canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İçki ve Kumar - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

İÇKİ VE KUMAR

 

Bakara suresi 219. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ قُلْ فِيهِمَآ اِثْمٌ كَبِيرٌ

 

Yani, aklı izale eden şaraptan ve malı telef eden kumardan Sana sorarlar; Sen onların suallerine cevaben,bunların zararını; birisi aklı giderip, izale eder, diğeri de malı telef ettiğinden, ikisinde de büyük günah vardır. Zira kumar kolayca mal kazanmak, şarap da aklı gideriyor.

Fahr-i Razi’nin beyanları, şarap hakkında dört ayet nazil olmuştur:

Birincisi: Mekke’de nazil olmuştur. Önce nas hurma, üzümden şarap içerlerdi. Sonra Hazret-i Ömer, ya Resulullah, şarap hakkında bize fetva ver; zira aklı gideriyor, demeleri üzerine bu ayet nazil olmuştur. Bu ayetin nüzulundan sonra, nasdan bazıları içerse de, diğerleri terk etmişlerdi. Bundan sonra Abdurrahman bin Avf hazretleri bazı kimseleri davet etti. O davette şarap içtiler. Sonra da namazda imam şaraptan sarhoş olduğundan, ayeti yanlış okudu. Bunun üzerine Nisa suresinin 43. Ayeti olan

 

لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى

 

Ayeti nazil oldu. Yani sarhoş olduğunuz halde namaza yaklaşmayın, demektir. Bunun üzerine şarabı içenler gayet az oldu. Bundan sonra bir davette, ashaptan bazıları şiir okurken, Ensar’ı zem edince, Ensar’dan bir delikanlı, Sa’d hazretlerinin başını yarıncaya kadar dövdü. O zaman Hazret-i Ömer, Ya Rabbi, şarap hakkında bize beyan et, demesi üzerine bu ayet nazil oldu:

Maide suresi 90. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ

 

Şarap ve kumar şeytanın amelinden olduğunu beyan eden ayetle evvelki ayeti nasuh etmiştir. Zira bu son ayetle haram kılınmıştır.

İşte bir kimsenin eşi, yoldaşı şeytan onu Allah’tan uzağa çeker ve nurdan zulmete, Allah’ın gazabına, azabına çeker. Onun kalbine fesat tohumlarını eker, maneviyatını harap edip öldürür. Çünkü o düşmanlığını cennette de Adem babamız ile Havva anamıza düşmanlığını başlamış ve onların zürriyetlerine de kıyamete kadar sürdürmektedir. Öyle ise, onun şerrinden Allah’a sığınırız. Ondan kurtuluşumuzu bizlere bildiriyor. Kurtuluş yolumuz, Allah’ın emirlerine son derece itaat, nehy eylediği yasak kıldıklarından son derece sakınmakla ve Allah korkusunu kalbe yerleştirip, bir an kalpten çıkarmamakla ve Resulünün sünnetlerine ve hadis-i şeriflerine ve O’nun kavline ve fiiline ve haline, evsafına hakkı ile uymakla olur. Çünkü O’na tabi olmayı Cenab-ı Hak emir buyuruyor. Bir de kamil mürşide tam teslim olup, onun edebi ile hali ile ve ona rabıta ve teveccüh ile yetişip, onun aşısı ile aşılanıp, kemal bulmakla olur. Öyle bir zata yetişip bulamadınsa, onların yazmış oldukları kitaplarını okuyun ve ruhlarına fatihalar gönde-riniz. Onların dünya halleri ölüm ile değişir, fakat ruhları ölü değil-dir. Ruhlarına rabıta teveccüh yapmakta fayda görürsünüz.

Hadis-i Şerif’te buyuruldu ki;

 

اِذٰا اَضَلَّ اَحَدَكُمْ شَيْئًا اَوْاَرٰادَ اَحَدُكُمْ غَوْثًا وَهُوَ بِاَرْضِ لَيْسَ بِهَا اَنِيسٌ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَاللّٰهِ اَغِيثُونِى يَاعِبَادَاللّٰهِ اَعِينُونِى فَاِنَّ اللّٰهَ عِبَادًا

 

لَايـُرٰاهُمْ

 

Hadis-i Şerifin ravisi Utbe bin Gazvan radıyallahu anh, alındığı kitabın adı, Ramuze’l-Ehadis, tercümesi: “Sizden biriniz bir şeyini gaip etseniz, yolu şaşırmak veyahut gavsi ve yardımcı isterseniz, hiç size yoldaş kimse bulunmadığı yerde size eş ve yoldaş olmak için çağırınız, o kimse desin ki, ya İbadallah, ey Allah’ın has kulları, eğisuni, bana yardım ve muhafaza ediniz, ya İbadallah, ey Allah’ın has kulları, einuni, bana muavenet edinizdesin.Çünkü Allahu Teala’nın has kulları vardır ki göze görünmeden yardım ederler”[1] dedi. Onlar ister görünür, ister görünmezler.

 


[1] Ramuze’l-Hadis, c. 1, s. 32/7. Tabarani El Mu’cemu’l-Kebir. C.17.s.117/290 (Musul)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>