canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

BİLAL BABAMIN SÜRGÜNE GİDİŞİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

 

BİLAL BABAMIN SÜRGÜNE GİDİŞİ

 

Bilal Babam anlatıyor: Kurban Bayramının arefesi idi. Jandar-malar geldiler, hem beni hem de ailemi götürdüler. Vakit geceydi, buradan Kayseri’ye geçtik. Teslim alan polisler bizi otele bırakıp bayrama gittiler. Otelde otururken (hanımımın ismi Elmas) Elmas ağlamaya başladı. Ben de gülümsedim Elmas, sana akıllı desem değilsin, deli desem yine değilsin. Sen hangi haline gülüyorsun. Bak, herkes ailesiyle birlikte bayram yapıyor biz ise memleketimizden ayrıldık, gurbet eldeyiz. O günde de nerede bir şeyh varsa, denize atıyorlar veya öldürüyorlar.

Hanımı da ya bizi denize atarlar, ya da öldürürler diye korkuyor. Sen niye gülüyorsun, dedi. Ben dedim ki Allah (c.c) bizi çok seviyormuş, onu anladım da, güldüm. Neyini sevmiş dedi. Bu gün İslam aleminin en kutsal günü, bayram gününde Antep’de veya Antep’in dışında bizi tanıyan ve seven arkadaşlarımızın hepsi bu gün gam içinde. Hepsinin gözü yaş içinde onların bize karşı ağlayıp göz yaşı dökmelerinin sebebi sırf Allah için değil mi? Bunların Allah için gözyaşı dökmesine biz sebep olmadık mı? deyince. Elmas seslenmedi. Oradan bizi aldılar.

Samsun’a iskeleye vardık. Vapura binince baktım Elmas titremeye başladı. Bizi Şimdi şurda atarlar, burada denize atarlar diye titremiye başladı. Çünkü gidenlerin çoğunu denize atılıyor. Ben dedim ki Elmas korkma o Allah yalnız Antep ile danacıkta kaldı zannetme o Allah bizimle beraberdir korkma dedim. Vapurdan inip merdivenden karaya ayak basınca elini öpüp öpüp başına koydu. Yâ Rabbî şükür elhamdülillah, yâ Rabbî şükür elhamdülillah dedi. Bizi bir eve götürdüler. Gittik eve yerleştik. Ev de öyle bir ev ki dış havlusu yok, evin dışı hemen sokak. Çocukları öyle bir hala gelmişler ki, dışarıdan evimizi taşlıyorlar. İki, üç gün dışarıya çıkmadık. Mahallenin erkekleri evin önüne otururlar, küçük çocuklar pencereye taş atarlar, seslenmezler. Bir gün sabah yemeğine oturduk, sofrayı açtık yine bir taş geldi yemeğin ortasına düştü. Pencereden kafamı çıkardım ki, büyükleri de orada oturuyorlar, gülüp hiçbir şey demiyorlar. Şimdi Onlara söyledim, beni o zamana kadar ne gördüler, ne de sesimi duydular. Onlara böyle konuşunca hepsi mahcup oldular.

Sonra bizim mahallede komiserin hanımı sara hastalığına tutulmuş. Bunu ne kadar doktor gezdirdilerse çare bulamamışlar. Cenab-ı Hak iş yapacak ya, bir sebeble o tarafa bu tarafa gidip umudunu kesince, bizi söylemişler. Bizim mahallede sürgünden gelen Antep’li hoca var. Bir de bu adama okutun demişler. Komiser gelince bizimkiler yine bir şey oldu diye korktular. Komiser beni alıp götürdü. Gittiğimizde hanımı baygın halinde yatıyordu. Okumaya başladım komiserin bir eli hanımında, bir elinde saat var. Kadın baygın halinden ayılırken gülmeye başlıyor. Tekrar bayılıncaya kadar gülüyor. Bayılması on beş dakika sürüyor.

