canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HAZRETİ AİŞE VALİDEMİZ HAKKINDA - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

 

HAZRETİ AİŞE VALİDEMİZ HAKKINDA

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem harbe giderken hanımları arasında kura atardı kura hangisine çıkarsa onu beraberinde harbe götürürdü. Kura’nın Hz. Aişe validemize düşdüğü bir harbden gelirken bir yerde konaklıyorlar. Devenin üsdünde mahve yani devenin üzeri hayma gibi yapılır örtülü bir şekilde Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in hanımı o mahvenin içinde gelirdi.

Gece konaklamışlar sabah namazına kalkmışlar Hz. Aişe validemiz abdest ihtiyacını gidermek için bulunduğu yerden insanlara görükmeyeyim diye biraz uzaklaşıyor. Abdest ihtiyacını gidermek için tenha bir yer buluyor oraya oturuyor. Abdestini alıp kalkarken boynunda incisi varmış incinin ipi kopup kumun içine inciler dökülüyor. O dökülen incileri toplamaya koyuluyor. Onunla bir müddet meşkul olup toplayıp ordunun olduğu yere geliyor ki ordu gitmiş. Hiç kimse yok. Çünkü devenin üstünde mahve var mahvenin üstünde örtü var içinde olup olmadığını deveyi çeken adam farkına varmıyor. Hazreti Aişe validemiz hangi tarafa gittiklerini bil-mediğinden yüksek bir yere çıkıp bakıyor ki beni aramaya gel-diklerinde görsünler diye bir müdet bu şekilde bekleyince ordunun gerisinde sıhhıye bölüğü gelirmiş sıhhıye bölüğünün komutanı bölüğüne siz bekleyin de şurada biri görüküyor ben ona bakayım diyor.

Geliyor ki bir kadın duruyor. Sen kimsin diyor. Aişe validemiz sen kim olduğunu söyle ki ben kim olduğumu söyleyeyim diyor. Ben Muhammedilerdenim diyor. Ben de Muhammed’in hanımı Aişe’yim diyor ve durumu ona söylüyor hemen o zat deveden inip, Hazreti Aişe validemizi bindiriyor deveyi çekip geliyor.

Gelelim şimdi münafıklara bir yerde bir Peygamber zuhur etse veya bir meşayİh yetişse halk ikiye ayrılır. Bir kısmı hakkıyla mü’min olur bir kısmı da münafık olur artık münakaşa mücadele başlar evvel bir şey yok idi o çıkdıkdan sonra başladı işde adet böyledir peygamber gelse de böyle evliya yetişsede böyledir.

Bir kısmı yoluna canını feda eder bir kısmıda canını almaya çalışır. İşte Peygamberimizin ordusunun içinde de böyle münafıklar vardı. Ordu epey uzaklaştıkdan sonra deveyi çeken adam bakıyor ki Hazreti Aişe validemiz yok Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e haber veriyorlar. Bu haber ordunun içine yayılıyor şimdi münafıkların eline güya iyi bir fırsat geçiyor, dedi kodu başlıyor. Kimi bu birisiyle kaçtı kimi o birini seviyordu onu bekledi kaldı diyor. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzüne böyle söyleyemiyorlar ama kendi aralarında böyle dedi kodu yapıyorlar sonra Hazreti Hz. Aişe validemiz sıhıye bölüğünün içinde çıkıp gelince münafıkların başı Abdullah ibni Selul vardı o dedi ki.

Şimdi bunun Peygamberliğini yere vurmanın sırası geldi. Kendi gibilere dedi ki ne kadar para derseniz vereceğim bana gelen sıhıye bölüğünden altı kişi şahit bulun ne kadar para isterlerse vereceğim. Çünkü namus meselesinde bir iki kişinin şahitliği geçersiz en az dört kişi olması gerekiyor. Altı kişi buluyorlar o zaman mahkemeye veriyorlar mahkemede hakim şahitleri dinliyor. Şahitler evelden sözleştiler sonrada birleştiler zaten biri birlerini severlerdi onu bekleyip kaldı oturdular, yattılar, kalktılar her işi de yaptılar diye şahitlik yaptılar. Hakimde şahitlerin şahitliğine göre rejim cezasını verdi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz o büyük sahabiler o büyük veli ki velilerin büyüğü hazreti Ebubekir Efendimiz, Peygamberimiz Sultanı Enbiya hepisi çok mahzun bu böyle değil şöyledir diyemiyor. Cenab-ı Hak bildirmeyince bilemiyor bilmediği malumatı olmadığı bir şey hakkında da bir şey söyliyemiyor. Mahkeme iki ay sürdü bu zaman zarfında Peygamberimiz Aişe validemizin yüzüne bile bakmadı mahkeme neticesinde o altı kişinin şahitliğiyle Aişe validemizin recmine karar verildi. Recimde göğsüne kadar çukur eşilir o çukura elleriyle beraber konur etrafı toprakla doldurulur halk bunu taşla ve başka çeşitli hakaretlerle döverek vurarak öldürülür. Ashab bütün fis kos da maazallah maazallah ashab için büyük imtihan herkesin iman itikadı sarsılıyor.

