canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

HARAMLARIN YERİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)

HARAMLARIN YERİ

 

Evvela şunu bilmek gerektir ki, bütün haramların yeri sekizdir ve şunlardır:

1. Karın, 2. Dil, 3. Göz, 4. Kulak, 5. El, 6. Ayak, 7. Ferc, 8. Elbise,

Allah tarafından kula emanet olarak verilenler bunlardır. Bütün haramların yeri, kula hesap, sual ve cevap olacak yerler de bunlardır.

Kıyamette “o haramları işledim” diye şahadet edecekler yine bunlardır.

Karına ait olan yemek ve içmekle ilgili haramların bildirilmesi bundan evvelki fasıllarda iki nevi olarak tamamlanmıştı.

Dile bağlı olan haramlar ise İmam-ı Gazali'nin açıklanmasına göre dokuz türlüdür:

Yalan söylemek: Yalan, bütün günahların en büyüğüdür. Ne zaman ki, bir kişi yalan söylemekle meşhur olsa hiç bir sözüne inanç kalmaz, o kimse gönüllerde hor ve hakir olur.

Kendi nefsinde olan yalanın ne derece çirkin ve iğrenç bir şey olduğunu anlamak için şöyle düşünmek gerektir ki, başka biri yalan söyleyip de yalanı meydana Çıktığı zaman senin nazarında o kimse nasıl çirkin ve iğrenç bir kimse olursa sen de bilmelisin ki, senin yalanın da başkaları nazarında o derece çirkin ve iğrenilecek bir şeydir.

Böylece anlaşıldı ki, yalancılık bu cihanda yüz karalığı imiş, öbür­ alemde de ziyade rüsvalıktır. Dile ait bir örnek daha.

Beyazid-i Bestami Hazretlerini müridleri bir gün çok müteesir gördüler sebebini sordular? Beyazid-i Bestami Hazretleri buyurdu ki. Bu gece sabaha kadar hem uyuyamadım. Hemde bir kerre Rabbımın ismini utanıp mahçup müteesir suçlu olduğumdan hem uyuyamadım sabaha kadar hemde bir sefer Rabbımın ismini söyleyemedim. Zira gençlik, oğlanlık çağımda dilimden utanç verici beni Rabbıma mahçup edici bir kelam dilimden çıkmış idi. O kelam düşünüp göz önüne kalbime geldikçe mahçubiyetim üzüntüm utanmam korkum o kadar fazla tesir ettiki hem Rabbımın ismini bir defa söyleyemedim. Hem de sabaha kadar uyuyamadım. Bu konuda dilimize sahip olmamızın ne kadar önemli olduğunu çok güzel bir şekilde bize ifade ediyor.

Dil üzerinde olan ikinci haram vaadini tutmamaktır. Bir kişi, bir yere vaad ederken inşeallah demesi lazım. O vaad ettiği konular imkanı olmaz yerine gelmez ise inşeallah dediği için sözünde yalan çıkmamış olur.

وَ أَوْفُوا بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلًا

“Vaad ettiğiniz zaman sözünüze vefa ediniz. Muhakkak ki, kişi vaad ettiği şeyden sorumludur.”[1]

Resul aleyhisselam buyururur ki:

 حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ حَدَّثَنَا إِسْمَاع۪يلُ أَخْبَرَن۪ي أَبُو سُهَيْلٍ نَافِعُ بْنُ مَالِكِ بْنِ أَب۪ي عَامِرٍ عَنْ أَب۪يهِ عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَا ثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا ائْتُمِنَ خَانَ

“Münafıkın alameti üçtür:

1. Söyler sözüne yalan karıştırır.

2. Vaad eder vaadinde durmaz.

3. Yanına bir emanet bıraksan mühim sözde emanettir. Para, eşya, silah, namus gibileri yanına bıraksan hainlik yapar.”[2]

Onun için Müslümanlara lazım olan münafıkların alametlerinden dikkat edip sakınmamız lazım. Bizlerin insanların ruhlar yaratıldığında Cenab-ı Hak hem ruhlarımızdan vaad almış ruhlarımızda vaad etmişler. Sevginden ayrılmayacağız diye vaad etmişler.       