Komiser de alıştığından durmadan saate bakıyor. Hep böyle ayılıp bayılıyormuş. Okudum kadın ayıldı on beş dakika sonra tekrar bayılacak diye yine komiser saate bakıyor. On beş dakika geçti, yirmibeş dakika geçti. Yarım saat geçti kadın bayılmadı. Komserin kalbi kanaat getirdi. Hoca efendi dedi. Benim böylesi işlere şu ana kadar inancım yoktu. Fakat sen benim imanımı kurtardın. Bu ev senin, bu da senin kızın namusumu da sana emanet ediyorum. Benim iş saatim geldi göreve gidiyorum dedi. Sen buna oku ne lazım geliyorsa yaparsın dedi. Hayır, öyle olmaz dedim. Şer’an yabancı bir erkekle yabancı bir kadın bir arada olamaz. Ben de senle beraber çıkayım yarın gelirim inşallah dedim peki dedi.

Komiser işine gitti, ben de eve geldim, On beş dakika zarfında devamlı bayılan kadın o gün bayılmamış. Gece olmuş bakmış ki bir şey yok, sabahleyin yine bir şey yok. Benim oraya geleceğimi bekliyorlar, ben de kalktım yavaş yavaş gidiyordum. Kendileri de bana pencereden bakarlarmış. Beni uzaktan görünce geldiler kapıyı açtılar elimden tutup beni yukarıya çıkarttılar. Allah’ın inayeti ile kadının hastalığı geçti. Giresun’da bizi ilk tanıyan o komiser oldu dedi.

Daha sonra mahalle halkı tanıdı bizi. Giresun’a sürgüne gönderdiler ama oradaki ehli iman olanlar geldiler. Öbür mahalle-lerden de duyanlar geldiler. Halkı gafletten uyarmak ikaz etmek, yaratan Rablerine yöneltmek, hakkıyla nefsi şeytanı tanıyıp onların yanlış istikametlerden, itikatlardan, Allah’ın rızasına hiçbir karşılık beklemiyerek uyananlar fayda görenler oldu. Gerekse Giresun halkı gerekse Türkiye’de umum insanlar içinde tarikat ismi altında çok hainler sahtekarlar töremiş. Menfaat perest Allah’ın kullarına namuslarına kadar bu tarikat isim altında insanları menfaatlerinden başka çok zararları dokanıp kötü yönlere yanlış itikatlara aşılayanlar çok olduğundan insanlar ikrah eder bir hale gelmişler.

Yanıma gelip gidenlere baktım acınacak durumlarını gördüm onlara Allah için uyanıp Allah’ın rızasına kavuşmaları ve doğru itikat istikametlere gelmelerini Allah için söyler, menfaat beklemiyerek düzeltmeye çalışırdım. Tarikat ismi altında sahtekarları gördüklerin-den ve duyduklarından tarikatın isminden o kadar sakınıp ürkmüşler ki isminden bile huylanır hale gelmişler. Tarikatın ismini söylemedim. Allah için gerekse tarikat gerekse şeriat dinimizin yapılacak özetlerini anlatırdım.

Sizler ve gerekse bütün insanlar hepimiz Allah’ın yarattığı mahlukuz, nefis insanlarda, cinnilerde, şeytanda da vardır. Nefis ile şeytan ise insanlara daimi surette kötülüğü emr edip iyliklere hayır işlere emretmezler, sevketmezler. Daimi surette şeytan ile nefis insanları günaha, şerre, şekavete zinaya, fuhşiyetlere, haram olan işlere, Allah’ın gücenip gazap edeceği yönlere teşvik edip Emrederler. Hayrata iyliğe emretmezler daimi surette kötü işlere, şerre, şekavete, zinaya, içkiye, kumara, yani, Allah’ın yasak kıldığı nehyettiği yönlere emrederler. Oraya sevk ederler.

