canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

CENAB-I HAKK’IN EN EVVEL NEYİ HALK ETTİĞİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

CENAB-I HAKK’IN EN EVVEL NEYİ HALK ETTİĞİ

 

Cenab-ı Hak Teala, hadis-i kudsi’sinde:

كُـنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَاَحْبَبْتُ اَنْ اُعْرَفَ فَحَلَقْتُ الْخَلْقَ

Yani, Ben bir gizli hazine idim, diledim ki bilineyim; kendimden bir sevgi zuhur etti, kendi nurumdan bir nur ayırdım. O nurdan ahir zaman Nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin nurunu halk eylediğini ve o nurun bir kısmından yerleri ve gökleri ve bütün mevcudatı yarattığını haber veriyor ve o nurun bir kısmından da Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin ruhunu halk eylediğini ve Peygamber Efendimizin ruhundan da bütün insanların ruhunu da Peygamber Efendimizin ruhundan halk eylediğini haber veriyor.

Ashablar, Peygamber Efendimize sordular ki;

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

Yani, en evvel Allahu Teala neyi halk eyledi, ya Resulullah?

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ى

Yani, Cenab-ı Allahu Teala, en evvel sizin Nebinizin  Benim nurumu halk eyledi.[1] buyurdular.  

A’raf suresi, 172. Ayet-i Kerime’sinde buyuruyor ki:

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪يٓ اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰىٓ اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚ شَهِدْنَاۚ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ

Cenab-ı Hak ruhları halk edince, ruhlara; Ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Bütün ruhlar, belâ, yâ Rabbî, Sen bizim Rabbimizsin dediler. İkrar ettiler ve itiraf ettik, Sen bizim Rabbimiz ve Halıkımızsın. Şehadet ettik ki, yevmî kıyamette biz bu şehadetten gafil idik, demeyelim. Allahu Teala’nın onları işhaddan hikmeti, yevmî kıyamette onlar, biz bundan gafil idik demesinler. Kendi nefislerine kendilerini şahit kılmıştır.

İşte evlad-ı Adem cümlesi Adem aleyhisselamdan zuhur etmiştir ve yevmî misakta zuhur eden zürriyet tamam olmadıkça, kıyametin kopmayacağı malumdur. Yaratılan zürriyetin cümlesi, bu alemde gelip, isbat-ı vücud etmedikçe kıyamet kaim olmaz.

İşte cesetçe babamız Adem babamızdır. Ruhca cümlemizin ruhu Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhundan yaratıldığı için cümlemizin ruh babamız, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhudur. Adem babamızın da ruhunun babası, Peygamber Efendimizin ruhudur. Ashaplar dediler ki, evvela Allah neyi halk etti, ya Resulullah? Buyurdular ki:

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ى

Yani Allahu Teala en evvel sizin Nebinizin nurunu halk eyledi,[2] buyurdular. Peygamber Efendimizin iki yüz bir ismi olduğu rivayet ediliyor. Bir ismi de Ebel ervah, yani ruhlar babası demektir.

Hadis-i Şerif:

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ى

Yani, en evvel Cenab-ı Allahu Teala sizin Nebinizin nurunu yarattı buyurdular. Bu hadisin mefhum-ı münifi üzere, Allahu Teala Hazretleri cümle mahlukundan evvel arşı ve kürsi ve levhi ve kalemi ve cennet ile cehennemi ve melaike-i izam ve semavat ve arzın ve şems ve kamer ve ins ile candan hiçbirisi halk olunmazdan evvel, Cenab-ı Hak kendi nurundan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın nurunu halk etti.

Ve Allahu Teala Hazretlerinin mahlukunu halka irade-i aliyyesi taalluk ettik de, onları dahi Nur-u Muhammedi’den halk etti. Vakta ki, Adem Aleyhisselam halk olunup, Ademle alem müzeyyen kılındık da, Nur-ı Muhammedi Adem’in alnına vaaz olundu ve nur onda bir çok zaman karar edip, o nurdan ırmak suyu sadası gibi sada zahir oldu.