Bu üç alamet her kimde bulunsa o kimse münafıktır. Üçünden birisi bulunsa münafıklıktan bir şube üzerindedir. İkisi bulunsa iki şubesi üzerindedir.

Dilin üçüncü haramı gıybet söylemektir. Gıybet konusu geride tafsılatı ile geçmiş idi.

4. Dil haramlarının dördüncüsü, bir başkası ile cidal (münaka­şa) etmek

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

Yani “Allah’ın dinine ve dinin ahkamını beyan eden Kur’-an’a toplu olarak yapışın.”[3]

Herkes kendi heva ve iştahatına uyup, fırkalara ayrılmayın, parçalanmayın. Cidal Münakaşa yapmayınız. Din düşmanına karşı zayıf kalmayın. Allah’ın dinine hep beraber birlikte yapışınız ki, karşıya galip gelesiniz. Cenab-ı Hak teala ve tekaddes hazretleri ehl-i İslam’ın daima toplu bulunup, bir noktadan hareket etmesi lazım geldiğini emir ederek, fırka fırka ayrılmadan ve tefrikadan nehyetmiştir.

Tefrika çok mazarrat olacağından, toplum cemaatten ayrılmamayı cümleten hep beraber şeriata yapışmayı emir buyurmuştur.

Dilin beşinci günahı kişinin kendi nefsini övmesidir. Hadisi şerif:

حُبُّ الثَّنٰۤاءِ مِنَ النَّاسِ يُعْم۪ى وَيُصِمُّ

Meali “Yani herkim halkın kendisini meth ve sena hürmet ve hizmet etmelerinden zevklenir haz duyar iftihara düşer ise Hak’kı görmez ve Hak’kı işitmez olur, o kimsenin dini he-laka gider”[4] üç aç kurdun bir koyuna saldırıp helaka gittiği gibi.[5]

Onun için Allah dostları olanlar dünya halkı hepsi kendilere yönelip hürmet hizmet meth ve sena etseler bunların hiç birisine zevk duyupta iltifat etmemişler. Onların maksatları halkın meth ve senasında halkın rızasında meyilleri yoktur. Dünya halkının hepside aleyhine geçseler zemmetseler gıybet yapıp buğuz yapsalar bunların her ikisindede bir an eyleşmemişler. Çünkü istikametleri tayin olmuş yolcu gibiler. İstikamet Allah rızası, yolculuk Allah’ın cemal kabesinin yolculuğudur. Hakiki yolcu olanları hiçbir şeyler Allah’ın inayeti ile yollarından alıkoyamamışlar. İnsan, bu lekeyi dilinden süpürüp temizlemelidir, aksi halde bu leke insanın di­linden ve gönlünden bütün faziletleri silip süpürür. bir hadisi Şerif

مَنْ كَذَبَ كِذْبَةً فَهُوَ مَلْعُونٌ ثَلٰثًا

“Bir kimse bilerek kast ile bir kerre yalan söylese üç defa lanete layık olur.”[6] Yine bu konuların tafsilatları yazılı idi. Hadisi Şerif.

اَكْثَرُ خَطَايَا بَن۪ى آدَمَ مِنْ لِسَانِه۪

Yani; “İnsanoğullarının bir çok hataları dilleri yüzünden-dir.”[7] Yine Hadisi Şerif:

أَحَبُّ الْاَعْمَالِ إِلَى اللّٰهِ حِفْظُ اللِّسَانِ

Yani; “Allah indinde sevgili, efdal olan amellerden biri de diline sahip olmak faydasız lüzumsuz hata yönlerine dili bırakmamak.”[8]