Hakiki Allah Resulullahın rızasında mevcut olan ehli tarîk, (Tarîkin anlamı özeti yoldur) Kur’anın emri ile hadisi şerifin emirleri ile şeytan ile nefsine karşı çıkarak onların sevk ettikleri yolları bırakıp, Allah Resulullah’ın gösterdiği ve dünyada ahrette refah saadetlerini kazanmak yollarına sevk ederler. Yapılan günahlara Sıtkı hulus niyet ile bir daha yapmamak niyeti ile tevbe etmeyi öğretirler. Bunlar hakiki Allah’ın dostluğunu kazanmış olan zatların vazifeleri böyledir. Önce kendileri Kur’an ve hadise göre yürümeyi seçip nefsine şeytanına karşı çıkıp Allah’ın rızasına yönelmeyi, Allah’a ihlaslı ibadet zikrullah etmeyi seçip, dünya aleminde Rabbısının rızasına kavuşup, dostluğunu elde edip huzuru ilahiyeye temizlenmiş, arınmış bir nurlu kalb ile gidilmesini, karşılık beklemiyerek Allah’ın kullarını Allah’a yöneltirler. Kullara Allah’ı tanıtır Allah’ı sevdirirler, kulları da Allah’a sevdirirler.

Hakiki yol dediğimiz işte bu yol tarîk yolu, hakiki alim ülamalarda tarikat dediğimiz işte bu yoldur. Nefsi ile şeytanı ile mücadele cihad edip imanını kurtarıp Allah’a kamil bir iman ile gitmeyi öğretirler.

Biz de Giresun’da insanlara siz Allah’a sizi yaratan Allah’a inanırmısınız? Yerde, gökte, yaratılanları, bu tertip, düzen, semayı amudsuz, betonsuz durduran hangi sanatkarın kuvvetidir. Gündüz ve geceler ayarlanmış, insanların menfaatine ay, güneş devretmesi bunları görünce hangi sanatkarın yapısıdır. Hiç kendi kendine ustasız sanatsız bir şeyler yapılır mı?

Bu varlık büyük bir müdebbir sanatkarın kurgusu değimli o da Kur’anı Kerim’de Cenab-ı Hak kendisi yaptığı icat ettikleri sanatı ile kendini ispat edip gösteriyor. Öyleyse iman edince onun kitabında emirlerine itaat eder misiniz? Evet hocam Allah’a niçün itaat etmeyelim. Nefis şeytan tarafından yaptığımız günahların affı için Allah’a tevbe eder misiniz? Evet hocam niye etmeyelim tevbe ederiz. Allah diyor ki beni zikredin. La ilahe illallah zikrini dinelirken otururken yatarken çok söyleyin kalbinize şeytan müdahale edip vesvese vermesin. Nefsiniz sizi fesada yöneltmesin bu la ilahe illallah huzuru kalb ile söylerseniz benim bir metin kalamdır. Metin kalama dahil olur girer emrini tutar nehyettiğinden kacar nefsinizle şeytanınıza uymaz onlara cihad açarsanız dünyada korktuklarınızdan kurtulur. Ahirette bütün azaplardan emin olursunuz.

Bu konulardan Allah için aktarırdım. Bunlar tevbe etmeyi kabul ettiler. Dedim ki en az, dünya işi çok olanlar yirmidört satte bir müsait zamanda oturunuz, kalbi temizlemek, günahın affı için Allah’ı hazır nazır bilerek yüz adet Estağfirullah el-azim’e devam edin. Cenab-ı Hak Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e salavat getirmeyi emrediyor. Kalbinizin temizlenmesi için en az yüz adet salavat getirirmisiniz? Evet hocam getiririz. İkiyüz la ilahe illallah çekeriz, yüz Allah Allah dünya işi çok olanlarınız bunu çekiniz işinizin başında her zamanda ölümü unutmayın ölüme hazırlıklı olun La ilahe illallah zikrininede dilinizi kalbinizi alıştırın. Kendiniz duyacak kadar devam ediniz.