Adem aleyhisselam, yâ Rabbî, Seni tesbih ve takdis ve tenzih ederim, bu cephemde olan avaz ve sada nedir, dedik de, Allahu azimüşşan, ya Adem, ol sada evladından Hatemen Nebiyyin ve Seyyidül Mürselin olan Muhammed Aleyhissalatu vesselam Haz-retlerinin nurunun tesbih ve takdisi sada ve avazıdır, dedi ve, ya Adem, sen bu nura çok ziyade tazim ve hıfzına çok ihtimam eyle ve senden evladına bu nur naklettiğinde ona da tenbih eyle ve bilcümle evladına, taa nur sahibi Muhammed aleyhissatalu vesselam bizzat vücuda gelinceye kadar, müteselsilen ve muttasılan kendileri halife olacaklara tenbih eylemelerini tavsiye eyle, diye emir buyurmuşlar ve nikah edecekleri kadınlar çok temiz, tahire olan kadınları nikah etsinler ve bu nuru zayi etmeyip, muhafazasına çok ihtimam göstersinler, diye Adem aleyhisselamdan ahd ve misak ahz eyledi.

Ve ol nur Adem safiyyullahın cebhe-i mübaremesinde karanlık gecede kamerin ziyası gibi ziya verirdi ve Adem aleyhisselam Havva (r.anha) ile cem olmak murad ettiklerinde kendilerini çok tathir ve temiz eder idi. Ya Havva, bu bende olan nur-ı alişan sana taharetle vasıl ola, der idi. Ve Adem ve Havva aleyhime daima bu hal üzere bulunurlar idi. Ve Havva (r.anha) her hamile olduğunda, Adem aleyhisselamın cebhe-i saadetlerine nazar edip, o nur-ı alişanı hâlâ gördüğünde, henüz ol nur-ı alişanın sahibinin gelmediğini idrak buyururlar idi.

Havva radiyallahu anha yirmi defa hamile oldu ve ta ebül enbiya Şit aleyhisselama hamile olunca, Şit aleyhisselamdan evvel yirmi hamilelerde ikiz olarak bir erkek ile bir kız doğurdu ve Şit aley-hisselama hamile olduğunda ol nur-ı alişan Adem aleyhisselamın cebhesinden gaib olup, Havva (r.anha)’nın alnında zahir oldu ve onda dahi tesbih ve tehlil avazı zuhur ettiğinden Havva (r.anha) ziyade mesrur ve ferah olurdu.

Ve hüsn-ü behçet ve cemali müzdad oldu ve Hak Celle ve Âlâ Hazretleri Havva Anamızın anlındaki Nur-ı Muhammed’i kendisine intikal edecek olan Şit aleyhisselamı rahm-i maderinde yanında kız evladı olmayarak yalnız halk etti ve Havva (r.anha) Şit aleyhisselamı yalnız olarak vaz’ edip, ona nazarla iki kaşının arasında nuru görünce, Nur-ı Muhammedi’nin ona intikali ve ittisali malum oldu ve Şit aleyhisselam büluğa erdiğinde.

Adem aleyhisselim, Şit aleyhisselamın elinden tutup, oğlum, tahkik Allahu Teala Hazretleri senin yüzünde olan Nur-ı Muham-medi’yi ancak hatunların ziyade tahiresine vaz’ ettirmem için benden ahd ü peyman ahz eyledi, dedikten sonra, tazarru ve niyaza başlayarak yâ Rabbî, bu nur-ı alişanı muhafazaya benden ahd ü peyman ahzettin. Ben de oğlum Şit’ten ahd almak murad ederim. Taa ki, bu ahdı misakta hazır bulunup, şahadet eylemeleri için şahit irsal buyurun, diye niyaz eylemesiyle, Cebrail’i emin yetmiş bin melaike-i kiram ile nüzul etti.

