canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ÇALIŞIP KAZANMANIN FAZİLETLERİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

ÇALIŞIP KAZANMANIN FAZİLETLERİ

 

Camiu'l-Fetva'da bildirildiğine göre, Hazret-i Resul Aleyhisselam buyurdular ki:    

طَلَبُ الْحَلَالِ فَر۪يضَةٌ عَلٰى كُلِّ مُسْلِمٍ

“Helalden çalışıp kazanmak her kişinin üzerine farz-dır.”[1]

O halde bu demektir ki, bütün Müslümanlara, helalden çalışıp kazanç sağlayacağı ve rızkını elde etmeye vesile olacak bir belli iş ve mesleği öğrenip yapmak da farzdır. Onun içindir ki, İslam terbiyesinin parlak zamanlarında iş ve meslek terbiyesi, her Müslüman çocuğunun geçerli bir mesleği hak­kiyle öğrenip bir maişet vesilesini elde etmesi en başta gelen terbiye şartlarından kabul edilmiştir.

Bundan anlaşıldığına göre bir Müslümanın, meşru bir iş ve mes­leği tam olarak öğrenmesi ve onu hakkiyle yaparak kazanç sağlaması ibadettir. Zira bütün Peygamberler, kazanç ehli (bir iş ve meslek sahibi. olarak çalışıp kazanç sağlayan kimseler) idi.

Mesela Adem Peygamber aleyhisselam ekinci idi.

İbrahim Peygamber aleyhisselam bezzaz (bezci, dokumacı) idi.

İdris Peygamber aleyhisselam terzi di.

Davud Peygamber aleyhisselam zırh dokurdu. Süleyman Peygamber aleyhisselam zembil örerdi.

Zekeriya Peygamber aleyhisselam nacar (marangoz) idi.

Bizim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem koyun güder ve ticaret yapardı. Hepsi, bir iş ve meslek sahibi olarak çalışıp kendi kazançlarını yerlerdi.

Aynı zamanda Hz. Ebu Bekir Sıddık da bezzaz idi. Hazret-i Ömer’ül Faruk, sahtiyan (sepilenmiş deri) işlerdi. Hazret-i Osman tacir idi.

Hazret-i Ali kerremallahu veche para ile başkalarının işini görürdü. Allah onlardan razı olsun...

Önce bilmek gerektir ki, önce hem kendi nefsimizi şeytanı bilip onlarınla Allah yolunda şu emanetleri onlar gayri meşru yöne durmadan teşvik etmelerine karşı bunlarıda büyük bir düşman bilerek bunlarınla cihad etmek boynumuza borçtur. Ve bunların ile beraber içinde yaşadığımız vatanımızı, yurdumuzu, ordumuzu, milletimizi muhafaza edip korumak için din düşmanları ile savaş cihad etmek emri ilahidİr. Nefis ile şeytanla cihad etmek konuları geride defalarca yazıldı idi. Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bir hadisi şerifinde buyuruyor ki;

رَجَعْنَا مِنْ جِهَادِ الْأَصْغَرِ إِلَى الْجِهَادِ الْاَكْبَرْ

Yani sahabelerle bir büyük harpten dönüp gelirken Sahabelere bu hadisi şerifle cihad etmeyi haber verdi. “Döndük küçük harpten büyük harbe gidiyoruz.”[2]

Sahabeler dedilerki daha bundan büyük harp hangisidir? Ya resulallah. Buyurduki. Kendi evimizde efrad aile arasında gece ve gündüz bizleri Allah’dan uzağa çekmek isteyen nefis ile şeytan harbi bu harpten büyüktür. Buyurdular.

Çünkü nefis ile şeytanla mücadele etmek son nefesimize kadar peşimizden ayrılmayan nefis ile şeytan harbi büyüktür. Hem dış din düşmanları vatan yurt düşmanları olanlar ile cihad etmekte Cenab-ı Hak Teala Hazretleri onları bizlerin üzerimize galip etmesin bizleri onların üzerine galip eylesin amin.

Mesleklerin şereflisi ticaret etmektir. Zira Resul Aleyhisselam buyurdu ki:

اَلتَّاجِرُ الصَّدُوقُ تَحْتَ ظِلِّ الْعَرْشِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Alışverişinde doğru söyleyen dürüst tüccar, kıyamet gününde Arş’ın gölgesinde olacaktır.”[3] Cenab-ı Hak’kın kulla-rının yer yüzünde en makbul ve efzal olanları üçtür. Hadisi Şerif

ثَلٰثَةِ اَقْسَامْ اَفْضَلُ عَلَى الْاَرْضِ اِلٰى اٰخِرْ

Hadisi şerif uzundur. Manası şudur. “Yer yüzünde Allah in-dinde efdal olan kullar üçtür. Biri İlmi ile amel eden Üla-malar.