Benim vaktim müsait dünya işimde yoktur. Hocam ben daha fazla çekerim diyenlere, sizlerde aynen huzuru kalb ile kendinizi her zaman huzuru Allah’ta bilerek beşyüz adet estağfirullahe-l-azim, buda hadisi şerifin mealine göre her kim her gün beşyüz estağfirullah el-azim çekse o kimse Allah’ın inayeti ile cennete girer. Ölmeden inşallah mü’min olup cennetteki makamınıda buradayken görür. Evet beşyüzde Peygamber Efendimize salavat getirin, hadisin mealine göre her kim bana hergün huzuru kalb ile beşyüz salavat getirir ise, yemin ederim o kimse iki dünyada hor, hakir, zelil olmayıp, yüksek dereceye sahip olup, aziz adam olacağına yemin ederim buyuruyor.

Bin kere de la ilahe illallah zikrene bir kimse devam ederse kelimeyi tevhidin hakkını vermiş olur. Cenab-ı Hak’kın emin olan tevhid kalasına girmiş olur. Ve tevhidin ilmi o kimseden Allah’ın dilediği kadar zuhur etmeye başlar. Beşyüz Allah Allah fakat bine ulaşırsa daha güzel her kim yevmiye gün bin kerre Allah Allah ismini huzuru kalb ile zikretmeye devam ederse Allahu teala Hazretleri o kimseyi kendisine ehli yakın olan kimselerden kayıt eder.

Tarikattan bahs olundu idi. Tarikat ne imiş tarikatçıların vazifesi ne imiş inşallah Cenab-ı Hak müsaade ederse bildirsin biz de yazalım inşeallah.

Zahir doktorların önce kendileri talebelik zamanında, Tıp dalında gece gündüz çalışıp, vücuda gelen hastalıkları ve çeşitli emrazları anlayıp, öğrenmesi lazım. Kendisi zahiren ceseti gelen, ceseti rahatsız eden hastalıkların geliş yollarını anlayıp, onların tedavisine çalışıp insanları sıhhata kavuşturmak, zahir doktorlarımızın vazifesi budur. Tarikatçıların özeti önce kendileri Allah Resulullahın gösterdiği doğru yola, doğru istikamete, ihlaslı ibadete, zikrullaha yapışarak tıp dalında bir uzman yetiştiği gibi, bu da manevi, hakkıyla nefis şeytan harbinde, nefse şeytana galip gelen, nefsin ahlakı zemimeleri kitabın çok yerlerinde izahat olundu. Nefsin ibadetlerimizi yok edici, manevi emraz hastalıklarını anlayıp, manevi emraz hastalık dediklerimizi yine sayalım.

Kibir, gurur, benlik, riya, ucub, hased, buhul, pintilik, gazap, öfke, sinir, dünya sevgisi, gece gündüz şehvani, dünyavi arzuları ile kalbleri ölmüş olanları tedaviye çalışmak. Önce kendisi, bu ahlakı zemime hastalıklarından, bir mürşid bir tabib eli altında yetişip, manevi emraz hastalıklarından kendisi tedavi olduğu gibi, hakiki ehli tarîk olanların vazifesi de bu kötü ahlak hastalıklarına, bu kötü huy hastalıklarına tutulmuş olanları karşılık beklemiyerek, onları, bu imanını itikatını imha edici yok edici amellerini yok edici bu hastalıklardan menfaatsiz olarak Allah için onları tedaviye çalışıp kurtarmaktır.

Bir konu ekleyelim yine Hakiki ehli tarik vazifesini bilip hürmet hizmet şan şöhretleri atıp Allah için Allah’ın kullarını, düşmüş olduğu felaketlerden, imanı ibadeti yok edici, manevi kötü huy ahlaklar içinde kalanları çekip, imana ihlasa rızaya çıkaranlardan bir tanesini yine yazmamız icap etti.

Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin bizzat ağzından dinlediklerim; Giresun’da sürgünde iken bir gün evimize iki genç açık çıplak olarak geldiler. Biraz oturup konuştuktan sonra dediler ki
hocam biz seni Allah için evimize davet ediyoruz. Allah için buyurun dediler. Davet yapılan yer açıktan görünüp belli içki, kumar, sazlar, tamburlar, çalgılar, küfür kelamlar, içkiler olduğu belli ise o davete gidilmez. Böyle bir şey yok bellide değilse davete gidilmesi lazım. Vaad ettik. Bir de adres yazdılar verdiler.

Birkaç gün sonra vaadimiz üzerine evden çıktım. Onların mahallesine vardım. Bakkaldan ordaki oturan adamlardan sordum. Kadınlar fuhşiyet yolundalar imiş sorduğum adamlar bir bana baktılar düşündüler acayiplerine geldi. Evi buldum. Kapıyı çaldım. O iki genç kadın merdivenden indiler koltuklarıma girip beni merdivenden yukarı çıkartılar odaya oturttular. İki genç kadından başka bir yaşlı kadın var o da bu kadınların patronu imiş çevreme oturup beni ortaya aldılar. Kalblerindeki niyetlerindeki kötü alışkan emellerini insanların haya edebini yırtıcı alıştıkları kelamları, gevezelikleri dillerinden dökmeye başladılar.

Biz kendi kendimizi huzuru Allah’ta tutarak, büyük pirlerimize teveccühümüzü çevirerek, himmet yardım isteyerek oturup dinlerken, söz konuşma sırası bize geldi. Bunların böyle bir çirkef, necaset kuyularına düştüklerini, Allah’ın rızasından şaştıklarını düşünerek acıyıp tefekkür ederek. Konuşma sırası bize geldi. Dedimki. Analarım bacılarım dikkat edin. Bu dünya emanettir. Bu iskelet nazik tenleriniz güzel konuşan dilleriniz gözleriniz hepsi Allah’ın emanetidir. Bunlara dikkat edin. Vallahi billahi öyle bilinki şu beslediğiniz nazik tenleriniz gözleriniz, dizler ve cesetiniz vallahil azim bunların hepsi o mezarın çukurunda böceklere yem olacak tekrar geri bu dünyaya gelme imkanı fırsatı elden gidince bir daha imkan kalmayacak.

Bu konulardan onların düşmüş olduğu necaset kuyusundan, dalaletten, felaketten selamete kurtulup gelmeleri için sırf Allah için konuştum. Bir müddet sonra onlardan hiçbir menfaat beklemiyerek sırf Allah’ın halk ettiği kullarıdır. Acıyaraktan dürüst niyet ile acıma niyeti ile konuştuklarımı Allah tesirini halk etti. Tesiri halk olunca kalktılar çıplak olan âzalarını kapatıp örttüler oturdular. Gözler ağla-maya başladı. Bir müddet sonra o dalalet felaket rüzgarı içlerinden çıktı. Bize hürmet hizmet yönleri rahmaniyet tarafından başladı. Bunlara günahlarından arınmak için lazım gelen tevbe istiğfarları kalblerinin nurlanması günahlarının arınması için lazım gelenleri söyledim. Kabul ettiler.

Bir de dedim ki sizler geçmişlere tevbe ederseniz günahlarınız af olunur. Arınırsınız. Geride kalan ömürlerinizi artık Allah rızasında geçirmeye çalışın. Kafalarınıza uygun birer Müslüman erkekler ile nikahlanın. Anam manevi hayatınızı, imanınızı kurtarın ne söyledim ise Allah’ın lütfu ile kabul ettiler. Daha sonra da dediğimiz şekilde birer erkekler ile nikahla evlendiler. Artık vücut fabrikaları üretimler değişti namazla abdestle tevbe istiğfarlar ile salavatlar ile meşgul olmaya başladılar. Burayı uzatmaktaki gaye, hakiki tarik dediğimiz kese yoldan ruhan Allah’a kavuşma yolu ve ibadetlerimizi yok edici kötü huy ahlakları tekrar tekrar yazdık. O kötü huy ahlaklardan kurtulmamız tedavi olmamız imiş. Biz bunlardan kurtulup tedavi olduğumuz gibi Allah’ın kullarını da bu manevi emraz hastalıklarına düşen din kardaş bacılarımızı, onlarıda aynen kurtarıp menfaatsiz tedavisine çalışmak imiş. İşin özeti anlaşıldı.