Ve Allahu Teala Hazretlerinin tahkik, Habibimin nuru asla bedeni erhama zaman nakli yakın kaldı, oğlun Şit’e vasiyet eyle ve onun dahi oğluna ve oğlunun oğluna ve kendilerine halife olacaklara tavsiye etmek ve taa ki, bu nur-ı alişanın sahibi gelince, tahir ve tahirata nakledip, kat’a ırk-ı şeriflerine ve neseb-i latiflerine ayb ve nakısa tari olmamak üzere, bu melaike şahadetleriyle oğlun Şit’ten ahd ve peyman almanızı emir eyledi, diye ferman-ı ilahiyeyi Adem’e tebliğ ettiğinde, zikrolununan melaike şahit ve hazır bulundukları halde, Şit aleyhisselam’dan ahdı ve peyman alındı.

Ve o makamda kadınların hem sıfatta nur güzelliği hem de ahlak ve huyda güzel ve temizlik yönünden. Havva’nın şebihe ve misilesi Nahva iyletil Beyza namında bir hatunun Cebrail eminin hutbesi ve melaik-i kiramın şahadetleri ile Şit aleyhisselam’a akd-ı nikahı icra edildi. Mevlid-i Süleyman Efendi merhumun manzumesinde bu bahse dair:

 

İşbu resmile müselsel muttasıl

Taa olunca Mustafa’ya müntakıl

Geldi çün ol rahmeten lilalemin

Vardı nur anda karar etti hemin

 

diye silk-i nazma keşide eylediği makalesi muhtasar ve müfid ve bihakkın şayan-ı takdirdir.

Zikrolunan ve Adem safiyyullah’dan ve ondan sonra dahi veledi Şit aleyhisselamdan ahzolunan ve evlad-ı evladına, taa sahib-i nur Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e gelinceye kadar, vasiyet edilip, alınan ahidnamenin hükmü ki, kabile-i arabın gayet tahiresinden olan hatunu akdu nikah etmektir.

Bu nuri Muhammediye sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin nuru Adem babamızdan Havva anamızdan Şit aleyhisselam’dan Abdulmuttalip oğlu Abdullah’a kadar herhangi erkek ve kadınlara bu nur intikal etti ise onlardan nur intikal olunanlardan hiçbir tanesi ne zina yaptılar ne de put’a taptılar. Böyle bir temiz sülpten süzülerek Peygamber sallallahu aleyhi
ve sellem Efendimizin babası Abdullah’a temiz olarak intikal etti. O emanet olan nuri ilahide sahibini bulup Sevgili Peygamberimize intikal etti.

İhtimam-ı tam ile muhafaza edilerek ve Nur-ı Muhammedi aslab ve erhama intikal ederek müteselsilen ve muttasılan eb-i Resulullah, Hazret-i Abdullah bin Abdulmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf’a vasıl olmuştu ki, Hazret-i Abdullah, Abdulmuttalib hazretlerinin en küçük evladıdır ve Hazreti Abdulmuttalib’in tahirattan zevcesi Fatıma binti Amr übni Gaiz nam hatundan tevellüd etmiştir ve Hazret-i Abdullah’da nur-ı Muhammedi tezayüd edip, Allahu Teala Hazretleri Sihir, cin ve şeytan şerrinden hıfz edip, yevmen feyevmen hüsn ve cemali terakkide olup, bazı zuhurat ve alamat ve ihbarata mebni ve alnında zahir olan nura mübteni beynennas Nebiyy-i Âhir Zaman Hazretlerinin babasıdır diye meşhur olup söylenirdi.

Tafsilatı kütüb-i siyerde mestur bulunduğu vechile kendilerinde acayip ve garaip ahval zuhur ettiğinden, etrafta olanlar kızlarını Abdullah’a vermeye talip olurlar idi. Fakat Abdulmuttalib Hazretleri alacağımız kızın babası Kureyşi olmak gerektir, diye hiç birine itibar etmezdi.

Ve Hazret-i Abdullah, yirmi beş yaşına girdiğinde, hüsn-i kemalda ve Nur-ı Muhammedi alnında güneş gibi her tarafı ışıtmakta ve eseri gözükmekte idi. Abdulmuttalib Hazretleri evlad ve akrabalarıyla bir yere gelip, oğlum Abdullah kemala erdi ve etrafta ona talibler çoğaldı. Kabile-i Kureyş’te ona münasip ne şekil kız vardır, diye müşavere ettiklerinde evlât ve akraba müşaverelerin tarafından Medine hakimi Vehb bin Abdimenaf bin Zühre’nin kızı Amine ona münasiptir. Çünkü bu vakitte ondan edibe ve hüsn-ü cemal sirette ona muadil kız yoktur. Hususiyle ulema, ol Nebiyy-i Mükerrem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin validesi ve hem pederi tarafından Abdimenaf adlı kimse bulunmalıdır, diye ittifak etmişlerdir.

