canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HAZRETİ NEVFEL’İN DİRİLMESİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

 

Hz. NEVFEL’İN DİRİLMESİ

 

Şeyh Ebul-Ferecül-Cevheri, Hasan-ı Basri'den, o da Hz. Alinin oğlu Hasan'dan rivayet etmiştir ki:

Hazret-i Ali; bir gün hutbede halkı harbe teşvik ediyordu.;Birisi ayağa kalkıp: “Ey mü'minlerin emiri bana Allah yolundaki cihad­dan ve gazilerin sevabından haber ver,” dedi. Hz. Ali cevaben buyur­dular ki:

“Bir gün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber muharebeye gidi­yorduk, senin benden sorduğun gibi ben de Resul-i Ekrem'den sor­dum. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:

“Bir kavim muharebeye niyet etse Hak Teala onlar için cehen­nemden kurtulduklarını gösteren berat yazar. Sefere gidenlerin sayı­sının çokluğu ile Hak Teala meleklerine karşı öğünür. “Kullarıma bakın, benim rızam için cihada gidiyorlar,”buyurur. Ne zaman çoluk çocukları ile veda. ederler, evin duvarları ve tahtaları onlar için ağ­larlar. Günahlarından temiz olup yeniden doğmuş gibi olurlar. Cenab-ı Hak, her bir mücahide kırk bin melek verir. Bunlar mücahide gele­cek bütün zararlardan onu korurlar. Mücahidin işlediği her sevap bire iki yazılır. Bin sene ibadet etmiş kadar kendilerine fazilet verilir. Allah Hak yolunda muharebe edenlere öyle sevap verilir ki: Dünyanın bütün insanları katip olsa onların sevaplarını yazmakla bitiremezler Bütün melekler muharebe eden ehl-i imanı korurlar, bilhassa Arş-ı alanın altından bir melek şöyle nida eder:. “Cennet kılıçların gölgesi altındadır.”

Şehide düşman darbesi hararetli günde soğuk su içmiş gibi tatlı gelir. Harp esnasında atından düşerse, düşmeden önce, Cenab-ı Hak onun sağından ve solundan iki melek gönderir, cennette kendisine yapılacak. ikram ve ikramları müjdeler. Kul yere düşünce, Ona:

Hoş geldin, sefa geldin, ey temiz ruh, bedeninden çıktın. Sana müjdeler olsun. Cenab-ı Hak sana cennette gözlerin görmediği, ku­lakların duymadığı ve hiç kimsenin batınına gelmeyen nimetler ha­zırlamıştır diye hitap olunur.

Resul-i Kibriya sözlerine devamla şöyle buyurdular: Ben, o şehidin çoluk çocuğunun vekiliyim. Onu inciten beni in­citmiş gibi olur. Onu razı eden beni razı etmiş gibi olur.”

Cenab-ı Hak şehitlerin ruhlarını yeşil kuşların kursağına koy­muştur. Cennete girer, yemişlerinden yerler, sularından içerler, her şehide Firdevs adındaki cennet misalinden yetmiş kadar cennet kasrı verilir. Her iki kasrın arası Yemen ile Mekke arası kadardır. Köşklerin nuru şark ile garbı aydınlatır. Her kasrın yetmiş kapısı vardır. Her kapının üstünde bir köşk vardır. Her köşkte yetmiş çadır, her çadırda yetmiş divan vardır. Divanların ayakları inci, yakut ve zebercetten olup her divanda kırk arşın kalınlığında yatak vardır. Her birinde huriler ve ellerinde kıymetli taşlarla süslenmiş leğen, ibrik ve boyun­larında mendil olan hizmetçiler vardır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yemin ederek buyurdular ki: “Kıyamet gününde şehitler mahşer yerine gelirken, yolda Pey­gamberler kendilerini karşılarlar, her çeşit ziynetlerle süslenmiş kür­siler üzerine otururlar, akraba ve dostlarından yetmiş kişiye şefaat ederler.)