Bir kısım insanların görüşleri üzere yazdıkları kitaplarda dünya yüzünde hiçbir şeyleri kötü görmeyin, beddua yapmayın, hatta diyenler varki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hiç kimseyi incitmedi. Hiç kimsedende incinmedi diye konuşurlar. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hiç kimseyi incit-medimi? Mekke’yi Mükerreme de iken dinsiz kafirler zahirde güçleri kuvvetleri fazla olduğundan iman eden sahabelere çok hakaretler çok zulum ederler idi. Ayeti kerimeler Mekke’yi Mükerremede kafirlerin hakaret zulum ettiği zamanlarda sabır ayeti gelir idi. Müşriklerin eza cefalarına karşı sabır edin tahammül edin. Diye hep sabır ayetleri gelirdi. (Ahkaf 46/35)

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ

Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere’ye gelmeyince, müslümanlar çoğalmadılar. Medine’ye gelince İslam çoğalıp, zahirde de güç dengini bulunca, Cenab-ı Hak Teala, ol vakit bu ayeti gönderdi:

فَاصْبِرْ صَبْرًا جَم۪يلًا

(Ya Habibim) Sen (şimdilik) güzel sabır ile sabr eyle.[9]  

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme sabır ayeti geldikçe yarenlerine, sabır edin, diye buyururdu ve dahi sabırlarını sorardı. Kafirler incittikçe teselli ederdi. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Medine’ye gelince, Hak celle ve ala bu ayeti gönderdi:(Tevbe 9/5)

فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ

Bu ayet geldi, tahammül ve sabır ayetleri mensuh oldu. O zaman Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem gaza için asker göndermeye başladı. Ayette kafirlerin kervanlarını vurun, onları vurup mallarını müslümanlara kısmet eder idi. Bundaki hikmet karşıda düşman güclü ise, siz de onlara karşı güç kuvvet buluncaya kadar, düşmanı oyalayın. Taa ki, gücünüz kuvvet buluncaya kadar. Bu güç kuvvet buluncaya kadar sabır edemeyip ölenler de, Hamza pehlivan derecesini alır, inşeallahu teala.

Yine bu konuya münasip düşen konulardan biride Bedir kazası, bedir kazasında evvel kafirler kervanları Şam’dan adetleri tahmin üzere ikiyüz deve çok kıymetli kumaş yükleri ve çok para ile kafirlerin kervanları Şam’dan döndüler geliyorlar. Kafirler Şam’dan gelen çok kıymetli yükler ile çok para ile gelen kırk kişi kervancılar idi. Mekke’den sayısı tahmin olmayan bir rivayette bin küffar tahmin üzere Şam’dan gelen kervana muhafaza için karşı çıktılar. Çünkü maddiyet mal, para çok idi. Bu konuyu Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e Cebrail aleyhisselam’a Cenab-ı Hak’kın emirlerini Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e beyan ettiki. Bu kafir ordusuna veyahut Şam’dan gelen Kırk kişi Mal ile para ile geliyorlar. Burayı Rabbınız size muhayyer bıraktı. Evvel Mekke’den gelen kuvvetli sayısı çok olan küffara karşımı çıkarsınız cihad etmeye veyahut Şam’dan çok mal servet ile gelen sayısı kırk kişi olan kervanamı çıkarsınız. Onların mallarını Rabbınız size halal kıldı. Boyunlarını vurun alın. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sahabeleri toplayıp bu emri haber verdi. Evvel hangisine gidelim. Deyince sahabelerin tahminen üç ve dört beşten gayri sahabelerin hepsi kuvvetleri az mal çok alması kolay gelen kervana evvel çıkıp onları katil edip mallarını alalım söylediler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yanı süre tahmini üç beş arasında sahabe ile birde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunların kararı önce biz kafirlerin Mekke’den gelen en güçlü en kuvvetli ordusuna çıkalım önce bunları hal edip bütün kafirlerin kuvveyi maneviyelerini kıralım diye karara geçtiler öbürleride bu kararı münasip gördüler.

Çok uzatmayalım bedir kazasında küffar ordusu bütün hezimete helaka uğradılar. Dinsiz kafir Ebu Cehil’de o kazada helak oldu. İslam birliği az sayıda olup küffar ordusunu kırdılar. Kısadan küffar ordusu kalanları tekrar bu hezimete düşüp hem ordu gitti hem kıymetli kervan ve malları gitti. Dayanamayıp toplandılar. Belli pehlivanlardan onbin kişi toplayıp müteşekkil yaptılar. Onbin belli seçme pehlivanlar bir arada yeminler yaptılar. Bedir’in intikamını almayınca kimse hanımı ile yatmayacak diye kendi aralarında kendilerine göre yeminler and içip Medine’yi Münevvereye Bedir’in intikamına almak için yürüdüler. Medine’yi Münevvereye dış yakın bir mesafeye kondular.