İki Allah yolunda din uğrunda vatan için din içün muha-rebe cihad eden askerlerdir.

Üç ehli ticaret tacir, tüccar olup şüphelilerden yalandan plandan sakınarak halal kazanıp Allah yoluna esirgemeden verenler.”

İşte insan bu üçün birinden olmalıdır. Olmaya çalışmalıdır.

Ülema denilen kimsede üç şart olması lazımdır. Biri gayet sahi cömert ola, herkes şahit olaki Allah içinyeri gelirse malının hepsini Allah yoluna verebilir diyeler.

Ülamanın ikinci şartı gayet halka karşılık menfaat beklemeden bol nesihatlı olaki kendi nefsine hiçbir menfaat beklemiye Fi sebilullah sırf Allah rızası için halka vaaz ve nesihat ede.

Ülamanın üçüncü şartı. Allah’a tevekkül sahibi olaki asla rızk için gam yemeyip tevekkelü Alellah yani Allah’a nasıl güvenir ise Allah’da ona öylece bulunur. Hadisi Kudsi

اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْد۪ى ب۪ى

“Ben kulumun zannındayım.” [4] demektir.

Kalbteki her türlü bağları endişeleri atıp sırf Allahu Tealaya güvenip büsbütün kendini Allah’a bağlayıp dünyasını her işini ona bırakan onu kendine her daim yardımcı olarak bulur. Allah her şeylerini o yerine getirir. İşte alim budur. Çünkü marifete erip kalbi mutmainne olan kimsede bunlar olur. Bunlar kimde var ise o kimse alimdir. Bu kimse okumamış isede alimdir. Çünkü Allahu Tealayı bilmektedir. Allahu Tealayı bilenin nişanıda ondan çok korkup Allah’a teslim olup her umurunu her işini ona güvenip sonunda ona bırakmaktır. Sonunda halım ne olacak oğlum kızım ne olacak demez bu dediklerim olmayan kimse dünyanın ilmini okusa bundan ileri geçemez. Kalbine göre ülema olur. İşte alim budur ki Cenab-ı Hak teala bunların yüzü hürmetine hayır ve bereketini verir. Bir memlekette bunlardan bir kişi bulunsa bunların hürmetine o memleket emin olur.

Bir memlekette bunlar gibi ilmi ile amil olan ülema olmaz ülema bütün dünyadan gider ise insanlar büsbütün nefis şeytan elinde kalır. Gafil, cehalet, fuhşiyet, adaletsizlik, içki, kumar, zina yer yüzünü kaplar insanlar bütün helaka giderler. Vatanın muhafazası için hudut sınırlarda ordumuz, askerimiz, nöbet beklemeseler din düşmanları vatan hainleri bir anda yurdumuzu işgal eder. Namus, can emniyeti kalmaz bir hala gelir. Zengin servet sahipleri cömertler biter kalmaz ise Alim ülemaları gerekse ordu askeriye kuvvetine yardımlar olmaz ise dünyanın asayişi asliyesi, temelleri bozulmaya başlar

İşte yer yüzünde Hadisi Şerife göre Allah indinde efsal olan sınıf ilmiyle amil olan halktan hiçbir menfaat beklemeyerek onlara dinini diyanetini Allah’ın kanunlarını tanıtıp konuşanlar. Din için vatan için namus için gerekirse canlarını düşmanlara karşı vatanı korumak için canını veren ordu askerimizdir. Üçüncü, Allah için çok cömertler ki hem fakir fukaraya yardım hem ilim okutan ülemalara yardım hem askeri ordumuza birliğine yardım eder. Cömert tüccarlar bunlar islamiyetin, dinin bel kemiği gibidir. Bunlarınla insanlar selamette ayakta dururlar.

Bundan sonra mesleklerin şereflisi çiftçiliktir. Hz. Adem Pey-gamberin san'atıdır. Aynı zamanda kişinin Rabbi ile muamele etmesidir.

