile bilmek, Hakk’ı hakkı ile bilmedikten sonra, o ilim bir kuru emektir.

Seyyid Nizamoğlu’nun sözleri:

 

Kovan arısının olmazsa içinde balı,

Ne olur kuru vızıltı ile onun hali.

 

Hadis-i Şerif buyurur ki:

 

مَنِ اسْتَوٰى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْـبُونٌ

 

Yani: “Bir Müslümanın devamlı iki günü birbirini tutuyor ise, o kimse mağbun (zarardadır)”[10] diye buyuruyor.

Hadis-i Şerif buyurur ki:

 


 

اَلْـكَيِّسُ مَنْ رَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْاَحْمَقُ مَنِ اتَّــبَّعَّ هَوَاهُ وَتَمَنّٰى عَلَى اللّٰهِ الْاَمَانِىَّ

 

Yani: “Akıllı insan odur ki, Hakk’ı hakkı ile, hakkal yakîn bilip, nefsini tanıyıp, nefsini ıslah edip ve nefsini kontrol altında tutanlardır ve ölümden sonraki hayatını düşünüp, sonu bitmeyen ebedi hayatını kazanmak için her an Allah (c.c.) korkusunu kalpten çıkarmayarak, ahiret hazırlığında ve tedarikinde olanlardır ve ahmak ve zararına çalışanlar şunlardır ki, kendilerine verilen ömrü hayatını nefsine uyup, hayatını ömrünü boş, faydasız, zararına harç edip çürüten kimselerdir.”[11]

 


[1] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 136/880, Tirmizi, Birr, (1928), Heysemi Mecmau’z-zevâid, 8/87, Beyhaki Sünenül Kübra, 6/94.

[2] İhya-u Ulumiddin, c. 4, s. 275 (Bedir Yayınları) Ramuze’l Hadis, c. 2, s. 348/a (Değişik lafızla)

[3] Münâvi Feyzu’l-Kadir, c. 2, s. 469 (Mısır).

[4] Suyuti Ed-Dürer, Hadis No: 294.

[5] Ramuze’l Hadis, c. 1, s. 223, Ebu Nuaymdan.

[6] Ramuze’l Hadis, c. 1, s. 290/11.

[7] Ramuze’l Hadis, c. 1, s. 290/11

[8] Ramuze’l-Hadis c.1s.290/11

[9] Heysemi Mecmau’z-Zevâid, c. 1, s. 185 (Kahire) Hatib el Bağdadi, El Kifayeti fi İlmir-Rivaye, s. 7.

[10] Beyhâki, Kitabü’z-Zühdü’l-Kebir, c. 2, s. 367/987 (Beyrut), Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya c. 8, s. 35 (Beyrut) Deylemi El-firdevsü bi Me’suru’l Hıtab, c. 3, s. 611 (Beyrut).

[11] İbni Hacer el Askalani Fethu’l-Bârî, c. 9, s. 342.

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>