Abdullah hazretlerinin cedd-i a’lası Abdimenaf ve Amine hazretlerinin dahi ceddi Abdimenaf’dır. Bu gayet münasiptir, denildikte, Abdulmuttalib Hazretleri, sözünüz doğrudur, Amine Hazretleri her vechile münasiptir. Ancak onun da bilcümle Arap ve Araba ve kabail ve ümera arasında ismet ve iffet ile şöhreti olduğundan, kabailin onun nikahına talib oldular. Çok nesneler verip istedikleri halde, pederi vermedi. Bu babda acaba ne etsek diye fikir ve endişede iken (Yasin suresi ayet-38)

ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۜ

Cenab-ı Halikul esbab ve ileyhil merciu velmeab hazretleri Abdulmuttalib hazretlerinin hüsnü ve cemalin ve sireti ve edebin kehene ve muabbirinden ve Medine’de bulunan ahbar-ı Yahudi’den, ahir zaman Peygamberinin babası olacağı Amine’nin babası Vehb kerrat ile işittirmiş olmasıyla Vehb’in kalbinde zaruri muhabbet ve alaka peyda edip, kızı Amine’yi Abdullah Hazretlerine vermeye talip olur, haber göndermek murad eylediyse de Vehb ziyade kamil bir zat olduğundan, düşünüp, bu iş mektupla olmaz, diye hemen kendi yerine bir vekil tayin edip, kendisinin bizzat Mekke’ye gidip, hem Kabetullah’ı ziyaret ve hem de Abdullah’ı rü’yet ile eğer haber verdikleri emarat ve alâmetlerden onda var ise, Kızı Amine’yi ona orada akd-i nikah etmek re’yini tercih ve ihtiyar ederek, kendisi begayet şeci ve bahadır bulunduğundan, Medine-i Münevvere’den yalnız çıkıp, Mekke-i Mükerreme’ye müteveccih oldu ve Mekke’ye henüz dahil olmaksızın, Mekke haricinde hasbet tesadüf ola, Abdullah Hazretlerini gördü. Rü’yet ve müşahedelerinde yüzünde lemean eden nurun Nur-ı Muhammedi ve onun ahir zaman Peygamberinin babası olduğuna asla şüphesi kalmayıp, kızı Amine’yi ona tezvice zihninde katiyyen karar vermiştir.

Şu halde Abdulmuttalib Hazretlerine akrabasıyla Mekke’de akd-i meşveret edip, Vehb’den kızı Amine’yi ne suretle istesek diye, müzakere ve müşaverede iken Abdulmuttalib’in itba ve ensarı Medine hakimi Vehb’in geldiğini ve Abdulmuttalib’i görmek istediğini Abdulmuttalib’e beyan ettiklerinde, Abdulmuttalib dahi istikbaline çıkıp, vuku bulan mülakat ve müsahabette Vehb tarafından, ya Abdulmuttalib, senden büyük bir ricam vardır.

Bunca eşraf-ı Mekke ve sadat-ı Kureyş huzurunuzda iken, cümlesinden rica ederim ki, Beyt-i Mükerreme ve Ka’be-i Muazzama hürmetine kabul buyurasınız, dediğinde cevaben, Abdulmuttalib canibinden, sem’an ve taaten alarra’si velayn kelimat-ı icabet etmesiyle, efendim, muradınız her ne ise buyurunuz, denilmesi üzerine Vehb mâhâsıl arzusunu beyana başladı.

