canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

KARA MÜFTÜNÜN BAHSİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

 

KARA MÜFTÜNÜN BAHSİ

 

Bilal Babam anlatıyor: Adana’nın bahçe kazasının müftüsü adına kara müftü derlermiş. Çok da ilmi varmış. Bir gün o kara müftüden bana mektup geldi dedi. Mektubu okudum hep tehdit. Sen kadınlarla şöyle yaparmışsın böyle yaparmışsın bunların hepsi Rafazilikten daha kötü değil mi? Geniş geniş söylenmeyecek tehditler yazmış.

Mektubun karşılığını yazdım müftü efendi sen bu yazdıklarını bizzat gelip yakinen gördün mü? Yoksa zanla mı konuşuyorsun? Kur’an-ı Kerim’de hadisi şerif de zanla hüküm var mı? Bu kadar insanlar gelip gidiyor sen bunu böyle yazacağına kendin gelip bizzat görsene senin ayakların kınalı mı, gel evimde kal otur tahkikat et. Gelene gidene bak ondan sonra ne diyeceksen de yarın inşallah yevmi mahşer günün de toplanacağız orada bizzat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem huzurunda yakandan tutacağım ya Resulullah ahir zaman da senin ümmetin öyle bir dar öyle bir kıritik zamanda ki nal ile mıkın arasında olduğumuz zaman da sırf senin sünnetini tarikatını islamiyetini senin ümmetine yaydığımız sırada bu müftü bizleri engelledi. Bu yola köstek oldu senin yakandan Resulullahın huzurunda tutacagım.

Bir de müftü efendi sen ilmi zahir ile ilmi batını anlayamazsın dedim. Mektubu almış daha fazla kızmış, şişmiş o bahçe denilen kazânın da çevre köylüleri nur dağı diyorlar çok köylerde de cami yok. Cuma günü camisi olmayan köylerden Bahçe’ye gelirler. Öyle geniş bir cemaat toplanmış Cuma günü daha namazdan önceki vaazında müftü bir eline Kur’anı alıyor bir eline de mektubu minbere çıkıyor. O topluma diyor ki arkadaşlar bu adam bana şu mektup da yazıyor ki sen ilmi zahir ile ilmi batını anlayamazsın bizim ilmimiz Kur’an ilmi değil mi? Daha bu Kur’an’dan başka ilim var mı? Bu adam da diyor ki sen ilmi zahir ile ilmi batını anlayamazsın diyor. Bu adamın bu sözleri Kur’an-ı inkar etmek değil mi? Kur’an-ı inkar edene ben kafir demeyim de ne diyeyim.?

Böyle geniş uzun boylu bir konuşma yapıyor orada. Kimse de bir ses yok. Cuma namazını kılınca orada bir ihvan vardı. Onun ağzından dinledim ben camiden çıkınca müftünün eline yapıştım. Şöyle bir kenara çektim vallahi billahi müftü efendi sen kendi elinle baltayı kendi dizine çaldın dedim. Sen bu konuştuklarını bizzat kendin gördün mü sen bu adamı tanıyor musun? Yok dedi. Peki ne cesaretle sen zanla çamur attın dedim. Görmeden bir işin hakkıkatına vakıf olmadan nasıl konuşursun dedim. O zaman biz bu adamı bir görelim dedi. Bir müddet sonra kendinin yetiştirdiği hocalardan on kişi bir de kendisi toplanıyorlar.

Bilal babanın müridlerinin en fazla kalabalık yeri neresi? Kahra-manmaraş Şekerobası. Biz gidelim bu işi orada halledelim diye karara geçiyorlar. On bir tane adam Kahramanmaraş’ın şeker oba nahyesine geliyorlar.

Günlerden Cuma günü. Bilal Babam mübarek dedi ki; Cuma günü sabahleyin erkenden Çerkezli Ahmet Efendi yanımda (ihvan-lardan Uzun boylu sadakatli bir Ahmet efendi vardı) Sabah çayını beraber içiyorduk. Ahmet Efendi bu gün cumayı şeker obasında kılalım dedim. Peki dedi. Atlara bindik doğru şeker obasına gittik. Cami de, köyün altında ihvanlar beni karşıladılar. Camiye götürmediler. Caminin yanında bir ağacın altına bir kilim açtılar döşek attılar oraya oturttular.