İslam askeri gördüler. Kalabalık çok Hemde seçme pehlivan ordusu ile gelmişler. Gelip Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e düşmanlar şehrin dışına kondular Yaresulallah deyince Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem konsunlar sizler evlerinizden dışarıya çıkmayınız. Düşman şehre girip caddelerde yürüyüp evlerinizi taşa tutsalarda çıkmayınız. Deyince.

Sahabelerden bir kısımları böyle bu kadar olurmu Yaresulallah düşman gelsin şehrimizin dışına konsun şehrin içine girip evleride taşlasalar çıkmazsak biz korkmuş oluruz. Bizlerde çıkarız yoksa bize ar olur dediler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ses çıkarmayarak kalktı. Mübarek evide mescide bitişik idi. Mübarek evine gelip harp aletlerini kuşanıp kılıncını aldı. buradaki sahabelerin bir kısmı böyle olmaz bizde çıkarız diyen sahabelere siz niçün Resulullahın sözünü tutmuyorsunuz ona karşı söz söylüyorsunuz. Niçün kendi halına bırakmıyorsunuz. Harbe mecbur ediyorsunuz dediler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem silahını kuşanmış kılıç ile geldi. Bir seferde evvelki çıkarız diyenler. Biz öyle söyledik amma sen bilirsin Ya Resulallah deyince buyurdu ki bir Peygamber Allah için din için silah kuşanıp geri silahını çıkartmak reva değildir. Çıkacağız buyurdu. Nidalar yaptırıp asker toplandı. Asker sayısı üçbin’e kadar toplandı. Küffar ordusu ise seçme belli onbin pehlivan idi. Üçbin kişi küffar ordusunun karşısına gelip indiler. Küffar ordusunu görüp hem seçme pehlivanlarını görüp sayısı onbin olduğunu görünce burada yine bir imtihan denemeler başladı. Rabbım imtihanlarda yardımı ile doğru çıkanlardan etsin. Sahabelerden gelip:

- ‘Ya Resulallah bizim evlerimiz şehrin dışındadır emin yerde değildir. Bizlere evlere gitmemize izin ver Ya resulallah diyerek bir kısım izinli bir kısım izinsiz çekilmeye başladılar. Çekilirken çekilirken az bir miktarda sahabeler kaldılar. O zaman Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hemen şu kalan askeri sayın. Saydılar üçyüz kişi kalmış. Bu üçyüz kişi hayatlarını Allah’a ve onun Resulunün uğrunda feda etmeyi göze alıp kalmışlar idi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem orda şu duayı el kaldırıp okudular. Dua budur. İnanç itikat ile dinsizlere küffara karşı sıkışık vaziyette sizler de bu duayla sıtk ile dua ediniz. Dua şudur

اَللّٰهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ سَر۪يعُ الْحِسَابَ اِهْزَمُ الْأَحْزَابَ اَللّٰهُمَّ اهْزِمْهُمْ وَزَلْزِ لْهُمْ

“Allahümme münzilel kitâbi seriul hisâbe ihzemül ahzâbe Allahümme ehzimhum ve zelzilhüm”

Yani duasında yâ Rabbî bu küffar ordusuna bir zelzele verip bunları büyük bir hüsran hezimete düşür ki dillerde söylensin diye bu duayı bitirince Huzeyfetu-l Yemani Hazretlerine Ya Huzeyfe Şu küffar ordusuna yakınlarına biraz var dinle gör acaba işlerinde ne var. Huzeyfetu-l Yemani Hazretleri rivayet ediyor. Vakit akşam az karanlık idi. dışarılarda bir kağıtı depredecek rüzgar yok idi. Küffar ordusuna yaklaştım ki küffar ordusunun içinde büyük bir felaketler zelzeleler devam edip yerlerdeki taşlar kaya parçalarını hızla orduya vurulmakta idi.