Cümlenizin malumudur ki, kızım Amine ismet ve iffet, yani her hususta asrın cümlesinden hayırlı olup, bunca ümera ve müluk istediler, talib oldular, hiçbirine vermedim, ancak sizden recam budur ki, ya Abdülmuttalib, ol kızım Amine’yi oğlun Abdullah’ın cariyeliğine verdim. Bunca eşraf ve sadat içinde kabul buyurunuz, beni mesrur ediniz, demesiyle, Abdülmuttalib kemal-i sürur ile kabul edip, o saatte akdi ve tezevvüc-i nikah ettiler.

Ve mecliste her türlü ziyafetler, yeyip içtiler. Ahir zaman nebisinin zuhuratı ve alameti Medine’de bulunan ahbar-ı Yahud’dan, babasının Abdullah olması işitilmiş idi. Çünkü Cenab-ı Hak İncil’de ve Tevrat’ta haber vermişti. Nur-ı Muhammedi cebhesinde görünüp, haber verilen alametler onda görülünce, çevreye yakın ve uzaktan geldiler ki, adetleri iki yüz kadar kadın, herkes kızını Abdullah’a vermek için teklifte bulundular. Çok mallar adayıp, yalvardılar, olmadı. Amine validemizin annesi de gelmiş idi. Söz sırasını o aldı, ne söyleyecek bakalım:

 

Geldik Amine annesi sözüne

Baktı Abdülmuttalibin yüzüne

Dedi, ben dahi size vereyim kızım

Diriği etme sana tuttum yüzüm

 

Kızım Amine, sorarsan bana

Hubluğun vasfedeyim ben sana

İki kaşları kurulmuş misli yay

Yüzüne güneş aşık, alnına ay

 

Gizlemiştir kiprik okun yayına

Attığı demde akıllar bayına

Zülfü çini saçı anber gözü kara

Ver salavat doğunca Peygambere

 

Ağzı hokka dişleri dürdaneler

Baktığı dem yakılır pervaneler

La’li bedehşandan idi lebleri

Şekeri kılar hacil ağzı yarı

 

Yanağından kara benler hindi var

Gülistanında tutar bülbül karar

İki yanağı kızıl benzer güle

Gülicek gül güle düşer bülbüle

 

Buçuk arşın boyu kafuriden ak

İnşaallah size de bize de nasib ede Hak

Servi sanavber irişmez boyuna

Hüsnü bağçesinde alem toyuna

 

Böyle medhin verirem size bugün

Ger kabul ederseniz edelim düğün

Çün bu hatun sözünü işittiler

Birbirleriyle hoş tanışık ettiler

 

Dediler senin kızın kıldık kabul

Var helaline danış yarakda ol

Hatun işin bitirip düşdü yola

Seviniben, der Allah’a şükür ola

 

Şad u hurrem erişti ol

Yedi bugün katraya karıştı göl

Veheb’e hatun eyitti iş biddi hele

Sevinüben Abdullah’ı getirdim ele

 

Veheb eyitti hatuna ey canım canı

Sanki bana verdin iki cihanı

Hak’ka çok şükür işimiz oldu tamam

Ulu devlet bizim oldu vesselam

 

Gör ne yarı kıldı bize Hak çalab

Niceler kılmış anı çok taleb

Biz bunların hem gücin görelim

Şükrane derlerse canlar verelim.

 

Katı sevinmektedir bunlar, bugün

Yerağ ederler, kim ederler düğün

Mekke’de Beni Kureyş kamusu derildiler

Duruben Medine’ye Veheb evine geldiler

 

Veheb bunları hoş izzet eyledi

Türlü nimetleri döküben toyladı

Çünkü nimet yediler içtiler

Bu söze yüzden perdeler açtılar

 

Dediler el tutuşun akd edelim

Gelinimiz verin alıp gidelim

Eller tutuşup akdettiler

Sevinip cümle murada yettiler

 

Türlü hilatlar geydirdiler kıza

Saçtı güllab şol dem yüze

Bezediler onu tavuz gibi

Amine aydır bunlar yıldız gibi

 

İki kat etti şol kadem dalını

Öptü atası hem anası elini

Ata ana çok dualar ettiler

El getürüp yüzlerine sürdüler

 

Dediler ne baht ile devlet bul beka

Var seni ısmarladık bu gün Hak’ka

Devletin artsın senin daim müdam

İnşaallah senden gele görgülü nam

 