İhvanlar camiye giriyorlar camiden çıkarken gözlerinin yaşlarını silip yanıma öyle geliyorlar. Bildim ki cami de bir iş var ağacın altından kalktım doğru camiye vardım ki dolmuşlar. Müftü de yine minbere çıkmış bir elinde Kur’an-ı Kerim bir elinde de benim mektubum konuşuyor kendisi ne beni görmüş ne de ben kendisini gördüm. Gittim minberin karşısına diz çöküp oturdum.

Konuşmaya başladı konuşurken konuyu yine oraya getirdi. Arkadaşlar bu adam diyor ki; sen ilmi zahirle ilmi batini anlayamazsın. Bizim ilmimiz Kur’an-ı Kerim değil mi? Bu Kur’an’dan başka bir ilim var mı? Bu adamın bu sözü Kur’an-ı inkar etmek değil mi? Kur’an-ı inkar eden bir adama ben kafir demeyim de ne diyeyim? O zaman müftü efendi bir dakika durur musun dedim. Söyle bakayım dedi. Bu elindeki Kur’an-ı Kerim’in içindeki bütün mevcut ayeti kerimelerinin hepsinin zahirini batınını anlamını noksansız ben biliyorum diyorsan sen kafirsin. O Kur’an-ı Kerim’in içinde muteşabih ayetler var. Meali hafi (gizli) olduğundan her alim çözememiş. B u ayetler hal ile çözülür. Bazı ayetler var hiçbir müfessir çözememiş ehline bırakmış ehli çözmüş dedim.

O zaman durdu. Allah razı olsun o müftüden dedi bu kadar hocalarla konuşmam oldu hakkı görüp hakkı anlayınca bir anda dönen bir tek o müftüyü gördüm dedi. Hemen döndü arkadaşlar şeyh efendi hazretleri haklı ben haksızım dedi. Orada bir de deli Mıstık diye bir ihvan vardı, sabrı kısa imiş o da evden bir bıçak alıp koynuna sokmuş. Caminin kapıyı da sürgüledi. Biraz önce dediğini bir daha söyle bakalım dedi. Mıstık sen otur dedim. Müftü Dedi ki arkadaşlar Kur’an-ı Kerim’de hakikaten bazı ayetler var hal ile çözülür, bazı da çözülmeyen ayetler var bunları da bizler çözemeyiz şeyh efendi hazretleri gibi olanlar çözer dedi. Nitekim size şunu misal vereyim dedi.

Bazen sara hastalıkları var onları cinler tutuyor. O sara hastaları bayılıyor o gibilerine biz bir şey yapamayız dedi onları ancak manevi yönünden şeyh efendi hazretleri gibi olanlar bilir. Biraz önce kafir dediği adamı bu sefer de o kadar meth etti ki minberden indi namazında vakti geldi bana hutbeyi sen oku dedi. Ben dedim ki hutbeyi sen oku namazı ben kıldırayım dedim namazı kıldık duayı da topladık müftü efendi kalktı kendinden başka kendi ile gelen on tane hoca var bir de kendi on bir baktım ki o hocaları çağırdı arkadaşlar gelin dedi benim gibi gafil bulunmayın biz gafilmişiz dedi.

Allah bize bu asırda bir güneş doğdurmuş biz bu güneşten faydalanalım dedi dokuz tanesi kalktı bir de kendi on diğeri kalkmadı. Karşıma geldiler. Şeyh efendi bunun dokuzuna birden ders vereceksin Bana tek olaraktan vereceksin dedi. Çünkü benim nefsim benim şeytanım bunların hepsinden zalim dedi çünkü ben de müftülük var hocalık var ben de ilim var. Maddi zenginlik servet var benim kökümde ağalık da var benim nefsim şeytanım bunların hepsinden kuvvetli beni tek olaraktan karşına alıp ders vereceksin dedi. O dokuz hocanın hepsi birden ders aldı kendi de tek aldı yemin etti diyor vallahi on beş gün şeker obada çevre köylerde geceleri mevlütler zikrullah yapıldı on beş gün gece gündüz uyumadığımı bilirim müftü efendinin gözünden yaşlar durmadan akardı.