Bazıları biz bunun Peygamber diye arkasından koşduk neler oldu diye dedi kodularda yayıldı. Hakim bu kararı verince hazreti Hz. Ömer radıyallahu anh Efendimiz vallahi haza bühdanil azim dedi. Vallahi bu büyük bir iftiradır dedi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem üzüntüsünden iki ay yemek yiyemedi. Hazreti Ali kerremallahu veche ilmi ledun sultanıdır ki ledun ilminin sahibidir o bile dedi ki ya Resulallah bu kadar niçin merak ediyorsun boşa gitsin dedi bunu Hazreti Aişe validemiz duydu. Beni boşatacakdı diye cemel şavaşına kadar Hazreti Ali Efendimizle konuşmadı.

Hazreti Aişe validemizin hakkında münafıkların bühtan edip zina yaptı diye şahitlerin şahitliğine göre hakim rejim kararını veriyor. Hazreti Aişe validemiz Peygamber Efendimizin yanına gelip sen benim doğru eğri olduğumu bilmiyor musun? Niçün bir şey söylemiyorsun? demesinde, Peygamber Efendimiz şimdi şu anda senin eğri doğru olduğunu bilmiyorum. Allah bana bildirmiyor. Benden uzak ol demesi üzerine babası Ebubekir sıddıkı Azam Efendimize gelip ona da halını arzedip senin ismin yerde gökte sıddık diye söyleniyor. Benim hakkımda sen niçün bir şey söylemiyorsun? demesi üzerine babası tarafından sen keşke benden doğmayaydın beni mahvettin uzak ol deyince her taraftan umut kesilince evine gelip bir abdest alıp iki rekat namaz kılıp kıbleye karşı ellerini kaldırıp ey yeri göğü yaratan her şeylerden haberdar olan benim halımdan da eğri doğru olduğumdan haberdar olan Allah’ım Resulünün yanına gittim halımdan bilmedi. Evliyanın yanına gittim halımdan bilmedi. Ancak senden başka bu halımı eğri doğru olduğumu bu halımı meydana çıkaracak kimsem kalmadı. Allah’ım sen bu halımı ayan beyan et diye gözyaşı ile dua etmesi üzerine Cebrail aleyhisselam ayeti kerime ile Hazreti Aişe validemizin doğru olduğuna ayeti kerime ile gelip Resulüne bildirdi.

Ayet surei Nurda 11. ayetten başlar, 16. ayete kadar Hz. Aişe validemizin hakkındaki yapılan yalancı münafıkların şahitlerinin yalanlarını Hz. Aişe validemizin dürüst doğru olduğu haber verildi. Asıl bu iş münafıklık yapan münafıkların başı Abdullah İbni Selül mel’un kızgınlıkla Peygamber Efendimize çok parayla yalancı şahitler bulup mahkemede yalancı şahitlerinin şahitliğine göre hakim rejim kararını verdi. Ayeti kerimeler gelip münafıkların münafıklıkları açığa çıkınca mel’un Abdullah İbni Selül gizli idi münafıklığı açığa çıkıp rezil melamet hor hakır oldu. Kendinin teşvik ettiği yalan söylemeye para ile şahitlik yaptırdıkları dört kişiye seksen adet her birine kırbaç vurdular. Her birisi de kimisinin gözü kör, elleri çolak hala gelip iki dünyada rezil malamat oldular.

O zaman da münafıklar tükenmediği gibi her asırlarımızda enbiya evliyalar karşısına münafıklar çıkmışlar. Buğuzlar karametler yapıp aleyhlerinde uğraşmışlar Ümmeti Muhammed’i münafık sıfatında olanlardan Cenab-ı Hak Muhafaza etsin. Amin.