Elin alıp hatunlar cümle girdi yola

Alayınca kız gelin cümle bile

Şad u hurrem gelip eriştiler

Şeker şerbetler içtiler

 

Receb ayının evvel cumasında

Göründü nur Amine cebhesinde

Amine rahmine çün düştü gevher

Şeytan ol gece göğsün döğer

 

Kaçuben çıktı Kubeys Dağına

Derdile çağırdı cümle oğluna

Külli oğlanları derildiler

Yükrüşüben tez katına geldiler

 

Dediler ey atamız noldu sana

İşbu işine biz kaldık tana

Biz seni hiç buncılayın görmedik

Kaygulu gördük yüzünü gülmedik

 

İşbu işi bildiriver bize

Kaygu gitsin şazilik gelsin bize

Şeytan eydür bildirüben iş nice

Ol Nebi hazineye düştü bu gece

 

Dünya ve ahireti hükmü tutuser

Onun mucizatı bite oklar atıser

Yüreğime katı oldu bu verem

Dünyada oldu bize gülmek haram

 

Ne kadar yetim ise de server durur

Rahmeti cümle cihanı doldurur

Hem rebiül evvel ayı nicesi

On ikinci gece isneyn gecesi

 

Dinle imdi ol Celilin lutfunu

Nice getürdü anadan ol anı

Hak Teala emir kıldı ol gece

Hep yaradılmış kullar ziyneti

 

Dedi rıdvana ki durma tez yeri

Hoş bezet kasurları cenneti

Kim bu gece Hak Habibi çün gelür

Hem yağar halk üzere Hak rahmeti

Ehl-i cennet huri gılman kamu

Saçılar saçıplar kılsun rağbeti

Amine hatun çün vakt oldu tamam

Çün vücuda gele ol Hak vehbeti

 

Susadım ben su dilerem içmeğe

Verdiler bir kase ile şerbeti

Kardan ak idi ve hem soğuk idi

Hem şirin idi şekerden lezzeti

 

Sonra gark oldu vücudum nur ile

Bürüdü beni O nurun ismeti

Geldi bir ak kuş kanadıyla beni

Arkamı sığadı kuvvetle kati

 

Doğdu ol saat ol Şah-ı Resul

Kim bununla alem buldu izzeti

Bir kez ol Hak dedi ya seyyidi taal

Doğdu anadan dedi lebbeyk zülcelal

 

Merhaba ey gönlü pak kalbi selim

Merhaba ey sözü pak gönlü halim

Manada alemlere sultan durur

Yüzü benzer aya kaşlar hilaldır

 

Nuru yerden göğe dek tutmuş tamam

Şazilikten bi karar oldu humam

Pes dendi ya Amine durgil Uru

Oğluyun yüzüne bak gıl gelberü

 

Kokusuna benzemez miski muhal

Nurunun aydınlığı dolmuş hilal

Kim bunun gibi eflak içinde bir oğul

Buna benzer anadan doğmuş değil

Kimsenin bu resme oğlu olmadı

Ya beşerden böyle insan gelmedi

Amine hatun yerinden durdu tez

Varüben oğlu yüzün gördü tez

 

Ki taban yüzü nur-ı maha benzer

Veli başdan ayağa cana benzer

Gözü nuru dahi gülden nazik

Dudağı la’l-i mercana benzer

 

Kemaline erişmez akl-u idrak

Cemal-i Yusuf-ı Ken’an’a benzer

Anasının yüzüne baktı güldü

Gülmesiyle evin içi nurla doldu

 

Yedi gökler kamusu nurla doldu

Tebessüm etti çün lutfile güldü

Mekke içre mevlidi oldu ayan

Geldi gördü nerdübanı hem zaman

 

Kamu yerlerden işiden geldiler

Gördüler cümle ziyaret kıldılar

Yüzüne bakan cemalin gören

Cümle hayran oldular anda varan

 

Dediler bu acep insan mıdır ki

Ya insan suretinde bir can mıdır ki

Pür nur olup çıktı sultan aleme

Vasfı ne dile gelir ne kaleme

 

Çün vücuda geldi görgülü imam

Yer ile gök şazilik doldu tamam

 