On beş gün sonra ayrılırken dedim ki müftü efendi şimdi zahiren ayrılıyoruz nerede sıkışırsan gözünü yum çağır dedim diyor müftü efendi gitti ikinci sene yine şeker obaya mevlide gittik diyor. Şekerobasın da mevlitte bir genç mevlit okurken dur hele dedim mevlid okuyanı durdurdum elimi kaldırdım dedim ki yâ Rabbî şu saatte kardeşimiz kara müftü efendinin başında ne türlü sıkıntısı varsa defet kaldır yâ Rabbî dedim diyor dua yaptım cemaatte amin dediler.

Ordakiler acaba bu ne hikmet diye deftere kayıt etmişler mevlitten birkaç gün sonra bahçeye kara müftünün yanına gidiyorlar. Müftü efendi filanca gün öğlen saatinde senin başında ne türlü sıkıntı vardı diyorlar o zaman müftü efendi ağlıyor çok cömertmiş zengin olduğundan sıkışana oğlan everene ödünç para verirmiş paranın yerine de tütün getirirlermiş diyor. Onu da ambar edermiş birisi de gitmiş şikayet etmiş gümrük memurları jandarmalar evin etarafını sarmışlar bu ne kadar yalvarmışsa da adam ikna olmamış orada gözümü yumdum çağırdım diyor bir anda bir ev dolusu tütün yanıyor ondan kurtuluyor.

Bazı hocalar bu kadar ilminle bu kadar müftülüğün ile gittin de küçük Bilal’ın elini mi öptün demişler. Müftü vallahi billahi küçük Bilal’dan gördüğümü sizden görseydim ayağınızın altını öperdim diyor.

Bu konuları anlatıp yazmadaki gaye maksat Allahu Teala Haz-retlerine şek şüphesiz terdeddütsüz hakkıyla iman edip güvenenleri boş çıkarmayacağını ve bu hallerinden büyük bir ders ibret almak içindir. Hakkıyla zanlardan kurtulup tevekkül, teslimiyetleri kuvvet bulanların hallarını şu ayeti kerime haber veriyor:

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًاۙ

“Her kim Allah'tan korkarsa onun için bir çıkış yeri nâsip eder.”[1]

Ayeti kerime haber veriyor ki Allah’tan hakkıyla çok korkan kimseleri bütün korktuklarından çekip selamete çıkaracağına vaad ediyor. Neden korkuyorsa hepsinden çekip harice selamete çıkaracağına vaad ediyor. Bir yövmiyeci çalıştığı işinin hakkını alacağını yüzde yüz emin olsa nasıl seve seve çalışır. Çünkü arkadan ücret veren çok sağlamdır. Hakkıyla itikat ve güvençle yılmadan çalışanların arkası boş değil diğer bir ayette Cenab-ı Hak şöyle haber veriyor ki:

اِنَّمَآ اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ

“Sizler yaptığınız iyiliklerin ücret karşılıklarını ancak mal ile evlattan bekliyorsunuz. Mal ile evlat size fitne değil mi? Sizleri yaratan Rabbınızın sevgisine muhabbetine rızasına kavuşmalarınıza bunlar engel fitne değil mi? Ancak yaptığınız hayır işler ve rızalı amellerin karşılıklarını Allah indinde fazlası ile kat kat fazla olaraktan Allah indinde bulursunuz. Evlat ile malda bulamazsınız.[2]

İmamı Azam Efendimiz sair büyük pirler büyük zatlar bu inanç ve güvençle çalıştıklarının karşılığını sonunda Cenab-ı Hak’kın hoşuna geldiğinden dolayı kat kat fazlaysıyla vermiş iki dünyanında sul-tanlığını vermiştir. Ömer İbni Abdulaziz Hazretleri Her kim halis niyet ile ihlaslı olarak Allah’a ve ahret işlerine hakkıyla çalışır yılmaz devam eder ise Cenab-ı Hak o kimsenin dünyasını da kolaylıkla verir. Çünkü dünyanız ahirete bağlıdır. Allah’a ahirete hakkıyla yapışırsanız dünyalığınızıda çeker getirir. Çünkü yapılan iş ihlaslı olunca arkası çok kaim daim olur.


[1] Talak: 65/2

[2] Teğabun-64/15.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>