Ebu Süfyan Ordunun dışına kaçarak yüksek bir yere çıkıp Orduya durmadan bağırıp nida ediyor idi ki mala eşyaya hiç birine bakmayınız kaçınız canınızı kurtarınız diye bar bar bağırıyor idi. Buradaki büyük derinden düşünüp alacağımız ibret onbin küffar ordusu harbsiz zelzele fırtınalar ile büyük bir hezimete uğrayıp ölenler öldüler kalanlar kaçtılar. İşte Cenab-ı Hak’kın ne zaman muradı ilahiyesini irade eder ise böyledir. Onbin kişinin bütün kalan mallarını üçyüz sahabe kalmış idi. Onlara taksimetler yapıldı.

İşte Fravunlar çok aşırı dinsizliğe imansızlığa giderken giderken en sonunda firavunu ve firavuna uyup tabi olanları en sonunda yekününü kızıl denize gark etti. Firavnilerin Mısır’da evlerini arazilerini maddiyetlerini beni İsraillere miras kıldı.

Mekke Harbi konusuda: Mekke müşrikleri çok imansızlıkta ileriye giderken giderken kendi cinslerinden olup aralarında o kadar mucizatlarını gördükleri halda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e yaptıkları eza cefaların son karşılık cezasını bu dünyada iken Mekke fethinde onlarda hezimete uğradılar.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve kendisine Allah’a iman edip tabi olan sahabeler Allah için, Resulullah için, din için vatanlarını, yurtlarını, mallarını, maddiyetlerini, hepsini Mekke’de bırakıp tek başlarına maddiyetsiz muhacir olarak Medine’yi münevveriye hicret ettiler. Mekke’den Beytullahı tavaf yapmaktan mahrum kalınca çok üzülüp müteesir olurlar idi. Bir müddet sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir rüya gördü. Rüyasını gelip sahabelere sevinçle müjdeledi. Müteesir olmayın merakta etmeyin inşeallah Mekke’yi feth edeceğiz. Beytullahı tavaf edeceğiz kurbanlar kesilecek, saçlarımızı traş edeceğiz Mekke’yi de alacağız inşeallah. Bu haberi söyleyince sahabeler çok sevinçle mesrur olup sevindiler. Beklediler zaman uzuyor bunlar olmuyor çok müddet zaman beklediler beklediler bunlar olmayınca sahabelerin içlerinden sabırları taşanlar oldu. Resulullah Efendimizin yanına gelip dediler ki. “Gâle metane Ya Resulallah”

Sen diyordun ki inşallah Mekke’yi feth edeceğiz, Beytullahı tavaf edip, traşlar olcağız diye bizlere beşaretler verdin idi. Yani Allah’ın nusratı yardımı nerde kaldı Ya Resulallah diye sabırları taşanlar oldu. Bu konu üzerine çok uzun müddet geçti ise de sonunda sevgili Peygamberimizin mübarek lisanından neler söylemiş ise noksansız olarak hepsi yerine gelmiş oldu.

Niyazi Mısrı Hazretleri bir beyitinde diyor ki:

Hakiki Mürşidi Kamilin sözlerini atılmış ok bilmek gerektir diyor. Onun için Sevgili Peygamberimizin de ağzından ne gibi kelamlar konuştu ise zamanı geldikçe noksansız olarak yerine gelip zuhur etmiştir.

 


[1] Abdulkerim bin Muhammed el Kazvini Et Tedvini Fi Ahbari Kazvini c.3.s.427 (Beyrut), İmadu-l-İslam

[2] Ramuzel Ehadis c.1.s.5/4, C.Sağir Muhtasarı c.1.s.16/17 (1:63/25)

[3] Al-i İmran 3/103

[4] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.129/832

[5] Halebi tercümesi kenarı s.372-373 (Osmanlıca baskı)

[6] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.114/734

[7] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.90/565

[8] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.90/563

[9] Meâric 70/5

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>