Ayeti Kerime:

وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَآ اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًاۜ

“Bir kimse Allah’ın halk ettiği kullarından dalalet felaket yoluna fuhşuyet içki kumar zina bu gibi kötü fiillere müptela olup düşenlerden bir tanesini bu felaket yolundan kurtarıp imanını tamir edip itikatını tamir edip kalbini düzeltip Allah’a yöneltse yöneltmesine de sebep olsa bütün yaratılan insanların hepsini böyle dalaletten kurtarıp Allah’a yöneltmiş kadar ecir sevabını alır.”[1]

Şimdi anlayana yeter. Tarikat demek? Allah Resulünün lisa-nından çıkan ayet hadisler ile Allah’ın rızasına dostluğuna giden doğru bir kese yol, hürmet, hizmet, şan, şöhret, keramet, şiş vurmak, topuz vurmak değilmiş. Onların hepsini bir tarafa atıp manevi kötü huy ahlaklardan kurtulup tedavi olup Allah’ın kullarını da bu gibi imanı ibadeti yok edici ahlak hastalıklarına düşenleri menfaatsiz onları kurtarmak imiş. Tarikatın özeti inşeallah budur. Kulların kalbini temizleyip iman itikatlarını düzeltip temiz bir nurlu kalb ile Allah’ına ahretine yolcu etme imiş bu kadar anlayana yeter inşeallah.

Bozuk mezheplerin tuzağından, yanlış ictihatçıların tuzakların-dan, sözlerinden yanlış yöne, sapkın yöne yönelenlerin şerrinden kurtarıp, Allah’ın razı olduğu doğru ehli sünnet itikatına Allah’ın razı olacağı şekilde ihlaslı ibadete yapıştırıp, Allah’a yöneltmek. Gerekse hakiki ehli tarik gerekse ehli şeriat vazifeleri bunlardır. Kendileri bunlardan bid’atlerden kurtulup Allah’ın rıza hedefine yöneldikleri gibi insanları da yanlış ictihatçıların tuzağından bozuk mezheplerin tuzaklarından yanlış itikatlardan kurtarmaya çalışıp ehli sünnet itikatına yapıştırmak. Allah’tan gayri arzulardan savuşturmak kalblerini temizleyip Rabbılarına kavuşturmak. İşte vazifelerin özeti bunlardır.

Gerek ehli tarıkım diyenler gerekse ehli şeriatım diyenler. İkisinin de temeli Allah’a Resulullaha dayanır. Şeriatla amel takva ile sülûke çalışıp gurbiyeti ilahiyeye kavuşmaktır. Bunların ikisininde vazifeleri Müslüman olup Allah’a iman edip Resulünü tastik edip bunların gösterdiği yolda yürüyenleri muhafazasına çalışmak bunlardaki yanlış görüşlerini bozuk yanlış itikatlarını yanlış isti-kametlerini ihlassız riyalı ibadetlerini düzeltip doğrultup doğru istikamete Rabbılarına kavuşturmaktır. Allah’ım vazifelerimizi bildirip Allah’ın kullarına acıyıp onlara sahip olmak gerekir. Bozuk mez-heplerin yanlış ictihatçıların yanlış itikatta olanların şerlerinden mekirlerinden koruyup onlara acınarak muhafaza edip onları doğruya sevk etmeyi nasip etsin.

 


[1] Maide 5/32

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>