Resul Aleyhisselam buyurdu ki: “Bir kimse ekin ekse veya ağaç dikse, ondan insan yesin hayvan yesin hepsi, o ağaç za-yi oluncaya kadar o kimseye sadaka sevabı yazılır.”[5]

Bundan sonra şerefli olan diğer bütün san'atlardır. Resul Aleyhisselam san'atı çok meth etmiştir. Bu hususta Efendimiz Haz-retleri buyurdular ki:

“Sanat işlenen eve fakirlik girmez”[6] Yine Resul aleyhis-selam buyurdu ki:

اَلْكَاسِبُ مِنَ الْحَلَالِ حَب۪يبُ اللّٰهِ

“Helalden çalışıp kazanan kimse, Allah'ın sevgilisidir.”[7]

Tenbihü'l-Gafilin’de bildirildiğine göre Hazret-i Resul Aleyhisse­lam buyurmuş ki: “Bir kimse, halka muhtaç olmayayım diye helal kazanmayı istese, ev halkının ihtiyacını görmeyi, komşularına ve ko­nuklarına ihsanda bulunmayı kasd etse, Hak Teala o kimseyi kı­yamet, gününde ayın on dördü gibi yüzü parlak olarak haşreder.

Camiu'l-Fetva'da bildirilir ki: “Helalden dünya malı topla-mak, malına tekebbür eylemedikçe ve farzları zayi etmedikçe sakıncasız­dır. Bu şartlarla çalışıp kazanmanın manası da yukarıdaki hadiste geçen manaya gelir. 

Bazıları vardır ki, rızkı Allah'tan bilir, çalışmanın hiç bir dah­li yoktur derler, fakat çalışıp kazanma sebebiyle Allah'a asi olurlar, işlerine ivdikleri için namazlarını kazaya bırakırlar veya vaktini ge­çirerek kılarlar. Bunlar fasıklardır.

 İnsanlardan bir kısım da vardır ki, rızkı Allah'tan bilir ve ça­lışıp kazanmayı da sebep bilirler. Bunlar, Allah'ın hakkını çıkarıp Al­lah'ın kullarına verirler ve namazlarını kazaya koymazlar. Bunlar mü’minler ve muhlislerdir.”

Yine buyrulmuş ki: “Bir kimse, çalışıp kazanmam hoş helalden olsun derse, o kimsenin beş türlü şeye tam olarak uygun ha­reket etmesi gerektir:

1. Çalışıp kazanıyorum diye Allah'ın buyruğunu geri bırakmamalı ve ihmal etmemeli.

2. Çalışıp kazanması sebebiyle hiç kimse ondan incinmemeli, hiç bir zarar görmemeli.

3. Çalışıp kazanmaktan maksadı, kendi nefsinin ve ev halkının kimseye muhtaç olmaması olmalı, mal çoğaltmak olmamalı.

4. Haddinden fazla çalışarak nefsine eziyet edip zayıflamamalı. İbadetten düşecek kadar zayıflamamalı nefsin gıdasını çokta verip azdırmamalı. Ehli tasavvufun sözleri nefis itini acıktırki taki sana muti olsun.

5. Rızkı Allah'tan bilip çalışıp kazanmayı sebep bilmeli.

Zira Resul aleyhisselam buyurmuş ki:

مَنْ أَصَابَ مَالًا مِنْ مَأْثَمٍ فَوَ صَلَ بِه۪ رَحِمًا أَوْ تَصَدَّقَ بِه۪ أَوْ أَنْفَقَهُ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ جَمَعَ اللّٰهُ ذٰلِكَ جَم۪يعًا ثُمَّ قَذَفَهُ فِى النَّارِ

“Haram mal kazanıp da onunla sıla-ı rahm veya ta-sadduk veya Allah uğrunda infak eden kimsenin, bütün bu yaptıklarını Allahu Teala bir araya toplar ve kendisini ateşe atar.”[8] Çünkü haram maldan hayır beklenmez.

Bunun gibi ulu masiyetlerden, Allah bütün iman ehlini korusun. Senin emniyetli koruyuculuğuna sığınırız ey kendisinden korkanları korkusuz kılan Allah’ım.

 


[1] İhyai Ulumü-d-Din c.2.s.231(Bedir yayınları)

[2] C.sagır Muhtasarı-c.3.s.90.

[3] C.Sağir Muhtasarı c..s.239/1821(3:278/3393)

[4] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.94/596

[5] İmadu-l-İslam

[6] İmadu-l-İslam

[7] İmadu-l-İslam

[8] İhyai ulumi-d-din c.2.s.237

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>