Amine eder babasının öldüğüne gayet melul oldum

Oğlum oldukta şad olup güldüm

 

Benim muradımı verdi Mevlam

Cümle kulların muradın ver ey Hudam

Ay cemali gün yüzü bedr-i Münir

Ey kamu düşmüşlere destegir

 

Ey gönüller derdinin dermanı Sen

Ey yaradılmışların sultanı Sen

Sensin ol sultan-ı nur-ı enbiya

Nur-ı çeşm-i evliya vü asfiya

 

I. KASİDE

Her sözleri her derde kanunu şifa

Kim tutarsa bulur sıhhatla safa

Eğer muradınsa cihanda ihtida

Gel bugün ahlakına kıl iktida

 

Zat-ı mahbub-ı Huda hulkı azim

Adı Mahmud Muhammed hem Rahim

Söylemezdi hergiz ol zayi kelam

Söyler idi ilm ü hikmet vesselam

 

Günler olurdu ki yemezdi taam

Yer ve gök miftahı elindeyken tamam

Menbaul adab idi ol hayrunnas

Ululanmazdı giyerdi köhne libas

 

Şahı iken kevneynin geymezdi harir

Kaçmasın benden deyü her bir fakir

Gönlü engin idi kendi alişan

Verir idi kabe kavseynden nişan

 

Gitmez idi hiç abdestsiz bir yere

Yatmaz idi abdestsiz bistere

Az uyurdu gece ol mimar-ı din

Kalkar idi seherde ol emin

 

Gönlü Mevlasında dilde Rabbena

Gah dua eder Hak’ka gah sena

Gel nazar kıl bu hale sen dahi

Bizde var mıdır birisi, ey ahi

 

II. KASİDE

Meded Allahım, sana sundum elimi

Allahım, bizi Muhammed’den ayırma

Ya ben kime arz edeyim halimi

Allah’ım bizi Muhammed’den ayırma

 

Ey benim sevdiğim lütfi celilim

İbrahime dedin dostum Halilim

Zahirde batında senin dediğin

Allah’ım bizi Muhammed’den ayırma

 

Evliyanın yolu gider dostuna

Can boyanır anber ile miskine

İmam Hasan Şah Hüseyin aşkına

Allah’ım bizi Muhammed’den ayırma

 

Sinanoğlu söyler sözün dumansız

Sen hak Peygambersin şeksiz gümansız

Sana uymayanlar gider imansız

Allah’ım bizi Muhammed’den ayırma

 

III. KASİDE

Aşkın ile yanan özler

Sevgisin kalbinde gizler

Cemalini gören gözler

Gayriye döner mi ya Resulallah

 

Terinden açılan güller

Sana aşık cümle eller

Seni medheyleyen diller

Çürür mü ya Resulallah

 

Olupsun aleme maşuk

Yer gök cemaline aşık

Aşkın ile yanan ışık

Söner mi ya Resulallah

 

Sevgin aşıkları yakar

Gülün burcu burcu kokar

Parmaklarından sular akar

Pınar mı ya Resulallah

 

Efendim kadrin bilenler

Ölmeden evvel ölenler

Nefsine hakim olanlar

Yanar mı ya Resulallah

 

Pınar mı, ya Resulallah, beytini açıklayalım inşaallah: Pey-gamber Efendimiz bir harpte ordunun suyu kalmadı. Asker çok sıkıştı. Resulullaha müracaat ettiler, Resulallah Efendimiz ellerini kaldırıp, dua eyledi; hemen on parmaklarından pınar gibi sular akıp, bütün asker ve hayvanlar doydular ve su kaplarını da doldurdular.

 


[1] Ferâidü-l-Fevâid fi beyani-l-Akâid s.87 (Osmanlıca baskı.), Şerh ve tercüme-i delaili Abdulkadir’i Geylani, Kettani Mütavatir hadisler.

[2] Ferâidü-l-Fevâid fi beyani-l-Akâid s.87 (Osmanlıca baskı.), Şerh ve tercüme-i delaili Abdulkadir’i Geylani, Kettani Mütavatir hadisler.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>