Hz. Ali (Alah ondan razı olsun) buyurur ki: “Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu­nu söyleyince, Nevfel isminde birisi iki oğlunu ve hanımını da getire­rek:

Ya Resulullah! Nevfel kuluna şehitlik nasip et, bu iki oğlunu yetim ve annelerini dul eyle,” diye duada bulundu.

Sonra kılıcı kuşanıp atına binerek harbe yürüdü. Bir çok düş­man öldürdü. Arkasından şehid oldu. Zübeyr bin Avvam (Allah on­dan razı olsun) diyor ki: “Nevfelin şehadet halini Resulullah'a ulaştırdım. Allah, gazanı Nevfel ile mübarek eylesin,) dedim. Resul-i Ekremin gözleri yaşla doldu.

Ashab-ı kiramla kalkıp Nevfel’in şehid oldugu yere doğru gitti. Sad İbni Ebi Vakkas ok atıp müşrikleri Nevfel’in yanından dağıttı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Nevfel’in başını dizi üzerine alıp: ­

Cenab-ı Hak sana rahmet eylesin. Allah kıyamet gününde her­kesi çağırdığında sen arşın altından çıkarsın. Başın sağ elinde ve damarlarından kan akar. Kokusu miskden güzeldir. Hesapsız olarak cennete gidersin” buyurdular.

Yine Abdurrahman Bin Avf Hazretlerine emrettiler, örtü getir­mesini ve onunla Nevfel’in defnedilmesini emir buyurdular. Cenaze­den dönüşünde Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ayaklarının uçları üzerinde yürüye­rek geri döndüler. Sehabeden soranlara:

Beni Hak Peygamber olarak gönderen Ulu Allah'a yemin ede­rim ki, Nevfel’in etrafında o kadar melek toplandı ki, ayağımı basa­cak yer bulamadım. Hatta bir melek kanadını ayağımın altına koydu, ona bastım” buyurdu..

Cenaze merasiminden sonra Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem devamlı Nevfel’in mezarını ziyaret ederdi. Artık muharebe bitmiş Medineye dönüyorduk.

Kadınlar bir takım çalgılar çalarak ve bazı şiirler okuyarak bizle­ri karşıladılar. O sırada Nevfel'in hanımı iki oğlu ile Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ‘in ­huzuruna geldi.

“Ya Resulullah, gazanız mübarek olsun” dedikten sonra Nevfel'in durumunu sordu. Resul-i Kibriyanın gözleri yaşla doldu, yanında olanlar da ağladılar. Zübeyr Bin Avvam yanında idi. Şehadet haberi­ni vermeğe mübarek kalbi dayanamadığından eliyle arka tarafını işa­ret etti. Sonra arkadan Hz. Ali geliyordu, o da arkasını işaret etti.

Hz. Ali ve yanındakiler ağlamağa başladı. Sonra kadın yoluna, devam ederken, Hazret-i Osman'a tesadüf etti. Hazret-i Osman da kadına arkayı işaret etti. Arkadan Hz. Ömer geliyordu, hatun ona da sordu, kocasının durumundan haber istedi. Hz. Ömer eliyle arkasını işaret etti. Sonra kadın Hazret-i Ebubekir’in yanına geldi. Mu'az Bin Cebel diyor ki, ben o 'anda Ebubekir’in yanında idim.

Kadın Nevfel’i Hazret-i Ebubekir’den de sordu, arkada Zübeyr’den­ başka kimse kalmamıştı. Nevfel’i soran kadına karşı Ebubekir, mübarek sakalını avucuna aldı, şöyle münacaatta bulundu:

“Yâ Rabbî, bir gönül yıkmaktan Habibi Ekremin sakındı ve Ali, Osman, Ömer kaçındı. Ben müşkil vaziyette kaldım. Şayet Nevfel’in şehadet haberini verirsem, Habibine muhalefet etmiş olurum. Eğer­ geride kaldı, geliyor desem yalan söylemiş olurum. Bana Doğru söz ilham buyur ki, ben onu söyliyeyim,” demiştir. Arkasından Hak’ka bir sı­ğınarak Allah diye çağırdı, derhal Cenab-ı Hak’kın kudretiyle Nevfel elinde bir kılıç olduğu halde Hazreti Ebubekir’e gelip selam verdi. Beni mi çağırdın ya Sıddık, buradayım dedi.