O zaman Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselam’ı Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdi sureyi Nur’da onaltı ayet indi. Bu ayette Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

اِنَّ الَّذ۪ينَ جَآؤُ۫ بِالْاِفْكِ عُصْبَةٌ مِنْكُمْۜ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَكُمْۜ بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ مَا اكْتَسَبَ مِنَ الْاِثْمِۚ وَالَّذ۪ي تَوَلّٰى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

“Muhakkak o kimseler ki, iftira ile geliverdiler, sizden bir zümredirler. Onu sizin için bir şer sanmayın, belki o sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye de günahtan kazandığı şey vardır. Onlardan o kimse ki, onun büyüğünü deruhte etmiştir, onun için de pek büyük bir azap vardır.[1]

لَوْلَآ اِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِاَنْفُسِهِمْ خَيْرًاۙ وَقَالُوا هٰذَآ اِفْكٌ مُب۪ينٌ

“Onu işittikleri zaman mü'minler ile mü'mineler kendi vicdanlarında hayırlı bir zanda bulunarak, "Bu bir apaçık iftiradır," demeli değil mi idiler?”[2]

لَوْلَا جَآؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَآءَۚ فَاِذْ لَمْ يَاْتُوا بِالشُّهَدَآءِ فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ

“Onun üzerine dört şahit getirmeli değil mi idiler? Ma-dem ki, şahitleri getiremediler, artık onlardır Allah katında yalancılar, onlardır.”[3]

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ لَمَسَّكُمْ ف۪ي مَآ اَفَضْتُمْ ف۪يهِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۚ

“Ve eğer Allah'ın fazl-u rahmeti dünyada ve ahirette üstünüzde olmasa idi elbette o içine daldığınız yaygaradan dolayı sizi pek büyük bir azap kaplardı.”[4]

اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًاۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمٌ

“O vakit ki, onu (iftirayı) dillerinizle karşılayıp kabul ediyordunuz. Kendisine sizin bilginiz olmayan şeyi ağız-larınızla söylüyordunuz ve onu kolay sanıyordunuz. Halbuki o, Allah katında pek büyüktür.”[5]

وَلَوْلَآ اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَآ اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَاۗ سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ

“Onu işittiğiniz zaman, "Bunu söylemek bize layık ol-maz, hâşâ bu, pek büyük bir iftiradır," demeli değil mi idiniz?”[6]

يَعِظُكُمُ اللّٰهُ اَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِه۪ٓ اَبَدًا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ

“Allah size öğüt veriyor ki, bunun bir misline ebedîyyen avdet etmeyesiniz, eğer siz mü'min kimseler iseniz.”[7]

وَيُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

“Ve Allah sizin için âyetleri apaçık beyan ediyor, ve Allah alîmdir, hakîmdir.”[8]

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

“Muhakkak o kimseler ki, imân etmiş olanlar arasında çirkin, yaramaz şeylerin yayılmasını arzu ederler, o kimseler için dünyada ve ahirette pek acıklı bir azap vardır ve Allah bilir, sizler ise bilmezsiniz.”[9]

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟

“Ve eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti sizin üzerinize olmasa idi (elbette ki, sizi muazzep kılardı) ve şüphe yok ki, Allah çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.”[10]

Ey mü’minler ey Ashab-ı Resulullah ben sizi sınamanın için bu işi yapdım bu sizin için büyük bir imtihandı kiminiz köşelere çekilip dedikoduya başladınız niçin demediniz ki,

هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ

‘haze buhtanil azim’[11] bu hıtap gelince Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem secdeye kapandı Allah razı olsun Ömer’den dedi vallahi eğer Ömer’de bu sözü söylemeseydi hepimiz mahvolmuşduk dedi. Vallahi buhtanil azim dedi ya Allahu Teala niçin siz de demediniz hepiniz bunu tasdik etmeniz lazımdı bu ayet gelmezden önce bir kısmı Hazreti Ömer’e sen yalan yere yemin ettin dediler sonra Cenab-ı Hak Hazreti Ömer’in sözünü tasdik edince sen bunun doğru olduğunu nerden bildin dediler onlara dedi ki biz bu Peygamberin arkasına ne diye düşdük bu Allah’ın sevgilisi Hak Peygamberi Allah’ın dosdu Habibullah değil mi Allah kendi sevgili dostunu namusunu gözü göre göre payumar ettirir mi. Allah’ın görmediği yer var mı. Allah sevdiğinin namusunu korumaz mı. Onun için vallahi buhtanil azim dedim buyurdu.

İşte kardeşim Allah’ın evliyası Peygamberi her zaman görüp duymaz ama Allah’ın onlara gösterme adeti var. Allah diledimiydi perdeyi açar nas onun için temkinli bulunur ki bilmez dediğin zaman bilir görmez dediğin zaman görür diye her zaman görüyor diye itikat eder ihtiyatlı bulunmanın için.

 


[1] Nur 24/11

[2] Nur 24/12

[3] Nur 24/13

[4] Nur 24/14

[5] Nur 24/15

[6] Nur 24/16

[7] Nur 24/17

[8] Nur 24/18

[9] Nur 24/19

[10] Nur 24/20

[11] Nur 24/16

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>