Hazreti Ebubekr’in elini öptükten sonra. Hazreti Ali’yi, Hz. Osman’ı gördü onlara da selam verdi. Bütün Ashabı Kirama selam verdi ve onlar hayretler içerisinde kaldılar.

Zübeyr bin Avvam (Allah ondan razı olsun) diyor ki: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem seferden dönünce doğru mescide gidip iki rek'at namaz kılmak adetleri idi. Harbe gitmeyenler gelir, selam verirler, tebrik ederlerdi. Bu sefer de Resul-i Ekrem mescide gelip oturmuşlar­dı. Kapıda kalabalık meydana geldi. Nevfel’in içeri girip selam verdi­ğini gördüler. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Nevfel’i karşılayıp selamını aldılar. Otu­rurken:

Bu, Allahu Teala’nın bir alametidir. Acaba bu hal kimin sebebiyle meydana gelmiştir dedikleri an, Cebrail Aleyhisselam o anda nazil olmuş ve şöyle demiştir:

Ey Allah’ın Resulü! Şükür secdesine kapan, Allah ümmetin­den Hz. İsa gibi ölüleri dirilten birini yaratmıştır.

Cenab-ı Hak sana selam eder, mağara arkadaşın Sıddık sakalı ağzında iken bir kere da­ha: Ya Allah deseydi, İzzim Celalim hakkı için bütün şehidleri diriltir­dim. Ben Ebu Bekir’den razıyım o da benden razı mıdır? Onun sözü­nün üzerine Nevfel’i dirilttim. Zira o, cahiliyet devrinde de yalan söyle­memiştir.

Bunun üzerine Hazret-i Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ebubekir'in sakalını öptü. Cebrail Aleyhisselamın getirmiş olduğu müjdeyi kendisine söyledi. Ve ondan sonra:

Ey Ebubekir Allah sana büyük ihsanlarda bulunmuştur. Allah’a hamdolsun ki, ben dünyadan ayrılmadan önce, ümmetimden hazreti İsa gibi Allah’ın izniyle ölüleri dirilten birini gösterdi” buyurdu.

Bu iltifat karşısında Hazret-i Ebubekir başından sarığını çıkara­rak:

“Ya Resulullah, sizden sıkılmasam sarığımı cehennemin üzerine koyarım. Ümmetinin günahkarları Cehennemin ateşinden kurtulurlar dedi.

Rivayetlere göre, Nevfel o hadiseden sonra birkaç sene daha yaşa­dı. Evvelki evladlarından başka iki oğlu daha oldu. Sonra Yemame muharebesinde şehid oldu.[1]

Bizim kardeşlerimizden birisi bir cemaatta bulunmuş orada hocalar dervişler şeyhlerde varmış. Menakıbı çarıyarın bu yazdıklarına bir kısım hocalar böyle bir şey olamaz diye inkar etmişler. Diğer dervişlerde, şeylerde buna ses çıkarmamışlar oradaki bizim kadre-şimiz demişki ben size bir soru soracağım eğer cevap verirseniz bende size katılacağım. Seninki de derviş kafası ha demişler.

Sizin buna olamaz dediğinizin sebebi Allah bu işi yapamazmı diyorsunuz. Veya Allah Allah amma bunu yapacak kadar Allah değilmi diyorsunuz. Ne kadar ağır söz. Bu peygamber peygamber amma bu kadar Mucizata layık değilmi diyorsunuz. Hazreti Ebubekir evliya ama bukadar keramete layık değilmi diyorsunuz. Deyince hocalardan hiç cevap çıkmamış. Bir cevap verin diye sıkıştırınca sen haklısın demişler. Öyle demeseler kafir olurlar. Çünkü Cenab-ı Hak’kın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

 


[1] Şemsüddini Sivasi Menakıbı Çariyarı Güzeyn

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>